bilimkurgu kulubu

Araştırma din ve bilimkurgu

Tarih: 23 Haziran 2016 | Yazar: Hamdi Güzeliş

0

Kurgudan İnanca: Din ve Bilimkurgu

“Bilimkurgunun ruhanilik barındırmadığı açıktır. Buna rağmen birçok bilimkurgu eserinin ana teması dindir. Edebiyatta olsun, ekranda olsun iyi seviyeli bir bilimkurgu özellikle dinle ilgilenir.” –Benedikt Schulz

Darth Vader, “Bir gezegeni yok edebilme yeteneği, gücün verdiği yetenek ile karşılaştırılamaz.” der. Belki de Star Wars’u bu kadar popüler yapan, ruhani bir merkezi olması ve konuların bunun etrafında dönüp durmasıdır, kim bilir? Otostopçunun Galaksi Rehberi’nden de hatırlanacağı gibi, hayata, evrene ve her şeye dair nihai cevabı bulmak biz insanoğlunun en büyük arzularından biri. Çünkü meraklı bir türüz ve düşünsel anlamda tatmin olmayı istiyoruz. Her ne kadar birbirinden oldukça ayrıksı görünse de, zaman zaman din ile bilimkurguyu bir araya getiren şey de işte bu merak dürtüsüdür.

Geçmişte pek çok yazar; hayatın, evrenin ve her şeyin nihai cevabını verebilmek için bilimkurguya sarıldı. Kuşkusuz bunun en iyi ve en bilinen örneklerinden biri de Isaac Asimov‘un “Son Soru” adlı o muhteşem öyküsüdür. Öyküde, Multivac adlı gelişmiş bilgisayara entropinin tersine çevrilip çevrilemeyeceği sorulur. Multivac’ın verdiği cevap gayet basittir: “Anlamlı bir yanıt için yeterli veri mevcut değil.

Asimov Son Soru

Asimov’un hikayesi adeta zaman ve mekan tanımazcasına ilerler. Öyle ki, insanlar ve süper bilgisayarlar milyarlarca yıl boyunca evrim geçirmeyi sürdürür. Artık trilyonlarca insan tek bir bilinç haline gelmiştir. Tabi Multivac da zaman içinde gelişip, aşkınlaşır. Hatta bir zaman sonra sanal devreleri hiperuzaya dağılır. Ancak o son soru hala cevaplanabilmiş değildir.

Zamanın sonu, cevaba en yakın zamanlardır,” diyor Wolfgang Tress ve ekliyor: “bilimkurgu, doğası gereği keşfe ve cevaba aç bir alandır.” İş hayatın ve evrenin anlamını sorgulamaya geldiğinde, karşımıza çıkan şey sadece bilim ya da bilimkurgu değildir; dinler de bu alanda güçlü roller üstlenirler. Verdikleri cevaplar çoğu zaman akla ve mantığa ters düşse de, dinlerin kişi ve toplum üzerindeki etkilerini yadsımak imkansız. Tekrar Asimov’un öyküsüne dönecek olursak, ilerleyen zamanla birlikte artık evrenin de sonu gelmiştir. Multivac, trilyonlarca yıl önce yarı sarhoş bir bilgisayar uzmanının sorduğu o son soruya cevap verebilme gayesiyle varlığını hala devam ettirmektedir. Zaten bu zaman zarfı içinde elde ettiği tüm bilgi o son soruya cevap verebilmek içindir. Herkes ve her şey yok olmuşken Multivac sonunda cevabı bulur ve “Işık olsun!” der…

Öyküyü okuduğumuzda, Asimov’un süper bilgisayarının dinlerdeki tanrı kavramıyla birebir örtüştüğünü fark edip irkiliyoruz. Hatta aklımızda çılgınca sorular uçuşmaya başlıyor: Tanrı dediğimiz şey doğanın ta kendisi olabilir mi, ya da doğa kendi tanrısını var edebilir mi? Bilmeliyiz ki, bu tarz sorular felsefenin erken tarihine kadar uzanıyor. Spinoza’nın ünlü “Deus sive natura(Tanrı, yani doğa) söyleminin altında yatan da bu düşünceden başkası değildi. Teolog Linus Hauser‘a göre, bilimkurgu çoğunlukla anlamını aradığımız sorulara teknoloji ile cevap veren bir alan ve dolayısıyla bu yöndeki sorgulamaları da teknoloji aracılığıyla yapmak zorunda. Aksi takdirde üretilen şey bilimkurgu olmaktan çıkacaktır.

god_creating

“Kadim çağlardan beri süregelen bir kehanet şöyle der: Bir mesih gelecek ve bize öncülük edip gerçek özgürlüğün yolunu gösterecek.” – Prenses Irulan / Dune Serisi

Şüphesiz din, insanlığın kaderini şekillendiren güçlerden biri. Bunun bilincinde olan bazı bilimkurgu yazarları, eserlerinde dini motifler kullanmayı tercih edebilmektedir. Frank Herbert’in meşhur Dune serisi, konuya örnek olarak verilebilecek eserlerin başında geliyor. Altı kitaptan oluşan seri, insanlığın uzaya hükmettiği uzak bir gelecekte geçiyor. Seri; teknoloji, politika, felsefe ve sosyolojinin yanı sıra ciddi bir dinsel altyapıya da sahip. Kitaplar boyunca semavi dinlerin etkisini hissetmek mümkün. Yine Mesih beklentisi de serideki bir başka dinsel kurgu olarak karşımıza çıkıyor.

Arrakis ya da namı diğer Dune gezegeninin geleneklerine düşkün yerli halkı Fremenler, ezilen ve sömürülen bir halktır. Paul Atreides ise Fremenlerin beklenen mesihi olarak ortaya çıkar. Kehanetin kendisine sağladığı doğaüstü güçleri vardır. Hatta kendisine Arapça öğretmen anlamına gelen “Muad’Dib” lakabı takılır. Özgürlük mücadelesinde Fremenlere liderlik ederken, Cihat adı verilen kutsal savaşın da habercisi olur. Paul, ilk Dune romanında rol model olarak sunulmuş, ikinci romanda ise evreni savaşa sürükleyen çaresiz bir Mesih olarak betimlenmiştir.

Dune_desert

“Paul yıllarca şiddet ve vahşet içinde yaşadı. Fanatik takipçilerinin mistik bakışlarına ve kendindeki karşı konulamaz güce tanıklık etti.” – Dune Serisi

Dune serisinde Paul Atreides bir görü deneyimi yaşar. Görüsünde uzay ve zamanı, geçmiş ve geleceği birleştirir. Onun bu görüsü, uzay ve zamanın ötesine taşan ve adeta cennete yapılan bir seyahat gibidir. Linus Hauser’a göre kitaptaki bu bölüm, açık bir şekilde İslam peygamberi Muhammed’e bir göndermedir. Tüm din ve mitlerde göğe yükselmek, bir çeşit ulviyet göstergesidir.  Dinlerde bu yükseliş bazen bir kayanın üzerinde, bazen bir atın sırtında, bazen de uçarak olabilmektedir. İşin ilginç yanı pek çok bilimkurgu eserinde de yükselişe önemli vurgular yapılır. Örneğin Stargate’in Kadim ve Ori’ları yükselmiş ırklar olarak betimlenir ve gelişmişlik basamağının en üstünde yer alırlar.

Bilimkurguda yükseliş teknolojik araçlarla sağlanır ve hedef uzayın herhangi bir yeri olabileceği gibi, zamanın herhangi bir dilimi de olabilir. Bu imkana ulaşıldıktan sonra ise işin içine dini motifler girmesi olağan kabul edilebilir. Zaten Matrix‘ten Star Trek‘e (The Final Frontier) kadar geniş kitlelerce sevilen pek çok bilimkurgu yapımında dinsel göndermelere rastlamamız da bu yüzdendir. Çünkü bilimkurgu, bir yerden sonra tanrıya ve dinlere atfedilen alana girmekten kendini alıkoyamaz.

star wars jedi

“Kuvvetli bir müttefiktir Güç, hayat yaratır onu, büyütür, onun enerjisi sarar çevremizi, bizi birbirimize bağlar, ışıktan varlıklarız biz böyle ham madde değil, gücü etrafında hissetmelisin, burada, aramızda, ağaçta, kayada, her yerde şimdi gemiyle toprak arasındaki gücü hisset ve çıkar onu…” – Yoda

Dune serisinin, aynı zamanda Yıldız Savaşları filmlerini de şekillendirdiğini söylemek yanlış bir tespit olmayacaktır. Özellikle kurtarıcı fikri, Yıldız Savaşları evreninde Luke Skywalker’a denk gelir. O, babasını ve galaksiyi gücün karanlık tarafından kurtarır. George Lucas’ın Yıldız Savaşları evreni, gücün metafizik etkisi sayesinde bir arada tutulmaktadır. Güç, iyi ve kötü amaçla kullanılabilen klasik bir dini enstrümandır. Güç’ün karanlık tarafı bir yok etme, baskı ve hükmetme aracıyken, iyi tarafı ise iyidir. Tabii arada iyi taraf öfkelenip karanlık tarafa geçebilir. Hey, Şeytan da tam olarak bunu yapmamış mıdır zaten?

“Başlangıçtan beri yönlendiren bir kozmik güç vardır. Burada anahtar kelime Big Bang‘dir. İnsanlar farkında veya değil, ancak Big Bang Star Wars’ta keskin olarak gördüğümüz gücün ortaya çıktığı yer ve zamandır. Luke Skywalker ise kendi içindeki gücü keşfetmiş bir kahraman biyografisidir. Tıpkı 19. Yüzyıl’da olduğu gibi.” -Linus Hauser

Sha_Ka_Ree_God_and_Sybok

Beşinci Uzay Yolu filmi The Final Frontier’da, Atılgan ruhani bir yolculuğa çıkar. Kaptan James T. Kirk komutasındaki ekip, Tanrı’dan farklı olmayan bir şeyi aramaktadır. Ve aradıklarını bulurlar da. En azından görünüş olarak böyle birini bulurlar. Evet bu, yaşlı ve sakallı bir adamdır.

Kaptan Kirk : Afedersiniz. Ben bir soru sormak istiyorum. Neden Tanrı bir uzay gemisi yapar?

Roy: Yaratıcınla buluşman kolay bir şey değildir.

Dr. McCoy: Bu ses Tanrı’nın sesi mi?

Tanrı: Takdir edilecek bir yoldan gelip beni nasıl buldunuz? Beni ilk bulan sizlersiniz. Bariyeri nasıl geçtiniz?

Sybok: Uzay gemisi ile.

Tanrı: Bu uzay gemisi mi? Bu gemi benim bilgeliğimi bariyerin ötesine taşıyabilir mi?

Sybok: Evet. Taşıyabilir

Tanrı: O halde, onu kendi güçlü atım olarak kullanmalıyım.

Kaptan Kirk: Afedersin?

Tanrı: O benim gücümü evrenin her köşesine taşıyacak.

Kaptan Kirk: Afedersin, şunu sormak istiyorum. Neden Tanrı’nın uzay gemisine ihtiyacı olsun ki?

Tanrı: Gemiyi yakına getir!

Kaptan Kirk: Tanrı’nın neden uzay gemisi olsun ki dedim?

Dr. McCoy: Jim, Ne yapıyorsun?!

Kaptan Kirk: Ona bir soru sordum.

Tanrı: Yaratıcı kimdir?

Kaptan Kirk: Tanrı sensin, sen söyle!

Tabii ki, Atılgan ekibi gerçekten Tanrı ile karşılaşmadı. Onların bulduğu, zavallı bir yaratıktı. Onu Tanrı sandılar. Peki ama bizi gerçekten uzaylılar yaratmış olabilir mi? Böyle olduğunu düşünenler hep vardı. Aslında yaşamın Dünya’ya uzaydan gelmiş olması çok da sıra dışı bir düşünce değil. Günümüzde pek çok savunucusu olan Panspermia Teorisi,  yaşamın göktaşları aracılığıyla bir gezegenden başka bir gezegene ulaşabileceğini söyler. Kim bilir, belki de yaşam bir virüstür…

“Stranger in a Strange Land”

“İleride, en azından kendi zekamıza eş değerde veya daha gelişmiş yaratıklarla karşılaşabiliriz. Bunun uygarlığımız üzerinde şok etkisi yaratacağı ortada.” – Linus Hauser 

Modern insan, Dünya’nın evrenin merkezinde yer almadığı gerçeğiyle ve evrimin onu doğanın sıradan bir canlısı konumuna düşürmesiyle şoktadır. Oysa binlerce yıldır, var olan her şeyin bizim için yaratıldığına inanmış ve inandırılmıştık. İnsanoğlunun bu hayal kırıklığı, aynı zamanda evrene bakışını da şekillendirecek gibi görünüyor. İnsanlar bu yeni bakış açısıyla yeni mitler üretti. Bilimkurgu ise, bu fikirlere yardım ve yataklık eden en önemli alandı. Bilimkurgu ve din arasındaki sınır gitgide belirsizleşti. Bunun en belirgin örneklerinden birisi de Scientology‘dir. Başarısız bir bilimkurgu yazarının yeni bir inanç ortaya çıkarmış olması gerçekten de size şaşırtıcı gelebilir. Evet, Scientology’nin kurucusu olan L. Ron Hubbard aynı zamanda bir bilimkurgu yazarıydı. Gerçekten de bilimkurgu romanlarında pek çok yeni inanç sistemi yaratılmıştır. Robert Heinlein’ın Stranger in a Strange Land romanı ilk akla gelen örnekler arasında. Romanda “Dünya Kilisesi” kurulmuştur ve bu kilise Amerika’daki en büyük neo-pagan kilisedir.

Sonuç olarak, “nereden geldik?“, “ölümden sonra hayat var mı?”, “yaşamın amacı ne?” gibi büyük sorular, zaman zaman din ve bilimkurguyu birleştirmektedir. Ancak şunu da asla unutmamalıyız ki, din bir cevaptır, “kurtuluş” sözüdür; bilimkurgu ise bilimin hayal gücüdür. İkisi de birbirini etkilemiştir ve etkilemeyi de sürdürecektir…

Düzenleyen: İsmail Yamanol

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Makine Mühendisi. Dağların, newage müziğin ve bilimkurgunun uzun yıllardır tutkunu. "Turk Seti Team" üyesi.