insan haklari ve bilimkurgu

İnsan Haklarının (Bilim) Kurgusu

Bilimkurgu daha geniş topluluklara nasıl hitap edebilir ve insan hakları düşüncesini ve pratiklerini nasıl daha çok zenginleştirebilir?

İlk bakışta insan haklarının bilimkurguyla ne alakası olabilir ki diye düşünülebilir. Bunun yerine raporlar, kampanyalar, savaşların ve otoriteryenizmin gerçek dünyasında uğraşılan hukuki davalar, sosyal eşitsizlikler, kutuplaştırıcı teknolojiler, ekolojik çöküş ve insan haklarına etki eden diğer varoluşsal tehditler akla gelebilir. Bu yüzden kurmacalar ve dahası bilimkurgu, genellikle iş hayatının dışında akşamları veya hafta sonları için eğlencelik lezzetler olarak görülebilir.

Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, Kim Stanley Robinson’ın The Ministry for the Future (Gelecek Bakanlığı) adlı romanını mutlaka okumalısınız. Robinson’ın 2020’de basılan ve iklim değişikliğinin geleceğini ele alan bu romanı hak ettiği ilgiyi de görmüştü. Bazıları onu 2021’in en önemli kitabı ilan ederken, bazıları da romanda belki de gereğinden fazla bir ayrıntıyla bahsedilen olası senaryolar, riskler ve küresel ısınmaya karşı önümüzdeki 30 yıl için sunduğu çözüm önerilerini tartıştı.

Robinson’ın bu eseri, akkor hale gelmiş bir gezegende insan haklarının geleceğini hayal etme adına oldukça mühim. Bu yüzden de romanı henüz okumamışların okuma keyfini kaçırmamak için sığ bir sentezde bulunmayacağız. Bu yazıdaki amaç, neden bu tarz bir bilimkurgunun geniş kitlelere hitap ettiğini ve insan hakları düşüncesini ve pratiğini nasıl zenginleştireceğini analiz etmek. Yakın tarihli bir röportajında Robinson, buna dair değerli bir ipucu sunuyor. Bilimkurgunun yaptığı şey çift görüşü mümkün kılmak mı? “3 boyutlu bir filmi izlemek için taktığınız gözlükleri düşünün,” diyor Robinson. “Bu özel gözlüklerin bir lensi size bir şey gösterirken, diğer lensi çok az farklı başka bir şey gösteriyor. Ve beyniniz bu ikisini bir araya getirerek 3 boyutlu bir görüş sağlıyor. Bu yüzden bilimkurgunun bir lensi olası bir geleceği hayal etmek için gerçek bir teşebbüsken, diğer lensi ise şeylerin şu an nasıl işlediğine dair bir metafora denk düşüyor.”

Robinson’un eseri bu çift bakışı epey ustaca gerçekleştiriyor. Roman, 2025’te Hindistan’ı vuran ve 20 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açan aşırı nemli bir sıcak hava dalgasıyla, yani zaman olarak hemen hemen günümüzde başlıyor. Ve insanlığın dünyayı ısıtan gazların emisyonunu azaltmayı nihayet başarmasıyla 2050 yılı civarında son buluyor. Kitaptaki bölümler kısa ve orta vadede yaşanılanları, insanların çabalarını ve gezegenin buna tepkilerini bir geri bir ileri giderek anlatıyor. İlginç gelişmelerle beraber yangınlar, kuraklıklar, kasırgalar, toplu göçler, kutuplardaki buzulların erimesi, ekonomik krizler ve küresel ısınmaya karşı alınan tarihte eşi benzeri görülmemiş tedbirler romanın olay örgüsünde peşi sıra ilerliyor. Sera gazı emisyonlarını azaltmayı ödüllendiren yeni bir küresel para biriminin tedavüle sokulması, hem barışçıl hem de şiddet içeren çevre hareketleri, soyları tükenme tehdidiyle karşı karşıya kalan türler için tesis edilen ve ülke sınırlarını aşan genişlikteki ekolojik koridorlar, başarılı ve başarısız jeo-mühendislik projeleri…

İşte bilimkurgunun insan haklarına faydası burada açığa çıkıyor. Bilimkurgunun bu alana üç önemli katkıda bulunduğu söylenebilir. Birincisi, kötümserliğe ve karamsarlığa karşı bir panzehir sunmak. Gelecek her zamankinden daha belirsiz gibi göründüğünde –demokrasinin, barışın ve gezegenin kendisinin geleceği- hayal kurmamızı ve diğer olası senaryoları öngörmemizi sağlayan anlatılara ihtiyacımız var. İnsan haklarına yönelik tehditler çoğalarak arttığında ve mevcut durumda kurtuluşu görmek zorlaştığında, günümüze dair zengin okumalarda ve olası geleceklere dair yaratıcı ve muteber vizyonlarda keşfedilmeyi bekleyen çıkış yollarını düşünmeliyiz.

Bu çeşit bir bilimkurgunun ikinci faydası ise insan haklarına dair ütopik tınıları canlandırmak. İnsanlar arasındaki çeşitli eşitsizliklerin inkâr edilemez varlığına karşın, insan hakları bütün insanların temel haklar ve saygınlık bakımından eşit olduğunu kabul eden ahlaki bir perspektif sunar. Amartya Sen’in belirttiği üzere, temel haklar öncelikle bu ahlaki vizyonu bünyesinde barındırır ve bu hakları savunmak mevcut dünya gerçekliğinin tersi bir akıntıda yüzmeye benzer. Sırf bu yüzden bile temel haklar kavramı tanım itibariyle karşı olgusal, hatta ütopik bir tınıya sahiptir.

Bugünün muteber gelecek senaryoları pek muhtemelen farklı zamanlarda hayal edilebilecekler kadar iyimser değil. Robinson’ın bahsini ettiği üzere, günümüzde ütopik olmak “önümüzdeki 30 yıl içinde kıyametvari biçimde soyların topluca tükenmesinin engelleyebileceğimize inanmak” anlamına geliyor. Aynı zamanda insan haklarının bu ve benzeri görevlere hatırı sayılar katkılar yapabileceğini düşünmeyi de kapsıyor, üstelik otoriter hükümetlerin temel haklar ve özgürlükler karşıtı projelerine, muhafazakâr toplumsal hareketlere ve dik başlı şirketlere rağmen. Bu durum, son günlerde Rusya’nın Ukrayna’da işlediği olası savaş suçlarının açığa çıkmasını takiben uluslararası insan hakları ve ceza adaleti kurumlarına yönelik yeniden artan ilgide de bariz biçimde görülmekte. Fakat diğer başka yenilikçi ve ilerici projelerle beraber, insan hakları gezegenimizde barışı ve hayatı korumaya aday “en hakiki ütopyalar” olarak kabul edilebilir.

Robinson’ın “Gelecek Bakanlığı” romanından altını çizmek istediğimiz üçüncü katkı ise çoğulcu ve deneysel vizyonu. Romana göre finalde küresel ısınma sadece tek bir ana çözümle –yeni bir teknoloji, sosyal bir hareket veya uluslararası bir antlaşma gibi- kontrol altına alınmıyor, sadece politik değil aynı zamanda ekonomik, yasal, dini ve kültürel pek çok yerel ve küresel inisiyatifin toplu bileşkesinin gücüyle gerçekleşiyor. Romanı okuyunca, insan haklarının geleceğinin eşitlik içinde çoğulcu ve deneysel olacağına ikna ediliyoruz. Sivil toplum örgütleri ve diğer organizasyonlar hayati bir rol oynamaya devam etseler de, hareketin enerjisinin ve çözümlerinin çok farklı aktörlerden ve aksiyonlardan müteşekkil olacağını düşünüyoruz. Örneğin sokaklarda protestolar yapan ve organizasyonların yapısına direnen gençler, direniş eylemlerine liderlik eden yerel halklar ve dayanışma ağları örmeye yönelik kampanyalar inşa eden gayri-resmi kolektifler gibi…

Eğer bilimkurgu insan hakları açısından verimli bir zeminse, başta bahsini ettiğimiz ikili bakışı paylaşan diğer disiplinler için de geçerlidir. Örneğin “Gelecek Öngörüleri Çalışmaları(Foresight Studies) ayrı bir alan olarak pek çok meslekte ve disiplinde kullanılmaya devam ediliyor. Afrofuturizm, feminist ve sömürgecilik sonrası bilimkurgu, “solar punk” (güneş çılgınlığı akımı) ve diğer benzeri akımlar insan haklarına en kayda değer ve alakalı katkıları sunarak geleceği düşlemenin açılarını çoğaltmayı sürdürüyor. Hatta bugüne sıkı sıkıya bağlı gazeteciler gibi bazı profesyoneller bile toplumsal ikilemlere karşı ortaya çıkan çözümler hakkında yazmanın ve araştırma yapmanın yeni yollarını keşfediyor. Buradaki zor hedef, gazeteci Michael Pollan’ın ortaya koyduğu üzere “kısa vadeli vizyonerler” olmak: sosyal değişimlerin erken belirtilerini tespit edebilme ve bunları mantıklı bir şekilde analiz edebilme yeteneğiyle birlikte ortaya çıkabilecek çoğul gelecekleri önceden tahmin edebilmek.

Bu gelecekleri hayal etmek, onları inşa etmenin de ön koşulu. Umutsuzluğun, çaresizliğin ve distopyaların sebepleri arttıkça, bu gelecekleri en az seyahat edilen yerlerde aramak zorunda kalacağız. Ve bilimkurgu buna başlamak için şahane bir ilk durak.

Not: Bu makale “İnsan Haklarının Geleceği” blog serisinin bir parçası olarak kaleme alınmıştır.

Kaynak: César Rodríguez-Garavito, Open Global Rights, “The (science) fiction of human rights”Erişim Bağlantısı

Yazar: İsmail Yiğit

1982 Ankara doğumlu. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında “Satır Arasındaki Hayalet” adlı öyküsüyle öykü dalında başarı ödülü kazandı. İlgilendiği ana konular: Teknolojinin toplumsal inşası, sosyoteknik tasavvurlar, siber savaşlar, otonom silahlar, transhümanizm, post-hümanizm, asteroid madenciliği, dünyalaştırma... Ursula K. Le Guin, Philip K. Dick, Michael Crichton ve Kim Stanley Robinson, kalemlerini örnek aldığı yazarlar arasında. Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkün!”

İlginizi Çekebilir

ludizm ve bilimkurgu

Bilimkurgu ve Ludizm

1811-1816 yılları arasında, kendilerine “Ludistler” adını veren gizli bir topluluk İngiltere’deki fabrikalarda tekstil makinelerini parçalamıştı. …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin