bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji

Tarih: 5 Mayıs 2021 | Yazar: Çağrı Mert Bakırcı

0

Teknolojinin Evrimi ve Memetik Evrim Kuramı: Teknoloji Nasıl Evrimleşiyor?

Tıpkı doğada olduğu gibi, teknolojide de hiçbir ürün son haliyle, birdenbire var olmaz; evrimleşir! Çoğu zaman kullandığımız karmakarışık teknolojik aletlerin özünde yalnızca elektronların kablolar içinde bir noktadan diğerine akışı sayesinde çalıştığını idrak etmek insana zor gelir. Çünkü çoğumuz, teknolojik araştırmaların son ürününü kullanırız. Onların geçmişi, üretim basamakları, “evrimi” bizi pek alakadar etmez. Son kullanıcı için önemli olan, o cihazın tanıtıldığı gibi çalışmasıdır. Bu nedenle, sanki o karmaşık halleriyle bir anda kullanımımıza sunuldukları ve var oluverdikleri algısı oluşur. Bu karmakarışık makinelerin elektron yığınlarına indirgenebildiği gerçeği bize tuhaf gelir. Doğru olmaması gerektiğini, daha fazlası olması gerektiğini düşünürüz. Halbuki tüm elektronik cihazların çalışma prensibi, bir devre üzerinde elektronların nereye, ne şekilde aktığından ibarettir. Ama hiçbiri o noktaya birdenbire gelivermemiştir.

Her şey, bir sopayı düzgün doğrultabilmemiz ve ucunu sivriltebilmemiz ile başladı. Sonrasında o sopa çekice, tornavidaya, orağa dönüşmüş, diğer malzemeleri şekillendirecek ve kontrol edecek araçlara evrimleşmiş ve bin bir ara basamaktan geçerek bildiğimiz tüm “insan ürünü” teknolojilerin her birine dönüşmüştür. Bu teknolojiler süreç içerisinde dallanmış, ancak her biri, bir öncekinin farklılaşması, değişmesi ve işe yarar olanların çoğaltılıp, diğerlerinin elenmesi sonucunda birikimli bir seçilimle var olmuştur. Tıpkı biyolojik varlıkların tarihinde gördüğümüz gibi, teknolojinin tarihinde de ürünleri üreten “üretim hatlarının” oluştukları basamakları, değişimlerini, olumsuz versiyonlarının elenmesini, yeni tasarımların halk tarafından tutulup yaygınlaşmasını ve daha nicesini açıklayabiliriz. Hangi teknolojik aleti elinize alırsanız alın, onun tarihini adım adım izleyerek, bin bir türlü ata teknolojiden geçerek, nihayetinde “ilk alet”e ulaşabilirsiniz. Çünkü hepsi, o atanın torunlarıdır.

Karikatür: Dave Coverly. Kaynak

Yukarıda da söz ettiğimiz gibi teknolojide ve genel olarak kültürümüzde, sadece “güçlü” olan bilgi ve parçaların, kısaca “memlerin” hayatta kaldığı, diğerlerinin elendiği, kültürümüzün de bu şekilde evrimleştiği düşünülmektedir. Burada “güç”ten kasıt, tıpkı biyolojik evrimde olduğu gibi, uyumluluktur. Daha fazla sayıda insanın beğenisini ve savunusunu kazanabilen fikirler, daha kalıcı olurlar. Diğerleri ise elenir. Bu, bir yerde biyolojik evrim gibidir: Bir fikir veya ürün, daha önceki fikirler ve ürünlerden yola çıkarak ileri sürülür, bu fikrin veya ürünün birçok çeşidi (varyantı) bulunur ve süreç içerisinde ortaya çıkar, ancak bunlardan sadece “ortama en uyumlu” olanları hayatta kalır ve yoluna devam eder, geri kalanı ise elenir. Örneğin otomotiv sektöründe var olan yüzlerce tür araba, her seferinde kendisinden önce gelen arabalardan evrimleşmiştir. Tasarımı, yakıt özellikleri, ekonomi durumu, estetik özellikleri, iç hacmi, vb. özellikler bakımından en uyumlu olanlar her seferinde “hayatta kalmışlardır”; yani piyasada tutunmayı başarmışlardır. Diğerleri ise sürekli olarak elenmiştir.

Bu hayatta kalanlardan evrimleşen torunlar, biyolojik evrimde olduğu gibi atalarının yerini almıştır. Örneğin şu anda Nokia 3310’un hayatta olmaması, 6600, N73, N95 gibi ara basamaklardan geçtikten sonra günümüz telefonlarının ortaya çıkmadığı anlamına gelmez. 3310, insan evrimindeki atasal bir maymun türüne benzetilebilir. Ondan evrimleşen torunlardan sadece en uyumlular hayatta kalmışlar ve ataların yerini almışlardır. Mesela günümüzde 6-7 milyon yıl önce yaşamış bir ortak atadan geriye insanlar, şempanzeler ve bonobolar kalmışlardır. Bunlar haricindeki onlarca ara tür (ve o ata tür de) yok olmuştur.

Hiçbir telefon gökten zembille inmez. Her biri, kendisinden önce gelenlerin (atalarının) değişmiş birer versiyonlarıdır.

Teknolojinin evriminde de, benzer bir durumu telefon, tablet ve aklınıza ne gelirse görebilmekteyiz. Her seferinde, “piyasada kalma mücadelesinde” en uyumlu olanlar hayatta kalır, diğerleri ise elenir. Böylece sürekli olarak daha uyumlu tasarımlara ulaşılır. Hatta örneğin telefonların evrimine bakacak olursanız, kültürün ve teknolojik imkanların değişimiyle birbirine zıt evrimsel “trendler” (gidişatlar) görmek de mümkündür: Telefonlar, bir süre giderek küçüldükten sonra, şimdi yeniden büyüme ve irileşme eğilimi göstermektedirler. Bu evrim sonucu ortaya çıkan ürünler, üreticilerin isteklerinden ziyade “doğanın” (tüketicilerin) tercihleriyle şekillenmektedir.

Teknolojinin evrimini düşünecek olursanız, biyolojik evrimle oldukça fazla sayıda benzerlik bulabilirsiniz. Evet, telefonların aksine, insan da dahil olmak üzere Dünya üzerindeki hiçbir canlı son haliyle tasarlanıp da yaratılmamıştır. Hepsi, biyolojik evrimin ve atalardan bugüne kadar yaşanan kademeli bir değişimin ürünüdür. Bizler, oturup yepyeni bir telefon tasarımıyla piyasaya giriş yapabiliriz ve o, bizim “yaratımımız” olur.

Ya da olur mu?

Bu fotoğraf, 1956 yılında IBM firması tarafından üretilen 5 MB (megabayt) hafızaya sahip bir belleğin, alıcı firmaya postalanmak üzere bir araca yüklenmesi sırasında çekildi.

Eğer ki telefonların bugüne kadar var olan tasarımları, biçimleri, teknolojileri, özellikleri, nitelikleri, vs. olmasaydı, biz o “yepyeni” telefonumuzu tasarlayabilir miydik? Bizden önceki kültürel, bilimsel ve teknolojik birikim olmasaydı, herhangi bir “yeni tasarım”dan söz etmemiz mümkün olur muydu? Bilimin, teknolojinin ve kültürün kademeli olarak ve birikimli bir şekilde ilerlemeyen bir kısmı var mıdır? Tüm bu soruların cevabı, “muhtemelen hayır” olacaktır. Çünkü her teknoloji, kendisinden öncekilerin üzerine tasarlanarak inşa edilir. Her bir makina, kendisinden öncekilerin dezavantajlarından biraz daha az, avantajlarından biraz daha fazla barındıracak şekilde üretilir. Çünkü “çevre şartları”, yani tüketicilerin talepleri bu yöndedir. Sadece çevreye en uyumlu olan tasarımlar hayatta kalır, diğerleri ise elenerek yok olur. Bu sayede bilimimiz, teknolojimiz ve aklımıza gelebilecek her türlü ürün, kültürel ve memetik bir evrimin bir sonucu olarak “yaratılmış” olur.

Ancak elbette elde var olan varyasyonlar ve imkanlar (üreticilerin kapasiteleri) da, tıpkı biyolojik evrimde olduğu gibi, neyin evrimleşebileceğini şekillendirmektedir. Örneğin uçan telefonlar yoktur, çünkü şu anda bunu yapabilecek teknoloji bulunmamaktadır. Fakat bu evrimsel sürecin ilk adımlarını oluşturacak teknolojiler telefonlara dahil oldukça, bu tür bir evrim de, tüketicilerin tercihleri ve istekleri çerçevesinde mümkün olabilecektir. Böylece elden kaydığında yere düşmeyen telefonlar evrimleşebilecektir.

Isaac Asimov, RadioShack’in bir reklam broşüründe. (Türkçeleştiren: Bilimkurgu Kulübü)

Tabii ki, cansız varlıkların evrimi, canlılarınki gibi değildir. Çünkü cansızlar, kendilerini eşleyemezler – ki bu, evrimin (ve biyolojinin) can damarıdır. Cansızlar üreyemezler, kendi yavrularını üretemezler. Yani teknolojinin evrimine insanın müdahale ediyor olmasının nedeni ise, teknolojik ürünlerimizin karbon-temelli ve organik olmamasıdır. Bizler, genellikle silikon-temelli ve organik olmayan malzemeler kullanrak daha stabil ve sağlam ürünler üretiriz. Organik kimyasallar, esnek yapıları ve değişkenlikleri sayesinde canlılığın cansızlıktan evrimleşebilmesini mümkün kılmışlardır. Ancak bizlerin, oturup da istediğimiz “teknolojik” yapıların biyolojik bir evrimsel süreçle, seçilim sonucu ortaya çıkmasını bekleyemeyiz.

Evrim, çok yavaş ve sancılı bir süreçtir. Bunun yerine, inorganik yapılı bileşiklerden yola çıkarak malzeme bilimini, malzeme biliminin ürünlerinden yola çıkarak da teknolojimizi inşa etmişizdir. Ancak o teknoloji bile, yukarıda izah ettiğimiz gibi, kültürel bir birikimli seçilimin sonucudur. Bu nedenle birebir analoji kurmak doğru değildir. Yine de, genel sürece bakarak aradaki benzerlikleri görmek mümkündür. Örneğin, uçak tasarımlarında evrimsel süreçlerin etkisini buradaki yazımızdan okuyabilirsiniz. Benzer şekilde, evrimsel süreçlerin kullanımıyla tasarlanan uydu anteni veya elektronik devre örnekleriyle, evrimin doğrudan teknolojiye etkisini görebilirsiniz. Bu konuda daha fazla bilgi almak için Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı kitabımızı edinmenizi tavsiye ederiz.

Teknolojinin Evrimi, Sosyal Gelişimimizi Nasıl Etkiliyor?

Bundan sadece 15 sene kadar öncesine ait teknolojiler, bugünkü teknolojiler için sadece birer “ikon” olarak hayatlarımızda varlıklarını sürdürüyorlar. Görsel: Evrim Ağacı

Yukarıdaki görsel, teknolojik evrimin hızını görmemiz açısından hoş bir örnek sunuyor. Öyle ki, sadece birkaç on yıl içinde belki de bu örnek bile anlamını yitirecek, 3 boyutlu yazıcılar “geçmişin araçları” olarak kalacak. Bundan sadece 15 sene kadar öncesine ait teknolojiler, bugünkü teknolojiler için sadece birer “ikon” olarak hayatlarımızda varlıklarını sürdürüyorlar. Çocuklarımız, Commodore veya disketler yerine 3 boyutlu yazıcılar, dronlar, yapay zeka teknolojileri ile büyüyor. Bundan 15 sene sonra bugün kullandığımız USB belleklerin belki de “şahsi kuantum bilgisayarlarımızın” (“PC” değil de, “PQC”) içerisindeki bir “Hatırla” tuşundan fazlası olmayacağını hayal etmek gerçekten tuhaf ama bir o kadar da heyecan verici.

Teknolojinin evriminin yarattığı en büyük sıkıntılardan birisi, sosyal iletişim becerilerimizi körelttiği ve bizi yalnızlaştırdığına yönelik eleştirilerdir. Aşağıdaki görsel, buna hoş bir şekilde itiraz ediyor:

Bu görselde dikkat çekilen şey şudur: Cep telefonlarını ve tabletleri ortadan kaldıracak olsak bile, toplu taşıma araçları insanların kaliteli fikir alışverişlerinde bulunacağı, sosyopolitik eleştiriler veya epistemolojik argüman analizlerinin yapılacağı, güllük gülistanlık eğitim yuvaları olmayacaktır. Öte yandan, şu gerçek de hatırlanmalı: Günümüzde çok az sayıda insan ellerinde tuttukları teknolojiyi bilgiye ve eğitime erişmek için kullanmaktadır. Birçoğumuz, sosyal iletişim ihtiyacımızı gidermek amacıyla bu araçlara başvuruyoruz. Bu da, insani iletişim yeteneklerimizi köreltiyor; bizi yalnızlaştırıyor. Dolayısıyla teknolojik gelişmeleri, “sosyalliği öldürmesi” gibi dar bir açıdan eleştirmek anlamsızdır. Daha ziyade, teknolojinin ne amaçlarla kullanıldığına odaklanmalı ve insanların kendilerini eğitmeleri ve ufuklarını genişletmeleri için bu araçları nasıl daha verimli ve etkili kılabileceğimizi düşünmeliyiz.

Çünkü teknoloji hızla evrimleşmeyi sürdürüyor ve yukarıda da izah ettiğimiz gibi, bizim toplum olarak neler talep ettiğimiz, üreticiler üzerinde seçilim baskısı yaratıyor. Bu da, bize bu teknolojinin gidişatına yön vermek konusunda bir araç sunuyor. Eğer doğru şeyleri talep edersek, teknoloji de bu talep yönünde evrimleşmek zorunda kalacaktır. Öyle ki, bu gücün farkında olan üreticilerin elindeki en büyük araç reklamcılıktır. Reklamların gücünü kullanarak, sizin ne talep etmeniz gerektiğini şekillendirmeye çalışırlar. Dikkat ederseniz kola veya ayakkabı reklamları, ürünün ne kadar kaliteli olduğu, nasıl üretildiği, rakiplerine üstünlüğü gibi gerçek değeri üzerinden inşa edilmez. Bu reklamların içeriği, hitap ettiği kitlenin hayallerine yöneliktir. “Kola içen insanlar havalı insanlardır.”, “Bu ayakkabıyı giyenler müthiş sporculardır.” şeklindeki mesajlarla, sizin hayal dünyanıza hitap ederler. Sizin de öyle olmak istediğinizi bildikleri için, bu duygunuza yönelik reklam oynarlar. Bu da, sizin neler talep ettiğiniz, yani neler satın aldığınızı şekillendirir.

Piyasadaki bu ilginç kuvvetler, teknolojik evrime yön vermektedir. Hiçbir üstün bilinç veya akıllı tasarımcı, tüm süreci kontrol etmekte değildir. Sürecin kendisinin bir bilinci de yoktur. Sistemin geneline kıyasla çok daha ufak olan; ancak sistemin ta kendisi olan aktörler (satıcılar, üreticiler, müşteriler, vb.), bir araya gelip, belirli davranış paternleri (desenleri) sergilediklerinde, çeşitli kuvvetlerin doğmasına neden olurlar. Bu kuvvetler, evrim gibidir. Süreçlerin gidişatına yön verir.

Bu süreçlerin farkında olanlar, bu güce hükmedebilir. Tıpkı yapay seçilim ile biyolojik evrime hükmedebilmemiz gibi…

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Texas Tech Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü'nde doktora, Biyoloji Bölümü'nde yandal yapmaktadır. Türkiye'nin önde gelen popüler bilim oluşumlarından Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Evrim Kuramı ve Mekanizmaları ile Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı gibi popüler bilim kitaplarının yazarıdır. Bugüne kadar binlerce popüler bilim makalesi yazmıştır.