bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 16 Nisan 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Hayal Gücü Manifestosu

Son zamanlarda ülkemizin, önem verdiği şeyler üzerine epey düşündüm ve prensibi “kurgudan öte gerçek yoktur” olan bir yazar olarak bu metni yazmaya karar verdim.

Türkler tarihin büyük kısmında savaşçı bir millet oldu. Osmanlı İmparatorluğu çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olsa da ticari olarak o kadar iyi bir yapılanmaya sahip değildi. Örneğin okuduğum bir araştırmaya göre 16. ve 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu çağdaşı, coğrafi alanı çok daha küçük olan Avrupa ülkelerine göre daha az ticari potansiyele sahipti.

Bu konunun bir başka boyutu da, ticari faaliyetlerin imparatorluğun diğer halklarına devredilmesi, Türklerin daha çok savaşçı, çiftçi ve zanaatkar olarak kalmasıdır. Cumhuriyet kurulduğu zaman önem verilen konulardan biri Türklerin ticarete yönelmesiydi. Bu, savaşçı bir milletin tüccar bir millete evrilmesi demektir. Ticaret de bir tür savaştı, hatta daha da önemliydi.

Bu evrim Atatürk’ten sonra İnönü zamanında kesintiye uğradı. Esas aşama ise, bunun önemini tam olarak kavrayan Turgut Özal tarafından tamamlandı.

Soğuk Savaşın bitişiyle ABD ile Japonya arasında kısa süren bir ticari savaş yaşandı ve ABD görece galip geldi, ardından Birinci Ortaçağ diye adlandırılacak dönem başladı. (Bu terimi ilk kullanan Gülün Adı romanıyla tanınan Umberto Eco oldu. Bir yazısında, “Kültürel anlamda ikinci ortaçağ yaşanıyor” dedi. Daha sonra bu dönem politik alanı da kapsadı.)

Yani iktidarların inanca önem verdiği; kültür, sanat, ticaret ve bilimin inançla birleştirilmeye çalışıldığı bir dönem.
Hristiyanların Protestanlıkla yaşadığı ticari, sanayi inanç evrimi bu yüzyılda İslam-ticaret sentezine geldi.
Turgut Özal döneminde temelleri atılan holdingleşen tarikatlar, ülkemiz için Japonların zaibatsularının (büyük Japon holdingleri) karşılığı oldu. Fethullah Gülen’in cemaati veya son dönemde kullandıkları adıyla “hizmet” Güney Kore’deki Moon tarikatı ile benzerlik gösterir.

Buna yanılmıyorsam calvinist islam deniyor.

BİLİM – DİN

din ve bilim

İslam; din-ticaret evriminde, Hristiyanlığın Protestanlıkla başladığı süreci günümüzde yakaladı. Zira Laiklik – Aydınlanma – Komünizm – Kapitalizm sekülerlik döneminde bu, kesintiye uğramıştı.

Birinci Ortaçağ’ın en önemli sorunu bilim-din çatışmasıydı. Bu dönemin sonunu da bu çatışma getirdi.

İkinci Ortaçağ‘da ise Vatikan bu hatanın farkındaydı ve bilim ile barışmaya, teknolojiyi kullanmaya, bilimin altına inancı koymaya çalıştı. Dan Brown’un Melekler ve Şeytanlar kitabında bu çok güzel anlatılır.

Günümüz Türkiyesinde batı dünyasının daha önce yaşadığı bu iki değişime ayak uydurduğunu gerek politik, gerek ticari, gerekse bilimsel alana müdahalelerde görüyoruz.

Yani günlük gündem girdaplarına kapılmadan ve ayrıntılarda boğulmadan genel resme bakarsak benim için yaşanan dönem II. Ortaçağdır ve politika-ticaret-bilim ile inanç kesişmesi yaşanmaktadır.

SANAT

sanat

Küçük dalgaları ezip geçen böylesi dev bir dalgadan sanatın da etkilenmemesi mümkün değil. Nitekim iktidar-sanat kesişmelerinde bu değişimin etkileri görülüyor.

Dönemin sanat figürleri İskender Pala, Elif Şafak

İskender Pala, Muhafazakar Sanat Manifestosu‘yla, “muhafazakar olmayan sanat, sanat değildir” gibi dönemin anlayışını dile getiriyor. İşte bu felaket.

Bu sanat-din uyum çalışması sadece Türkiye’ye özgü bir çaba değil, bunun çok daha büyük boyutlusu şu anda Batı’da yapılıyor: Vatikan veya Evangalist desteği birçok filmde kendini gösteriyor.

ABD’de din çok önemli bir endüstri ve milenyum dinleri denen ticari tarikatlar da Hollywood’u hedefliyor ve kendi görüşlerinin propagandasını içeren filmlere para sağlıyor.

Buraya kadar yazdıklarım sadece dönemin görece yetersiz, kaba bir resmini çizmekti. Özetle Türklerin savaşçı bir milletten tüccar bir millete evrimini yaşıyoruz ve buna son dönemlerde din-ticaret ekseni eklendi.

Oysa bu dönemde çok daha önemli bir şey ıskalanıyor ve bu manifestoyu yazmamın sebebi bu: “Türklerin savaşçı bir milletten tüccar bir millete dönüşmesi gerekiyordu, ama şimdi beyniyle kazanan, hayal gücünü kullanan, sanatçı bir millete dönüşmesi lazım.

HAYAL GÜCÜ İLE SAVAŞ

hayal gücü ile savaş

Yüzyıllardır Türklerin iki konuya ön yargılı ve aşağılayan bir yaklaşımı oldu:

– Ticaret

– Hayal gücü

Bu nedenle zanaatkarlıkta Ahilik gibi çok önemli bir oluşum varken zamanla ticaret imparatorluğun Ermeni, Rum, Yahudi ve Levanten mensuplarının tekeline girdi.

İmparatorluğun son döneminde bu hata fark edildi ve cumhuriyetle ticarete önem verildi. Turgut Özal döneminde iş adamları yeni akıncılar oldu.

Peki hayal gücü?…

Hayal gücü halk nezdinde her zaman aşağılandı:

  • Hayal kurma,
  • Dalgacı,
  • Sanatçı olup aç mı kalacaksın,
  • Önce bir altın bileziğin olsun,
  • Sanatçılar halktan uzaktır,
  • Sanatçılar halka tepeden bakar,
  • Artist misin lan sen,
  • Burası tiyatro değil,
  • Bana artistlik yapma lan,

… gibi yüzlerce ata sözü ve argo söylemde sanatçılar; esasında bir şey yapmayan, bir şey yapmadan para kazanan kişiler olarak görülürken hayal gücü değersiz ve değerli (!) şeyleri yapmaktan alıkoyan zararlı bir şey olarak görüldü.

Bir yerlerde yalnız ve beş parasız ölen sanatçı haberleri her zaman habis bir zevk ile okunan haberler oldu. Bir yandan “ah yazık” diye okunurken içten içe “oh işte zamanında benden çok güzel yaşadı, hak etmediği paraları kazandı şimdi cezasını çekmiş” düşünceleri ile zevk alındı.

Anneler babalar çocuklarının sanatçı olmasına bunları örnek göstererek her zaman karşı çıktı.

İşte bu noktada Hayal gücü endüstrisi ve çağı konusuna değinmek isterim…

HAYAL GÜCÜNÜN ÖNEMİ

hayal gücü

Ağır sanayi ve hafif sanayi devrimleri ardından bilişim dönemiyle beyin para etmeye başladı; internet, bilgisayar programları ve internet ile alakalı işlerden batı milyar dolarlar kazanmaya başlarken ağır sanayi ve hafif sanayi gelişmekte olan ülkelere devredildi.

Batı; internet alan adları, e-ticaret dışında Google, Facebook, Twitter gibi daha birkaç yıl önce kurulmuş şirketlerle, birçok ülkenin yıllık gelirinden çok kazanmaya başladı. Hindistan sadece yazılım ihracatıyla yıllık 50 milyar doları aşkın para kazanıyor.

Sadece internet mi?

ABD, Hollywood’a o kadar önem veriyor ki bunun nedenini anlamak için Türk dizilerinin Ortadoğu, Türki Cumhuriyetlerde ve balkanlarda yarattığı etkiye bakmak yeter: Hayal gücünün ürünleri olan Yüzüklerin Efendisi, Matrix, Harry Potter 10’ar milyar doları aşan endüstriler…

Oyun endüstrisi ise şu anda en az sinema, edebiyat kadar büyük bir sektör, kısa zamanda onları geçecek. İnternet üzerinde oyunlar milyar dolarlık sanal oyun paraları satıyor.

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

Yüzüklerin Efendisi

Bir Oxford profesörü olan J.R.R. TolkienHobbit ve Yüzüklerin Efendisi‘ni yazdığı zaman çağdaşı akademik çevreler tarafından aşağılanmış, kaçış edebiyatı ürünü ortaya koyduğu için kınanmıştı.

Oysa “kaçış edebiyatı” dedikleri hayal gücü ürünü, günümüzde somut gelir olarak kitapları, filmleri, ticari ürünleri, internet siteleri ile birçok holdingin gelirinden çok daha fazlasını kazanıyor.

Yüzüklerin Efendisi filminin çekildiği Yeni Zelanda’ya o sene sırf bu yüzden beş milyondan fazla turist gittiğini biliyor muydunuz?

Bir keresinde “21. yüzyılda bir kutsal kitaba en yakın şey The Matrix’tir” demiştim. Ama yarattığı felsefi ve düşünsel deprem harici Matrix üçlemesi 10 milyar doları aşkın gelir sağlamış bir endüstri.

Gelelim Harry Potter’a… Yazarı J.K. Rowling bu serinin ilk kitabını, bebek bakıcılığı yaparken banliyö trenlerinde gidip geldiği sırada yazmıştı, şu anda dünyanın en zengin kadınlarından biri.

Stephen King, ilk kitabını satana dek öğretmenlik geliri dışında bir de çamaşırhanede çalışıyor, küçük evlerinde tuvalette, dizleri üzerine koyduğu daktilosuyla hayal gücünü üretiyordu. Oysa bugün Stephen King bizim en zengin holdinglerimiz kadar para kazanıyor.

Bu örneklerde hep işin ticari boyutuna değindim (ki bu nedenle, bu metni okuyacak çok kişi kızacaktır) zira işin bu boyutunun iktidar tarafından anlaşılmadığını düşünüyorum.

Ama hiçbir hayal gücü eseri salt sanat değildir; ticari getirinin yanında politik, sosyokültürel, askeri bir silahtır da…

HAYAL GÜCÜ DİYARI

hayal gücü diyarı

Tıpkı yeryüzü gibi bir hayal diyarı vardır ve her milletin yeryüzünde olduğu gibi orada da coğrafi sınırları vardır. Milletler sanat eserleriyle orada sınırlarını büyütür, kaleler, şehirler kurar. Ressamlar, müzisyenler, yazarlar, yönetmenler, heykeltıraşlar, şairler, filozoflar o diyarın hayal gücü komutanlarıdır.

Örneklemek gerekirse tıpkı internet üzerindeki sanal bir alanın, domainin, yazılımın, sitenin parasal, kültürel, askeri, politik gücü varsa; hayal gücü diyarı da bu önemdedir ama önemi bu örneklemenin yüzlerce katıdır.
Bugün Türk dizileri Ortadoğuda, Türki cumhuriyetlerde, Balkanlarda gerek sosyokültürel, gerekse turizm alanında etki yapıyor; bundan çok daha önemlisi Türkçe’ye olan ilgiyi artırıyor. Ki Osmanlı İmparatorluğu’nun coğrafi hakimiyetinden bile önemlisi, bir Türkiye etki alanı yaratmaktır.

ISAAC ASIMOV’UN VAKIF ÜÇLEMESİ

Asimov Vakıf Serisi

Bu noktada Isaac Asimov’un Vakıf üçlemesinde bir devletin bilimi, dini, ticareti nasıl kullanıldığını özetlemek isterim:

Galaktik İmparatorluk çökmek üzeredir ve çözülme sınırlardan başlar. Terminus adlı, bilim insanları ile dolu kaynakları kısıtlı bir gezegen, yeni kurulan 4 krallık arasında kalır.

4 krallık da askeri güçleriyle Terminus’u ele geçirmek ister. Terminus’ta ise silah yoktur sadece bilim insanları ve aileleri vardır.

Terminus’ta sadece bir kent ve onun yöneticisi olarak belediye başkanı vardır. (Ki Terminus’un imparatorluk olma yolunda hep yöneticilerinin titri “belediye başkanı” olacaktır.)

Belediye başkanı işgale karşı 3 krallığı gezer ve eğer kendilerini bir krallık ele geçirilecek olursa, sahip oldukları bilimsel bilgi ile diğerlerine üstünlük kuracağını anlatır.

Sonuçta 4 krallıkta biri diğerlerinden üstün olmasın diye Terminus’un ele geçirilmesini istemez.

İkinci aşamada belediye başkanı Salvor Hardin, ellerindeki bilgiyi krallıklara sunar ama bunu dinsel bir çatı altında aktarır. Yani Terminus’un üstün bilgisi krallıklarda halka rahipler tarafından sunulur.

Kısa süre sonra krallıkların biri Terminus’u ele geçirmek ister ama unutulan bir şey vardır: Din adı altında verilen tüm bilgi ve gücün yönetimi Terminus’a bağlı rahiplerin elindedir. Savaş zamanı gelince rahipler tüm gücü keser; şehirler aydınlanmaz, uzay gemileri çalışmaz.

Böylece küçük Terminus, tek silah kullanmadan 4 krallığı ele geçirir.

Bu strateji başarılı olduğu için rahipler vasıtasıyla sunulan bilim sayesinde çevre krallıklar ele geçirilmeye çalışılır ama 4 krallığın başına gelenler diğerlerine uyarı olmuştur. Din ile sunulan teknolojik aletleri istemezler.

İşte bu sefer Hober Mallow adlı bir tüccar yeni silahı-gücü bulur: Ticaret…

Kısa süreli çalışma ömrü olan atomik aletler rahipler olmadan satılır. Bunlar gündelik hayatı ve ev işlerini kolaylaştıran teknolojik aletlerdir ama ömürleri vardır. Nitekim Terminus’a saldıran bir kralın halkı ev aletleri çalışmaz olunca onu devirir.

Terminus büyümeye devam eder…

İşte bu serideki sonraki güç beyin gücüdür.

GEORGE ORWELL’IN 1984’Ü

1984

Bu eseri çok insan okumuştur, bir dönem anti komünizm propagandası için CIA tarafından kullanılmak istenmiş ama sonunda gücünün kendisine de döndüğünü anlamıştır.

Bu eserde devlet herkesi izler…

Bu eserde devlet geçmişi sürekli değiştirir…

Bu eserde devlet dil ile sürekli oynar, bazı kelimeleri yok eder…

Çünkü geçmişi değiştiren şimdiye hakim olur, dile hakim olan beyinlere-düşüncelere hakim olur.

Son olarak;

Yazmayı planladığım bilimkurgu türünde bir roman var; Dünya’ya ticaret yapmak için gelen uzaylılarla ilgili. Yani klasik olarak işgal etmeye gelmiyorlar bu romanda, sadece ticaret yapmak istiyorlar.

Ama ne alıyorlar?

Maden değil; zira alabilecekleri madenler uzayda sahipsiz gezegenlerde, astroidlerde var zaten.

Teknoloji değil; zaten bizden üstünler buraya gelebildiklerine göre.

Onlar zanaatkarlık ve sanat ürünlerini alıyor. Çünkü onlar için değerli olan bu.

Bugün uzayda madencilik yapmak üzere şirketlerin ortağı James Cameron gibi isimler oluyorsa boşa değil.

Diğer ülkelerin Ay’daki, geleceğin enerji kaynağı helyum ile ilgili hedefleri varsa boşuna değil.

Ruslar geçmişte: “Bu Star Trek’te niye Rus yok” diye nota veriyorsa ve ondan sonra mürettebata bir Rus ekleniyorsa boşuna değil.

Metal Fırtına sadece bir roman mıydı?

Bugün hala ABD’den gelip Metal Fırtına üzerine araştırma yapan insanlar varsa nedeni budur. O dönemde ABD’de Türkleri terörist olarak gösteren dizi ve kitapların sesi kesildiyse nedeni budur.

Sanat güdümle yapılmaz; özgür düşünen bireyler sansürsüz üretir. Eğer siz güdümlü, kendi istediğiniz gibi bir hayal gücü isterseniz: burada bir şeyleri engellersiniz ama dünyada özgür düşünen sanatçılar ülkeleri için hayal diyarında zaferler kazanmaya devam eder.

İngiltere kişisel bilgisayarın önemini ilk kavrayan ülkelerden biriydi ve bu konuda önemli devlet desteği de sağladılar; ama başarılı olamadılar. Önemli olan bireylerin zihinsel devrimiydi.

Şunu unutmayın, bilimkurgu eserlerinde olmayan milletler gelecekte de olmayacaktır.

Hayal gücü üretmeyen milletlerin beyinleri, düşleri bile tutsak alınmış olacaktır.

Ek: Bu yazıyı yazdıktan sonra şuna rastladım:

“Ben politika ve savaşı öğrenmeliyim ki, çocuklarımın sanayi ve ticareti öğrenme özgürlükleri olsun. Çocuklarım sanayi ve ticareti öğrenmeliler ki onların çocukları sanat, edebiyat ve felsefe öğrenme şansına sahip olsunlar.”

John Adams, 1780 (ABD’nin ikinci başkanı)

İşi sadece yazmak olan, başka da bir işe yaramayan Orkun Uçar

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...