bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji

Tarih: 29 Haziran 2020 | Yazar: İnanç Kaya

0

Küçükler Bize Neden Soykırım Uyguluyor?

Bakterilerin ve mikroorganizmaların bize karşı savaşı o kadar acımasız ki, 1300 yılında veba (Yersinia pestis) bakterisi fareler, pireler tarafından kolayca yayılmış ve o zamanki dünya nüfusunun tam üçte birini yok etmişti. 150 yıl süren bu soykırımda sokaklar hasta ve ceset kaynıyordu. Yakın tarihimizde bildiğimiz salgın hastalıklar listemizde AIDS, kolera, tifo, kızamık, çocuk felci, çeşitli isimlerle anılan grip vakaları ilk aklımıza gelenler.

Doğal antibiyotikler denilen ve doğadaki bitkilerde bulunan antibiyotikler ile sentetik antibiyotikleri birbirinden ayırmak önemli. Sentetik antibiyotik 1928 yılından beri hayatımızda. Kısacası insanlık tarihine bakacak olursak, çok yeni bir ilaç.

Mayıs 2016 yılında ekonomist Jim O’Neill, İngiliz hükümeti adına kendini geliştiren mikropların sonuçlarına ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda, dirençli patojenlerin 2050 yılına kadar on milyon insanın ölümüne sebep olacağı vurgulanıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde klebsiella enfeksiyonlarına artık antibiyotik fayda etmiyor. Aslında artık birçok hastalığa karşı da etkisiz durumda. Ameliyathanelerde, hastanelerde sık sık kullanılan antibiyotiklere karşı mikroorganizmalar zaten doğal direnç gösteriyordu, fakat direncini artıracak şekilde kendilerini geliştirmeyi de başardılar.

Bakterilerle savaşırken bu ilaçlara başvurmak, bağırsaklarımızdaki iyi huylu bakterileri de kaybetmemize yol açabiliyor. Sonucu hâlâ tartışmalı olsa da, kimi antibiyotiklerin beyne “Doydun, yeme artık” sinyali gönderen bakterileri öldürerek obezitenin artmasından sorumlu olduğu bile iddia ediliyor. Yine bağışıklık sistemi tembelliğine yol açtıkları da öteden beri dillendiriliyor. Bu olası yan etkileri görmezden gelip, birçok antibiyotiği mucize ilaç diyerek kendimize baş tacı yaptık. Antibiyotiklerin bilinçsiz ve düzensiz kullanımı sonucunda da sağ kalan bakterilerin direnci artı ve ilaçlar artık etki etmemeye başladı.

Vücudumuzun bakterilere karşı savaşını bir satranç oyununa benzetirsek eğer;

  • Piyonlar: derimiz ve yetenekleri.
  • Filler ve atlar: Mukoza zarı, fagosit ve lenfosit isimli akyuvar hücreleri.
  • Vezir ve kale: Fagositler, Antikorlar ve T hücreleri.
  • Şah ise biziz.

Şimdiye kadarki satranç oyununda ne bakteriler mücadeleyi bıraktı ne de biz. Ancak bizim onlar kadar akıllıca hamle yapıp yapamadığımız tartışmalı bir konu. Çünkü ticari kaygı ile sentetik antibiyotikleri bu kadar kolay kullanmamız, uzun vadede düşmanımıza avantaj kazandırıyor. Oysa ilaç firmaları, aslında ürettikleri antibiyotiğin beşte birini üretmiş olsalar dünyadaki bütün insanlara yetecek. Fakat onlar ihtiyacın beş katını üretiyor, geriye kalan yüzde seksenlik üretimi de besin olarak tükettiğimiz hayvanlara yedirerek zorla da olsa yine bize antibiyotik vermiş oluyorlar.

İşte bu kadar çok antibiyotiğin vücudumuza girmesi sonucu bağırsaklarımızda bulunan iyi huylu bakteriler ölüyor; uzun vadede vücudumuzun savunma sistemi zarar görüyor, çabuk hastalanmamıza ve geç iyileşmemize zemin hazırlanıyor. “O zaman biz de daha etkili antibiyotikler üretelim,” diye düşünenler için kötü bir haberimiz var. Son 35 yıldır yeni antibiyotik üretimi yok. Önümüzdeki 40 yıla kadar da etkili bir antibiyotik üretilemeyeceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Sebebi ise tamamen yeni antibiyotik bulamamamız ve bildiğimiz bütün yolları denemiş olmamız.

Velhasılıkelam, bakterilerin bu satranç oyununda gözlerimize sinsice bakıp, ellerini ovuşturarak, “Şimdi şov zamanı bende!“ dediğini duyar gibiyiz.

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Dünyalı...