Bilimkurgunun Gerçek Bilimi

Bilim ve bilimkurgu yoğun bir şekilde birbiriyle ilişkilidir. Pek çok bilim insanı ve mühendis, bilimkurgunun bilimde neyin mümkün olduğuna dair kendi hayal güçlerini ateşlediğini kabul etmektedir. (Genç yaşlarımdan itibaren türle ilgilenmem bugün neden geleneksel olmayan bilgisayarları araştırdığımı açıklayabilir.) Ve bilimkurgu yazarları da gelecekteki bilimin olasılıklarından ilham alırlar. Fakat olağanüstü ve sıra dışı bilimsel fikirler nasıl oluyor da ilk etapta bilimkurgu yazarlarının aklına düşebiliyor? Bazen yazarlar sadece bir şeyleri uydururlar, ama eğitimsiz bir hayal gücü genellikle iyi bilimkurgu üretemez. JBS Haldane’in dediği gibi: “Evren yalnızca varsaydığımızdan daha tuhaf değil, varsayabileceğimizden daha da tuhaf.” Dolayısıyla zengin bir bilimkurgusal hayal gücünü sürdürmek için bilimsel veri girdisine ihtiyaç duyarız.

Bilimle ilgili yazmak kurgusal bir şey yazmakla aynı şey değil. Bazen, kuantum kütleçekimi gibi konularda popüler bilim makaleleri okuyan kişiler “sanki bilimkurgu okuyorum” derler. Ama hayır, yanılıyorlar. Örneğin Greg Egan’ın “Schild’s Ladder” (Schild Merdiveni) (1) adlı romanı, karakterleriyle, anlatımsal mantığıyla ve dramatik gerilimi ve işleyişiyle bilimin son derece merkezi konumda yer aldığı bir eserdir. İşte kuantum kütleçekimi hakkında bilimkurgu okumak böyle bir şeye benzer. Yine de bilimkurguyu gerçek olandan ayırt etmenin sıklıkla güç olabileceğini kabul etmek gerekir.

Başka bir örnek vermek gerekirse, Isaac Asimov’un “The Endochronic Properties of Resublimated Thiotimoline” (Yeniden Süblimleştirilen Thiotimoline’in Endokronik Özellikleri) eseri, aşırı derecede çözülebilir olduğu için suya girmeden önce çözülüme uğrayan bir bileşiği anlatır. Bu eser bir araştırma makalesi üslubunda kaleme alınmıştır. Akla gelen diğer bir örnek, Charles Stross’un “İşçi Partisi Konferans Tutanakları, 2016” adlı kısa öyküsü. (2) Bu öyküsünde Stross, muhalif tonda kayda geçirilmiş resmi görünümlü bir toplantı tutanağına yer vermişti. Ve son olarak araştırmacı Robert A. Freitas’ın bilimkurgu diyemeyeceğimiz raporu: “Some Limits to Global Ecophagy by Biovorous Nanoreplicators, with Public Policy Recommendations” (Biyovor Nanoçoğaltıcılar Yoluyla Küresel Ekofaja Dönük Bazı Sınırlandırmalar ve Kamu Politikası Önerileri) (3).

Bazı yazarlar derin bilimsel fikirlerle adeta oyun oynarlar, çünkü eserlerini temellendirdikleri konularda hali hazırda somut bir teknik arka plan bilgisine sahiptirler. Mesela Isaac Asimov’un biyokimya alanında doktora derecesi bulunuyordu. (Thiotimoline’i yayınladıktan daha sonra doktora derecesini kazanmış olsa da.) Yine bazı yazarlar da emekli olana dek tam zamanlı bilim insanı veya kendi alanlarında araştırmacı konumundadırlar. Big Bang (Büyük Patlama) kavramını ortaya atan astrofizikçi Fred Hoyle, bilimsel dergilere uymayan fikirlerini yayımlamak için kendi bilimkurgusunu yazmak zorunda kaldığını iddia etmiştir. 1960’larda Fred Pohl’un ve Groff Conklin’in editörlüklerini üstlendikleri The Expert Dreamers (Uzman Hayalperestler) (4) ve The Great Science Fiction by Scientists (Bilim İnsanları Eliyle Büyük Bilimkurgu) (5) öykü antolojilerinde Isaac Asimov, Arthur C. Clarke, George Gamow, JBS Haldane, Fred Hoyle, Julian Huxley, Norbert Weiner ve asıl mesleği bilim olan daha pek çok yazar yer almaktaydı. Aslen araştırmacı olan bazı yazarlar eserleriyle başarı kazanmalarının ardından bu işlerini bırakıp tamamen kurguya yönelebilmişlerdi.

Elbette tüm bilimkurgu yazarlarının bilim doktoraları mevcut değil. Bilimkurgunun altın çağı yazarlarının pek azı formel bir eğitim almıştı. Örneğin James White tıp doktoru olmak istiyordu ama gereken eğitim parasını karşılayamadığı için bu dileğini gerçekleştirememişti. Ama bu onu Sector General uzay serisindeki muhteşem uzaylı doktorları yazmaktan alı koymadı. Birçok bilimkurgu yazarının akademik kökeninin sanat ve beşeri bilimler alanlarında olmasına rağmen gayet başarılı bir şekilde katı bilim temelli bilimkurgu yazmayı becermişlerdi. Bilimkurgu yazarları bir şey yazmadan evvel o konuda sıkı bir araştırma yaparlar. Genellikle birbirinden farklı konularda geniş okumalar yoluyla fikirlerini üretir, daha sonra bu fikirler üzerinde derinlemesine düşünür ve detaylar üzerinde odaklanırlar.

İçinde bulunduğumuz blog yazarlığı çağında, okurlar da bazen bu yazma sürecine tanıklık edebilirler. Herhangi bir konuda önceden yapılmış pek çok araştırma, çoğunluğu örtük şekilde, bazısına da hiç yer verilmeden, yazılmakta olan kitaba nüfuz eder. Acemi yazarlar keşfettikleri her küçük detayı yazılarına adeta boca ederler. İyi yazarlar ise araştırmaları sonucunda öğrendikleri şeyleri öykülerine sorunsuz biçimde yedirmeyi bilir, uymayanları elerler. Bazen ilginç biçimde, yazım süreci öncesinde yapılmış bu ham araştırma verileri dipnotlarda, eklerde veya bibliyografyalarda okurun karşısına çıkar. Örneğin Peter Watt’ın Blindsight (Kör Görüş) (6) romanı muazzam bir teknik ekler kısmına sahiptir. Bilimkurgu yazarları, araştırmanın getireceği yükü bilim insanlarına danışma yoluyla da hafifletebilir. Üreme alanında uzman biyolog Jack Cohen, James White’a Sector General eserindeki uzaylı türleri dört harfli sınıflandırmasında yardım etmişti. Ayrıca Anne MacCaffrey için ejderhalarını tasarlayarak Niven, Pournelle ve Barnes serisi “The Legacy of Heorot” (Heorot Mirası)’ta yer alan grendellerin yaşam çevrimlerinin nasıl olması gerektiğini söylemişti.

Kurgusal olsun veya olmasın, yazmak genellikle tek başına yapılan bir iştir. Ama bilim insanları çoğu zaman bir makaleyi ekip olarak kaleme alırlar. Böylelikle her bir ekip üyesi kendi yeteneğini bu işbirliğine taşımış olur. Atlas Projesi kapsamında yayımlanan, 8 sayfa boyunca listelenmiş 3000’in üzerinde yazarın katkısıyla yayımlanan “Standart Modeldeki Higgs Bozonunu Araştırırken LHC’deki Atlas Dedektörüyle Yeni Bir Parçacığın Gözlemlenmesi” (7) adlı makaleyi uç bir örnek olarak verebiliriz. Bu makale metninde yazar başına 6 kelimeden az pay düşmekte. Elbette pek çok araştırma makalesi bundan çok daha az yazarla kaleme alınıyor ama ekip olarak yazmanın günümüz biliminde bir norm haline geldiğini söyleyebiliriz.

Ama bilimkurgu yazan ekipler de mevcut: kardeşler, eşler, veya sadece meslektaşlar. Bazı ekiplerde daha tecrübeli ve tanınmış bir yazar fikirleri verirken (hatta bazen yalnızca arka plandaki dünyayı tarif ederken), daha genç ve yeni tanınan yazar da öykünün yazma kısmını hallediyor. Esasında doktora sürecinde danışman hocayla öğrencisinin durumundan pek farklı değil! Ekip olarak yazmak aynı zamanda bilimsel fikirlerin bilimkurguya zerk edilmesine yardım edebilir. Bir bilimkurgu yazarını ve bir bilim insanını bir araya getirip sonucu seyredin. Bu yaklaşımın mükemmel bir örneği Terry Pratchett, Ian Stewart ve Jack Cohen tarafından kaleme alınan “Disk Dünya’nın Bilimi” dörtlü kitabı. Her bir kitapta, önce Pratchett ilgi çekici bilimsel bir özelliği sergilediği kısa bir Disk Dünya romanı yazıyor, sonraki bölümlerde Stewart ve Cohen öykülerin altındaki bilimi açıklıyor.

Comma Yayınevi kurucusu ve genel yayın yönetmeni Ra Page (8) değişik bir tarza sahip. Page, her biri bir bilimkurgu yazarı ve bir bilim insanı tarafından ortaklaşa yaratılan kısa öykü antolojileri yayımlamasıyla biliniyor. Öyküler bittiğinde iki bölümden oluşmuş oluyor. İlk bölümde yazar, bilim insanı tarafından kendisine verilen bilimsel bir fikri temel alarak öyküsünü kaleme alıyor. İkinci bölümde bilim insanı öykünün arkasındaki bilimi açıklıyor: Neresinde doğru işlenmiş, neresinde öykünün ihtiyaçlarına uydurmak için değiştirilmiş ve neresinde halen spekülasyon seviyesinde kalmış. 2012’de yayımlanan Bio-Punk (9) biyomedikal alanındaki araştırmaları, 2014’te yayımlanan Beta-Life (Beta-Hayat) (10) ise yapay hayat ve geleneksel olanın dışındaki bilgisayar hesaplama tekniklerini temel alan ve bu yöntemle hazırlanan öykü antolojileri olarak örnek gösterilebilir.

Bilimsel fikirlerin kamuoyuyla paylaşılmasının neden önemli olduğuna dair sizlere pek çok sebep sayabiliriz. Fakat bu sebeplerden en önemlisi, böylelikle bilimkurgu yazarlarının yeni muhteşem bilimkurgu öyküleri yazmaları için çok daha fazla yeni materyale kavuşuyor olmaları. Bir bilim insanı için, bir yazarla doğrudan beraber çalışarak bir taşla iki kuş vurmak mümkün. Hem okuyacağı yeni bir hikâye ortaya çıkmış olur, hem de diğer yazarlara da ilham olabilecek bir takım bilimsel arka planı sağlanır.

Yazan: Susan Stepney | Kaynak


Notlar:

  1. Avustralyalı yazar Greg Egan’ın 2002’de çıkan bilimkurgu romanı. Roman ismini, ünlü matematikçi ve fizikçi Alfred Schild’in diferansiyel geometride türettiği bir yapıdan almaktadır. Ç.N.
  2. The Internet Speculative Fiction Database
  3. Foresight Institute
  4. Fantastic Fiction
  5. Goodreads
  6. Rifters
  7. Science Direct
  8. Comma Press
  9. Comma Press
  10. Comma Press
  11. Adam Marek
  12. Goodreads

Yazar: İsmail Yiğit

1982 Ankara doğumlu. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında “Satır Arasındaki Hayalet” adlı öyküsüyle öykü dalında başarı ödülü kazandı. İlgilendiği ana konular: Teknolojinin toplumsal inşası, sosyoteknik tasavvurlar, siber savaşlar, otonom silahlar, transhümanizm, post-hümanizm, asteroid madenciliği, dünyalaştırma... Ursula K. Le Guin, Philip K. Dick, Michael Crichton ve Kim Stanley Robinson, kalemlerini örnek aldığı yazarlar arasında. Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkün!”

İlginizi Çekebilir

sign

Popüler Bilimkurgu Filmlerinden Bazı Mantık Hataları

Karmaşık konular ve karakterler, birçok bilimkurgu eserinde bazen görmezden gelinen bazen de şaşkınlıkla karşılanan mantık …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin