bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji

Tarih: 8 Ekim 2020 | Yazar: İnanç Kaya

0

Kanda Aranan İpucu Nobel Ödülü’nü Kazandırdı

Hepatit C, günümüzde artık tedavi edilebiliyor. Çünkü hastalığın arkasındaki virüsün keşfiyle Harvey Alter, Michael Houghton ve Charles Rice bunun yolunu açtı: Ayrıca bu keşifleri onlara Nobel Tıp Ödülü’nü getirdi.

Koronavirüs salgınının ardından, bu yıl birçok küresel sağlık sorunu arka plana atılmak zorunda kaldı. Ancak sadece koronavirüs değil, bulaşıcı hastalıklar her zaman insanlar için zaten bir sorun olmuştu. Bunlardan biri de hepatit C idi. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, dünya çapında 70 milyondan fazla insan karaciğer iltihabından etkileniyor. Her yıl yaklaşık 400.000 kişi hastalığın uzun vadeli etkilerinden dolayı ölüyor ve tedavi edilmediği takdirde siroz ve karaciğer kanserine yakalanıyor. Doktorlar uzun yıllar boyunca karanlıkta kalan sebepleri bulamamıştı. Sonunda İngiltere ve ABD’den üç bilim insanı, karaciğer iltihabının ardındaki virüsü bulmayı başardı. Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü Komitesi, hepatit C virüsünün keşfi nedeniyle üç bu bilim insanını Nobel Tıp Ödülü ile onurlandırdı. Enstitü basın açıklamasında, Alter, Houghton ve Rice’ın çalışmalarının yalnızca kronik hepatite ışık tutmakla kalmayıp, aynı zamanda milyonlarca hayatı kurtaracak olan kan testleri ve tedavilerinin de temelini attığını belirtti.

İki Çeşit Hepatit

1940’ların başlarında bilim insanları, nedenlerine ve seyrine göre birbirinden farklı olan iki farklı karaciğer iltihabı olduğunu fark etti. Bir yandan esas olarak kirli içme suyu veya kontamine yiyecekler yoluyla bulaşan ve bulantı, kusma, şişkinlik, ağrı, ateş ve ishal gibi semptomlara neden olan hepatit A vardı. Ancak hastalığın on yıllar boyunca tespit edilemeyen bir çeşidi daha bulunuyordu ve oldukça tehlikeliydi. Çünkü hastalarda uzun süre hiçbir semptom görülmediği için genellikle ölümcül olan karaciğer sirozu veya karaciğer hücresi kanseri ortaya çıkana kadar vücutta neler olup bittiğine dair tıbbın hiçbir fikri yoktu. Hepatitin bu ikinci formu yalnızca enfekte olmuş kişiler için tehlikeli değildi. Aynı zamanda, kanla temas yoluyla hastalık aktarıldığından birçok insan da kan nakli sırasında hastalığa yakalanabiliyordu.

1960’larda Amerikalı doktor ve biyokimyacı Baruch Blumberg, hepatitin bu tehlikeli formundan sorumlu olan patojeni enfekte etmeyi başardı: Hepatit B virüsü. 1976’da Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü. Tıp doktoru Harvey J. Alter ise, o sırada ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde (NIH) çalışıyordu ve hastaların kan naklinden sonra nasıl ilerlediklerini inceliyordu. Bu sırada başka birinden kan almış birçok kişinin bu hastalığa yakalanmış olduğunu fark etti. İşte bu gözlem, kan naklinden sonra karaciğer iltihabını tetikleyen başka bir patojenin var olup olmadığı sorusunu ortaya çıkardı. En azından Alter ve meslektaşlarının şüphesi bu yöndeydi. Hastalığı kan nakli yoluyla alan hastaların varlığını doğrulamak için şempanzelere kan nakliyle hastalık bulaştırdılar. Bu deneyler şüphelerini doğruladı: Daha ileri deneyler ise, bir virüsün buna sebep olduğunu gösterdi.

Uzun süre boyunca, Hepatit A ve Hepatit B virüslerini tespit etmek için kullanılan tüm yöntemler başarısız olmuştu. Kanada Alberta Üniversitesi’nden İngiliz virolog Michael Houghton liderliğindeki ekip, bir süre sonra belirleyici bir atılım yaptı ve virüsün genetik dizisini izole etmek için birkaç teknik denedi. Sonunda bu teknikler işe yaradı. Nihayet, yaklaşık 10.000 nükleotidden oluşan RNA virüslerini tam bir genetik parçaya indirgeyebildiler. Bu sınıflandırmalar, virüsün flavivirüs ailesine ait olduğunu gösterdi. Araştırmacılar daha sonra buldukları bu virüse “Hepatit C virüsü” adını verdiler. Ancak, bulaşma sürecindeki bulmacanın bir parçası hâlâ eksikti. Etkilenenlerin kanlarında antikorlara rastlanılmasına rağmen, hepatit C virüsünün aslında kendi başına kronik karaciğer iltihabına neden olabileceğine dair hiçbir somut kanıt yoktu. Bu nedenle, virüsleri ayrıştırmak ve onları bir konak organizma ile temas ettirmek mümkün olmalıydı. Ve işte burada, ABD’den Charles M. Rice ve meslektaşları devreye girdi.

Diğer birçok grup gibi, virolog Rice ve çalışma grubu da RNA virüsleriyle ilgileniyordu. Fakat bu araştırmacılar da başlangıçta test hayvanlarına çoğalabilen bir hepatit C patojeni enfekte etmeyi başaramamışlardı. Bununla birlikte Rice sonunda, hepatit C virüsü genomunun virüsün konakçı hücrelerinde çoğalması için belirleyici faktörden sayılabilecek bir bölge olduğunu fark etti. Bilim insanlarının izole ettiği bazı virüs örneklerini bu doğrultuda değiştirildi. Rice ve meslektaşları, enfeksiyon sürecinde diziyi değiştirmelerinin artık mümkün olmadığı RNA dizilerine sahip virüsler üretti. Daha sonra bu varyantların şempanzelerin karaciğerlerine enjekte edildiğinde çoğalabildiği ortaya çıktı.Virüsün enjekte edildiği şempanzeler, hepatit C hastalığı olan insanlara benzer semptomlar gösterdi. Aynı zamanda, virüsün RNA’sını kanda da tespit etmeyi başardılar. Transfüzyon hastalarında kronik karaciğer hasarından aslında virüsün sorumlu olduğu böylece kanıtlandı.

Hepatit C virüsü, 9500 nükleotidden oluşan zarflı, tek sarmallı bir RNA virüsüdür. Günümüzde araştırmacılar, bu virüsün nispeten yüksek bir mutasyon oranına ve yüksek genetik değişikliğe sahip olduğunu biliyor. Farklı alt tiplere sahip yedi farklı genotip var: Hepatit A, B ve C virüslerine ek olarak, hepatit D ve hepatit E. Hepatit D, yalnızca Hepatit B ile aynı anda meydana gelebilen bir tür süperinfeksiyonu betimliyor. Hepatit E virüsü ise, hepatit A’dan neredeyse ayırt edilemeyen ancak bazen daha şiddetli olan akut karaciğer iltihabını tanımlıyor. Hepatit C’ye karşı bir aşı, hepatit A ve B’nin aksine henüz mevcut değil. Ancak Robert Koch Enstitüsü’nün web sitesinde de yazdığı gibi, 2014 yılından bu yana hepatit C tedavisi için birkaç yeni, antiviral madde onaylanmıştır. WHO’nun verilerine göre, çoğu hasta artık bu antiviral maddeler ile tedavi edilebiliyor.

Nobel Komitesinden Thomas Perlmann, “İnsanlığa bu çok özel araştırma kadar büyük hizmette bulunan bir şey bulmak zor,” diyor. Çünkü bu buluş sayesinde, gelişmiş tarama süreçleri ile virüs artık dünyanın birçok yerinde çok nadiren kan nakli yoluyla bulaşır hale gelecek. Almanya’da 1991’den beri tüm kan ürünleri virüse karşı test ediliyor. Böylelikle tanısal müdahaleler veya operasyonlarda dahi hastalık kapma riski çok düşük kalıyor. Yalnız, diğer insanlarla şırıngalarını paylaşan uyuşturucu kullanıcılarının enfekte olma riski hâlâ çok yüksek.

Harvey J. Alter, Michael Houghton ve Charles M. Rice ile onları destekleyen birçok araştırmacının çalışmaları olmasaydı, tüm bu başarılar hayata geçirilemezdi. Bu yılki ödülleri açıklayan Nobel Komitesi’nden Thomas Perlmann’ın bu kadar hevesli olmasının nedenlerinden biri de muhtemelen buydu. Çünkü üç bilim insanının çalışması, dünya çapında milyonlarca insanın hayatını etkileyecek.

Bununla birlikte, herkesin aynı şekilde yararlanabilmesi için daha yapılacak uzun bir yol var. Şimdiye kadar, WHO’nun web sitesinde yazdığı gibi, etkili hepatit C tedavilerine erişim hâlâ çok sınırlı. 2017 yılında, dünya çapında etkilenen 70 milyondan fazla insanın sadece yüzde 19’u hastalığından haberdar. Ve bu yaklaşık 13 milyon hastadan sadece beş milyonu uygun antiviral ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün hedefi, bu durumun 2030’a kadar değişmesi: O zamana kadar, en azından etkilenenlerin yüzde 80’inin yeterli tedavi görebilmesi hedefleniyor.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Dünyalı...