bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 2 Kasım 2020 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Bilimkurguda Satürn ve Uyduları

Güneş Sistemi’nin –Dünya haricinde- en güzel gezegeni hangisidir diye sorulsa, hemen hemen herkes “Satürn” diyecektir. Etrafını saran halkalarıyla Güneş Sistemi’nin mücevheri diyebileceğimiz Satürn, gelecekte uzay turizmi başladığında yörüngesinde kurulacak uydu otelleriyle hiç şüphesiz en gözde balayı mekanlarından biri olacak. Kadim çağlardan beri insanlar tarafından gözlemlenen ve mitolojide önemli bir yere sahip olan Satürn gezegeni, uyduları Titan ve Enceladus’ta yaşamın olası varlığıyla da son yıllarda bilim insanlarının büyük ilgisini çekiyor.

İşte bu yazımızda Satürn’e eşsiz estetik görünümünü veren halkalarının sırrına, yapılan keşif seferlerine, uyduları Titan ve Enceladus’ta neden yaşamın filizlenmiş olabileceğinin düşünüldüğüne ve bilimkurgu edebiyatında ve sinemasında Satürn ve uydularının nasıl temsil edildiğine değineceğiz.

Mitolojide Satürn

Eski Yunan mitolojisinde zamanın akışından sorumlu titan “Cronos”un Roma mitolojisindeki karşılığı olan Satürn, zaman fenomeniyle olan bu semantik bağı nedeniyle bilimkurgu literatüründe ve sinemasında da uzay-zaman meselelerini ele alan eserlerde (e.g. Bir Uzay Destanı romanı, Interstellar/Yıldızlararası filmi) ana mekanlardan biri oldu. Latincede “Satus” –“ekin ekmek” fiilinden türediği kabul edilen Satürn’ü bugün İngilizce’de ve bazı Batı dillerinde “Saturday” – “Cumartesi” gününün karşılığı olarak kullanıyoruz. Babası Uranüs’ün hayalarını keserek başa geçen Satürn (bu hayalar daha sonra denize düştüğünde köpüklerden Afrodit/Venüs meydana gelmişti), çocukları tarafından benzer bir sona uğratılacağı korkusuyla Rhea’dan doğan tanrı evlatlarını yutmasıyla bilinmekte.

Artık kocasının bu huyundan bıkan Rhea, en son Zeus’u doğurduğunda onun yerine yutması için bir taşı vererek Satürn’ü kandırıyor. Hayatta kalan Zeus (Roma’da Jüpiter) daha sonra büyüdüğünde babasına isyan bayrağını açarak kardeşleri ile beraber iktidarı ele geçirip baş tanrı oluyordu. İktidardan düşen Satürn ise efsaneye göre ya Tartarus’a (cehennemin karşılığı) sürgüne gönderiliyor veya Elysium’da (cennetin karşılığı) kral oluyordu. Betimlendiği görsellerde bir başı geçmişe, diğer başı geleceğe bakan Janus’un kardeşi olan Satürn’ün diğer evlatları arasında Jüpiter’in haricinde en bilinenlerini ise Neptün, Plüton, Juno (daha sonra kardeşi Zeus ile evlenecek olan Hera’nın karşılığı), Ceres ve Vesta diye sıralayabiliriz. Satürn, Roma kültüründe kendi adıyla anılan “Saturnalia” festivaliyle de büyük öneme sahip. Aralık’ın 17’sinde başlayıp 1 hafta süren, insanların birbirleriyle hediyeleştiği, kölelerin geçici olarak özgür bırakıldığı, ahlaki kuralların ve kısıtlamaların bir süreliğine gevşetildiği büyük eğlencelerin düzenlendiği bu festival daha sonra yıllar içinde Christmas/Noel kutlamalarına evriliyor. (1)

Satürn’ün Halkaları

En ihtişamlısı Satürn’e ait olsa da Güneş Sistemimizdeki diğer gaz devlerinin de (Jüpiter, Uranüs ve Neptün) halkaları olduğunu biliyoruz. Çapı Dünya’nın 9 katı kadar olan Satürn’ün halkaları 282.000 km’ye dek uzanıyor, yani neredeyse Dünya-Ay arasındaki mesafeye denk. Kütlesi Dünya’nın 1000 katı, Güneş’ten uzaklığı ise Dünya’nınkinin 10 katı (10 Astronomik Birim) olan Satürn, Güneş etrafındaki bir turunu 29 dünya yılı sürede tamamlıyor. Kendi ekseni etrafındaki bir turu ise 10.7 dünya saati sürüyor. Eksen eğikliği Dünyanınkine yakın (26.73 derece, Dünyanınki 23.5 derece) olan Satürn’ün kütle çekimi ise Dünyanınkinin %92’si büyüklüğünde. Ortalama sıcaklığının -177 derece Celcius olduğu gezegenin atmosferinin %96’sı hidrojenden, %3’ü helyumdan, geri kalanı ise metan, amonyak ve eser miktarda sudan oluşmakta. (2)

Satürn’ün halkaları aslında yedi ayrı parçadan meydana geliyor. A-B-C-D-E-F olarak sınıflandırılan bu halkaları dengede tutan, yani Satürn’e yaklaşıp çarpmalarını ya da uzaklaşıp uzağa dağılmalarını önleyen güç, gezegenin uydularının kütle çekiminden kaynaklanmakta. Bu çekimden ötürü zaman zaman halkalarda tıpkı bir gitar telinin titreşimleri gibi dalgalanmalar yaşanmakta. Satürn’ün şimdiye dek varlığı gözlemlerle kanıtlanmış 53 uydusuna ek olarak 29 adet de onaylanmayı bekleyen uydusu bulunmakta (toplamda 82 tane). Bu uydular arasında en meşhurlarını şöyle listeleyebiliriz: Titan, Enceladus, Iapetus, Tethys, Rhea, Dione, Mimas, Janus, Hyperion, Prometheus, Methone, Epimetheus, Pandora, Calypso ve Helene. Hepsinin Yunan mitolojisinden farklı ünlü karakterlerin ismini taşıdığı bu uydular arasında, yaşamın varlığına olanak sağlamada en öne çıkan ikisi ise Titan ve Enceladus.

Satürn’e Yapılan Keşif Seferleri

Cassini_Saturn_Orbit

1979, 1980 ve 1981 yıllarında Pioneer 11, Voyager 1 ve 2’nin Satürn’ün yakınından geçerken çektiği fotoğraflar ve topladıkları verilerin dışında, ilk kez 2004’te NASA’ya ait Cassini uzay sondası Satürn’ü yörüngesinden inceleyen ve halka yapıları ile uyduları hakkında ayrıntılı verileri elde edip Dünya’ya yollayan araç oldu. 2005’te Avrupa Uzay Ajansı’na ait (ESA) Huygens sondası ise Titan’ın yüzeyine yumuşak iniş yaparak tarihte ilk kez Güneş Sistemi’nde Ay haricinde başka bir gezegenin uydusunu doğrudan ziyaret eden yapay cisimdi.

2 saat 27 dakika boyunca Titan atmosferini analiz eden Huygens, metan gölleriyle çevrili çamurlu yüzeyinde de 1 saat 10 dakika boyunca görüntü kaydedebilmişti. En son 2017’de, Cassini sondası 13 yıllık yörünge görevini tamamlayarak Satürn atmosferine bir intihar dalışı gerçekleştirdi, ama bağlantı kesilinceye dek Dünya’ya veri aktarmaya devam etti.

Titan ve Enceladus

Jüpiter’in uydusu Ganymede’den sonra Güneş Sistemi’nin en büyük uydusu olan ve 1655’te keşfedilen Titan’ın atmosferinin büyük çoğunluğu tıpkı Dünya’da olduğu gibi azottan oluşuyor. Yüzeyinde metan ve hidrokarbonlardan oluşan göllerin bulunduğu, -150 derece ortalama sıcaklığından ötürü buzul kabuğunun altında geniş su okyanuslarının yer aldığı tespit edilen Titan’daki basınç ise Dünya’daki deniz yüzeyinde hissedilenin sadece 1.5 katı. Bu yüzden, diğer Güneş Sistemi cisimlerinden farklı olarak, aşırı düşük sıcaklığı saymazsak sadece oksijen maskesiyle, ek bir basınç dengeleme aparatına ihtiyaç duyulmaksızın yürüyüş yapılabilir. Hidrokarbonlar bakımından zengin bu uydu, Güneş Sisteminde hayatın bulunabileceği ve ileride koloni kurulması muhtemel yerler arasında en üst sıralarda. (3) (Burada kurulacak bir koloninin nasıl olabileceğine dair daha ayrıntılı bilgi için sitemizdeki yazıyı okuyabilirsiniz.)

Satürn’ün diğer bir önemli uydusu olan ve 1789’da keşfedilen Enceladus ise, Jüpiter’in Europa uydusuna çok benzer şekilde kalın buzul kabuğunun altındaki volkanik etkilerden ötürü ılık bir su okyanusuna sahip. Bu özelliği sayesinde Enceladus’ta su altında yaşamın varlığı dikkate değer bir olasılık kazanmakta. Yüzeyinden fışkıran gayzerlerin 2010’da Cassini uzay sondası tarafından gözlemlenebildiği Enceladus’un kütlesi ise Ay’ın sadece 680’de biri. (4)

Bilimkurguda Satürn ⁵

Güneş Sistemi Öyküleri

Satürn’ün bahsinin geçtiği ilk ciddi bilimkurgu eseri Aydınlanma Çağı’nın ünlü filozofu Voltaire’e ait. Voltaire’in 1752’de kaleme aldığı uzun öyküde Dünya’yı ziyaret eden uzaylı karakterin (Micromegas) önce Satürn’e gittiğini, Satürn’de yaşayanların 72 duyuya sahip olduklarını ve ömürlerinin 15.000 yıl sürdüğünü öğreniyorduk. Micromegas oradayken Satürn Bilimler Akademisi’ni de ziyaret etmiş ve akademinin sekreteriyle yakın bir dostluk kurmuştu. Modern bilimkurgunun kurucu yazarlarından Jules Verne’in 1877’de yazdığı “Off On A Comet” eserindeki karakter, bir kuyruklu yıldız üzerinde seyahat ederken Satürn’ün yakınından geçiyor ve gezegenin 8 uyduya ve 3 ayrı halkaya sahip olduğunu tarif ediyordu. “Bilimkorku” türünün kurucu figürlerinden H.P.Lovecraft’ın meşhur Cthultu mitosunda ise Satürn’ün adı Hyperborean Çağdaki ismiyle “Cykranosh” olarak geçmekte. Bu mitosa göre Tsathoggua ve Atlach-Nacha varlıkları Dünya’ya Satürn’den gelmiş ve Tsathoggua ‘nın atası Hziulquoigmnzhah ise halen orada yaşamaya devam etmekte.

Isaac Asimov’un editörlüğünde 1979’da yayımlanan ve 1983’te Maya Yayıncılık tarafından Türkçe’ye kazandırılan “Güneş Sistemi Öyküleri” adlı kitabın sekiz numaralı öyküsü ise Arthur C. Clarke tarafından kaleme alınan “Satürn Şafağı”. Öyküde, küçüklüğünden beri Satürn gezegenine aşık olan Morris Perlman’ın en büyük hayali bu eşsiz halkalı gezegeni yakından görebilmektir. Bizzat Satürn’e gidip dönmüş bir astronot ile görüşen Perlman, böylelikle gezegen ve uyduları hakkında merak ettiği tüm bilgileri öğrenir. Yakın zamanlarda Satürn’ü bilimkurgu edebiyatında işleyen önemli eserler arasında ise Kim Stanley Robinson’un 2012’de yayımlanan 2312 adlı romanını söyleyebiliriz. Romanda karakterlerin kayıp bir uzay gemisini yakalayabilmek için Satürn atmosferinin derinliklerine dalmak zorunda kaldıkları bir bölüm bulunmaktaydı. John Sandford’un ve Ctein’in 2015’te yayımlanan “Saturn Run(Satürn Kaçışı) romanında ise 2066 yılında Satürn yörüngesinde dolaşan Dünya dışı bir uygarlığa ait bir uzay gemisi keşfedilmekteydi. Çinliler ve Amerikalılar bu uzay gemisine ulaşıp edinecekleri bilgileri kendi avantajlarına kullanan ilk taraf olmak için kıyasıya bir mücadeleye girişiyorlardı.

Satürn’ün bahsinin geçtiği ünlü TV yapımları arasında ise, 1962 tarihli kukla şov “Space Patrol”ün “Rings of Saturn” (Satürn’ün Halkaları) bölümü önemli. Star Trek (Uzay Yolu) dizisinde ise Shaun Jeffrey Christopher adlı kumandanın Satürn’e yapılan ilk insanlı uçuş görevinin kaptanı olduğundan söz ediliyordu. Christopher Nolan’ın 2014’te yönettiği ve bilimkurgu sinemasının son dönem epik yapımları arasında kabul edilen “Interstellar(Yıldızlararası) filminde ise Endurance adlı uzay gemisindeki dört astronot, Satürn yakınlarında keşfedilen solucan oyuğundan geçerek Dünya’ya alternatif yaşanabilir bir başka bir gezegeni keşfetmeyi umdukları bir yolculuğa çıkıyordu.

Daha önce bilimkurgu sinemasında Satürn’ü işleyen önemli iki yapıt ise sırasıyla 1977’deki “The Incredible Melting Man(İnanılmaz Eriyen Adam) ve 1980’deki “Saturn 3” adlı filmler. İlkinde, Satürn görevinden dönen bir astronot, maruz kaldığı radyasyondan ötürü geçirdiği dönüşüm dolayısıyla Dünya’ya geri döndüğünde insanları yemeye başlıyordu. Saturn 3 filminde ise, gezegenin halkaları arasında yörüngede konuşlanan bir uzay istasyonundaki iki sevgili, Dünya’dan gelen bir teknokratın hizmetindeki dev robotun katil robota dönüşmesiyle kendilerini bir anda korku dolu bir maceranın içinde buluyorlardı. Elbette Satürn denildiğinde akla gelen bir başka kült film ise, her ne kadar fantastik türünde olsa da Beterböcek. Orada da ölümden sonraki hayatta evlerine kısılı kalan çift, evden ayrılmaya çalıştıklarında kendilerini bir anda Satürn manzaralı ve Dune eserindeki kum solucanlarını andıran yaratıklarla dolu, zamanın daha hızlı aktığı bir yerde buluyorlardı. Bu gönderme muhtemelen yukarıda bahsettiğimiz üzere Satürn’ün mitolojide Tartarus ve Elysium ile özdeşleşen efsanesi ile alakalı.

Bilimkurgu Edebiyatında Titan ⁶

Satürn’ün bu önemli uydusunu eserlerine konu edinen ilk büyük yazarlar arasında Stanley G. Weinbaum, Robert A. Heinlein ve Isaac Asimov bulunmakta. Weinbaum’un 1935 tarihli “Flight On Titan(Titan Üzerinde Uçuş) adlı kısa öyküsünde dünyalı bir çift Titan’ın rüzgarlı ve kuru soğuğu ile mücadele ederler. Heinlein’in 1951 tarihli “The Puppet Masters(Merih’ten Saldıranlar) eserinde, Titan’da yaşayan uzaylılar parazit başka bir uzaylı tür tarafından kuklalar misali köleleştirilmiştir ve parazitler onların üzerinden Dünya’yı ele geçirmeye çalışmaktadır. Asimov’un 1956’da yazdığı “First Law(Birinci Yasa) adlı kısa öyküsünde ise, bir robotbilimci olan Mike Donovan karakteri, büyük bir fırtınanın vurduğu Titan uydusunda, meşhur üç robot yasasını ihlal eder gibi görünen acayip bir olayı açığa kavuşturmak zorundadır.

Kurt Vonnegut’un bir bilimkurgu klasiği olan 1959 tarihli “Titan’ın Sirenleri” adlı romanında ise milyoner kâşif Winston Niles Rumfoord uzay gemisiyle bir krono- sinklastik infundibulumun ortasına dalarak saf enerjiye dönüşür. Yalnız elli dokuz günde bir maddeleşebilir ve bir saatliğine dünyadaki evine dönebilir. Tek tesellisi, artık geçmişi ve geleceği tamamen görebilmesidir: Karısının, dünyanın en zengin ve en ahlaksız adamı Malaki Constant’la birlikte uzay yolcusu olacağını da bilmektedir. Malaki’nin bu beklenmedik destansı yolculuğu onu tanıdık ve tanımadık pek çok gezegene, dünyamızın işgaline, Titan’da yüz binlerce yıldır bekleyen bir uzaylı turiste götürecektir. Rumfoord, yapbozun bu birbiriyle alakasız gibi görünen parçalarını birleştirmek zorundadır.

Philip K. Dick’in 1963’te yayımlanan ve yakın zamanda Alfa Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrilen “Titanlı Oyuncular” romanında, korkunç bir atom savaşından sonra Dünya’da insan nüfusu azalmış ve radyasyon yüzünden kimi insanlar telepatik yetenekler kazanmıştır. Bu fırsattan yararlanan Titanlı vuglar artık Dünyanın yeni yöneticileridir. En büyük eğlence de insanların daha doğrusu mülk sahiplerinin oynadığı monopoliye benzeyen Blöf adında bir oyundur. İnsanlar bomboş dünyada sahip oldukları mülkleri ortaya koyarlar, çocuk sahibi olabilecekleri bir eş bulmaya çalışırlar. Hikâye bu oyunculardan biri olan intihara meyilli, depresif Pete Garden’ın Berkeley’yi kaybetmesiyle başlar. Oyun grubunun en yeni üyesi bir cinayete kurban gittiğinde Pete Garden kendini  şüpheli konumunda bulur. Ardından da insan görünümünde vuglar, vug görünümünde insanlar, alkol, uyuşturucular, telepatlar ve prekoglar, konuşan arabalar, başarısız evlilikler, psikiyatrlar, sanrılar ve paranoya dolu çılgın bir yolculuk başlar.

Yakın zamanlı eserler içinde ise, Kim Stanley Robinson’un ünlü Mars üçlemesinde (1996), Mars’ın dünyalaştırılmasında (terraforming) Titan’dan elde edilen azot kullanılmaktaydı. Ben Bova’nın “Grand Tour(Büyük Tur) serisinin 2003 tarihli “Saturn” ve 2006 tarihli “Titan” eserlerinde ise, Titan uydusu sonradan anlaşılmayan bir nedenle bozulacak bir yapay zeka gezgin aracı kullanılarak keşfedilirken, insanlardan oluşan mobil bir uzay kolonisi ise Satürn’ün halkalarını ve gezegenin diğer uydularını araştırmaktaydı.

Bilimkurgu Sinemasında Titan

Gattaca

1997 tarihli ve genetik teknolojilerinin gelecekte toplumda nasıl yeni biyolojik hiyerarşiler ve ayrımcılıklar yaratacağını işleyen “Gattaca” filminde, nihai amaç Titan’a insanlı bir uzay yolculuğu gerçekleştirmektir. 2013 tarihli ve Tom Cruise’un başrolde oynadığı “Oblivion” adlı filmde ise anlatıcı bütün insanların uzaylı istilası nedeniyle Dünya’yı terk ettiğini ve Titan’da yeni bir koloniye taşındığını aktarmaktadır. 2018 yapımı “Titan” filmi ise, insanlığın Dünya dışındaki gezegenlerde ve uydularında koloni kurmak için önerdiği alternatif yaklaşımla dikkati çekmekte. Bilimkurgu eserlerinde genellikle koloni kurulacak yerin ekolojisinin (atmosfer, su kaynakları vb.) Dünyanınkine benzetilmesi ele alınırken, Titan filminde ise koloni kuracak insanların hedef yerdeki ortam şartlarına uyum sağlayacak şekilde yapay yollarla biyo-genetik dönüşüme uğratılması konusu işlenmekte.

Son olarak 2017 yapımı ödüllü bağımsız yapım “Magellan” filmindeki astronot baş karakter, Güneş Sistemimizde eş zamanlı yayın yapan esrarengiz üç kaynağın sırrını çözmek için sırasıyla Titan, Neptün’ün uydusu Triton ve cüce gezegen Eris’e yıllar süren bir yolculuğa çıkmaktaydı.

Bilimkurguda Diğer Satürn Uyduları

2016 yapımı Independence Day: Resurgence adlı filmde, insanlık uzaylı istilasına karşı bir önlem olarak Rhea uydusunda bir savunma üssü inşa etmişti. Kim Stanley Robinson’un 2012’de yayımlanan 2312 adlı romanında, Dione uydusu insanlar tarafından parçalara ayrılarak Venüs’ün dünyalaştırma (terraforming) işleminde kullanılmaktaydı. Yine aynı romanda, karakterler “Enceladian biota” adını verdikleri, tıbbi değere sahip ve insanlar tarafından besin olarak tüketilen mikroorganizmaların bahsini etmektedirler. Yazarın 1985’te yayımlanan “The Memory of Whiteness” adlı eserinde ise, Iapetus uydusu Sovyetler’den arda kalanların orada komünist bir politik sistem kurduğu kolonisidir.

James S. A. Corey’in son zamanlarda büyük beğeni kazanan “Expanse(Enginlik) roman serisinde ise, Phoebe uydusunun aslında uzak bir geçmişte Dünya’daki çok hücreli yaşamı yeniden programlamak için üretilen bir savaş başlığını barındıran yapay bir cisim olduğu ama kazara Satürn’ün kütle çekimine kapılarak onun uydusu haline geldiğinden bahsedilmektedir.

Gelecekteki Manzaramız Satürn Olabilir

Satürn ve uyduları hakkındaki mevcut bilimsel bilgimiz ışığında, Titan uydusu gelecekte insanlığın Dünya dışında koloni kurabileceği yerler arasında ön plana çıkıyor. Belki de ileride torunlarımız gökyüzüne baktıklarında hissedecekleri romantizmin kaynağı Ay’ın mehtabı değil, Satürn’ün eşsiz halkaları olacak…

Dipnotlar:

  1. History
  2. NASA, Satürn
  3. NASA, Satürn Uyduları
  4. NASA, Enceladus
  5. Wikipedi, Kurguda Satürn
  6. Wikipedia, Kurguda Titan

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Lise eğitimi esnasında TÜBİTAK’ın düzenlediği fizik olimpiyatlarına katıldı, bronz ve gümüş madalya aldı. Üniversite eğitimini Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde tamamladı. ODTÜ Avrasya Çalışmaları bölümünde yüksek lisans çalışmaları yaptı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Sinemart Akademisi’nin Yaratıcı Yazarlık kurslarını bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans programına devam etmektedir.Bilimkurgu öyküleri ve yazıları Agos gazetesi, Kül Sanat, Kafasına Göre dergilerinde ve Bilimkurgu Kulübü internet portalında yayımlandı. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazanmıştır.An itibariyle İstanbul’da bir kamu kurumunda bilgisayar sistemleri ve ağ güvenliği alanında çalışmaktadır. İleri derecede İngilizce, orta derecede Rusça ve başlangıç seviyesinde İspanyolca bilmektedir.Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkündür!”