bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 29 Ekim 2018 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Evren Aşırı Genişlerse: Kozmik Bir Vadiye Çökmüş Karanlık-Mithranon

Uyanış

Hatıralarım bir yerden sonra kendi içine göçmeye başlıyor. En son bulunduğum konumdan habersizim. Zamanın sızlayan acısını bile unuttum. Mekanlar buharlaşıp uçtu. Şimdi gözlerimi açtığım yer bomboş, ıssız bir uzayın alalade bir köşesi. Artık ben yok gibiyim. Mithranon denen cılız güneş gökyüzünden acı içinde süzülüyor aşağı. Bu hareket saniyeleri, dakikaları ve saatleri yaratıp bir güne dönüşüyor ve gün akşam oluyor nihayetinde. Sonu gelmeyen ıssız bir sahildeyim. Ortalık geceden kalma bir aydınlığın son demlerini yaşıyor. Okyanus varoluşsal bir kaygı halinde dalganıp köpürüyor, sessiz çığlıklar ile dalga dalga örüyor kasveti. Her şey leylak renginde. İsmini yıldızından alan Mithranon gezegeninde akşamlar kopkoyu bir leylağa dönüşür. İnsanlık yalnızlığın bu nebati renkleri içerisinde yalnızlıklarının farkında bile değil. Onlar kainattan habersiz… kainat sadece Mithranon, Mithranon ve okyanustan ibaret.

Bu gezegen kocaman bir okyanusla dolu. Okyanus tabanına henüz inilmemiş. Çünkü çok derin ve hilkatın basınç ile maruz kaldığı anda peydahladığı şekli bozuk ucubelerle dolu olması muhtemel. İnsan bazen aklının selametini korumak için karanlıktan ve derinlikten uzak durmalı. Örneğin hanginiz monoteistik nörofonun ne olduğunu bilir ki. Ben, sadece bu korkunç şeyi bilen bir insanla tanışma talihsizliğine uğradım ve o bir insan bile değildi. O an yaşadığım şeyleri size tarif edemem. Nitekim Mithranon insanları, akşamları boz bir leylağa, gündüzleri ise gliserinli bir aydınlığa bürünen semalarının altında henüz kozmolojik açıdan ne denli bedbaht ve de yalnız olduklarını bilmeden senelerini zamanı oyalayarak geçirir. İnsan bilinçdışı biçimde varlığın ne denli büyük ve de tehlikeli olduğunu bilir, bu yüzden onun küçücük bir köşesine yapışıp, ölene kadar düşler ve olmayan şeylerin isimleri ile kendini oyalayarak onu kandırabileceğini sanar.

Sahil

Mihtranonlular da böyle. Uzaya olan münasebetleri Okyanus’a duydukları korkuyla aynıdır.  Uzaya üstün körü birkaç kameralı roket yollamışlar fakat o engin karanlığın kasvetinden korkup tüm uzay projelerini iptal etmişler. Nitekim bu zavallı dünyada var olan medeniyet tek bir noktada toplanıp yeşermiş ve orada serpilmiş zaten. Bu, doğu yarım kürede, içi delik kocaman bir halka şeklinde duran Ahrah Kıtasıdır. Kıtanın ortasında yirmi nehrin beslediği Ahrah’ın Gözyaşları denen bir iç deniz bulunur. Okyanus ise etrafını sardığı gezegenin milyonlarca yıldır suyun sıvı halde bulunabileceği bir çizgide durduğu gerçeğine dayanarak yarattığı devinim halinde kayıtsız bir kol halinde kasılır ve gevşer, Ahrah’ın sahillerini döver. Kayıtsız engin maviden bir mesaj bırakır bazen kıyılara ve sahilleri tanzimlemekle görevli Okyanus Müfettişleri sıradan halk o şeyleri görmesin diye onları imha eder.

Akşam geceye döndüğünde ben kıpırtısız ve bıkkın bir halde sahilde uzanmaya devam ediyordum. Çok geçmeden çizgifilmlerden çıkmış gibi duran bir kamyonun homurtularını duydum uzaklarda. “İçten yanmalı motorlar ha?” diye geçirdim içimden. Kamyon oradan buradan dikenlerin, çakılların fışkırdığı kumların arasında zarif fakat tehlikeli bir ilerleyiş sürdürdü. Bu deforme arazide daha fazla ilerleyemeyeceği bir bölgeye gelince durup farlarını söndürüşünü kayıtsız bir ifadeyle seyrettim. Oysaki o kamyonun orada bulunma nedeni bendim. İçinden dört kişi indi. Yengeç gibi yan dönüp koşarak “ıaaaagghhh” diye bağırdılar, “okyanus bize leş mi yollamış?”

Masmavi sentetik bir kumaştan yapılan üniformaları ve de itfaiyecilerin taktığı kasklara benzeyen kaskları vardı. Üniformalarının sırt kısmında “OKYANUS MÜFETTİŞİ” yazıyordu. Kasklarında ise teşkilatlarının sembolü olan bir rozet vardı. Kahkaha atan bir balina ve balinanın üzerinden çarpraz şekilde geçen bir zıpkın. Zıpkına benzeyen kocaman silahlar tutuyorlardı ellerinde zaten. Vuracakları balina ise bendim. “Yakalayın, hâlâ canlı!” diye bağırdılar.

uyku-deniz-anasi

Ayrışım Santralleri

Mithranon’a giren herhangi bir çokluevren turisti ya da gezgini burada hoş karşılanmayacaktır. Dolayısıyla kendinizi Ayrışım Santralleri’nde bulmaya hazır olun. Burada bulunmanız sizin için hayati  bir önem taşıyor aslında çünkü Mithranon’a özgü hastalıklara yakalanıp ölmeniz işten bile değil. Bu santrallerde sizi bir hafta boyunca yeşil bir sıvı ile dolu tüplerde tutacaklar. Amniyotik bir uykuya dalacaksınız. Uyandığınız zaman ise en sancılı anlar başlayacaktır.

Sorgulanmak için ÜST DÜZEY OKYANUS ŞEFİ POSEDON’un yanına gönderildim. Kendisi Mithranon’daki en önemli kişilerden biri olduğu için ismini küçük harflerle telafuz etmeniz başınıza bela açacaktır. Unutmadan söylemeliyim ki Mithranon’da konuşulan dil evrenseldir. Yani Ahrah denen o çember kıtanın her yanında aynı dil konuşulur ve lehçeler arasındaki farkı ortadan kaldırmak için büyük-harf küçük harf telafuzu denen lingüistik bir ucubelik geliştirmişler. Egzotik bir dilbilim şöleni görmek isteyenler Mithranon’u ziyaret edebilir.

Distopya Ceza

Posedon

POSEDON, Mithranon’da bir zamanlar hüküm sürmüş kadim bir ırktan. Üç bin yaşında. İhtiyarlayan devasa bedenini silikon ve alüminyum kaplama bir heykele dönüştürmüş. Heykelin kafası hâlâ canlı ve de alnı devasa bir zihnin ışığı ile parlıyor. POSEDON’un tapınağı her yanda onun zihnine bağlı olan bir ağ ile dolu. Duvarlarda Okyanus Müfettişleri teşkilatının sembolleri var. Kahkaha atan bir balina ve de zıpkın. Tüm bu semboller sessizliğe benzeyen bir ışıltıya sahip. Hepsinde POSEDON’dan bir zerre mevcut. Aslında bu koca adam artık bir bulut yaşam formundan ibaret. Başka da bir şey değil. Yine de aklınızın bile alamayacağı sırlara vakıf. Benim nereden geldiğimi, çektiğim en büyük acıyı ve de kireçleşen arkadaşımın nerede olduğunu gösterdi bana.

“EVET!” dedi. Çok büyük harflerle konuşuyordu. Sizin klasik dil anlayışımız onun dediklerini kavramaya yetmez fakat bu muhteşem adamın dediği şeyleri sıradan insanların da anlayacağı bir dile indirgiyorum. “ARKADAŞIN DA BURADA! SALAMANDER, MİTHRANON’A ÇOK YAKIN DURAN BİR CEHENNEM GEZEGENİNDE! SOYUMDAN PEK ÇOK KİŞİ O GEZEGENE, BİR ŞEYTANA DÖNÜŞMEK VE SONSUZ ALEVLERİN KÜKÜRTLÜ KUDRETİYLE YANMAK İÇİN GÖÇ ETTİ! ONLARLA HİÇBİR İLETİŞİMİMİZ KALMADI! ESKİ BİR DÜŞMAN HÂLÂ AKLIMDA OYSA… ONUN YAŞAYIP YAŞAMADIĞINI KONTROL ETMENİ İSTİYORUM! VE O APTAL ARKADAŞINI ORADAN ALIP BU EVRENDEN DEFOLMANI!”

“emredersinizefendim,” diyebildim sadece titreyerek. Bu korkunç güç karşısında konuşurken kelimelerin arasına boşluk koymak bile saygısızlık olurdu.

“SENİ BİR ŞEYLE GÖREVLENDİRDİM DİYE HEMEN SEVİNME! BU GÖREVE LAYIK OLUP OLMADIĞINI ISPATLAMAN GEREKLİ SÜNEPE!”

yapay zeka

Keşif Rıhtımı

Kendimi ıspatlayabilmem için KEŞİF RIHTIMI denen bir kasabaya yollandım. Son derece trajikomik bir geleneğe ev sahipliği yapan bu mekanda her şey bir çizgifilmden çıkmış gibiydi. İnsanlar abartılı surat ifadeleriyle geziniyor ve hepsinin vücudu saçma sapan bir şekilde kaslı. “Biz bir yarışma düzenliyoruz yüzyıllardır,” diyor rehberim. “Denize açılacak kadar cesur insanları gemilere bindirip yolluyoruz, gidebildikleri en uzak noktaya kadar gidip geri dönüyorlar. Şu ana kadar giden her üç gemiden ikisi dönemedi, geri dönen gemi de hep korkmuş insanlarla dolu.”

“Benden ne yapamamı istiyorsunuz peki?”

“Ahrah’ın Gözyaşlarında kapkara gemisiyle yıllar boyu terör estirmiş Korsan Tarantino’yla okyanusa açılmanı istiyoruz. Hiçkimsenin gitmediği kadar uzağa gideceksiniz ve geri dönmeyen gemilere ne olduğunu öğrenip bize bildireceksiniz. Bunu başarırsanız kendini ıspatlamış olacaksın.”

Kendini hep bir çizgifilm dünyasında kaybetmek isteyen nostalji turistleri için KEŞİF RIHTIMI birebir. Çünkü çocukken izlediğiniz çizgifilmlerden bilinçaltınızda kalmış çoğu imge burada bir şok etmeni olarak karşınıza çıkacak. Fakat dikkat edin. Eğer bu kasabaya geldiyseniz varoluşunuz büyük tehlike altında.

Mithranon’daki Okyanus

Korsan Tarantino’nun farelere benzeyen dört yüz kişilik mürettebatı arasında herhalde en az dikkat çeken tip bendim. Bir köşeye oturup sonumun neye benzeyeceğini düşünmeye koyuldum kara kara. Çokluevren seyahatini öyle şıp diye gerçekleştiremezdim. Belirli bir süre ve prosedür gerekliydi. Üstelik bu evrende, başka bir evrene ait bir şey bırakmak pek de etik olmazdı. Hani normalde etik falan pek umrumda değildir. Şerefsiz herifin tekiyim ama Salamander gibi aşağılık ve vasat bir yaratığı buradaki steril medeniyetin başına bela edecek kadar da kötü değilim açıkçası.

Efendim Okyanus ile ilgili söyleyeceğim tek şey şu, buraya ancak nihilistseniz ve de mavi renginin tüm tonlarını görmek istiyorsanız gelmelisiniz. Aksi halde birkaç gün içinde ya delirecek ya da intihar edeceksiniz. Kendine işkence etmek isteyenlere mazoşist-turizm acentaları burayı değerlendirmeli. Ya da aman değerlendirmesinler çokluevrende el değmemiş bir burası kaldı galiba, buranın boku çıkmasın bari.

Balina Midesi

Yolculuk bir hafta boyunca ilginç hiçbir şey yaşanmadan sürüp gitti. En nihayetinde ikinci hafta başlarken sabahın erken saatlerinde gemimizi bir balina yutmuş. O nasıl bir balinaysa artık hayret. Tabii ben bu sırada uyuyor olduğum için olayı pek çakmamışım. Balinanın midesine doğru kayarken uyanıp ortalığın bir teyakkuz içinde olduğunu gördüm. Ne oluyor demeye kalmadan dobişko balinanın peristalsis hareketlerine maruz kalarak içinde bulunduğum geminin plankton kolonileriyle birlikte parçalanışını seyrettim.

Hız ve adrenalin turistleri böylesi bir anı deneyimlemeli. Post-apokaliptik macera tutkunları da böylesi bir mekanda bulunmak isteyecektir. Kafasında çürük bir hasır şapka takan yüz yaşında ihtiyar bir denizci, balina midesinin asit denizinden uzak bir köşesinde, sanki ıssız bir adaya sığınmışçasına umutsuz umutsuz oturmuş bizi seyrediyordu. “Dayı, atla gel kurtaralım seni,” diye bağırdım. Adam kambur belini düzeltip ayağa kalktı ve de nah çekme hareketini yaparak bir şeyler söyledi. Bundan daha post-apokaliptik bir manzara daha varsa o da herhalde metrobüslerin içindedir.

Mithranon B

Hipnogojik bir sanrı yaşarcasına balinanın midesinde sindirilip parçalarıma ayrıldım. Çokluevren yolculuğu yapabilecek kadar basit parçacıklara indirgenmişken bir anda kendimi Dante’nin kabuslarında buldum. Mithranon denen o cüce yıldız şimdi artık hiç olmadığı kadar sıcak ve de yakındaydı. Üzerinde durduğum gezegen Mithranon B’ydi. Mithranon yıldızına çok daha yakın olmasına rağmen, medeniyet esasında Mithranon gezegeninden buraya taşındığı için ancak B ismini alabildi.

Burada her yan lav gayzerleri, patlayan volkanlar, kaynayan magma denizleri, köpüren alev okyanusları, pişen kıtalar, kavrulan bir hilkat ve de buram buram kükürt tüten bir cehennemle doludur. İhtişamlı bir film makinesinin aşırı ısınan çekirdeğinden yansıyan bir ütopya adeta. Vücut modifikasyonları ile kendilerini şeytanlara dönüştürüp burada yaşamaya uyum sağlayan Kadimler alev okyanuslarının sahillerinde uzanıp güneşleniyor, hiçliğe sergiliyorladı vücutlarını. Zavallı arkadaşım Salamander’in küllerini burada buldum.

Mithranon C

Salamander ile aynı kaderi paylaştım ben de.  Yani şeytanların o korkutucu solaryum sahilleriyle dolu cehennem gezegeninde varlığın en basit parçalarını içeren küllere dönüştüm. Fakat kuantum mekanizması bizleri tekrardan birer vücuda kavuşturdu. Çokluevrenlerde gezinip duran o gizemli dalgalanmada hâlâ ikimizin de vücuduna ait bilgiler bulunuyordu demek ki. Böylece Salamander o kireçli lanetten kurtulmuştu. Artık Nairobi 2’deki Marica’yla hesaplaşmaya gidebilirdi.

Fakat büyük bir sorunumuz vardı. Tamamı nitrojen, metan ve de su buzuyla kaplı, metalden dağları olan dev bir gezegende esiriz artık. Hiçbir yere gidemiyoruz. Çokluevren yolculuğu falan yapmayı bırak bu gezegende attığın her bir adım Fatih’ten Beykoz’a yürümüşsün gibi geliyor. Gezegen o kadar büyük ki ne bir roket kalkar, ne de bir şey. Üstelik Mithranon yıldızından o kadar uzak ki her yana kapkara. Genişleyen evren en çok bu talihsiz gezegeni yalnız bırakmış. Hiçbir ışık zerresi dokunmuyor buraya. Tüm gezegen zifiri karanlığın altında. Yürüyorken uzayda süzüldüğünü hissedebilirsin.

Gezegenin bileşenlerini Salamander’in gelişmiş doku duyguları sayesinde öğrenebildik. Mithranon C’de tanıdığı olan varsa bizi bilgilendirebilir mi lütfen? Ya da herhangi bir şey yaşıyor mudur burada acaba? Vallahi bakteriyel bir yaşam bulsam oturur onlarla dertleşirim. Salamander’in sohbeti çok sıkıyor… konuşmadıkça da kozmik suskunluk insanı sağır ediyor. Burası bayağı karanlık biliyor musunuz? Hiçbir şey de yok yani. Ne bir ortam, ne bir heyecan. Hepsini geçtim havuç sulu chai tea latte satan bir mekan bile yok. Bayağı sıkılıyorum. Salamander de tutturdu şimdi, “Mithranon C’de mallar çok kıyaktır abi, baksana abi,” falan deyip duruyor. Keş herif bir vücut kazanır kazanmaz başladı müptelalığa.

Etiketler: , , , , ,


Yazar Hakkında

Rüya ve gerçeklik arasında sürüklenen bir göçebe. Uçsuz bucaksız doğum öncesi steplere ve de aklın ötesindeki uğultuya vurgun. Gizemli, eksantrik ve aykırı olana karşı varoluşunun başından beri bir çekim duyuyor. Bilincin nereye kadar sürdüğünü, nereye uzandığını ve pazartesi sabahları kavuştuğu o menhus şeklin kaynağını merak ediyor.