bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 1 Temmuz 2020 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Mars Kabileleri

İnsan, tarihin başından beri yayılmacı bir tür oldu. Tıpkı karıncalar gibi, insanlar da zamanla koloniler kurdular. Anavatanlarından uzakta, bambaşka diyarlara yelken açtılar. Kurulan kolonilerin arkasında çeşitli motivasyonlar vardı. Keşif, ticaret, savaş, yayılmacılık. Antik Dünya’nın pek çok köşesinde Yunan kolonileri mevcuttu. Fenikelilerin de kolonileri Akdeniz’in etrafına sepelenmişti. İlerleyen çağlarda, Amerika’nın keşfedilmesiyle kolonicilik bambaşka boyutlara ulaştı.

Tarih boyunca kurulan kolonilerden bazıları yok oldu, bazıları koca bir tuz tarlasına dönüştü, bazılarıysa hayatta kaldı ve güçlü devletlere evrildi. İnsanlık nihayetinde Dünya’nın neredeyse tüm kara parçalarına yayıldı. Artık kolonilerin geleceği uzayda görünüyor. Üzerinde koloni kurulması muhtemel gök cisimlerinden biri de kuşkusuz Mars. İncecik atmosferi, düşük yerçekimi, dondurucu soğuğu ve tüm yüzeyini kaplayan devasa çölleriyle Mars’ın insanlığa halihazırda zengin vaatleri olmadığı kesin. Peki ama, ileride bir gün sahiden de Mars’a koloni kurulursa buradaki toplum neye benzerdi, zamanla nasıl bir dönüşüme maruz kalırdı? İşte karşınızda Mars kabileleri…

Çiftçiler

Mars yerleşimlerinin temel taşı, büyük olasılıkla sonu tarihin tekerrürü ile bitecek pek çok post-modern Roanoke’nin öncüsü, sert arazilerde ve amansız düzlüklerde başlatılan kolonicilik faaliyetlerinin bel kemiği… Age of Empires köylüsü misali bir kabile.

Çoğu Dünya kökenli gönüllülerden oluşuyor. Bir kısmı da Mars yerleşimcilerinin soyundan geliyor. Sınırsız bir kaynak havuzu gibiler. Yerleşim girişimlerini başlatacak finansmanlar gönüllü bulmakta hiç zorlanmaz nihayetinde. Sonu ölümle bitecek olsa da, her biri bir ömre bedel maceralara dolu bir yolculuğa ve de muhtemel bir zenginliğe kim itiraz edebilir ki?

Leşçiler

Mars dökülen bir deriyi andırıyor. Pul pul olup döküldükçe yerine yeni ve daha sağlam bir deri çıkıyor. Burada “deri” ile kast ettiğimiz şey insan yerleşimleri. Son yüzyılda pek çoğu korkunç trajedilerle biten binlerce yerleşim kuruldu Mars’ta. Bazıları ulaşılamayacak kadar derinlere, gargantuan Mars kanyonlarının yarattığı o sahte güvenliğe inşa edilmişti. Bazıları da fırtınalar sonrası harap olan ve düzlüklerde bulunan ilkel kolonilerdi. Bazıları ikmal ya da iletişim istasyonu gibi daha teknik amaçlara yönelikti. Lakin şu bir gerçek ki yıkılan her bir yerleşimden “geri kazanılamayacak” kadar fazla atık kalmıştı.

İşte resmi bürokrasinin geri kazanamadığı atıkları Mars’ın yeni nesil konar göçerleri, daha “havalı” bir değişle, nomadları, topluyor. Bu kabile kimsenin girmeye cesaret edemeyeceği zehirli bölgelere, kimsenin inmeye cesaret edemeyeceği korkunç kanyonlara iniyor. Hepsi adrenalin bağımlısı ve adrenaline tapıyorlar. Adrenalin onları hayatta tutuyor, onlara hayatı bahşediyor ve onları var ediyor. Zayıf yahut adrenalin yoksunu tipleri kabilelerinden dışlıyor. Spartalılar, Türko-Moğol göçebeler ve de post-modern gerçekliğin ilginç etiketleri birbiri içine geçmiş.

Fırtınasoyu

İnsan, yaratıcı olduğu kadar tahripkar bir canlıdır da… Biri beş birim inşa ediyorsa, biri bunun üç birimini yıkmalıdır ki denge oluşsun. İnsanlığın kaderidir bu adeta. Babil Kulesi bir türlü tamamlanamaz. Fırtınasoyu ismini verdiğimiz kabile de böylesi bir “denge” görevini üstlenmiş gibi.

Post-modern dünyanın Haşhaşileri gibiler adeta. Mars’ın onlara spiritüel bir güç verdiğini falan düşünüyorlar. Mars’ın ölümcül fırtınalarına uyum sağlamayı başarmışlar ve fırtınalar ile birlikte ortaya çıkıp insan yerleşimlerine saldırıyorlar. Bunu neden yaptıklarını kimse bilmiyor. Bazıları onların Mars’ta gömülü kalan kadim bir tanrıyı bulmuş olduğunu ve tüm gezegeni insanlardan temizleyip, tanrılarıyla baş başa kalmak istediklerini düşünüyor. Bazıları da bunların yaşamdan ve insanlardan aşırısıyla bezmiş bir post-modern ludist olduğunu söylüyor.

Atletikler

Bu kabile biraz genetik mühendisliği, biraz pazarlamacılık, biraz medya simsarlığı, biraz da Mars’ın etkileri sonucu oluşmuş durumda. Bu kabile üyeleri neredeyse ruhsuz ama Mars standartlarına göre acımasız bir güzelliğe sahipler. Mars’a giden insanlar az biraz kendi düzenlerini kurunca, yeni dünyalarının saçma sapan özelliklerine ayak uydurup, ona göre yeni spor türleri icat ediyorlar. Boks basketbolu, karate futbolu vesaire gibi epey matrak eğlenceler. Tabii çiftçiler kendi aralarında kendilerini bu şekilde eğlendirse de, bu sporlarla profesyonel şekilde ilgilenen tipleri izlemek daha keyifli olmalı.

Fanusun o sıcak ve boğucu havası, koruyucu kıyafetin amansız baskısı ve de Mars’ın Allah’a emanet yer çekimi ile dolu işkence gibi on iki saatlik çalışma gününün ardından yirmi beş metrekare kabinine dönen gariban çiftçi, sisteme isyan etmesin, her şeyin yolunda olduğunu düşünsün diye, öforik içecekler ile takviye edilir ve ona hediye edilen yüksek çözünürlüklü televizyonundan çeşitli atletiklerin maceralarını izler. Bazılarının fanatiği bile olur hatta ve yeri gelince fanatiği olduğu atletiği yarışmada tutmak için ona SMS yollar. Bu şekilde bir şeyler başardığını ve birilerinin kaderini etkileyebilecek kadar güçlü olduğunu hisseder Marslı çiftçi kardeş.

Vahşiler

Berbat bir fırtına sonucu ortaya çıkan iletişim kopukluğu uzak yerleşimleri medeniyetin geri kalanından ayırıyor. Derin çöllerdeki ya da amansız kanyonlardaki uzak yerleşimler adeta karanlığa gömülüyor. Tabii bu yerleşimlerin insanları bir anda delirmeyeceklerdir.

Önce bir gün dayanır, iki gün dayanır, üç gün dayanır… bir hafta dayanırlar… ama nihayetinde artık hiçbir yerden destek gelmeyeceğini fark edince, çarşı pazar karışır. Yok sen benim kompresörlü kıyafetime laf ettin, yok sen benim radyasyon önleyici kremi aldın, yok sen benim çocuğun üçüncü koluna güldün diye birbirine akla hayale sığmayacak biçimlerde saldırırlar. Sonra ağza alınmayacak vahşilikler sergilenir. Bazıları asla bulunamaz ve Mars’ın bağrında var olan gerçek şeytanlara dönüşürler…

Medeniyet tutulmasının ortaya çıkardığı canavara teslim olan bir kabile. Bazıları kurtarıldığı zaman çaktırmadan medeniyete tekrar karışıyor…

Ağörenler

İsmi, şehirler arası uzun yolculuklarda karşınıza çıkabilecek türden bir köy ismini andırsa da, bu kabile Mars’ta oldukça önemli bir role sahip. Dediğimiz gibi Mars’taki yerleşimlerin çoğu fırtınalar vesaire yüzünden kötü bir talihle sonlanıyor olsa da, bazılarını geri kazanmak mümkün.

Fırtınaların yarattığı amansız iletişim boşluklarından sonra, medeniyetten kopan yerleşimleri hızlıca bulup, “aga bir durun, bir sakin olun, biz buradayız, sıkıntı yok,” demekle görevliler. Korkunç kızıl karanlığın içine gömülmüş, dışarıya hiçbir mesaj yollayamayan, erzağı ve enerji jenaratörlerinin yakıtı bitmek üzere olan bir yerleşim, tam sonun geldiğini düşünürken, bu mübarek arkadaşlar ortaya çıkıyor ve onlara dayanacak umudu, bazen kısıtlı da olsa maddi desteği sunuyor.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Keşke dünya 2009'dan daha ileriye gitmeseydi.