Bir Kıyamet Ambarı: Svalbard Küresel Tohum Deposu

Kuzey Kutbu civarındaki bir ada, insanlığın geleceği için önemli bir hazineyi barındırıyor. Bu hazine ne olabilir? Kömür mü, petrol mü, değerli mineraller mi? Hayır, hiçbiri. Cevap hayatı içinde barındırabilecek kadar küçük bir şey: Tohum. 2020 itibariyle 1,074,533 farklı türdeki gıda mahsulünden elde edilen bu küçük hayat zerreciklerinin milyonlarcası şu an Norveç’in Svalbard Takım Adaları’nda bulunan Küresel Tohum Deposu’nda saklanıyor. Depo, dünyada eşine az rastlanır ender tohumlar için bile uzun süreli koruma imkânı sağlıyor. Bu yapıyı, en kısa tabirle dünyanın en büyük tarım koleksiyonu olarak ifade edebiliriz. Tesisin sorumlu isimlerinden Brian Lainoff, binanın tam 13,000 yıllık bir tarım tarihini muhafaza ettiğini söylüyor. Küresel Tohum Kasası, Norveç Hükümeti, Crop Trust ve NordGen arasında imzalanan üçlü bir anlaşmayla yönetiliyor. Tesisin yapımını tamamen Norveç Hükümeti üstlendi. Tesisin maliyeti, 2008’de aşağı yukarı 8.8 milyon dolar olarak hesaplanmıştı.

Tesis, kıyamete karşı bir çeşit önlem olarak görülüyor. Dünyadaki bütün tarımı sıfırlayacak türden bir felaket yaşanırsa, böylesi bir depo sayesinde o bitkileri yeniden yetiştirmek mümkün olabilir. Fakat söz konusu deponun asıl amacı, kıyamete karşı bir yedek plan oluşturmak değil. Fikir tamamen aynı olsa da, söz konusu kasa küresel çaptaki bir kıyamet yerine çok daha küçük, yerel bir gen yıkımına karşı tasarlanmış durumda. Örneğin Hindistan, Pakistan ve Meksika ile birlikte Suriye’den gelen tohum örnekleri de bu binanın içinde korunuyor ve bu ülkelerde yaşanan yerel çaptaki kıyamet benzeri durumlara karşı önlem olarak tutuluyor. Her gün, dünya üzerinde büyük bir genetik yıkım yaşanıyor ve büyük ölçülerdeki genetik materyal kayıplara karışıyor.

Tesisin girişine yakın bir konumda, kar manzarasına karşı dik bir çıkıntı yapan o dikdörtgen biçimindeki yapı, gerçekten de kıyamet ve sonrasına dair bir çaba için uygun bir imge oluşturuyor. Üstelik, tesisin bulunduğu bölge de böylesi bir çaba için çok uygun. Çünkü burası savaş ve terör gibi bütün tehlikelerden uzakta, dışarıdan müdahale gelmediği sürece kendi başına var olabilen bir yer. Kısacası oldukça güvenli. Bu tesisin tek komşusu, yine benzer bir amaca hizmet eden Arktik Dünya Arşivi isimli bir yer altı yapısı. Bu yapı da, hükümetler ve özel kurumlar için her ihtimale karşı veri depolanabilecek bir arşiv olarak tasarlanmış. Giriş, soğutucuların ve elektriğin çıkardığı uğultu sesiyle dolu tünel benzeri bir odaya açılıyor. Soğutucular, deponun içindeki sıcaklığı her daim aynı seviyede tutmak zorunda.

Dağın içine doğru inen beton bir tünel, bir kapıdan gelen şerit ışıklandırma ile aydınlatılıyor. Bu koridorun sonunda, depodaki tohumları korumak için tasarlanmış bir başka güvenlik katmanı, bir çember duruyor. Çember, üç depoya yöneliyor fakat bu depolardan yalnızca bir tanesi kullanımda ve kapısı kalınca bir buz katmanı ile kaplanmış durumda. Tohumlar, vakumlanmış gümüş paketlerde ya da büyük kutuların içindeki test tüplerinde, zeminden tavana kadar uzanan raflarda muhafaza ediliyor. İçeride neredeyse oksijen yok ve etrafı çevreleyen hava sıcaklığı, elektrik akışı kesilse bile, tohumların bozulmadan bir müddet daha muhafaza edilmesini sağlayabilir.

Dünyanın en büyük tarım ülkelerinden ikisi 2022 yılı itibari ile savaşta. Bu, önümüzdeki yıllarda ciddi bir gıda krizini tetikleyebilir. Svalbard’daki tesisin kıymeti çok daha açık bir biçimde kendini gösteriyor. Son 50 yılda tarım önemli ölçüde değişti. Teknolojik gelişmeler, tarıma da katkı gösterdi. Ancak mahsul verimi ciddi anlamda artarken, biyolojik çeşitlilik de azaldı. İnsanlığın gıda-enerji ihtiyacının %95’i sadece 30 çeşit tarım mahsulü ile karşılanır hâle geldi. Örneğin, 1950’li yıllarda Çin’de kullanılmakta olan pirinç türlerinin sadece %10’u bugün hâlâ kullanılabiliyor. ABD de 1900’lü yıllardan bu yana sebze meyve çeşitliliğinin %90’ını kaybetti. Bu tek tipteki tarım stratejisi, gıda tedarikini oldukça kırılgan bir duruma sokuyor. Tek bir kuraklık ya da mahsulleri kırıp geçiren bir hastalık, gıda tedarikini sekteye uğratacak kadar tehlikeli.

Gelgelelim Svalbard’daki depoda, artık kullanımdan kalkmış eski ve yabani örnekler de mevcut. Üstelik bu örnekleri daha da kıymetli hâle getiren şey, ait oldukları koleksiyonlar haricinde başka hiçbir yerde bulunamamaları. Depodaki bu genetik zenginlik de, araştırmacılar için gelecekte karşılaşılması muhtemel bir kriz hâlinde daha dayanıklı tohumlar üretmek için avantaj sağlayabilir. Mesela depoda bulunan on binlerce pirinç türü sayesinde böceklere, hastalıklara ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı yeni bir pirinç türü oluşturulabilir. Önümüzdeki yıllara dair en büyük endişelerden biri iklim değişikliğiyken, deponun bu konuda sağladığı avantaj da oldukça önemli bir hâle geliyor. Tohumların muhafaza edilmesi yeni bir fikir değil. Svalbard’daki deponun dünya çapında 1700’ü aşkın “kopyası” mevcut. Bunlar gen bankası olarak isimlendiriliyor. Bu küresel ağ, tarım araştırmaları ve yeni türlerin ortaya çıkması için durmaksızın tohum topluyor ve muhafaza ediyor. İşte Svalbard’daki tesis de tüm bu çaba için ortak bir yedekleme merkezi görevi üstleniyor. Bu fikir aslında 1980’lerde, Cary Fowler tarafından ortaya atılmıştı. Fakat gerçeklik hâlini alması B.M’nin 2001’de imzaladığı Uluslararası Tohum Anlaşması’yla mümkün oldu.

kuresel tohum deposu kapak

Deponun tarihinde etkileyici anlar da var. Mesela Svalbard Deposu’ndaki sıraların büyük bir bölümü birkaç yıl öncesinde boştu. Şimdi o büyük boşluğu dolduran siyah kasalar ötekilerden farksız görünse de, aslında hepsi etkileyici bir yolculuktan geçti. ICARDA isimli uluslararası tarım araştırmaları merkezi, savaş yüzünden 2012 yılında Suriye’den çekilmek zorunda kalmıştı. Merkezin Suriye kökenli çalışanları işlerini bırakmayı reddetmiş, bazı ekipmanları, hatta hayvanları kurtarmak için geride kalmıştı. Fakat savaş giderek daha da şiddetlendi, Halep şehri yakınlarında bulunan gen bankası da artık yıkımın kıskacına düştü ve çaresizce terk edildi. Bu gen bankası dünyadaki en önemli bankalardan biriydi, çünkü bilinen en eski buğday ve arpa örneklerini muhafaza ediyordu.

ICARDA, yeni merkezlerini Fas ve Lübnan’a taşıdı ve 2015 senesinde Svalbard Deposu’ndan ödünç aldıkları örneklerle gen bankasını yeniden kurdu. Bu, Svalbard Deposu’nun tarihinde bir ilkti, ilk kez dışarıya tohum ödünç veriyordu. Donmuş hâldeki tohumlar sonsuzluğa benzeyen bir uykudan uyandırılıp Lübnan ve Fas’ta toprağa ekildi. Bu tohumlardan çıkan mahsül özenle toplandı. Ardından tohumları işlenerek tekrar Svalbard Deposu’na gönderildi. İnsana ölümsüzlüğü, yaşamın mucizelerini hatırlatan büyük bir devran böylece dönmüş oldu. Tohumlar şimdi tekrar güvende, Svalbard Deposu’nda donuk bir uykuya yatırıldı.

Halep’teki gen bankası savaş yüzünden harap olan ilk gen bankası değil. Mesela Afganistan ve Irak’taki örnekler de yok edildi ve üstelik bu örneklerin Svalbard Deposu’nda bir yedeği de yoktu. Tabii, tohumları tahrip eden tek şey silahlı çatışmalar değil, doğal afetler de aynı ölçülerde yıkıma sebep olabiliyor. Mesela Filipinler’in ulusal gen bankası önce bir sel, sonra tayfun ardından da bir yangın tarafından harap hâle geldi. Bu tarz felaketlerden daha büyük bir tehlike ise kaynak yetersizliği. Dünyadaki yüzlerce gen bankası, muhafaza ettikleri tohum örnekleri için yeterli donanıma ya da maddi kaynağa sahip değil. Bildiğimiz anlamdaki insanın ortaya çıkmasını ve belki de gezegene hâkim olmasını sağlayan şey tarımdı. İşte bu gen bankaları bildiğimiz anlamdaki insanın devamlılığı için çok hayati bir görev üstleniyor. Bu görev için katlanılan fedakârlıklara ise 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan bir olay altın harflerle yazıldı.

Leningrad Kuşatması devam ederken, bir grup bilim insanı tohum örneklerini muhafaza ettikleri odaya kapanmış, tüm bu kıymetli örnekleri yaklaşmakta olan Almanlar’dan ve aç kalan vatandaşlardan korumak için kendilerini adeta siper etmişti. Kuşatma bütün şiddetiyle sürerken, odaya kapanan bilim insanlarının bir kısmı açlıktan öldü. İşin acı tarafı ise adeta yiyeceklerle (tohumlar ve bitkisel materyallerle) çevrelenmiş hâldelerdi. Fakat hepsi, açlıktan ölecek olmalarına rağmen o tohumlardan tek bir tanesine bile elini sürmedi. Öyle ki, bilim insanlarından biri olan Dimitri Ivanov’un çuval çuval pirincin arasında açlıktan öldüğü söylenir. Bu bilim insanlarının kahramanlığı savaş sonrası Rusya’nın toparlanmasına ve aynı zamanda insanlığın geleceği için büyük önem taşıyan tohumların korunmasına katkı sağladı. Peki savaş ve politik gerilimler Svalbard’daki depoyu etkilemiyor mu? Hayır. Mesela Kuzey Kore’den gelen kırmızı kasalar ile ABD’den gelen siyah kasalar yan yana muhafaza ediliyor. 2022 yılı itibariyle savaşmakta olan Rusya ve Ukrayna’dan gelen örnekler de aynı biçimde, yan yana. Çünkü burada, tohumların hangi kökenden olduklarının bir önemi yok…

Hazırlayan: Tuğrul Sultanzade | Kaynak

Yazar: Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

Gürcistan’dan Mars’ta Şarap Üretme Projesi

Mars’ta kar yağıyor olması muhtemel. Tabii bu kar çok ama çok cılız bir şey. Yine …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et