Araştırma asimov

Tarih: 26 Ocak 2022 | Yazar: Konuk Yazar

0

Isaac Asimov’un Kaleminden: Komşularımızı Ararken

Orta büyüklükteki bir yıldızın etrafında dönen orta büyüklükte bir gezegende yaşamaktayız. O yıldız birkaç yüz milyar yıldıza daha ev sahipliği yapan bir galakside bulunmaktadır. Bizim galaksimizin dışında yüz milyar galaksi daha vardır. Her biri birkaç milyondan birkaç trilyona varan sayıda yıldıza ev sahipliği yapmaktadır. Gözlemlenebilir evrende en az 70 seksilyon (7×1022) civarında yıldız olduğu tahmin edilmektedir. Biz akıllı varlıklar, yani Homo sapiens, bu yıldızlardan birinin etrafında dönen bir gezegende yaşıyoruz. Dürüstçe düşünürsek bunca yıldız içinde başka akıllı varlıklara ev sahipliği yapan bir gezegen olmadığını söyleyebilir miyiz? Böylesi büyük bir evrende yalnız olabilir miyiz?

Ve eğer yalnız değilsek, komşularımız varsa, onların bir kısmı bize sinyal göndermeye çalışamaz mı? Eğer öyleyse bir düşünelim:

Bize Nasıl Sinyal Göndermeye Çalışırlar?

Gönderecekleri sinyal, uzayın yıldızlar arasındaki uçsuz bucaksız boşluğunu aşabilecek türde olması gerekir. Aslında yıldızlararası uzaydan bize ulaşan cisimler vardır. Örneğin kozmik ışınları oluşturan yüklü parçacıklar gibi. Bununla birlikte, yüklü parçacıklar bu iş için uygun değildir. Rotaları manyetik alanlarda sapar ve her yıldızın bir manyetik alanı bulunur. Bizim galaksimizin de genel bir manyetik alanı mevcuttur. Bundan dolayı yüklü parçacıklar bir eğri çizerek yol alır ve sonunda belli bir yönden gelerek bize ulaşmalarına karşın onların orijinal yönünün ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktur, böylece onların nereden geldiğini söyleyemeyiz. Bu tür iletişim çabaları bir işe yaramaz.

Yüklenmemiş parçacıklar manyetik alanlardan etkilenmeden düz bir doğrultuda ilerler. Eğer bir kütleleri yoksa uzayda ışık hızıyla, yani maksimum hızla yol alırlar. Kütlesiz ve yüklenmemiş parçacıkların üç türü vardır: Nötrinolar, gravitonlar ve fotonlar. Yıldızlarda meydana gelen nükleer tepkimelerle serbest kalan nötrinoları saptamak neredeyse imkânsızdır. Yerçekimi alanlarıyla ilişkili olan gravitonları saptamak daha da zordur. Geriye saptanması kolay olan fotonlar kalır.

Fotonlar elektromanyetik radrasyon parçacıklarıdır ve hepsi dalgalardan oluşur. Atmosferimizden kolayca geçebilecek iki tür foton vardır: Görünebilir ışık dalgalarıyla bağlantılı olan fotonlar ve mikrodalgalarla, yani ışık dalgalarından yaklaşık bir milyon kat daha uzun olan dalgalarla bağlı olan fotonlar. Sinyaller bir yıldızın etrafından dönen bir gezegenden gelecektir. Her yıldız büyük miktarda ışık yayar. Bir gezegende yaşayan akıllı varlıklar bir ışık sinyali gönderirse, bu sinyal yıldızın ışığı tarafından bastırılabilir. Öte yandan, sıradan yıldızlar mikrodalgalar açısından çok zengin değildir ve bir mikrodalga sinyali açık biçimde kendini belli eder. Eğer uygun aletler kullanılırsa mikrodalga, ışıktan daha kolay saptanır. Mikrodalgalar birçok dalga boyunda bize ulaşır. Öyleyse hangi dalga boyutuna dikkat etmemiz gerekir?

II. Dünya Savaşı sırasında Hollandalı bir gökbilimci, uzayın derinliklerinde bulunan soğuk hidrojen atomlarının bazen kendiliğinden meydana gelen bir biçim değişikliğine uğrayarak yirmi bir santimetre dalga boyuna sahip mikrodalga fotonları yayımladığını ortaya çıkardı. Bireysel hidrojen atomları bu değişime çok seyrek uğrar, ama çok sayıda hidrojen atomu değişime uğrarsa sürekli çok sayıda foton yayımlanır ve bunları saptamak mümkün olur. 1951’de Amerikalı bir fizikçi bunları saptama başarısını gösterdi; zira ışık yılları boyutunda bir hacim düşünüldüğünde, uzay boşluğuna serpilmiş az miktarda hidrojen atomu bulunur. Yirmi bir santimetre uzunluğundaki dalgalar her yerde vardır. Bu nedenle evrenin özelliklerini incelemede büyük önem taşır. Herhangi bir akıllı türün bu sinyalleri almak için radyo teleskopları olacaktır ve o dalga boyu bilinçli sinyaller göndermek için doğal bir araç hâlini alacaktır. Gökbilimcilerimiz az sayıda başka dalga boylarına sahip yirmi bir santimetrelik radyasyon demetine rastlasalardı kuşkulanırlardı. Eğer radyasyon pek de düzensiz olmayan bir şekilde güçlenip zayıflasa ve tamamen rastgele bir yol izlemese, o zaman birilerinin bize bir şeyler söylemeye çalıştığını anlarlardı.

Öyleyse Nereyi Dinlemeliyiz?

Her yıldızı dinlemeye çalışmak hem zaman hem de para açısından son derece masraflı olurdu. Bu yüzden sinyal göndermesi en muhtemel olan yıldızlarla, yani akıllı varlıkların yaşadığı bir gezegene sahip olma şansı yüksek yıldızlarla işe başlamamız gerekir. Evrende her tür yaşam biçimi olabilir, ama bizim kendi yaşam biçimimiz en yaygın bulunan elementlere, yani hidrojen, oksijen, karbon ve nitrojene dayalıdır. Bu yaşam biçiminin temelini su ve karmaşık karbon bileşimleri oluşturur. Yaşamın başka bir kimyasal temele dayalı olarak var olabileceğine dair elimizde henüz net bir kanıt yoktur, bu nedenle başka yerlerdeki yaşam biçimlerinin de temelde bizimkiyle aynı olduğunu varsayacağız.

Kütlesi Güneşimizden önemli ölçüde büyük olan yıldızlar aynı oranda daha parlaktır ve gücünü kaybetmeyi önlemek için hidrojen yakıtını çok hızlı harcamak zorundadır. Bunların ömrü Güneşimizden çok daha kısa olacaktır. Dolayısıyla bu yıldızların ömrü, bizimkiyle aynı temele sahip olduğunu varsayacağımız yüksek zekâlı bir türün gelişmesi için gereken evrim sürecine yetecek kadar uzun değildir. Kütlesi Güneşimizden önemli ölçüde küçük olan yıldızların ışığı da sönük olacağından, yüzeyinde sıvı su barındırmak için gereken ısıya sahip olmak isteyen bir gezegen bu yıldızın çok yakınında bulunmak zorundadır. Çok yakın mesafelerde ise gelgit etkileri gezegenin dönüşünü yavaşlatır. Uzun süren gündüzler ve geceler sırasında ortaya çıkan aşırı ısı farklılıkları, bizimkiyle aynı temele sahip bir yaşam biçimi için uygun değildir. Bundan dolayı dikkatimizi kütlesi Güneş’in 0.8 ila 1.2 katı büyüklüğündeki yıldızlara yoğunlaştırmak mantıklı olacaktır.  Evrendeki yıldızların en az yarısı ikili sistemdedir. Bu sistemdeki bir veya iki yıldızın da çevresinde sabit yörüngeli gezegenler olabilir. Ama tek yıldızlı bir sisteme göre bu olasılık daha azdır. Bundan dolayı Güneş benzeri yıldızlara dikkat etmemiz gerekir.

Doğal olarak bir yıldız ne kadar yakınsa gönderdiği sinyalin zayıflama olasılığı da o kadar azdır; böylece sinyal ne kadar güçlüyse saptama olasılığımız da o kadar artar. Bundan dolayı, başlangıçta dikkatimizi en yakındaki Güneş benzeri tek yıldızlara yoğunlaştırmamız gerekir. Bunların bazıları uzaklardaki güney göklerindedir ve kuzey enlemlerinden görmek imkânsızdır. Görülebilse bile her zaman güney ufkuna yakın olacaktır. Sahip olduğumuz en iyi astronomik aygıtlar kuzey yarımkürede toplandığından, kuzey göklerindeki en yakın Güneş benzeri tek yıldızlar üstünde yoğunlaşmak mantıklı olacaktır. Bunlardan üç tane vardır ve hepsinin kütlesi Güneş’in 0.8 katıdır. Bunlar Epsilon Eridani (10.8 ışık yılı uzakta), Tau Ceti (12.2 ışık yılı uzakta) ve Sigma Draconis’tir (18.2 ışık yılı uzakta).  1960’ta yirmi bir santimetre dalga boyunu dinlemek için ilk ciddi adım atılmıştır (Bu girişime “Ozma Projesi” adı verildi). 8 Nisan 1960’ta başlayan dinleme, kamuoyuna duyurulmadı; çünkü gökbilimciler kendileriyle alay edilmesinden korkuyordu. Temmuza kadar toplam 150 saat dinleme yapıldı ve proje sona erdi. Dinleme, Ersilon Eridani ve Tau Ceti üzerinde yoğunlaşmıştı, ama hiçbir şey işitilmedi. Araştırma çok kısaydı ve yoğun değildi.

Ozma Projesi’nden sonra ABD, Kanada ve Sovyetler Birliği’nde hepsi de mütevazı boyutta altı veya sekiz program daha denendi. Hiçbir sinyal alınamadı. NASA’dan bir grup, 1971’de “Cyclops Projesi” adı verilen bir proje üzerine kafa yormaya başladı. Bu projeye göre 1.026 radyo teleskop bir araya getirilecek ve hepsi birlikte bilgisayarla yönetilen bir elektronik sistem sayesinde yönlendirilecekti. Bu donanım, yüz ışık yılı öteden gelen ve Dünya’daki aygıtların saptayamadığı zayıf radyo dalgalarını saptayabilecek kapasiteye sahip olacaktı. Başka bir uygarlığın bilinçli olarak gönderdiği bir mesaj en az bin ışık yılı uzaklıkta saptanabilirdi. Bu da çok yakındaki iki-üç yıldız yerine Güneş benzeri bir milyon tek yıldızı dinlemeyi mümkün kılacaktı. Radyo teleskoplardan oluşan böyle bir donanım on ila elli milyar dolara mal olacaktı -ama unutmayın ki dünyada silahlanma için her yıl beş yüz milyar dolar harcanmaktadır.

Peki Bu Kadar Uğraşa Değer mi?

ilk temas

Başka bir uygarlıktan sinyaller aldığımızı düşünelim. Kuşkusuz onlar bizden daha ileride olacaktır ve sinyallerin ne anlama geldiğini çözebilirsek evren hakkında henüz bilmediğimiz ve kendi başımıza uzun yıllar öğrenemeyeceğimiz pek çok şey keşfedebiliriz. Böylece bedava bir eğitim almış oluruz; veya bedava değilse de paha biçilmez bilgiler elde edebiliriz. Kendi başına çok önemli görünmeyen tek bir yeni konu öğrensek bile bu bize başka bir yönde yeni başlangıç oluşturabilir. Tıpkı bulmaca kitabının arkasında anahtar bir sözcüğü aramak gibi olacaktır. Birçok sözcüğü bulmamızı sağlayacak o tek ipucunu bize verebilir. Sinyalleri deşifre edemediğimiz için hiçbir şey öğrenemesek de deşifre etme çabamız bile tek başına iletişim hakkında bir şeyler öğrenmemizi sağlayabilir ve Dünya’daki psikolojik kavrayışlarımız konusunda bize yardımcı olabilir. Ve gelen mesajı hiç deşifre etme imkânımız olmasa, hatta bunu hiç denemesek de bir yıldızın etrafında dönen uzaklardaki bir gezegende başka akıllı türlerin yaşadığını öğrenmek bile önemli bir kazançtır.

Böylece evrende yalnız olmadığımızı anlarız. Dünya’ya ve kendimize daha başka bir şekilde bakmaya mecbur kalabiliriz. Kendimizi Dünya’nın efendisi ve en mükemmel yaratık olarak görmeye öyle alıştık ki küstahça davranışlarımız tehlikeli bir noktaya vardı. Pek çok akıllı türden biri olduğumuzu ve en büyük olmadığımızı düşünmeye başlamak yararlı olabilir. Birincisi, kendimizi Dünyalı olarak görmeye başlayabiliriz, ikincisi ise işbirliğine yönelebiliriz. En az bir değişik akıllı türün bizimkinden daha ileri bir teknoloji geliştirmesinin ve yaşamını sürdürmesinin mümkün olduğunu idrak ederiz. En az bir başka türün nükleer silahlar, nüfus artışı, çevre kirliliği ve kaynakların tükenmesi gibi sorunlarla başa çıkabildiğini görürüz. Eğer onlar başardıysa, belki biz de başarabiliriz. Ümitsizliğe karşı sağlıklı bir panzehir olabilir. Yani, hiçbir şey bulamasak bile yine de uğraşmaya değer…

futurism

Sadece Cyclops Projesi için gereken araç gereci kurmaya çalışmak bile radyo teleskopçuluğu hakkında bize çok şey öğretecek ve bu bilim dalının gelişmesini sağlayacaktır. Eğer gökyüzünü yeni aygıtlarla, yeni bir uzmanlıkla, yeni bir hassasiyetle, yeni bir azimle, yeni bir şevkle araştırırsak muhakkak gelişmiş uygarlıklarla hiçbir ilgisi bulunmayan ve sinyal saptamaya bağlı olmayan pek çok yeni şey keşfedebiliriz. Bu keşiflerin hangi konuda olacağını, bizi hangi şekilde aydınlatacağını veya hangi yöne götüreceğini söyleyemeyiz. Bununla birlikte akıllıca kullanılan bilgi geçmişte bize daima yardımcı olmuştur ve gelecekte de muhakkak yardımcı olacaktır.

Dolayısıyla dünya dışı uygarlıkları araştırmak ne kadar masraflı olursa olsun, yapılacak harcamaların boşa gitmeyeceğini düşünmek için bir yığın neden vardır.

Kaynak: Isaac Asimov,Looking for Our Neighbors.” Past, Present, and Future, Prometheus Books, 1987.

Çeviri: Fethi Aytuna, “Komşularımızı Ararken.” Dün, Bugün, Yarın, Güncel Yayıncılık, 2005.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...