bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji

Tarih: 17 Ocak 2019 | Yazar: Selim Erdoğan

0

Soğuk İstasyon: ALCOR Life Extention Foundation

Hastasın. Belki hayatın sonsuz ve çoğu mutlu olasılık yollarından oluştuğunu düşünecek kadar genç, belki kollarını kaplayan derinin elastikiyetini kaybetmeye başladığı dönemdesin. Belki de katarakt ameliyatını oldun ve HappyDays şirketinin on beş günlük Balkanlar ve Doğu Avrupa turuna biletini aldın. Ama doktor hasta olduğunu söyledi. Kanser veya ilerleyen ve sonu ölümle biten bir başka hastalık. Belki bildiğin kadarıyla hasta değilsin. Ama herkeste olduğu için hastalık sayılmayan, yaşlanma adı verilen, yavaş ilerleyen bir durumun olduğunun bilincindesin. Yaşlanarak ölmekle bir hastalık sonucu ölmek arasındaki farkın yüz yılı pek geçmediğinin farkındasın. Bu da canını sıkıyor. Balkanlara gitmek hüznünü derinleştiriyor sadece. Güneşin batışı, akşam ezanı, karamsar bir perde daha örtüyor üzerine her geçen gün daha ağır.

Saatlerin pillerini söksen de Dünya’nın koca kütlesinin yarattığı momentumun ezici büyüklüğü, zamanı yirmi dört saatte bir tur atarak saymaya devam ediyor bundan önceki altı milyar yılda olduğu gibi. Üzerinde atom bombası da patlatılsa, kanallarla denizler de birleştirilse, zamanı kaba, basit ve durdurulamaz bir saat gibi ölçmeye devam edecek. Haydi bir de Münir Nurettin Selçuk Dönülmez Akşamın Ufkundayım diyor olsun ITunes’da. Sonra bir gün internette gezinirken, belki de Bilimkurgu Kulübü sitesinde bir çıkış umudu görüyorsun. En temel yasaya bir başkaldırı hareketi. Başkaları da var senin gibi. Belki gizli ya da açık herkes aynı dertten muzdarip. Robert Ettinger diye bir adamın Amerika Birleşik Devletleri’nde bir şey hayal ettiğini, hatta bunu hayata geçirdiğini öğreniyorsun. Bir topluluk kurmuşlar.

ALCOR Life Extention Foundation

Robert Ettinger

Alcor üyeleri ölmeyeceklerine inanıyor. Hatta hukuken, tıbben ölmüş üyelerine onlar hasta (patient) demeye devam ediyor. Arizona’da bir yerleri var. Diyorlar ki bugün insanlık bazı hastalıkları yenememiş olabilir. Yaşlanma durdurulamış olabilir. Ama insanlığın bugüne kadar yarattığı bilimsel birikim ve gösterdiği teknolojik gelişim gelecek için ümitlenmemize neden oluyor. Dünya’ya biraz erken gelmiş olabiliriz. Belki tam da geçiş dönemindeyiz. Ne beş yüz yıl erken geldik, ne tekillik ve ölümsüzlük dönemine yetiştik. İnsanlığın şafağını birkaç on yılla kaçırmamak gerek. Bu şanssızlığı küçük bir numarayla yenebiliriz. Adına askıya alınmış canlılık diyoruz. (Suspended Animation) Tabiatta yok mu sanki? Ağaç kurbağaları, bazı yer sincapları yapmıyor mu? Kışı donarak geçirmiyorlar mı? Biz neden yapmayalım?

Alcor‘un sitesini inceliyorsun. İddialarının nelere, hangi varsayımlara dayandırıldığını anlamaya çalışıyorsun.

Birinci varsayım; Bugün öldüren hastalıklara yarın çare bulunacak. Vebaya, koleraya, vereme bulunmadı mı sanki? Dünya’ya biraz erken geldik o kadar.

İkinci Varsayım; Yaşam, atomların özel bir şekilde dizilmesi sonucu oluşan bir olgu. Bu özel dizilim, hücreleri ve hücre organlarını oluşturur. Hücrelerin uygun dizilimi organizmayı. Bu dizilimi korumak hayatta kalmakla eşdeğer.

Üçüncü Varsayım; Bilinç, beyindeki hücreler arası nöro-kimyasal ilişkilerin bir fonksiyonudur.

Dördüncü Varsayım; Hücrelerin metabolik fonksiyonları yeteri kadar düşük ısıda askıya alınabilir.

Beşinci Varsayım; Günün birinde teknoloji askıya alınan metabolik fonksiyonları yeniden çalıştıracak teknolojiler geliştirilecek.

Sonuç; Bugün ölüm karşısında çaresiz metabolizmalarımızı askıya alacak teknolojiler var. Ölmek üzereyken filmi durdurabiliriz. Senaryo yeniden yazılıncaya kadar bekleyip hayata kaldığı yerden devam edebiliriz. O dönemde bizi tehdit eden hastalık her neyse tedavisi de geliştirilmiş olacak.

Bu mantıklı geliyor. Olabilir mi diyorsun? İyice emin olmak için Arizona Scottsdale’de East Acoma Drive Suit 110’nolu adrese gidiyorsun. Seni Dr. Max More karşılıyor. Güleryüzlü kibar bir adam. Sana tesisi gezdirip bilgi veriyor.

Nasıl Çalışır?

Dr. Max More Prosedürü Anlatıyor, Scottsdale-Arizona

Dr. More prosedürü anlatıyor. Önce üye olmak gerekiyor. Birtakım evraklar falan imzalanacak. Atomlarını bir arada tutmak için en önemli husus klinik ölüm ilanınla Alcor ekibinin müdahalesi arasında geçen zaman. Ne kadar az o kadar iyi. “Öleceğinizi hissederseniz Scottsdale/Arizona civarında bir yerde olmanızda fayda var,” diyor. “Ama uzak bir yerdeyseniz de sorun değil. Suspended Animation AŞ ile anlaşmamız var. Onlar müdahale ediyor.” Animation sözü Pixar’ı çağrıştırıyor, sıcak geliyor. Ekip, hastanın son anlarında yanı başında bekliyor. Doktor kafasını kaldırıp, “Onu kaybettik,” der demez artık Alcor hastası olan beden ekibe veriliyor.

Ekip vücudu hemen buz dolu bir küvete yerleştirip ağza soluma cihazı göğse bir pompa dayıyor. Animation artık o kadar sıcak gelmiyor kulağa. Pompa göğse basınç uygulayıp bırakıyor, soluma cihazı nefes borusuna hava basıyor. Böylece kana eskiden olduğu gibi oksijen yükleniyor. Tek farkı beynin aradan çıkmış olması. “Amaç, beyni veya tam korunma seçtiyseniz vücudundaki bütün hücreleri, Alcor merkeze gidene kadar korumak,” diyor Doktor More İstenmeyen bir durum olan canlanmaya ve başka durumlara karşı on altı çeşit ilaç enjekte ediliyor damarlara. Aslında hukuken de teknik olarak da organ bağışından pek farkı yok diye düşünüyorsun. Bütün organlarını kendine bağışlıyorsun. Biraz bencilce diye düşünüyorsun ama bunu hemen kovuyorsun kafandan.

Sıvı Nitrojen Tankları İçinde Uyandırılmayı Bekleyen Hastalar, Scottsdale-Arizona

“Peki ya Balkankar turunda kalp krizinden ölürsem?” diye soruyorsun. “Tura çıkmayın evinizde oturup bizi bekleyin,” diyor soğuk soğuk. Yani ya Alcor yakınlarında ev tutacaksın ya da Balkanlar turuna giderken Suspended Animation ekibini de götüreceksin.

Merkeze gelince vücudun bir masaya yatırılacak. Tipik ameliyat masası. Eğer tam koruma programı seçtiysen uzman doktor uygun damarlara ulaşarak kanını boşaltacak. Yerine özel bir solüsyon yavaş yavaş pompalanacak. Cryoprotectant bu solüsyonun genel adı. “Arabalardaki antifriz gibi,” diyor Doktor More gülerek. “Hücrelerdeki su yerine bu madde geçiyor. Su donunca kristalleşiyor ve hücreyi tahrip ediyor. Bu maddeyle dokuyu olduğu gibi koruyoruz. Donma değil camlaşma diyoruz buna. Eğer nörokoruma programını seçtiyseniz vücuda gerek kalmıyor. Kafanızı kibarca vücudunuzdan ayırıp camlaşma işlemini kafanıza uyguluyoruz. Zaten iş beyinde bitiyor.” İrkiliyorsun. Bir av köşkünün yemek salonu duvarındaki geyik başı aklına geliyor. “Ben de bunu seçtim,” diyor Doktor More. “Camlaşmış dokuyu yeniden canlandıracak teknoloji geliştirildiği zaman bana herhalde daha iyi bir vücut verebilirler!”

Devam ediyor Doktor. “Sonrası kolay,” diyor. Seni büyük krom varillerin olduğu bir odaya götürüyor. Sistemi kuran Ettinger dahil herkes burada işte. Aklına sattığı ürünü kullandığını iddia eden satıcılar geliyor. Buradakilerin bir kısmı nörokoruma hastası. Onlar az yer işgal ediyor. Hasta kademeli olarak soğutuluyor. Eksi yüz doksan santigrat civarına gelince geçici istirahatgahı bu sıvı nitrojen havuzuna batırılıyor. “İşte bitti. Artık huzur içinde seni uyandırmalarını bekleyebilirsiniz ,”diye açıklıyor. “Ya uyandırılmazsam?” diye soruyorsun.Gülümsüyor. “Alternatifiniz böceklere yem olmak.”

Paran Yeter mi?

Nasıl ödeyeceğini düşünüyorsun. Düşünmekle kalmayıp soruyorsun. “80.000 dolar sadece beyniniz için. Tüm vücut isterseniz 200.000 dolar.” Devam ediyor. “Çoğumuz bunu hayat sigortasıyla hallediyoruz. Ölümünüz hâlinde sigorta yakınlarınıza değil bize ödeme yapıyor.” İç sesin bencillik diye söylenir gibi oluyor ama çenesini kapatıyorsun.

Kararsızsın. Yavaşça adımlıyorsun salonu. Krom varillere dokunuyorsun. Beklediğin gibi soğuk değil. “Özel olarak soğutmuyoruz,” diyor Doktor. “Buharlaşan nitrojen yerine her ay bir kaç litre ekliyoruz. 200.000 çok değil mi bu iş için?” Zihnini okumuş gibi devam ediyor. “Nitrojen parası değil bu. Tesis giderleri. Korunma.” Koruma neden gerekiyor ki? Çok düşmanları olduğunu söylüyor. Elleri oda penceresinin camına tıklıyor. “Kurşungeçirmez. Kapılar zırhlı. Hastalarımız uyanana kadar korumak görevimiz. Baştan beri aklına takılan soruyu soruyorsun. İki yüz yıl sonra hâlâ uyandırılmamışsan yatırdığın para seni korumaya nasıl devam edecek? “Her şey düşünüldü,” diyor. Ortak fonun şeffaf yönetildiğini ve sürekli büyüdüğünü söylüyor. Yeni üyelerin giriş tutarları enflasyona göre de artırılıyor. Ama kim seninle ilgilenecek? Hiç bir yakının yaşıyor olmayacak ki? Doktor’a göre yaşayanlar yakınlarını uyandıracak. Uyananlar hâlâ uyuyan yakınlarına sahip çıkacak. Zincir böylece sana kadar gelecek. Yani birkaç yakınını da ikna etmen gerek! Oğlun ikna olur mu acaba?

Peki ya nüfus ne olacak? Bu yöntem başarılı olursa Dünya nüfusu ne olur? “Bu soru penisilin gibi ilaçlar geliştirildiğinde de soruldu,” diyor Doktor. “Takma kafana bir yolu bulunur.”

Hastasın. Belki de değil ama hastalanarak ya da yaşlanarak ölmekten korkuyorsun. Doktor’a teşekkür ederek binayı terk ediyorsun. Kiralık arabana binip havaalanına doğru sürüyorsun. Doktor’ın kartı cebinde. Radyoda Lou Reed sihirbaza onu ölümden kurtarsın diye yalvarıyor. Yoldan bir gölge geçiyor. Büyük bir kuş sürüsü. Bir motosiklet konvoyu solluyor. Krom gövdelerinden yansıyan güneş göz alıyor. Otoyolda araba kullanmayı seviyorsun. Hayatı seviyorsun. Ama hayatı, belki binde bir olasılıkla bilinmedik bir gelecekte bilinmedik bir durumda uyandırılmayı, son anlarında yanında yakınlarını değil de Suspended Animation ekibini isteyecek, hayat sigortanı ailene değil de Alcor’a bağışlayacak, toprağa değil de sıvı nitrojen tankına girecek kadar seviyor musun?

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1970 İzmit doğumlu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Mezunu. Enerji sektöründe çalışıyor. Denizatı Vadisi, İkibinseksendört, Gofer Ağacı ve Trinidad'ın Dönüşü romanlarının yazarı.