bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji Gunes-Sistemi

Tarih: 13 Şubat 2016 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Güneş Sistemimizde Hayat

Gelin hep birlikte mevcut bilimsel bulgulardan yola çıkarak Güneş Sistemimizdeki çeşitli gezegen ve uyduların yaşama ne kadar elverişli olduklarına dair bir fikir yürütmece gerçekleştirelim.

Bildiğiniz üzere, Dünya dışındaki gezegen ve aylardan 30 kadarı, son 40 yıldır robot araçlarla ziyaret edilmiş, yakından fotoğrafları çekilmiş ve haklarında oldukça ayrıntılı veriler toplanmış haldedir. Dilerseniz Merkür‘den başlayalım. Yüzey sıcaklığı, atmosferinin yokluğu ve gece ile gündüz arasında ekstrem ısı farkının oluşu (gündüzleri 425 C , geceleri – 180 C), burada hayatın bulunamayacağına dair kanıtlar olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan çok yoğun atmosferi (90 atmosfer basınç), kurşunu eriten yüzey sıcaklığı (450 C) ve atmosfer kompozisyonu, Venüs‘de de hayat için bir umut bırakmamaktadır. Ay’ımız üzerinde de hayatın olmadığını ve hiçbir zaman başlamamış olduğunu kesinlikle biliyoruz. Mars‘a gelecek olursak, tek hücreli hayatın 3.5 milyar yıl önce başlamış olabileceğinin yanı sıra, bir zamanlar yüzeyi üzerinde sıvı suyun bulunduğu yolunda güçlü veriler vardır. Önümüzdeki dönemde Mars’a yapılacak insanlı/insansız yeni yolculuklar, bu konuda daha da çok şey öğrenmemizi sağlayacaktır.

Gezegenler

Güneş sistemi‘nde hayatı barındırma ihtimali en yüksel olan gök cisimleri Jüpiter’in yakın uydularından Europa ile Ganymede ve Satürn’ün uydusu Titan’dır. Europa’nın ve Ganimed’in yüzeylerini kaplayan buzlarının altında oldukça derin okyanuslar taşıyabileceği düşünülmektedir. Bu konuda, Galileo uzay aracından ulaşan resim ve verilerle desteklenen ipuçları vardır. Jüpiter’in neden olduğu medcezir etkileri (tidal forces) bu uydulardaki sıvı ortama gerekli ekstra enerjiyi sağlayabilir. Ayrıca buralarda, Dünya okyanuslarının diplerinde de gözlenen türden, güneş ışığına ve fotosenteze doğrudan gereksinim duymayan veya hiçbir şekilde tahmin edemeyeceğimiz değişik canlı türleri gelişmiş olabilir.

Merkür’den büyük kütleli ve Güneş Sistemi’inde atmosfere sahip tek uydu olan Titan’da ise, yeryüzünde biyolojik hayatın ortaya çıkması öncesi (pre-biotic) koşulların varlığı hakkında kesin deliller vardır. Yüzeyinde hidrokarbon (metan ve etan) denizleri ve bu moleküllerin atmosfer ve Titan yüzü arasında çevrimini sağlayabilecek hidrokarbon ‘yağmur’ları olduğu, geçirgen olmayan metan-yoğun atmosferinin spektroskopik ve diğer yollarla incelenmesi, bu tahminlerin temelini oluşturmaktadır.

Uydular

Güneş sistemi’nin diğer gezegenleri olan Uranüs, Neptün, Plüton ve bunların uyduları, ana yıldıza aşırı uzaklıkları nedeni ile, kendi yaşam ortamlarını hiç bir şekilde geliştirme olanağı bulamamış olmalıdırlar. Sistemin diğer üyeleri olan göktaşı ve meteorlarda karbon bileşiklerinin, kuyruklu yıldızlardaysa karbon bileşikleri ile buz halde suyun varlığı ilginçtir. Hatta, yeryüzündeki suyun önemli bir bölümünün (belki de tamamının), yeryüzüne çarpan kuyruklu yıldız ve meteorlarca taşınmış olabileceği, Ay ve Merkür kutuplarında buz yığınakları bulunabileceği görüşü, son dönem bulgularla da desteklenmektedir.

Yine de, yaşam için gerekli ilkel malzemenin gözlenmiş olması, bu gök cisimlerindeki fiziksel koşullar göz önüne alındığında, yaşama doğru daha ileri evrelere geçilmiş olması şansının buralarda pek yüksek olmadığı, bilim insanlarınca da kabul edilmektedir.

Plüton

Tüm bunlara rağmen, farklı biyokimyasal ve fiziksel koşullarda, Dünya’da bildiğimizden çok daha farklı canlıların ortaya çıkabileceği ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır. Gelin bu konuyla ilgili olarak Carl Sagan‘a bir kulak verelim:

“Aslında canlılık, gerçekten de Dünya’dakinden tamamen değişik koşullarda ve ortamlarda gelişebilir. Bu, çok eski zamanlarda, atmosferimizde oksijen bulunmadığı çağlarda böyle olmuştu. O çağların ilkel canlıları için oksijen zehir etkisinde bir elementti. Bu bakımdan örneğin; Mars’taki organizmalar yaşamlarını sürdürebilmeleri için karbondioksit gereksinimi içinde bulunabilirler. Mars’taki yaratıklar ultraviyole radyasyonu kendileri için dayanılmaz bulduklarından pekâlâ vücutlarının üzerinde silikat kabukları geliştirmiş olabilirler. Belki de Mars gezegeni’nde herhangi bir ultraviyole radyasyonun saptanamamış olmasının nedeni, böyle kabuklu canlıların bunu atmosferden emmiş olmaları da olabilir…”

Kısacası, Carl Sagan’ın da anlatmaya çalıştığı gibi, orada bir yerlerde olduğunu umduğumuz canlıları ararken, yaşama ve onun dinamiklerine yönelik mevcut bakış açımızı genişletmeli ve Dünya ile sınırlı bilgilerimize çok da fazla güvenmemeliyiz. Çünkü hayallerimizin bile ötesinde canlılar olabilir!

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…