elon musk neuralink ustinsan

Elon Musk, Neuralink ve Üstinsan

2016 yılında Elon Musk ve sekiz nörolog tarafından San Francisco’da kurulan nöroteknoloji şirketi Neuralink Corporation, günümüz sorunlarının çok ötesinde bir vizyon ile yola çıktı. Kısaca değinmek gerekirse Neuralink, beyne eklenen dijital bir implant ile hem beynin sınırlarını zorlamayı hem de günümüz insanını bir üst aşamaya taşımayı hedefliyor. İmplant, protez ya da nanorobotlar aracılığıyla yaşanan ya da yaşanması muhtemel sağlık sorunlarının üstesinden gelineceği öngörülüyor. Böylece çevremizdeki cihazlara bağlanma, çeşitli hastalıkları ve bedensel engelleri ortadan kaldırma gibi işlemlerin kolaylıkla yapılacağı bekleniyor. Sonraki adım ise insan beyni ile yapay zekâ arasında güçlü bir bağ oluşturarak fütüristik bir insan neslinin yaratılması.

Yaşayan en zengin kişi ilan edilen Elon Musk, toplumların çok da alışkın olmadığı alanlara yatırım yaparak sansasyonel kişiliği ile tanınıyor. Elon Musk ve çalışma arkadaşları, Neuralink ile beyin-makine arayüzleri oluşturmayı amaçlıyor. Peki bu hayali gerçek kılmak için neler yapılması gerekiyor? Bu soruyu yanıtlarken, Elon Musk’ın dâhil/kurucu olduğu bazı şirketlere yakından bakmakta fayda var: Neuralink, SpaceX (+Starlink), Tesla Motors, SolarCity, OpenAI, The Boring Company ve Twitter…

Neuralink çalışmalarının felsefi itki gücü şüphesiz Evrim Teorisi. Tüm insanlık tarihi, sağlıklı ve uzun ömürlü olmak üzerine duyulan kaygı sayesinde biçimlendi. Geleceği görmek, diğerlerine ait zihinsel süreçleri çözümlemek ve en önemlisi evrenin sınırlarını keşfetmek, felsefenin en temel sorularına ev sahipliği yaptı. İşte bu noktada çalışmalarını aralıksız sürdüren SpaceX, insan türünü farklı gezegenlere taşımayı ve oralarda kalıcı koloniler kurmayı hedeflerken, bu sürecin sonunda insan bedeninin alışkın olmadığı yeni koşullara uyum sağlamasına yönelik çalışmalara da önayak oluyor.

Roket teknolojisini uygun maliyete indirgemeyi hedefleyen şirket, uzay kaşifliğine duyduğu ilgiyi de açıkça ilan etti. Ayrıca şirketin, Uydu İnternet Kümesi adıyla faaliyet yürüten Starlink adlı bir projesi de var. Bu sayede şirket, dünyaya internet hizmeti sunmanın yanı sıra gerek bilimsel çalışmalarda gerekse çeşitli devletlerin istihbarat faaliyetlerinde aktif rol oynamayı hedefliyor. Solarcity, Tesla Motors ile iş birliği yaparak elektrikli araç, sürdürülebilir güneş enerjisi panelleri gibi alanlarda etkinlik yürütüyor. The Boring Company’nin kuruluş amacı olan altyapı ve tünel inşaatı projelerinin gezegenimizdeki olası faaliyetleri ise bilimkurgu filmlerinden aşina olduğumuz öte gezegenlerdeki kolonileşmeyi anımsatıyor.

Yapay zekânın geliştirilmesini ve insan yararına kullanılmasını teşvik eden OpenAI, Neuralink konusunda akıllarda kalan başka bir boşluğu dolduruyor. Kâr amacı gütmeyen bu şirketin yapay zekâ çalışmaları şimdiden ilgiyle takip ediliyor ve yapay zekânın geleceği hakkında da bizlere ipuçları veriyor. Şirket, yapay zekânın kontrollü büyümesini mercek altına alırken önlemler ve olası riskler hakkında da düşünmemize olanak sağlıyor. SpaceX ise bugün bile roket ve uzay taşımacılığı alanlarında çığır açan başarılara imza atarak uzay kaşifliği ile insan bilincinin evrene taşınması konusunda sayısız makaleye konu oluyor. Burada asıl dikkat çeken durum, farklı gezegenlere yerleşecek yeni nesil insanların karşılaşacağı zorluklarla baş edebilmesinin önünü açacak ve “Süper İnsan” kavramını destekleyecek alanlara yapılan yatırımlar.

Neuralink’in, insan bedenini yavaş yavaş nanoteknoloji ve nöroteknoloji aracılığı ile “robotlaştırması” hakkında büyük spekülasyonlar bulunuyor. Musk’a göre Neuralink; felçlik, körlük gibi ağır engel teşkil eden durumlar hususunda kurtarıcı rol oynayacak. Musk, tüm bu atılımları beynin geliştirilmesi noktasında önemli bulduğunu belirtiyor ve teknoloji sayesinde beynin potansiyelini yapay araçlarla ortaya çıkararak yeni bir insan türünün yaratılabileceğini söylüyor. Yakın gelecekte ortaya çıkacağından şüphe duymadığımız bu yeni insan türü ise nöroteknoloji alanında gerçekleştirilecek çalışmalardan geçiyor. İnsan beyninin çözülememiş sırları olsa da, hormonlar ve çevre koşulları nedeniyle potansiyelinin gerisine düştüğü biliniyor. Duyguların etkisinde kolayca manipüle olan bu süper güç, nöroteknoloji mühendisliği ile geliştirilmiş implantlar sayesinde düşünülmemişi yaratma peşine düşebilir. Hayalini kurabiliyor musunuz? Neuralink ile donatılmış insan zihni, başka herhangi bir cihaza ihtiyaç duymadan makinelere veya diğer canlılara/insanlara bağlanabilir; zor denileni öğrenebilir ve hatta kendi varoluş sınırlarını aşabilir…

Konu ile bağlantılı olarak, World Brain Web konusunu da anımsatmakta yarar var. Organizmanın, uyum ve evrimsel yükümlülükleri gereği ortaya çıktığını düşündüğümüz günden beri bir mücadele içerisinde olduğunu biliyoruz. Ateşin bulunuşu, beynin gelişimini sürdürmesi, tarım toplumlarının ortaya çıkması ve kolektif bilinç anlayışının gelişmesi bizleri evrensel bilinç kavramına yöneltiyor. Konu ile ilgili ileri okuma yapmak isteyenler, Prof. Francis Heylighen’ın Sibernetik ve Küresel Beyin makalelerine göz atabilir. Beyin, makine ve bilgisayar fonksiyonlarının uyum ve iş birliği içinde çalışması ile başlayacak sibernetik sürecin nihai amacı, dünya genelinde kolektif bilinci kurmak diyebiliriz. Bu aşamadan sonra ise Transhümanizmin gösterdiği hedeflere büyük ölçüde ulaşılmış olunacak.

Yukarıda belirttiğimiz şirketleri ve çalışmaları tek bir kümede birleştirdiğimizde ise ortaya ütopik bir tablo çıkıyor. Bu çalışmalar, dünya dışı kolonileşme sürecinde insan türünün ihtiyaç duyabileceği veya karşılaşabileceği birçok soruna dair çözüm fikri taşıyor. Adı geçen devasa projeler, dünya dışında kurulacak yeni medeniyetler için adeta ön hazırlık niteliğinde. Önemli bir kısmına Musk’ın önderlik ettiği bu bilimsel sıçramalar, geleceğe dair fütüristik fikirlere de ilham veriyor. En genel çerçeveden bakıldığında, dünya dışında kurulacak bir koloninin temel ihtiyaçlarını kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ulaşım araçlarının iyileştirilmesi ve yenilenebilir enerji kullanmak.
  • İnsan bedeninin kısıtlı ve dezavantajlı sayılabilecek kırılgan unsurlarını ortadan kaldırmak.
  • Dünya dışında kurulacak yerleşkeleri uygun şekilde konuşlandırmak ve sürdürülebilir hâle getirmek.
  • İnsan beyninin mevcut durumuna müdahale ederek, olası sorunlara karşı çözümler üretebilecek yüksek zekâ kapasitesine ulaşmak.

Peki Friedrich Nietzsche’ye ait Üstinsan fikrinin, Neuralink’in sibernetik yapay insanlarına olan etkisi hakkında hiç düşündünüz mü?

“İnsan artık hiçbir yerde evde değildir!” der Nietzsche. İnsan nesli binlerce yıldır gökyüzüne bakarak anlamlar çıkarmaya ve hayatı yordamaya çalıştı. Nihayet sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan soğuk savaş döneminde binlerce yıllık hasret sona erdi ve insanlık, kısıtlı imkanlarıyla dünya dışına adım atmayı başardı. Sovyet kozmonot Yuri Gagarin uzaya açılacak bu efsanevi yolculuğu “Haydi gidelim,” diyerek başlattı ve ardından yaşadığı harikulade deneyimi, “Dünya mavi ve çok güzel. Harika görünüyor,” sözleriyle akıllara kazıdı. Ay’a iniş yapan kapsülden dışarı adım atan ABD’li astronot Neil Armstrong ise o anı, sesine yansımış heyecanla, “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım,” şeklinde dile getirdi.

Tüm felsefi disiplinler insanı ve yaradılışı anlamaya çalışmışken, yaratıcı edime en yakın olacağımız o an yapay zekâ ile kurulacak işbirliğinde yatıyor. Bilgi ve teknolojinin geleceği düşünüldüğünde, doğacak gelişmeler karşısında çaresiz kalan insan bedeni kırılgan olmaya devam edecek. Bu da bizi Nietzsche’nin dayanamadığı ve ona acılar çektiren konunun öznesine götürüyor: Bilgi, sanat ve güç… Yeni insan türünün olası belli başlı özelliklerini kavrayabilmek adına, Nietzsche felsefesi hakkında az da olsa fikir sahibi olmalıyız. Burada Bengi Dönüş kavramına da vurgu yapmak gerekiyor. Nietzsche, insanı iyi ve kötü düşünce sarmalı etrafında tarif ederken bir yandan da insanın bunlardan vazgeçip ahlak anlayışını yitirerek özgür varlıklara dönüşmesi gerekliliğinden bahsediyordu. Böylece yaratılacak bu yeni insan türü, insani olarak betimlenmiş duygularından, örf /adet ve geleneklerinden vazgeçerek kendinin ötesine geçecekti. Öncesinde “yapay zekâ destekli insan” ve sonrasında da “insandan” bağımsız olarak tanımlanabilecek varlıkların doğum sancısının yaşandığı bir çağdayız. Bu doğum sancısı ne kadar sürer bilinmez, ancak posthümanizm ve sibernetik gibi unsurların hızla güçlendiğini unutmamak gerekiyor.

Wittgenstein, “İnsan soyunun hiçbir gizemi kalmamıştır,” diyerek hakikati dünya dışında aramayı öğütlüyordu. Nietzsche ise bu kavramı daha da bükerek soyut ve yepyeni bir alan açtı: Üstinsan. Fazlasıyla metafiziksel alanda yer işgal eden bu kavram, bugünün teknolojisi ile bir araya gelerek metafizik aleminden çıkıp gerçekliğe adım attı. Dolayısıyla transhümanizm konusunda bize rehberlik edecek filozofların başında Nietzsche geliyor. Tanrı kavramı ile kavgalı olan ünlü düşünür, insanın varoluşuna dair sarsıcı tespitlerde bulundu. Üstinsan’ı yaratırken tanrıyı öldürüyor ve yaşayan insanlara “kendini aşma” görevi veriyordu. Bu bağlamda şunları diyordu:

“Bir zamanlar insanlar uzak denizlere baktıklarında, Tanrı derlerdi; ben size şunu demeyi öğretiyorum: Üstinsan. Tanrı bir varsayımdır; fakat ben isterim ki varsayımlarınız yaratıcı istencinizin önüne geçmesin. Bir Tanrı yaratabilir misiniz? O hâlde bana hiçbir Tanrı hakkında bir şey demeyin. Oysa üstinsanı, yaratabilirsiniz.”

Transhümanizm tam da bu noktada Nietzsche felsefesini kendisine rehber ediniyor. Tanrıyı göklerden indirerek insanı tanrılaştırmayı ve insani yaratım gücünü de zirveye çıkarmayı amaçlayan bu kavram, canlıyı biyolojik sınırlarından arındırma potansiyeli taşıyor. Posthümanizm ise insanı sabit ve değişmez unsurlardan uzak görüyor ve sürekli bir devinim ile insanın daha da ileriye taşınması gerektiğini savunuyor. Nietzsche’nin Üstinsan tarifinde sarf ettiği, “Hayal gücü kuvvetli, yaratıcı, cesur ve meraklı olmalı; duygudaşlık, merhamet ve acıma gibi duyguları utanç olarak görmelidir. Alçakgönüllülük, eşitlik ve dürüstlük gibi kavramlar üstinsan tarafından yok sayılmalıdır,” sözleri, insan türünün evrimsel süreçte dönüşeceği Yapay Zekâ Destekli İnsan fikrinin felsefi dayanağı gibi. Dolayısıyla Nietzsche’nin kendini aşmayı öğütleyerek ortaya çıkardığı Üstinsan kavramı, evrimsel süreçleri sıkıca sahipleniyor. Darwin’in Doğal Seçilim ve Adaptasyon kavramlarını bağrına basan Nietzsche şöyle diyor:

“İnsan, hayvan ile üstinsan arasında gerilmiş bir iptir.”

Nietzsche’den esinlenerek insanın evrimsel sürecini bir zincir olarak sembolize ettiğimizde, Neuralink ve Sibernetik teknolojinin bize armağanı olan Yapay Zekâ Destekli İnsan fikri, bu zincirin son halkasını oluşturuyor. Ortaya çıkacak olan bu yeni insan, tam da Nietzsche’nin öngördüğü gibi genel geçer ahlak kurallarını ve insan bilincine yuvalanmış binlerce yıllık yargıları tek seferde alaşağı ederek tanrılaşan bir türe dönüşecek. Böylelikle Neuralink’in, diğer projelerle desteklendiği taktirde “insan sonrası” bir neslin yaratılması adına iyi bir adım olduğu görülüyor. İnsan ve Yapay Zekâ, kısa süreli de olsa barış içinde yaşayacak. Ancak yaratılan bu yeni tür ile sürdürülebilir barış koşullarının inisiyatifi de bizde olmayacak. Hatırlarsanız Stephen Hawking, yapay zekâ konusunda, “Tam bir yapay zekânın geliştirilmesi, insan ırkının sonunu getirebilir. Kendi kendine iş görebilir, kendi kendini yeniden tasarlayabilir ve bunu, giderek artan bir hızla yapabilir. İnsanlar, yavaş bir biyolojik evrimle sınırlanmaktadır. Bizim, yapay zekânın evrimiyle yarışma ve onları geçme imkanımız bulunmuyor,” demişti. Burada bahsedilen risk, yakın gelecekte hayatlarımızı sandığımızdan daha fazla etkileyecek gibi görünürken oluşacak sorunlarla nasıl baş edeceğiz? Çözüm basit: Yapay Zekâ Destekli İnsan (YZDİ).

Şüphesiz YZDİ, günümüz insanı ile kıyaslanamayacak kadar bilgi ve beceri ile donatılmış yepyeni bir insan türü olacak. İnsan neslinin öyle ya da böyle evrimsel süreçte yok olacağını varsaydığımızda, bizlere düşen onu çeşitli nöroteknolojik buluşlarla donatmak olmalı. Ortaya çıkan bu “yeni insan” elbette bizlerden farklı olacak. Türün devamını amaçlamanın ötesini de düşünmemiz gerekiyor. Ortaya konulan projeler, yakın gelecekte daha da güçlenecek olan yapay zekânın dizginlenmesini de kapsıyor. Gelişimini bizlerden bağımsız sürdüren yapay zekâ insanlık için yıkıcı sonuçlar doğurabilir, ancak potansiyelini ve gücünü insan beyni ile uyumlu şekilde sürdürürse türümüz adına kısmen de olsa kabul edilebilir varsayımlar çıkıyor.

Sonuç olarak, yapay zekânın gelişimi insan türü için her daim riskler barındırıyor. Gerek  Neuralink gerek başka şirketler aracılığıyla ortaya çıkacak olan YZDİ, süregelen toplumsal normların üzerinden silindir gibi geçecek. İnsan türü, insan ve YZDİ arasında ortaya çıkan uçurumla baş başa kalacak. Tüm bu sancılı süreçler yaşanırken, ekonomik alanda ortaya çıkan sınıf farkı artık yepyeni bir aşamaya geçecek. Oluşacak bu yeni sınıfların sınırlarını ise zihin kapasitesini neredeyse sonuna kadar kullanabilecek olan sağlıklı bedenlerin sahibi YZDİ türü belirleyecek. Bir diğer ve en can yakıcı risk ise sıklıkla dile getirilen bilinç aktarımı konusu olacak. Elon Musk’ın da birçok defa çekinmeden dile getirdiği bilinç aktarımı, özünde insana dair belirleyici unsurların bedensel özellikler yerine zihinde tutulan anı, deneyim ve farkındalık duygusunda yattığını varsayıyor.

Bu noktada, uzayın herhangi bir yerinde kurulacak kolonilere ait ayırt edici özelliklerin de alışılmış fikirlerin ötesinde olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. Planlanacak olan kolonileşme süreçlerinin en azından bir kısmında, hantal ve hastalıklı bedenlerle uğraşmak yerine insan bilincinin aktarıldığı makinelerin daha başarılı olacağı su götürmez bir gerçek. Bu bağlamda Elon Musk, “Maliyet için çekilen kredi, Süper İnsan Zekâsı ile geri ödenebilir. Bence bu çok kârlı bir anlaşma,” diyerek günün birinde yapay zekâ ile birleşileceğini ileri sürüyor. Nietzsche ise bu birleşmeden doğacak çocuğu yıllar öncesinden görmüş ve üstinsanı diğerlerinden ayrılan en önemli faktörün farkındalık olduğunu vurgulamıştı.

“O, yeteneklerini her daim geliştiren ve yaşamın gizini çözmek için can atan bir türdür.”

Yazar: Varlık Ergen

sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ cennet bahçelerinden düşenlerdenim bir de- parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni- #ModelEvren #Sinestezi #KaraDua varlikergen.com -yazar-okur-seslendirir-

İlginizi Çekebilir

Güldür Güldür’den 10 Bilimkurgusal Skeç

2013 yılında ilk olarak Fox’ta yayımlanan Güldür Güldür, 10. yılını geride bıraktı. Sunuculuğunu Kemal Sunal’ın …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et