bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 20 Nisan 2021 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Bilimkurgu Hikâyeleri İçin Mekânlar #1

Romantik ya da klişe bir tanımlama gibi gelse de bilimkurgu bir yolculuktur. Mülksüzler’i okurken Anarres gezegeninde, Dune‘u okurken de Arrakis‘te dolaşırız. Bu kitapları bu kadar kült kılan pek çok özellikleri var tabii, ama “yolculuk” unsurunu unutmamak gerek.

Bilimkurgu bir yolu anlatır ve o yol insanlığın muhtemel geleceğine ya da kaçırdığı geçmişlere ait imgelerle bezenmiş hâldedir. O yol çeşitli dünyalardan geçer. Belki önemli olan yolun kendisidir ama yol kenarındaki manzarayı da unutmamak gerek. İşte bu yazıda o manzaralardan bir kesit sunmaya çalışacağız.

Çöl Gezegeni

Çöl gezegenleri bilimkurguda kendine epeyce bir yer buldu. Stargate’deki Abydos’tan Star Wars’daki Tatooine gezegenine kadar… Fremenler ya da Tusken Akıncıları gibi ikonlaşmış halklar da hep çöl gezegenlerinden. Dahası insanların şu sıralar en çok tamah ettiği gezegenlerden biri, Mars, çöllerle kaplı. İnsanlar hâli hazırda Mars ile o kadar haşır neşir ki, yakında bir çöl gezegenine yerleşim kurmak ve orada yaşamak bilimkurgu olmaktan çıkıp, gerçekliğe dönecekmiş gibi görünüyor. 2011’de yapılan bir araştırmaya göre çöl gezegenlerinde de yaşam oluşabilir ve varlığını sürdürebilir. Hatta bu tarz gezegenlerdeki yaşanılabilir alan, okyanusla kaplı gezegenlerdekinden daha geniştir. Nihayetinde bir çöl gezegeni yüzeyi tamamen kuru olsa da yer altında su havzaları saklıyor olabilir. Ama bir okyanus gezegeni insanların yerleşmesi için en temel şeyden yoksun hâldedir… Dahası, yine 2011’de yapılan o araştırmaya göre çöl gezegenlerinin sayısı Dünya benzeri gezegenlerden daha fazla olabilirmiş.

Bilimkurgu tarihinin en meşhur eserlerinden hatta bilimkurguya yön veren eserlerden biri olan Dune Serisi, bir çöl gezegeninde geçer. Dolayısıyla çöl gezegenlerini arka plan olarak seçmek isteyen kurgucular için güçlü bir kılavuz var. Dune’daki gerçekçilik son derece muazzam üstelik. Frank Herbert gezegeni tasarlarken bir nevi Orta Doğu amalgamı yaratmıştı fakat çöl gezegenlerinde geçen bir kurguda daha farklı şeyler de denenebilir… Dune bir kılavuz olduğu kadar aynı zamanda bir set, türün bütün örneklerini suyunu çıkarana kadar kullanmış durumda, bu yüzden bilimkurgu yazarları bir çöl gezegenini arka plan olarak seçmek istiyorsa kendi “çöllerini” yaratmalı…

Okyanus Gezegeni

Okyanus gezegenleri kâbus gibi olsa gerek. Bir gezegen tamamen okyanusla kaplıysa orada sığınacak tek şey ya gökyüzü ya da kendi çabanızla inşa ettiğiniz yapay adalardır. Peki bu adalar şiddetli bir dalgaya karşı ne kadar dayanabilir? Üstelik öylesine derin bir okyanusun yansıttığı mavi renk siyaha çalan, çok koyu ve çok bulanık bir mavi olacaktır. İnsanın ruhunu tüketen, baktıkça esir eden bir mavilik. Ölümü, yalnızlığı ve tükenişi hatırlatan bir mavi. Gökyüzü ise bu mavinin daha koyu bir yansıması gibi.

Okyanus gezegenleri bilimkurgu eserlerinde öyle çok sık kullanılan mekânlar değil, en azından çöl gezegenleri kadar. Belki de insanlar kara merkezli düşünmeye alıştıkları için bir okyanus gezegenini hayal etmekte zorlanıyorlar ya da bunu yapmayı istemiyorlar. Bütün bir dünyanın su dolu olduğunu hayal etmek elbette rahatsız edici. Okyanus gezegenleri tufan mitlerinin vuku bulmuş hâli gibidir. Boğulmuş, ölü gezegenler ve kim bilir belki de helak olmuş bir medeniyetin huzursuz hayaletleri ile kaplı…  Tam olarak bir okyanus gezegeni sayılmasa da Solaris iyi bir örnek sayılır. Okyanus gezegenlerinde geçecek öyküler, spiritüelite ile yüklü olacakmış gibi görünüyor ya da tam tersine katıksız bir gerçekçilik, mesela koca bir gezegeni bir balık çiftliğine dönüştürme projeleri gibi…

Cüce Gezegen

Güneş Sistemi’nde, özellikle Neptün’ün ötesinde kalan kuşakta pek çok cüce gezegen var. Lovecraft’a bütün hayatını zehir eden böceksi kâbusların kaynağı belki de bu gezegenlere musallat olan yaratıklardı? Bu gezegenler o kadar uzak ve o kadar küçük ki kim bilir belki de sayıları yüzlerceyi buluyor ama onların varlığından henüz haberimiz yok. Var olduğunu bildiğimiz cüce gezegenler de çok çarpık ve insanda huzursuz edici hisler uyandıran bir görüntüye sahip.  Her şeye rağmen cüce gezegenler Güneş Sistemi’nde yaşamın ikinci baharı için aday olarak gösteriliyor. Çünkü Güneş’in genişlemesi ile birlikte o kuşak ısınacak ve bu buzla kaplı cüce gezegenler sulak, okyanus gezegenlerine dönüşecek; tabii okyanuslarını koruyabilirlerse. Şimdi ise bu gezegenler ölü doğmuş ve hayata dönecekleri anı bekler gibi kederli, trajik bir görüntüye sahip. Tabii, şu ana kadar cüce gezegenlerin görüntüsü hakkındaki elde edilen tüm fikirler yalnızca varsayımdan ibaret.

Yine de Plüton’un yüzeyini hayal etmek çok zor olmasa gerek. Tüm o dağlar, o donuk yaylalar ve kumullar, sanki tüm bir gezegenin çığlık atarak ölüp, sonsuza dek aynı ana kilitlenmesi gibi görünüyor. Tüm bir gezegen çığlık atan bir mumya gibi görünüyor. Üstelik Plüton’un uyduları da çarpık bir ilişkinin mahsulü ya da insanda kin ve öfke yaratan yabancı ama bir o kadar da korkunç bir geleneğin cisimleşmiş hâli gibi görünüyor… Haumea isimli cüce gezegen de alışılmışın dışında bir şekle sahip. Gezegen deyince aklımıza küresel cisimler geliyor fakat Haumea ince uzun bir şekle sahip. Böyle bir şekle sahip olabilmesi için kendi etrafında çok ama çok hızlı dönüyor olması gerek. Demek ki vakti zamanında bir şeyler, mesela büyük bir gök cismi Haumea’ya çarpmış, onun kendi etrafındaki dönüşünü hızlandırmış ve bu hâle gelmesine sebep olmuş. Kim bilir o gök cismi belki de bir uzay gemisiydi. Haumea’nın o ucube şekli belki de bir kazanın neticesi? Belki de kazadan arta kalan enkaz hâlâ daha orada bir yerde, buz kesmiş cesetlerle birlikte keşfedilmeyi bekliyor.

Gaz Devi Uyduları

Bir gaz devi uydusunun ne denli tehlikeli ve ürpertici olduğunu anlatmak için fazla söze ihtiyaç yok. Jüpiter’in uydusu olan Io’dan bahsetmemiz yeterli. Bu uydu volkanik hareketliliği ile meşhurdur. Io volkanları Güneş Sistemi’ndeki en sıcak noktalardan biridir (gezegen değil, yer). Io volkanlarındaki sıcaklık 1500 santigrad dereceyi aşar ve bu volkanların patlaması o denli şiddetlidir ki, güçlü teleskoplar ile Dünya’dan dahi gözlemlemek mümkündür. Io belki de bir çeşit beddua neticesinde bu hâle geldi. Dünya’da hayat ortaya çıkmadan önce Güneş Sistemi fazlasıyla hareketli bir yerdi…

Jüpiter ve Satürn’ün, yani bu iki gaz devinin, Dünya’daki yaşamın ortaya çıkmasında başat rol oynamış olduğu düşünülüyor. Bu gezegenlerin sahip olduğu kuvvetli çekim etkisi sayesinde Dünya belki de parçalayıcı bir infilaktan kurtuldu ya da tam tersine bu gezegenler bir sapan gibi hayatın yapı taşlarını içeren meteorların Dünya’ya çarpmasına sebep oldu. Dünya’daki hayatın bedeli belki de Io’nun güzelliğiydi. Belki de gezegenlerin ve daha da ötesinde tüm uzayın bir ruhu, daha doğrusu bir bilinci ve bizim anlayamadığımız ölçüde ulvi bir işleyişi vardır.

Bu şimdilik bir zırvalıktan ötesi değil tabii ama bilimkurgu biraz da zırvaladıktan sonra bu zırvalığa inandırıcı bir arka plan yaratmak değil midir? Biz yine de geleceğe odaklanalım. Çok uzak bir gelecekte, eğer insanlar sınırsız enerji sağlayabilecekleri abuk subuk bir düzen yaratmazlarsa, enerji madenciliği için gaz devlerine uğramak zorunda kalacaklar. Jüpiter’in uyduları geçici istasyonlar kurmak için el verişli yerler haline gelecek. İnsanlar buradan sonra asteroid kuşağına sıçrayabilir ve oradan da daha ötesine… Kim bilir belki de gaz devi uyduları radyasyon, hastalık ve dehşetin hüküm sürdüğü ama bir yandan da insanların ortak gayesini yücelten kolonilerle dolup taşacaktır?

Haydut Gezegen

Haydut gezegenler ürpertici, aynı zamanda ilgi çekici bir gerçeklik. Bu tip gezegenler kendi başlarına var olurlar, bir yıldızın etrafında dönmezler. Yani tamamen karanlığa gömülmüş hâlde yıldızlar arası boşlukta savrulurlar. Bunların bir yıldız sisteminden dışarı mı atıldığı yoksa bir çeşit kahverengi cüce mi oldukları henüz kesin değil. Aslında bu gezegenler tamamen karanlıkta olduğu için tespit edilmeleri de çok zor. Şu an tespit edilen ya da var olduğundan şüphelenilen haydut gezegenlerin sayısı oldukça az. Elbette ki bu dar kümede bile, var olduğundan şüphelenilen haydut gezegenlerin sayısı çoğunluğu teşkil ediyor…

Yine de bir gezegenin kendi başına da pekâlâ var olabileceğinden eminiz. Hatta bazıları, teoride, yaşamın ortaya çıkması için elverişli koşullara da sahip olabilir. Söylemesi kolay gerçi. Sanki elimizi uzay boşluğunda sallasak beş on tane “yaşam barındıran haydut gezegene çarpacakmışız” gibi. Kim bilir belki de öyledir aslında, mesele de bu; insanlar henüz elini dışarı çıkaramıyor. Eğer bir haydut gezegen, uyduları ile kilitlenmiş hâldeyse, bunun yarattığı etki sayesinde çekirdeği sıcak ve canlı kalacaktır. Bu sayede gezegenin iç katmanları ısınacak ve yer altı okyanusları sıvı hâlde kalmayı başaracaktır. Bir de kahverengi cüce ile gaz devi arasında kalan, ölü doğmuş yıldızlar var tabii… Bunların da yörüngelerindeki uydularda aynı senaryo geçerlidir.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Keşke dünya 2009'dan daha ileriye gitmeseydi.