bilimkurgu kulubu

Araştırma bilimkurguda kurgusal madde

Tarih: 3 Şubat 2019 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Bilimkurguda 12 Kurgusal Madde

Elementler, bileşikler, alaşımlar, izotoplar, atom altı parçacıklar… Gezegenlerden yıldızlara, gıdalardan kendi vücutlarımıza kadar her şey onlarla dolu. Karbon bazlı canlılar olarak varlığımızı tanımlarken bile onları temel alıyoruz. Bu yaşamsal önemleri, bilimi hayal gücüyle yoğurmaktan hoşlanan bilimkurguda da karşılığını bulmakta gecikmiyor doğal olarak. Zira bilimkurgu, hayal mahsulü elementlerin cenneti gibi. Öyle çeşit çeşit, sıra dışı ve mucizeviler ki çoğu zaman kurgusal evrenlerin bel kemiğini oluşturuyorlar. Kriptonitsiz bir Superman, dilityumsuz bir Star Trek, adamantiumsuz bir Wolverine düşünülebilir mi?

Elbette onları sadece güç ve enerji üretmek için kullanmıyoruz. Superman örneğinde olduğu gibi, bazen kahramanlarımızı zapt etmek için de kullanıyoruz. Bir parça kritonitin o koca Superman’i ne hale getirdiğini anımsayın. Dolayısıyla onlar, bir nevi bilimkurgunun sihirli değnekleri. Işıktan hızlı yolculuk için muazzam bir enerji kaynağı mı lazım? Belki de her türlü darbeye dayanıklı bir kalkana ihtiyacınız var? Endişelenmeyin. Kurgusal elementler emrinize amade. Tüm bunların ötesinde, aradığınız gizemli atmosferi yaratmak için onlardan faydalanabilirsiniz. “Dünya’da bulunmayan bir elementten yapılmış,” sözü her zaman iş görür. İşte karşınızda, bilimkurgu yapımlarından aşina olduğumuz 12 hayali madde…

Adamantium

Adamantium dendiğinde ilk akla gelen karakter hiç kuşkusuz Wolverine. İskeletiyle bütünleşen bu sıra dışı madde sayesinde güçlü bir süper kahramana dönüşen karakterimiz, Marvel evreninin de en sevilen yüzlerinden biri. Adamantium, ilk kez Avengers’ın Temmuz 1969 tarihli 66. sayısında Ultron üzerinde kullanılmıştır. En belirgin özelliği dayanıklılığıdır. Neredeyse yok edilemez ve Kaptan Amerika’nın kalkanı dışında hemen her şeyi kesebilir. Gerçi Order the Fire’ın 24. sayısında kalkandan ufak bir parça kestiği de görülmüştür.

Ne ironiktir ki Wolverine’e böylesi güç bahşeden bu madde, aynı zamanda onun en büyük zaafıdır. Zira adamantium ile üretilmiş bir kurşun, başta hafıza kaybı olmak üzere Wolverine’de çeşitli hasarlara yol açabilmektedir. Ultron ve Wolverine dışında Sabretooth, Bullseye, Lady Deathstrike, X-23, Russian gibi başka Marvel karakterlerinde de adamantium takviyelerine rastlamak mümkündür.

Carbonite

Bu seferki kurgusal maddemiz Star Wars evreninden. İlk olarak, 1980 tarihli Star Wars: Empire Strikes Back filminde karşımıza çıkan carbonite, kriyonik özelliğiyle bilinir. Bir nevi zaman kapsülü gibidir. İçine hapsedilen canlının tüm metabolizmasını durdurarak uzun yıllar boyunca hayatta kalmasını sağlayabilir. Tıpkı Star Wars: Empire Strikes Back filminde Han Solo’nun başına geldiği gibi.

Carbonite, çok hızlı donarak katılaşabilen sıvı bir maddedir. Karbon gazından üretilmiştir ve hemen her şey üzerinde işe yarar. Canlıları kış uykusuna yatırabilme özelliğinden dolayı, hiper sürüşün icadından önce bazı uzay yolcuları tarafından da kullanılmıştır. İşlemin en büyük yan etkisi ise kış uykusu hastalığıdır.

Dalekanium

dalekler

Yarım asırlık Doctor Who evreninde pek çok düşmanla karşılaştık, ancak içlerinde öyle biri vardı ki ne yapıp edip geri dönüyor, yok etme azmiyle hepimizi şaşırtmayı başarıyordu. Evet, Dalekler’den söz ediyoruz. Hani şu, “Exterminate!” nidalarıyla ortalarda dolanan tuzluk görünümlü tanklardan. Adından da anlaşılacağı üzere dalekanium, Dalekler’e özgü kurgusal madenlerden biri. Yalnızca Dalekler’in ana gezegeni Skaro’da bulunan dalekanium, ezeli düşmanlarımız için hayati öneme sahip. Çünkü o sağlam zırhlarının sırrı bu metalde gizli.

İlk kez Dalekler’in yaratıcısı Davros tarafından zırh yapımında kullanılmıştır. Dayanıklılığı sayesinde Dalekler için güvenli bir kasa işlevi görür. Hemen her türlü lazere ve kurşuna karşı dirençlidir. Dolayısıyla bir Dalek’i yok etmek için özel üretilmiş silahlara ihtiyaç vardır. Sadece Dalekler’in ana gezegeni Skaro’da bulunmasından ötürü evrendeki en nadir metallerden biri olarak kabul edilir.

Dilithium

“Yeni dünyalar keşfetmek, yeni uygarlıklar aramak, daha önce hiç kimsenin gitmediği yerlere cesurca gitmek” için ihtiyacınız olan şey konforlu bir gemi ve tabii ki o gemiye güç verecek bir enerji kaynağı. Star Trek’in büküm sürüşü madde/anti madde tepkimesiyle sağlanır. Dilityum kristalleri ise, işbu tepkimeyi düzenleyen önemli bir kurgusal madendir. Çünkü dilityum kristalleri olmaksızın böyle bir tepkimeyi kontrol altında tutmak mümkün değildir.

Bu hayati işlevinden ötürü Star Trek evrenindeki en değerli maddeler arasında yer alır. Nadirdir. Coridan, Troyius ve Rura Penthe gibi yalnızca birkaç gezegende çıkarılır. Star Trek yapımlarında aşırı sert kristalize bir mineral olarak tasvir edilir. The Next Generation’daki kurgusal periyodik tabloda “Dt” sembolüyle listelendiği görülmüştür. Ayrıca aynı ismi taşıyan gerçek bir molekül bulunduğunu da belirtelim.

Jumbonium

The Simpsons’ın da yaratıcısı olan Matt Groening imzalı Futuruma, 1999’dan 2013’e kadar toplam 7 sezon yayımlanmış unutulmaz bir bilimkurgu/animasyon serisi. Pizza dağıtıcısı Fry, 2000 yılına ayak basılan yılbaşı gecesi kazara teslimat yaptığı laboratuvardaki bir makineye girer ve gözünü 31 Aralık 2999 gecesi açar. Bu sıra dışı gelecekte sudan çıkmış balığa dönmesi ve edindiği yeni arkadaşlarıyla maceraya atılması gecikmez. Pek çok bilimkurgu yapımında olduğu gibi, Futurama’da da çeşitli kurgusal elementlerle karşılaşırız, ancak jumbonium diğer hepsinden farklıdır.

Bu tuhaf maddenin atomları, çıplak gözle görülebilecek kadar büyüktür. Çok nadir ve dolayısıyla çok değerli bir elementtir. 3001’de düzenlenen Miss Universe yarışmasında da kullanılmıştır ve tek bir atomu 200 bin dolar değerindedir.

Kriptonit

1930’larda hayatımıza giren Superman, zaman içinde popüler kültürün ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Gücünü Güneş’ten alan bu Kryptonlu uzaylımız öyle yeteneklere sahipti ki yapamayacağı hemen hiçbir şey yok gibiydi. Uçakları havada yakalayabiliyor, trenleri durdurabiliyor, gözlerinden ışık saçabiliyor, elini çırparak sonik patlama, yaratabiliyor, hatta Dünya’nın çevresinde var gücüyle dolanarak zamanı geri bile alabiliyordu! Tabii bir karaktere bu kadar çok yetenek vermenin kurgusal açıdan sıkıntı doğurabileceği de aşikâr. Her şeyden önce karşısına denk bir karakter koymanız lazım ki işin heyecanı olsun. Peki ya onu süt içmiş kediye döndüren mucizevi bir maddeye ne dersiniz? O zaman kriptonit tam da aradığınız şey.

Kripton kökenli ve genellikle yeşil renkli bu kristalize madde, Superman’i güçten düşürmesi ve tabiri caizse inim inletmesi ile ünlü. Bir nevi Aşil’in topuğu. Yaydığı radyasyon sonucu Superman’i zayıflatan ve o olağanüstü yeteneklerini baskılayan kriptonit, doğal olarak kahramanımızın düşmanları tarafından da sık sık kullanılıyor. Ee, açığını yakaladılar mı affetmezler. Bu işler böyle…

Melanj

Dune butlerian jihad

Melanj, Frank Herbert’in yarattığı Dune evrenindeki en önemli kurgusal maddelerden biridir. Baharat olarak da bilinir. Sadece Arrakis, ya da namı diğer Dune gezegeninde bulunur. Kum solucanlarına özgü yaşam çevriminin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle yıldızlararası seyahatin anahtarı konumundadır. Dolayısıyla baharata hakim olmak, evrene hakim olmakla eşdeğerdedir. Nadir bulunan değerli bir madde olmasından ötürü, pek çok kez yapay yollarla üretilmeye çalışılmış, ancak başarı sağlanamamıştır. Sadece Leto II’nin ölümünden 1500 yıl sonra, Bene Tleilax tarafından başarılı bir kopyasının üretilebildiği bilinmektedir.

Baharat kâğıdı, baharat lifi veya kimyasal patlayıcıların üretiminde de kullanılır. Yine baharat özü ya da baharat gazı üretmek için rafine edilebilir. Corrino İmparatorluğu zamanında bilinen evrendeki en nadir ve en değerli madde olmuştur. O kadar değerlidir ki, baharat dolu bir evrak çantasının tüm gezegeni satın almak için yeterli geleceği rivayet edilir. Ayrıca insan zihninin hareketsiz kısımlarını uyandırmak, duyusal algıları arttırmak gibi birtakım özellikleri de vardır. Narkotik bir madde olduğu için bağımlılık yapıcıdır. Öte yandan sürekli kullanımı göz renginin maviye dönüşmesine neden olur.

Naquadah

Stargate’i bilmeyen yoktur. Beyaz perdede hayat bulan ve sonrasında televizyon ekranlarına taşan bu dev külliyat, bizlere çeşit çeşit teknoloji, uzaylı türü ve tabii ki kurgusal element hediye etti. Evet, Stargate evreninde pek çok kurgusal elementle karşılaşmak mümkün, ancak içlerinden hiçbiri Naquadah’ın yerini tutamaz. Naquadah, Yıldız Geçitlerinin hammaddesi, Goa’uld teknolojisinin bel kemiğidir. Uzay gemileri enerjisini ondan alır, silahlar onun sayesinde bu denli yıkıcıdır. Hatta Goa’uldlar’ın kanlarında bile Naquadah bulunur. Bu sayede birbirlerinin varlığını sezebilir, kimin dost kimin düşman olduğunu anlayabilirler.

İnsanlığın Goa’uld tarafından başka gezegenlere götürülüp köleleştirilmesinin altında da yine bu madde yatar. Sonuçta Naquadah madenlerinde çalışacak kölelere ihtiyaç vardır. Uygarlıklarını Naquadah üzerine inşa eden Goa’uldların uzay keşifleri de bu doğrultuda şekillenmiştir. Naquadah’tan yapıldıkları için Yıldız Geçitleri son derece dayanıklı cihazlardır ve yok edilmeleri neredeyse imkânsızdır. Bir yıldız geçidini yok etmek için ya kara deliğe atmanız ya da muazzam bir enerji bombardımanına tutmanız gerekir. Patladıklarında ise tüm gezegeni havaya uçurabilirler. Ayrıca Naquadah’ın, Naquadria adı verilen çok daha güçlü bir türevi de mevcuttur. Ancak aşırı derecede kararsız ve tehlikeli olduğu için kullanımı yaygın değildir.

Thiotimoline

asimov-gule-gule-dunya

Bilimkurgu edebiyatının ölümsüz yazarlarından Isaac Asimov, iyi bir öykücü ve romancı olmasının yanı sıra başarılı bir biyokimya profesörüydü de. Bilimsel uzmanlığının izlerini kaleme aldığı eserlerde görebilir, teknik konulara hâkimiyetini ilk elden tecrübe edebilirsiniz. Bu muazzam bilgi birikimini hayal gücüyle harmanlayan Asimov, bizlere unutulmaz hikâyeler ve yepyeni dünyalar bahşetti. Eserlerinde kolonileşmeden galaktik imparatorluklara, yapay zekâlı robotlardan uzay madenciliğine kadar bir dolu fütüristik temayla karşılaşmak mümkün. Üstelik iş kurgusal elementler tasarlamaya geldiğinde de bir hayli yaratıcıydı. Örneğin İşte Tanrılar (The Gods Themselves) romanı, Plutonyum-186 isimli kurgusal bir maddenin ortaya çıkışıyla başlayan evrenler arası bir macerayı anlatıyordu.

Thiotimoline de tıpkı Plutonyum-186 gibi bir başka Asimov dehası ürünü. Asimov, bu kimyasal bileşikten ilk kez 1948 tarihli “Resüblime Thiotimoline’in Endokronik Özellikleri“ adlı kurgusal makalesinde bahsetmiştir. Bu öyle bir bileşiktir ki, dört bağından ikisi normal uzay-zamanda bulunurken diğer iki bağının biri geçmişe, biri de geleceğe uzanmaktadır. Bileşiğin temel özelliği “endokrinitesi”dir ve suyla temas etmeden önce çözünmeye başlar. Bağlarından ikisinin geçmişe ve geleceğe uzanmasından ötürü, henüz gerçekleşmemiş olayları tahmin etmede kullanılabilir. Ayrıca bir çeşit afet silahıdır ve fırtına yaratabilme gibi özellikleri vardır. En sıra dışı özelliği ise, kişinin ne denli kararlı olduğuna göre sudaki çözünürlüğünün değişkenlik göstermesidir. Dolayısıyla kişilerin kararlılıklarını sınamak için de Thiotimoline’e başvurulabilir.

Tylium

2004 yılında yayın hayatına başlayan yeni nesil Battlestar Galactica, epik anlatısı, yapay zekanın geleceğine dair sunduğu karanlık tasvirleri ve tabii ki birbirinden derinlikli karakterleriyle televizyon dünyasında büyük yankı uyandırdı. 1978 tarihli eski seriden tanıdığımız pek çok karaktere yeni yorumlamalar kazandıran yapım, bu yönüyle de unutulmazlar arasına girmeyi başardı. Cylonlar’ın nükleer saldırısı sonrası hayatta kalmayı başarmış bir avuç insanın Dünya adındaki efsanevi bir gezegeni bulma çabasını anlatan dizi, sıçrama yeteneğine sahip gemileriyle de akıllara kazındı. Bunu sağlayan enerji ise tylium adlı bir maddeydi.

Tylium, rafine edildikten sonra yakıt olarak kullanılan son derece nadir bir cevherdir. Sadece koloni gemileri tarafından değil, aynı zamanda Cylon gemileri tarafından da kullanılmaktadır. Dizide tylium, motor yağını andıran bir sıvı ile rafine edilmeden önce sarımtırak ve kum benzeri bir madde şeklinde gösterilmiştir. Ne tür işlemlerin ardından sıvı yakıta dönüştürüldüğü açıklanmasa da, ağır rafine koşulları yüzünden işçileri greve sürüklediği bilinmektedir.

Unobtanium

Gösterime girdiği 2009 yılında gişe rekorları kıran Avatar, bizlere hem yeni bir dünya ve ekosistem tanıtıyor hem de unobtanium adlı kurgusal bir maddeden bahsediyordu. İnsanlığın gelecekteki teknolojisi için hayati önem taşıyan bu madde, aynı zamanda Pandora uydusunun istilasına da yol açıyordu. Çünkü Pandora, insanların gözünde zengin unobtanium kaynaklarına sahip yabanıl bir diyardan daha fazlası değildi.

Ancak başta Na’viler olmak üzere, yaşadıkları uyduyla adeta bütünleşmiş yerli yaşamın bu istilaya cevabı sert olacaktır. James Cameron’ın yazıp yönettiği filmde unobtanium, insanlar için açgözlülüğün, Na’viler içinse doğallık ve kutsallığın simgesi gibidir. 120 atom numarasıyla teorize edilmiştir. Kısaltması “Uu”dur.

Vibranium

Adamantiumdan sonra Marvel evreninde karşılaştığımız bir başka metal olan vibranium, hafifliği ve neredeyse tahrip edilemez oluşuyla ünlüdür. Kaptan Amerika’nın kalkanında da kullanılan bu madde, her türlü kinetik enerjiyi emebilen doğal bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla Kaptan Amerika’nın en sert darbeleri bile kolayca karşılamasına olanak sağlar. Bir nevi kahramanımızın hava yastığı gibidir. Gezegenimize meteor şeklinde ulaşmıştır. Zaman zaman yapay yollarla da üretilebilmesine rağmen, Antarktika vibraniumu ile Wakanda vibraniumu en bilinen iki çeşididir.

Afrika ülkesi Wakanda, zengin bir vibranium rezervine sahiptir ve bu nedenle gerçek teknolojik düzeyini diğer ülkelerden gizleme yolunu seçmiştir. Zaten Black Panther’in kostümü de dahil, Wakanda kökenli pek çok teknolojide vibraniumun izine rastlamak mümkündür.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…