bilimkurgu kulubu

Araştırma ahtapot

Tarih: 16 Haziran 2018 | Yazar: Hilal Adaşlık

0

Bilimkurgu ve Fantastik Eserlerde Uzaylılar Neden Ahtapotlara Benzer?

Bizimle iletişim kuran dünya dışı canlıların çoğunlukla ahtapotlara, mürekkep balıklarına ya da diğer kafadan bacaklılara benzetildiğini fark ettiniz mi? En azından, maskeleriyle ya da ucuz makyajlarıyla Cadılar Bayramı’nda insanlar gibi gözükmediklerinde… Arrival (Varış ), Independence Day (Bağımsızlık Günü), War of the Worlds (Dünyalar Savaşı), The Simpsons… Liste uzayıp gidiyor. Görünen o ki, insansı olmayan uzaylıların her seferinde bombeli kafa yapısına, ahtapot bacaklara ve sümüksü bir cilde sahip oldukları varsayılıyor.

Bazı bilimkurgu yazar ve yapımcıları Man in Black (Siyah Giyen Adamlar), District 9 (9. Bölge) ya da Alien (Yaratık) gibi filmlerde böcekvari eklem bacaklıları ve sürüngenleri ya da ET deki gibi kategorize etmenin epey zor olduğu saçsız, miskinimsi yaratıkları kullanmayı tercih ediyor olsalar da kafadan bacaklılar hala birçok hikaye anlatıcısına yardım elini uzatıyor gibi görünüyor. Farklı türde uzaylı formlarını neden daha sık görmediğimizi merak edebilirsiniz. Ancak daha yakından baktığınız zaman, yazarların ilham için her seferinde bu derin su canlılarına dönmelerinin birkaç iyi sebebi bulunuyor.

Zeka

Bir kuyrukluyıldıza kazara otostop çekmedikleri sürece, yeryüzüne seyahat edecek kapasitedeki uzaylıların gelişmiş bir uzay yolculuğu gerçekleştirebilecek kadar zekaya sahip olmaları gerekir. Yeryüzünde ortalamanın üstünde zeka sergileyen çok sayıda hayvan vardır, fakat ahtapotlar genellikle en akıllı omurgasız olarak bilinirken insanlara nazaran oldukça geniş ve farklı bir sinir sistemine sahiptir

Peki bu neden bu kadar önemli? Farklı fiziksel ve nörolojik yapılarına rağmen, ahtapotlar hala karmaşık davranışlar sergiler, problem çözme becerilerini keskinleştirir ve öğrenme kapasitesini geliştirebilirler. Biliyoruz ki sergiledikleri zeka bizim düşünme tarzımız ve zekamızdan çok farklı bir zeka. Ayrıca ahtapotların da bizde olduğu gibi büyük bir beyne dikkat çeken görsellikte bombe yapılı kafaları mevcut. Bütün bunlar demek oluyor ki, çok farklı ve zeki bir yaratık hayal etmek istediğimizde ahtapotlar sahip olduğumuz muhtemelen en uygun örnek.

Beceri

Teknolojik ilerlememizde zekamıza o kadar büyük bir pay biçtik ki becerilerimizin bu başarıdaki payını sıklıkla unutuyoruz. Fakat bu (beceri), tartışmaya açık olsa da ileri bir türün sahip olması gereken en önemli özelliklerden biridir. Zeki olarak değerlendirdiğimiz yunuslar, kuzgunlar, papağanlar, domuzlar ve filler gibi diğer türlere bir bakın. Şimdi onları karmaşık araçlar, bilgisayarlar veya uzay gemileri inşa ederken hayal edin. Sorunu fark ettiniz değil mi? Bu canlılardan herhangi biri, el işçiliğimize yakın bir şey geliştirene ve baş parmaklarını işaret parmaklarının tam karşısına getirebilme yetisi (opposable tumb*) kazanana dek ne madencilik ve mühendislik ile uğraşabilecek ne de herhangi bir şey inşaa edebilecektir.

Ancak bir kafadan bacaklıyı, bir uzay gemisini kontrol ederken hayal etmek için iyi sebeplerimiz var. Ahtapotlar sekiz tane yakalama ve kavrama yeteneğini barındıran kola sahiptir ve 2015 yılında yapılan çalışmaya göre, bu maharetli kollar özel duyusal ve kimyasal algılayıcı organlar gibi işlev gören yüzlerce emici ile kaplı. Yani başka bir deyişle, ahtapotlar kollarıyla dokunup tadabiliyor gibi görünüyor. Bir ahtapotun kolları vücudundaki nöronların üçte ikisini içerir ve bacaklarının bağımsız olarak hareket etmesini veya “düşünmesini” sağlar. Böylece bu dokunaçlı canlılar sadece maharetli değil aynı zamanda onlara bizim sahip olmadığımız avantajlar da sağlayan kollara sahipler. Kafadan bacaklıların, insansı canlılardan sonra (bilimkurgu için) tercih edilebilecek bir seçenek olduğuna şüphe yok.

Özel Yetenekler

Şöyle bir gerçek var ki kafadan bacaklılar bizim eksikliğini duyduğumuz; bize sihirli, imkansız ya da yabancı gözüken birçok yetenek ve özellik sergilemektedir:

  • İnanılmaz derecede karmaşık ve ortama uyum sağlayan renk değiştirme sistemleri.
  • Kesildiğinde yenilenen bacaklar.
  • Mavi kan (kanları bizim aksimize demir yönünden değil kurşun yönünden zengindir).
  • Üç kalp.
  • Avlarını ve avcıları köreltmek ya da duyularını işlevsizleştirmek için mürekkep fırlatabilme.
  • Avlarını felç eden zehir enjekte edebilme.
  • Karanlıkta iyi görmelerini sağlayan dikdörtgen gözbebeklerine sahip gözler.
  • İnanılmaz derecede küçük deliklerden geçme kabiliyeti.

Tüm bu özellikler insanlarla aralarındaki farkları gözler önüne seriyor ve böylece ürkütücü yaratık özellikleri için ilham kaynağı oluyor. Örneğin Arrival filminde mürekkep püskürtme özellikleri kullanıldı.

DNA ve Evrim

Kafadan bacaklılar, ilk olarak 500 milyon yıl önce ortaya çıkmış antik bir türdür. En eski ahtapot fosili 296 milyon yaşındadır. Ahtapotlar dinozorlardan çok önce var olmuşlardır ki o dönemde karada sadece küçük sürüngenler yaşayabiliyordu. Tabii ki kafadanbacaklılar ve insansıların ortak bir atasını bulmak için çok uzun yol kat etmelisiniz; milyonlarca yıldır ayrı ayrı kollardan evrimleşiyoruz.

Bu sebeple, bir ahtapotun DNA‘sının bizimkinden çok farklı bir şekilde düzenlenmiş olması çok şaşırtıcı değilken, bu durum bazı bilim insanlarının ahtapotları “uzaylı” olarak tanımlanmasına yetti. Birkaç sansasyonel haber sitesi bu DNA diziliminden ötürü ahtapotların aslında uzaylı olduğu anlamını çıkararak pek çok yanıltıcı haber ortaya attı. Ahtapotlar, bu “uzaylı” DNA’larına ve farklı kollardaki evrimleşmize rağmen bağımsız olarak kameravari gözler, kavrayıcı kollar, büyük beyin ve karmaşık sinir sistemi gibi bize çok benzer özellikler de geliştirmişlerdir. Bu yüzden, arka bahçemize bizden tamamen farklı, eski ve yine de bir şekilde bize benzer bir şeyi aramak için şöyle bir baktığımızda ahtapotlar mantıklı bir seçim gibi duruyor.

Açık Denizler

Bizim gibi insansılar için, yüksek oranda basıncı, düşük sıcaklıkları, nadir günışığı ve genel olarak yaşanılamaz ortamıyla okyanus tabanları bambaşka bir dünyadır. Buralar çok nadiren gidebileceğimiz ve asla yaşayamayacağımız yerler. Fakat birçok kafadanbacaklı, bu dünyayı kendi evlerine dönüştürerek orada yaşamaya adapte olur. Oldukça değişik ve nadir bulunan bazı mürekkep balığı türleri bizim asla tahammül edemeyeceğimiz okyanus derinliklerinde yaşar.

Öyle ki onları ziyaret etmek için, bir uzay gemisinin korunma sistemine çok benzer bir şeyin içine girmemiz gerekir. Bu sebeple bizim için açık denizler henüz keşfetmekte olduğumuz, büyük ölçüde bilinmeyen bir bölgedir. Dolayısıyla, hikayelerde uzayın derinliklerinden gelen kurgusal ziyaretçilerimizin çok uzaklardaki okyanus akrabalarımıza benzerlik göstermesi şaşırtıcı değildir.

Efsaneler

Tarih ve efsaneler, kafadanbacaklıların uzaylı ve sıra dışı olarak algılanmasında önemli bir rol oynar. Kraken efsanesinin ve deniz canavarları hikayelerinin dev mürekkep balıklarının görülmesinden kaynaklandığı düşünülüyor. Dev mürekkep balıklarının kayıtları 4. yüzyıla kadar uzanıyor ve iskeletlerinden uzun zaman önce bahsedilip üzerine çalışılıyor olmasına rağmen yetişkin, dev bir mürekkep balığının ayak izi yaşam mahalinde ancak 2012 yılında gözlemlenebildi.

Bu anlaşılması zor yaratıklar o kadar büyüktür ve o kadar nadir görülür ki, efsaneye benzer nitelikte ve ilham veren hikayeler, aldatmacalar ve komplo teorileri için kullanılırlar.

Görünüşleri

Son olarak, kafadan bacaklıları iyi canlılar yapan hepimizin bildiği duygusal ve sezgizel sebepler mevcut. Belki de bu makalenin başlığını okuduğunuzda aklınıza gelen ilk cevap buydu: Çünkü ahtapotlar korkunç da ondan! Kafadanbacaklıların teni, kolları, vücut şekli, sümüksü yapısı ve hareketleri iğrenmemize ve korkmamıza sebep olur. Etçil olduklarını ve çoğu zaman zehirli olduklarını da eklediğimizde dev bir mürekkep balığı veya ahtapotla karşılaşmak haliyle tatsız bir durum olurdu. Bir kafadanbacaklının beslenme görüntülerini hiç izlediniz mi? Tüyler ürpertici bir şey. Kafadan bacaklılar ayrıca yumurtalarak çoğalırlar. Ve hepimiz yumurtadan yeni çıkmış bu korkunç uzaylı yavruların meydana geldiği bu bereketli toprağın ne olduğunun gayet iyi farkındayız

Sonuç olarak, bizi konfor alanımızdan çıkararak korkutacak, tiksindirecek, şaşırtacak, zeka sınırlarımızı zorlayacak ya da bize dünyanın oldukça farklı olduğunu anımsatacak zeki bir uzaylı arıyorsak çok uzağa bakmamıza gerek yok. Bizim müthiş kafadanbacaklı arkadaşlarımız çok zengin bir ilham kaynağı niteliğinde.

*Opposable tumb: “Diğer parmakların karşısına gelecek biçimde bükülebilen baş parmak” anlamına gelir. insan türünü, hayvanlar alemindeki tüm diğer türlerden belirleyici biçimde ayırt etmek için seçilmiş olan iki karakteristikten biridir.

Çeviri: Hilal Adaşlık | Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Tuhaf şeyler düşünmekle meşhur. Bilinçakışı yöntemiyle yaşar. Gımıldaksever. Okur. Yazar. Çevirir. Çehov’un kadınları tanıdığı kadar kendini tanımış olsa elini eteğini her şeyden çekip köyüne yerleşir. Ursula’yı hep sever, çok sever, durur durur yeniden sever. Şiir yazarken bilimkurguya nasıl bulaştı hiç bilmiyor. Önce bilimkurgu da ona bulaşmış olabilir. Ama kavga falan çıkmadan olay sakinleştirildi. Şimdi usul usul başını önüne eğip burda gördüğünüz şeyleri yazıp çevirdi. Yine de sonu hayır değil bu kadının da bakıcaz artık.