bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 7 Ocak 2020 | Yazar: Taner Güler

0

Gelecek, Tarım ve İnsanlık

On bin yıl önce bereketli hilal denilen ve Türkiye’nin de güneyini kapsayan bölgede muhtemelen bir kadın, barınağına dönerken sendeledi ve elindeki tohumlardan bir kısmı yere döküldü. Daha sonra buğdayın atası olan bu bitkiler çimlendi ve tarım denilen ve iyisiyle kötüsüyle uygarlık olarak adlandırılan süreci tetikleyen büyük buluş başlamış oldu.

Modern buğdayların atası olan ülkemizde kaplıca olarak bilinen (T. monococcum) einkorn hala dağlık bölgelerde yetiştirilmektedir. On bin yıl önceki genetik materyalden bugünkü çeşitlere geçişte o günlerden bugüne gelmiş geçmiş çiftçilerin yaptığı seçilimin önemi inkâr edilemez.

Tarım ve İnsan

Tarım devriminin başlarında, yabancı ot olan buğdayın ataları olgunlaşınca, başak çatlayarak tohumlarını yere saçıyordu. Bu şüphesiz hasadı olanaksızlaştırıyordu. Çiftçiler bu başaklar arasında çatlayıp tohumlarını saçmayanları seçmek suretiyle on bin yıl süren bir ıslah sürecine girişti. Bütün bu buğday, arpa, çeltik ve diğer bitkiler binlerce yıllık bu tarım devrimi içinde tohumun içine yataklanmış olan büyük ve zengin çiftçi bilgisini temsil etti. Bugün yararlandığımız birçok bitki on bin yıl önce başlayan tarım devriminde çiftçilerin yaptığı sürekli ıslah çabaları ile ortaya çıktı. Bu bitkilerin bazıları zehirli otlardı. Çiftçi ile ıslahçı terimleri bu dönemlerde eş anlamlıydı. Ancak yüzyıl önce bazı bilim insanları çiftçilerin bu konuda hiçbir şey bilmediğine karar verdi ve ıslah işinden çiftçileri çıkardı. 1930’lu yıllardan itibaren şirketler ıslah işinde bilim insanlarını kullanarak kârlarını arttırmaya yönelik çabalar içine girdi. Şu anda tohum işinde bir avuç ulusötesi firma hegemonya yaratmış durumda.

Dünyada bu tekelleşmenin birçok olumsuz etkileri görüldü. Binlerce çeşit yok olmuş, tarım üretimi tarımsal ilaç ve kimyasal gübrelere, sulamaya, makinelere bağımlı hale geldi. Ürünlerin besleyici değerleri ve lezzetleri geriledi ve zararlı kimyasallarla yüklü hale geldi. Bütün bunlara rağmen dünyada halen 800 milyon olan aç insan sayısı azalmadı. Ayrıca gelişmiş ülkelerde kötü beslenme yaygınlaştı ve hastalıklar yoğunlaştı. Bununla birlikte 20. yüzyılın ortalarından itibaren hayvansal üretim, bitkisel üretimden kopmaya başladı. Hayvansal üretim meralardan koparılarak kesif yem tüketimine dönük bir hal aldı, hayvanlar kapalı ve sıkıştırılmış binalarda beslenmeye başlandı ve bu fabrika tarımı şeklinde adlandırıldı. Bunun sonucunda gübre ve idrar havuzlarda toplandı; kimi yerlerde nehirlere boşaltıldı. Tek ürün sistemi yoğunlaştı. Bu varılan son durumda tarım sistemi artık hayvancılığı da kapsayarak endüstriyel tarım olarak adlandırılmaya başlandı.

Tarım ve Gelecek

Endüstriyel tarım birçok olumsuz sonuca beraberinde getirdi. Kimyasal gübre üretmek, taşımak ve uygulamak için büyük bir enerji kullanılıyor. Kimyasal gübre ve ilaçlar büyük bir çevre kirliliğine neden oluyor, sular kirleniyor. Toprak organik maddece fakirleşiyor, kimyasal gübreler topraktaki faydalı mikroorganizmaları öldürüyor. Kimyasal gübrelerle otlar daha hızlı gelişiyor, bunları öldürmek için herbisitlere (ot öldürücüler) ihtiyaç artıyor. Tohum şirketlerinin de etkisiyle biyoçeşitlilik azalıyor. Bunların birleşik etkisi bitki hastalık ve zararlılarını çoğaltıyor, bu kez de pestisitlerin (tarım ilaçları) kullanımı artıyor. Süreç kendi kendini besleyen bir kısır döngü haline geliyor. Biyoçeşitliliğin kaybı ve azalması ile bitkisel ürünlerin besleyici özellikleri azalıyor. Hayvanların kapalı ve sıkıştırılmış ortamlarda yetiştirilmeleri antibiyotik kullanımının artması ile sonuçlanıyor, bu da insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Hayvancılıkta da biyoçeşitliliğin azalması, insanlar için zararlı mikropların oluşması ve hızlı yayılması için uygun bir ortam yaratıyor.

Endüstriyel tarım sistemi ve onunla uyum içinde çalışan tarım politikaları doğa ve insana düşman bir yolda ilerliyor. Endüstriyel tarımın dayandığı petrolün yanı sıra, toprak ve su başta olmak üzere doğal varlıklar tükeniyor. Bir yandan obezite ile boğuşan kesim ve diğer yandan aç, kötü beslenmiş ve topraksız, işsiz kesimin oluşturduğu sosyal ve ekonomik sorunlar noktasında önemli dönüşümler gerçekleşmezse, tarımsal üretim, gıda tedarik zinciri ve tüketim alışkanlıklarındaki bu serüven, gelecekte 10 milyar insanı besleyecek üretim düzeyine erişmek için gelir dengesizliği, robotlu tarım uygulamaları, toprağın korunması ve gıda israfının önlenmesini olanaksız kılacaktır. Kısaca, bir çıkışın olmadığını göreceğiz. Birleşmiş Milletler verilerine göre, gıda ürünlerinin yaklaşık üçte biri tüketiciler veya marketler tarafından çöpe atılıyor ya da verimsiz ulaşım ve toplama işlemleri sonucu bozuluyor. ABD’nin ardından en fazla gıda ihraç eden ülke Hollanda, gıda israfının da en fazla yaşandığı yerlerden biri. Hollanda hükümeti 2030’a dek gıda israfını yarı yarıya azaltmayı hedefliyor.

Akıllı Tercihler Yapmak

Mevcut gıda üretimi ve satışı, artık sürdürülebilir değil. 2050’de 10 milyar insanı besleyebilmek için tarım ve gıda sanayiinin daha sürdürülebilir bir özellik kazanması gerekiyor. Bunun içinse ekim-dikim, hasat, üretim, ulaşım, depolama ve satış modellerinde birçok değişikliğe gitmek, hükümetlerin ve işletmelerin bu değişikliği yapma konusunda istekli olması –biz tüketicilerin de-, adım atması gerekecektir.

Modern Batı toplumunu, tekerlekleri ekonomik büyüme sayesinde sağlam ve düzenli dönen bir bisiklete benzeten Benjamin Friedman; bisikletin ileri hareketi yavaşladığında veya durduğunda toplumun temel taşları olan demokrasi, bireysel özgürlük, sosyal tolerans vb. değerlerde sarsılma başlayacağını ve insanların sınırlı kaynaklar için çekişmelerle çirkinleşeceğini, kendi yakın çevremiz dışındaki insanların ise dışlanacağını ve toplumsal çöküşün yaşanacağını söylemiştir. İnsanlık tarihinde böyle çöküşler çok oldu ve ne kadar büyük görünürse görünsün hiçbir medeniyet, toplumu sona götürecek zayıflıklardan muaf değildir. Bugün için de durum her an değişebilir. Yeryüzüne göktaşı çarpması, salgın hastalık, nükleer yıkım gibi etkenleri bir yana bırakırsak, medeniyetin çöküşüne yol açan birçok etken vardır. Geleceğe dair kesin öngörülerde bulunmak mümkün değilse de matematik, bilim ve tarih, toplumların uzun vadede devamlılığı bakımından bazı ipuçları sunuyor.

Dolayısıyla, üzerimizdeki medeniyet cilasını kazırsak; tutuculuğun, mezhepçiliğin, ırkçılığın, tahammülsüzlüğün ve benzeri her kötülüğün hala içimizde, iş başında olduğunu görürüz. Son 100.000 yıl içinde insan doğası çok bir değişime uğramadı ama hala, eski hesapları kapatmak için nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarımız var. Ancak hayvan ve bitkilerin yetiştikleri doğal ortamlar, yaban hayvanlarından veya bitkilerden elde edilen gıda kaynakları, biyolojik çeşitlilik, toprak, enerji, tatlı su, fotosentetik kapasite, zehirli kimyasallar, yabancı türler, atmosfer gazları ve insan nüfusundaki artış; tahrip ettiğimiz veya kaybettiğimiz doğal kaynaklarımızın da içinde yer aldığı geçmiş ve bugünün toplumlarının karşılaştığı en ciddi çevre problemleri olarak geleceğimiz için risk unsurudur.

doğa

Immanuel Kant’ın dediği gibi, “Bilim düzenli bilgidir. Bilgelik ise düzenli bir yaşamdır.” Çağımızın önemli sorunlarını belirleme, bunları birçok farklı bakış açısına ve perspektife göre analiz etme ve bunlar içinden asil amaçları ve ilkeleri yerine getirecek olanı seçme yeteneği olan bilgelik; kısmen, muhalif tarafların makul ve bilinçli demokratik tartışmalarından gelir. Toplumlarda böyle bir tartışma, demokrasi şeklinde ortaya çıkar. Netice itibarıyla demokrasi, kolay değildir. Onun için çaba gösterilmelidir.

Zira toplumlar, demokratik ortamlarda dahi toplu karar almada başarısızlıklar yaşayabilir. Şüphesiz bu sorun, bireysel karar almadaki başarısızlıklar sorununa bağlıdır. Bireyler de kötü kararlar alabilirler: Kötü evlilikler yaparlar, kötü yatırımlar ve meslek seçimleri yaparlar, işlerinde başarısız olurlar vs… Ancak toplu karar almada topluluk üyeleri ve topluluk dinamikleri arasındaki çıkar çatışmaları gibi bazı ek faktörler devreye girer. Bu konunun her duruma uyan tek bir yanıtının bulunamayacağı, karmaşık bir konu olduğu, açıktır. Ne var ki, başarısızlıkların ve sosyal çöküşlerin nedenlerine ait tartışmalar sıkıcı görünse de, diğer tarafta cesaret verici bir konu vardır:

Başarılı karar alma!

Kaynaklar:

  • Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA, Tohumda Tekelleşme ve Etkileri, Türkiye’de Tarımın Ekonomi-Politiği 1923-2013, NotaBene Yayınları
  • Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA, Doğa ve İnsan Dostu Bir Tarım Sistemine Doğru, Türkiye’de Tarımın Ekonomi-Politiği 1923-2013, NotaBene Yayınları
  • Jared Diamond, Çöküş: Medeniyetler Nasıl Ayakta Kalır ya da Yıkılır?, Timaş Yayınları, 2005
  • BBC Dergi
  • BBC Haber

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

2 Ocak 1979 tarihinde Bursa’da doğdu. Öğrenim hayatını yüksek lisans ile sonlandırdı. Çalışma hayatına Akademisyen olarak başladı, Mühendis olarak devam etti ve Bursa Teknik Üniversitesi bünyesinde Stratejik Yönetim ve Planlama Müdürü olarak sürdürüyor. Çeşitli akademik makaleleri, editörlüğündeki sempozyum bildirileri ve bilimkurgu türünde kitabı yayımlanmıştır. Profesyonel olarak sporcu ve antrenör seviyesinde satranç sporuyla ilgilenmektedir. Araştırmayı ve okuyup - yazmayı çok seven TMMOB delegesi Taner Güler; evli ve 2 çocuk babasıdır.