bilimkurgu kulubu

Araştırma macdonalization

Tarih: 14 Nisan 2020 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

McDonaldization: Fast Food İdeolojisi

George Ritzer isimli bir sosyolog 1993 senesinde çıkan The McDonaldization of Society kitabı ile literatüre yeni bir kelime kazandırdı. McDonaldizasyon. Bu terime göre, giderek küreselleşen ve tek tipleşen dünya yakında bir “fast-food” restoranını andıracaktır. Tabii bu J.G Ballard’ın gökdelenindeki gibi tek bir bina etrafında dönen yaşamdan ziyade, toplumların giderek kendini kaptırdığı hız, dakiklik, işlevsellik ve standartlaşmanın bir nevi eleştirisi gibidir. Birleşik Krallık’taki McDonald’s temsilcileri, Ritzer’in “McDonald’s” ismini aslında şirketle pek de alakalı olmayan fikirlerini daha hızlı yaymak için kullandığını söylemişti. Sahiden de, McDonaldization ismini duyunca insan “bu ne yahu?” diye bir merak etmiyor değil. Bu konsept bilimkurgu alanında da işe yarayabilir. Malum siberpunk’ın cenaze marşı çalıyor. Şahsi kanaatimce siberpunk kadar itici bir başka bilimkurgu alt türü yok. İkincisi 1984 ayarındaki abartılı distopyalar olabilir.

Bu iki şeyi birbirine karıştırırsak her ikisine de rakip çıkabilecek bir şey elde ediyoruz. McDonaldspunk. Tabii isminin illa böyle olmasına gerek yok zira McDonalds reklamı yapmak niyetinde değiliz ama George Ritzer bir kelime icat etmiş bir kere, biz de bu yazıda şirket olan McDonalds değil de, George Ritzer’in kast ettiği “McDonalds” üzerinden yürüyeceğiz. McDonaldspunk bir dünyada işlevsel olmayan, hızlı olmayan, dakik ve kesin olmayan hiçbir şeye yer kalmayacaktır. Herkes ve her şey tornadan çıkmış gibi standart ve yerli yerinde olacaktır.

McDonaldspunk bir dünyayı o yöne doğru ne itecek tahmin etmek zor. Belki teknoloji, belki yıkıcı bir buhran sonrası kurulacak yeni sistemler, belki kıtlık, belki ekolojik felaket… McDonaldspunk bir dünyanın, tıpkı bir fast-food lokantası gibi ilk özelliği hızı olacaktır. Hız, ilk fütüristlerin taptığı bir şeydi. Uçakları, yarış otomobillerini ve trenleri adeta fetişleştirmişlerdi. Eğer o fütüristler bu gün yaşıyor olsaydı, onlara göre Notre Dame saçma sapan ucube bir yapı, bir fast-food lokantası ise hızın yarattığı bir harika olacaktı. Hızda sahiden kutsal bir özellik olmalı. Babil Kulesi’ni inşa eden insanlar Tanrı’ya ulaşamamıştı, şimdi de parçacık çarpıştırıcı inşa edebilen insanlar ışık hızına ulaşamıyor. Işık hızında tanrısal bir nitelik olabilir mi? Bu çoğu gülünç bir soru gibi gelebilir ama dünya ve insanlık farklı bir şekilde gelişim gösterseydi bu gün neredeyse hiç farkında olmadığımız mevhumlara kutsal anlamlar yüklenebilirdi. McDonalspunk bir dünyada da kesinlikle hız tanrısal olacaktır. Bir fütüristin, Amerikan rüyası ile harmanlanmış bol yağlı, prion yüklü mabedi, fast-food lokantaları.

McDonaldspunk dünyadaki bir diğer özellik ise verimlilik olacaktır. Bir görevi tamamlamak için en optimal metod. Bu bağlamda Ritzer’a tekrardan atıf yapmalıyız. Ritzer’ın fast-food lokantaları ile modern dünyadaki kurumların çalışma sistemleri arasında kurduğu analojide, verimliliğin anlamı şu: bir fast-food lokantasının temel amacı müşterileri en hızlı şekilde doyurmaktır. McDonaldize olmuş bir dünyada ise bir organizasyonun herhangi bir bölümü, zamanı en minimalize hale getirmek için uğraşacaktır.

Zamana da dini bir anlam yüklemek mümkün müdür? Bir mucizenin bir felakete dönüşmesinde zamanın payı vardır. Hatta bir mucizeyi, bir felaketten ayıran şey belki de zamanın ta kendisidir. Her şey, zamanın görünmez ağlarına bağlı sanki, bir ip titreştiği an bu titreşim ağın her yanına yayılıyor. Her şey bir saniyeye bağlı. Bir saniye önce başka bir şey yapmış olsaydım şu an hayatım bambaşka şekilde ilerliyor olurdu. Her geçen saniye hayatımı bambaşka bir hale getirmek fırsatını kaçırıyorum ama aynı zamanda başıma gelebilecek felaketleri de geciktiriyorum. Zamanın kendi bilinci var mıdır bilinmez, belki tanrının da yoktur. Ama tek bildiğimiz şey, McDonaldize bir dünyada insanların hiç zamanı olmayacak. Çünkü birileri tüm saatleri ayarlamış olacak.

McDonaldspunk dünyalardaki karakteristik bir diğer özellik “hesaplanabilirlik” olacaktır. Hedef ölçülebilir bir şey olmalı, tıpkı ne kadar hamburger satışı yapıldığı, bir gün içinde dükkana ne kadar insanın girip çıktığı gibi. Subjektif şeylere gerek yok, mesela tat gibi. Tadı nasıl standartlaştırabilirsin ki? Benim tat alma duygularım ile herhangi birinin tat alma duygusu nasıl aynı olabilir? Parmak izleri bile aynı değil insanların. Kaldı ki, McDonalds felsefesine göre nicelik kalitedir. Çok büyük miktarda ürünün müşterilere olabilecek en kısa zamanda ulaşması yüksek kaliteye eş değerdir. McDonaldize bir dünyada öngörülebilirlik çok büyük önem teşkil edecektir. Dünya çapındaki bir fast-food zincirinin felsefesi şudur, dünyanın neresinde olursan ol, kim olursan ol, bizim lokantamıza geldiğin zaman aynı kalitedeki aynı ürünü alırsın. McDonaldize bir organizasyonda da işler fazlasıyla rutin, fazlasıyla “tahmin edilebilir” olacaktır. Dolayısıyla bir zaman sonra McDonaldize dünyanın insanları tıpkı tetris bağımlıları gibi işlerini, iş yapmadıkları zaman bile beyinlerinin “arka planında” tekrarlıyor olacaklar.

Etiketler: , , , , ,


Yazar Hakkında

Keşke dünya 2009'dan daha ileriye gitmeseydi.