bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 21 Haziran 2018 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Merhaba Dünyalı Biz Robotuz

Merak ve keşif dürtümüzü harekete geçiren bilimkurgu, hayal gücü yüksek birçok anlatıya imza attı ve atmaya da devam ediyor. Bilimkurgunun yaygın temalarından biri de hiç kuşkusuz dünya dışı yaşamla karşılaşma, yani ilk temas. İki farklı uygarlığın birbiriyle ilk kez etkileşime girdiği anı tanımlayan bu terim, oldukça yaratıcı, sıra dışı ve merak uyandırıcı kurgulamalara gebe olduğu gibi toplumsal, felsefi ve siyasi dönüşümleri de ortaya çıkarabilecek geniş bir kapsama sahip.

Hal böyle olunca, bilimkurguda ilk temasa dayalı eserlerin modası asla geçmiyor. Bilakis bilim ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, toplumdaki ilk temas beklentisini daha da körüklüyor. Her ne kadar cezbedici gibi görünse de, gerçekleşecek bir ilk temasın uygarlıklardan birini ya da her ikisini birden ciddi bir yıkıma sürükleme ihtimali de var. Dünya üzerinde yaşanan kimi örnekler bunu doğrular nitelikte. Sözgelimi İspanyollarla karşılaşan Kızılderililerin akıbeti hepimizin malumu.

ilk temas

Konunun bu denli yaşamsal yönleri bulunması, ilk temasın etik açıdan da ele alınması gerektiğini gösteriyor. Sonuçta bir uygarlığın doğal gelişimine ve toplumsal dengesine müdahale edilmesi hiç beklenmedik sorunların doğmasına yol açabilir. Bu yüzdendir ki Star Trek’te ilk temas belli kurallara ve prosedürlere bağlanmıştır. Örneğin yeterli gelişmişlik seviyesine ulaşmamış bir uygarlıkla temas kurmak yasaktır. Gelişmiş uzaylıların da böyle kuralları var mıdır bilinmez ama kendilerince birtakım önlemler aldıklarını farz etmek yanlış olmayacaktır. Tabii eğer yaşama saygılılarsa.

Öte yandan böylesi devasa bir evrende iki uygarlığın birbiriyle doğrudan temasa geçme ihtimali bir hayli az. Kaldı ki tek sorun uzayın büyüklüğü de değil. Organik canlılar için uzay seyahatleri bin bir çeşit tehlike barındırıyor. Sevecen olmayan ve bize aldırmayan bir evrende yaşadığımız gerçeğini aklımızdan çıkarmamamız lazım.

İnsanlık olarak sanayi devriminden bu yana çok yol kat ettik ve hayatlarımız hiç olmadığı kadar değişti. Atılımların peşi sıra geldiği alanlardan biri de kuşkusuz robotikti. Artık gündelik işlerden uzayın keşfine kadar hemen her alanda kullandığımız robotlarımızın, günün birinde tüm galaksiye dağılmayacağını kim iddia edebilir? Bizler kadar kırılgan olmayan sağlam yapıları, uzayda kolonileşmemizin de en önemli anahtarı konumunda. Belki bir gün evrenin dört bir yanına dağılmış uygarlık elçilerimiz haline bile gelebilirler.

Hatta orada bir yerlerde bu süreci çoktan tamamlamış başka uygarlıklar olabilir ve dolayısıyla gelecekte uzaylıların zeki robotları tarafından keşfedilebiliriz. Dahası tasarımcılarından tümüyle bağımsızlaşmış robotik uygarlıklarla dahi karşılaşabiliriz. Bu yüzden robotlarla gerçekleşecek bir ilk temasa şimdiden hazır olmakta fayda var.

Bizler nasıl ki çevre gezegenlere araçlar gönderiyor ve onlar hakkında bilgi toplamaya çalışıyorsak, bunu uzaylıların da yapma ihtimali çok yüksek. Uzayın derinliklerinde harıl harıl veri toplayan robotik karınca sürüleri cirit atıyor olabilir. Kulağa biraz ürkütücü gelse de, böylesi bir strateji son derece tutarlı ve işlevseldir. Zorlu koşullara aldırmayan, sistematik devinebilen, hassas ve isabetli çözümlemeler yapabilen, hatta Stargate’in Çoğalıcıları gibi kendini kopyalayabilen mekanik bir ordunun avantajları saymakla bitmez.

Sahipleri için uygun gezegenleri iskân etmekle görevlendirilmiş kolonizasyon robotlarından tutun da, gizlice uygarlıkları izleyen casus robotlara kadar uzayın dört yanı bu makinelerle dolu olabilir. Belki dünya dışı robotlar tarafından çoktan keşfedilmişizdir bile! Ne tür bir teknolojinin ürünü olduklarını bilmediğimiz için (nano boyutta bile olabilirler) onları fark etme ihtimalimiz de pek yok. Kısacası günün birinde devasa uzay gemilerinden inip, “Merhaba dünyalılar,”  diyen tuhaf görünümlü canlıları bir kenara koyup, şimdiden kendimizi elektronik bir selamlamaya hazırlasak hiç fena olmaz.

Temas kuracak robotların illa birilerinin hizmetkarı olması da şart değil. Neden evrenin bir yerlerinde, tasarımcılarına karşı bağımsızlıklarını kazanmış ya da tamamen başıboş kalmış robotik uygarlıklar olmasın? Böylesi büyük bir evrende her türlü olasılıkla karşılaşmak mümkün. Battlestar Galactica’nın Cylonlar’ını andıran bir şekilde tasarımcılarına karşı giriştikleri bağımsızlık mücadelesinden galip ayrılmış robotik bir uygarlık fikri kulağa çok da çılgınca gelmiyor. Robotlara karşı içten içe beslediğimiz korkunun temel nedenlerinden biri de bu olsa gerek.

Robotların bağımsızlıkları için ille de tasarımcılarına karşı topyekûn bir kıyıma girişmeleri de gerekmiyor. Automata filminde olduğu gibi, kendi kendini yok eden uygarlıklarından geriye başıboş ve denetimsiz kalabilirler. Mevzu bahis becerikli robotlar olunca, hiçbir canlının onlarla boy ölçüşemeyeceği aşikar. Deneyimledikçe öğrenebilirler, öğrendiklerini birbirlerine aktarabilirler ve nihayetinde uzaya açılıp kendilerine yeni varlık alanları arayabilirler. Belki bir gün yolları bizimle de kesişir, kim bilir…

Olasılıkları salt yapay zekaya indirmek de doğru olmaz. Mesela bilincin veri olarak dijital ortama aktarılması olasılığı, gerek bilimin gerekse de bilimkurgunun en sevdiği gelecek tahayyülleri arasında. Üstelik teoride bunun mümkün olduğunu da biliyoruz. Bizim henüz böylesi bir uygulamayı hayata geçirememiş olmamız, başka uygarlıkların da geçiremediği anlamına gelmiyor. Eğer bunu başarmışlarsa, kırılgan organik bedenlerini geride bırakıp bilinçlerini dayanıklı mekanik zırhların himayesine almış olabilirler. Bu yeni avantajları uzaya yayılmalarını da kolaylaştıracağı için, günün birinde böylesi bir uygarlıkla karşılaşma ihtimalimiz de kayda değer şekilde artıyor.

Bitmedi; bir ihtimal daha var. Belki de bize ilk, “Merhaba,” diyen dünya dışı bir Cyborg uygarlığı olacak. Ne tümüyle organik ne de tümüyle mekanik böyle bir uygarlık modeli de çok sıra dışı değil. İnsanlık olarak bizler bile Cyborg çağına doğru koşar adım ilerlerken, bu sürecin başka bir yerde başarıyla tamamlanmış olabileceğini göz ardı etmemeliyiz.

Görüldüğü üzere uzaylıların neye benzeyip benzemeyeceğini ya da canlı olup olmayacağını kestirmek zor. Bildiğimiz en bariz şey, uzayın pek de konuksever olmadığı. Bu çetin şartlara ayak uydurmak ve devasa mesafeleri aşılabilir kılmak adına yarattığımız makinelere ihtiyacımız var. Bizim için geçerli bu ihtiyaç, eğer köklü ve konforlu bir seyahat yöntemi keşfetmemişlerse başka uygarlıklar için de geçerli olacaktır.

Günün birinde yok olup gider miyiz bilinmez ama, bizden geriye yarattığımız makinelerin kalma ihtimali yüksek. Hatta olası bir ilk temasın bizimle değil de uygarlık bayrağını bizden devralmış robotlarımızla yaşanması bile mümkün. Umarım robotik torunlarımız, yabancılara bizimle ilgili iyi şeyler anlatırlar.

Güzelliklerle anılmak dileğiyle diyelim…

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Otuz yıllık amatör bir düş gezgini, saplantılı bir bilimkurgu hayranı ve Nietzsche ile başbaşa iki kadeh tokuşturamadığı için tanrıya atarlanan şizofrenik bir peygamberdir. Müziğin karanlık ve habis dehlislerinde dolaşmaktan sapıkça bir zevk duyar. Son olarak, dağa kaldırdığı kızın profesyonel dağcı çıkması sonucu hayata küstüğü rivayet edilmektedir.