bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 20 Nisan 2020 | Yazar: Selim Erdoğan

0

Bir Aşırı İzolasyon Örneği: Satürasyon Dalgıçlığı

Koronavirüs yüzünden insanların önemli bir bölümü uzun süreler boyunca sınırlı bir alanda yalnız ya da aileleri ile birlikte kapalı kalmayı ilk defa yaşıyor. Aile içi şiddet artarken salgından sonra boşanma furyasının başlayacağı tahminleri yapılıyor. Psikologlar izolasyonun etkilerini azaltma reçeteleri yayımlıyor.

Dar bir ortamda uzun süre kalmak insan psikolojisini baskı altına alıyor. Dar bir ortamda uzun süre kalmayı gerektiren ve pek bilinmeyen meslekler var. Üstelik üzerlerindeki baskı sadece psikolojik değil. Ölüm riski ve yüksek fiziksel basınç altında, iki oda bir salonda değil bir tüpte yaşıyorlar.

Astronot Değil Aquanot

Yaşam odası

Martin Poole her şey yolunda giderse yeniden ancak bir ay sonra görebileceği destek istasyonundaki iş arkadaşları ile vedalaştıktan sonra elli santim çapındaki çelik yuvarlak kapıdan içeri giriyor. Kişisel eşyalarının olduğu çantalar bu dar kapıdan teker teker içeri uzatılıyor. Bir ayını beraber geçireceği iki ekip arkadaşı da kapsüle girdikten sonra kapı kapanıyor ve kilit tekerleğiyle kilitleniyor. Bir ay boyunca yaşayacakları ortam beş metre uzunluğunda iki metre çapında çelik, hava geçirmez bir tüp. Bu tüpe yaşam odası(accomodation chamber) deniyor. Yaşam odası özel amaçlı bir geminin tabanında bulunuyor. Bu odayı tuvalet, lavabo, üst üste monte edilmiş dar çelik ranzalar, üç kişinin bir ay boyunca kullanacağı her türlü eşya ile birlikte paylaşacaklar. Çıktıkları yolda başlarına bir şey gelmesi durumunda yardım beş buçuk günde ulaşıyor. Bu yüzden bilinen bir sağlık durumlarının olmaması gerekiyor. Bir ay boyunca daracık bir çelik tüpte insan değil arkadaşından, kendinden bile nefret edebileceğinden kişiliklerinin de sakin ve toleranslı olması şart.

Kapı kapandıktan sonra içeri hava pompalanıyor. Basınç göstergesinin boyası dökülmüş iğnesi, deniz seviyesi değeri olan bir atmosferden yukarı doğru tırmanıyor. Yüz seksen altı metreye inecekleri için gaz vanası yirmi atmosfer düzeyinde kapatılıyor. Artık üzerlerinde sanki yirmi kat atmosfer var. Basınçtan dolayı kanda konsantrasyonu artan atmosfer gazı nitrojen dalgıcın bilincini yitirmesine neden olacağından içeri pompalanan havada nitrojen yerine yüksek basınç altında toksik etki göstermeyen helyum tercih ediliyor. Bu karışıma heliox deniyor. Yüksek basınçlı heliox soluyan aquanotların sesleri değişiyor. Walt Disney karakteri Donald Duck gibi çıkıyor. Bazen anlaşılmaz bir vızıltıya dönüşüyor. Bu nedenle dışarıyla iletişim için geliştirilen yazılımlar kullanılıyor.

Martin Poole ve ekip arkadaşları astronot ya da kozmonot değil. Onlara satürasyon dalgıcı ya da aquanot deniyor. Canlılara, belki de uzaydan daha düşman bir ortama girerken tıpkı bir uzay görevi için yola çıkar gibi hazırlanıyorlar. Özel giysileri, başlıkları, başlık fener ve kameraları, haberleşme sistemleri tek tek test ediliyor.
Gemi, Kuzey Denizi’nde karadan yüz mil kadar açıklarda görev yerine, bir petrol platformuna varıyor. Poole ve arkadaşlarının görevi platformun deniz tabanındaki kısmında periyodik bakım yaparken arızalı parçaları değiştirmek.

Abyss’e Giden Yol

Petrol Platformu(Kuzey Denizi)

Sabaha karşı saat dörtte okyanus tabanındaki görev yerlerine gitmek üzere dalma çanına geçiyorlar. En tehlikeli aşamalardan biri bu. Çan, yaşam odasından ayrılmadan önce hava kilidi kapatılıyor. Ayrılma anında içerideki havanın dışarı sızarak basıncı düşürmesi iç organları ve damarları yırtarak dalgıçları öldürebilir. Çan bir vinçle gemideki özel bir yuvadan yaklaşık beş dakikada yüz seksen altı metreye, deniz tabanına indiriliyor. Bu derinlikte saatin kaç olduğu önemsiz. Her zaman zifiri karanlık.

Alttaki kapak açılıyor. İki dalgıç çandan ayrılırken biri destek birimi olarak içeride kalıyor. Martin Poole, BBC yapımcısıyla söyleşisinde tabana inmeyi sevdiğini söylüyor. Tabanda yürümek, bacaklarını tamamen açabilmek hoşuna gidiyor. Aquanotlar çana göbek bağı(umbilical cord) adı verilen kabloyla bağlı. Çanla yüzeydeki gemi arasında da kalın bir göbek bağı var. Kablolar adını hak edecek şekilde hayatla aralarındaki tek bağ. Bütün yaşamsal bilgileri, kamera görüntüleri, solunacak hava, interkom sinyalleri bu kabloyla taşınıyor. Gemideki görev kontrol direktörü ve yardımcıları önlerinde mikrofonlar, ekranların önünde verileri inceliyor, hiçbir şeyin aksamaması için prosedürleri sabır ve dikkatle uyguluyor. Gemideki bir mühendis dalgıçları arızalı parçanın sökülmesi ve yenisinin takılması için yönlendiriyor.

Kanda Dolaşan Bomba

Ortamı kara canlılarına düşman yapan iki faktörü var. Biri elbette ki solunum için destek sistemlerine duyulan ihtiyaç. Diğeri basınç. Beş buçuk günlük ulaşım süresini yaratan da bu yüksek basınç. Atmosfer dışına çıkan bir astronotun hissedeceği basınç farkı sadece bir atmosfer. Yani uzay aracı yukarı çıkarken dış basınç bir atmosfer azalıyor. Oysa suda her on metrede basınç bir atmosfer artıyor. Yüz doksan metrede bir insan deniz seviyesindeki basıncın yaklaşık yirmi katını deneyimliyor.

Solunan havadaki gazlar yüksek basınç altında kanda çözünür. Dalgıç yüzeye çıkarken basınç azaldığı için kandaki çözünmüş gaz akciğerde yine gaz fazına geçerek dışarı atılır. Akciğerin bu faz değiştirme kapasitesinden hızlı bir basınç azalışı, kandaki çözünmüş gazı kabarcık haline getirir. Bu kabarcıklar damarları tıkayarak felç ya da ölüme neden olur. Halka arasında vurgun da denilen bu durumla karşılaşmamak için scuba dalgıçları dalışın derinliğine ve geçirdikleri süreye bağlı olarak yüzeye kademeli olarak çıkarlar (dekompresyon).

Dalma Çanı

Hobi amaçlı yapılan scuba dalışlarında kandaki çözünmüş nitrojen miktarı ve dolayısıyla dekompresyon süreleri sınırlıdır. Ancak iki yüz metre derinlikte saatlerce çalışmak kandaki çözünmüş nitrojen miktarını doyma noktasına getirir (satürasyon). O derinlikte birkaç saat kalmakla haftalarca kalmak arasında bir fark kalmaz. Ama dekompresyon süresi birkaç güne çıkar.

Bu nedenle uzun görevlerde dalgıçların mesai bitiminde gemi yemekhanesine gitmeleri her dalış beş buçuk günlük bir dekompresyon gerektirdiğinden mümkün değildir. Aquanotlar bir aylık bir iş için o süre boyunca yüksek basınç altında yaşarlar. Her gün mesai bitiminde çan gemiye çekilir ve aquanotlar normal atmosfer koşullarına temas etmeden yaşam alanlarına geçerler. Duşlar alınır yemekler yenir. Yemek küçük bir transfer odacığıyla taze olarak içeri iletilir. Bulaşıklar da aynı kanaldan çıkar.

Sessiz ve Huzurlu

Aquanotlar bir ay boyunca yaşam alanı ile okyanus tabanı arasında gidip gelirler. Gün ışığı görmezler. Başka insanlarla ve aileleri ile aralarındaki iletişim kamera ve mikrofonlarla sağlanır. Bu ferah sayılmayacak çalışma koşullarına, alınan önlemlerle bir hayli düşürülmüş olmasına rağmen kaza riski de eklenmeli. Düşük olasılıklı kaza yüksek olasılıklı ölüm demek. En yüksek risklerden biri geminin sürüklenmesi. Çanla gemi arasındaki kablo ve zincirler dimdik kalmalı. Gemi sürüklenirse çan ve aquanotlar da sürüklenir. Bu yüzden gemide altı yönde altı itici motor, gps sistemleri ile eşgüdümlü çalışarak akıntılara ve rüzgara rağmen gemiyi sabit tutar. Hava durumu çok iyi takip edilmeli. Aniden patlayan bir fırtına dalma çanı ve aquanotlar aşağıdayken gemiyi sürükleyebilir. Personelin gemiden tahliye edilmesi gerekirse aquanotlar özel bir tahliye sandalına geçerler. Bu da tahmin edilebileceği gibi aynı basınç koşunlarında bekletilen ve yaşam odasıyla arasında geçit olan kapalı başka bir tüp.

Aquanotlar, ani bir sağlık sorunu yaşamaları durumunda gemide bile olsalar beş buçuk günlük dekompresyon süresini beklemek zorundalar. Bu da ani tıbbi müdahaleyi imkansız hale getiriyor. Ancak Martin Poole’a göre mesleğin iyi tarafları da var. BBC yapımcısına şöyle söylüyor; Aşağısı sessiz ve huzurlu. Yılda dört aylık çalışma süresi, yüksek maaşlar, genç yaşta emeklilik de cabası. Aranan koşullarsa stres altında çalışabilmek, fizik kondisyonun iyi olması, fiziksel ve psikolojik sağlık. Ama herhalde en önemlisi klostrofobik olmamak.

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1970 İzmit doğumlu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Mezunu. Enerji sektöründe çalışıyor. Denizatı Vadisi, İkibinseksendört, Gofer Ağacı, Trinidad'ın Dönüşü ve Kurbağa Adası romanlarının yazarı.