bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji bilim ve felsefe

Tarih: 5 Temmuz 2018 | Yazar: Emre Bozkuş

0

Bilim ve Felsefe #1

Bilimkurgu eserlerinde bilimsel argümanlara dayanılarak kurgusal dünyalar yaratılır, ayrıca ilgili argümanları işlerken de içinde bulunulan zaman çizgisinde oynamalar yapılır; geleceğe ve hatta geçmişe gidilir. Bilimsel argümanların gerçekçiliği de yazarın inisiyatifine kalmıştır. Şöyle ki; yazar detaylar için yaratıcılığından faydalanabilir. Zamanda yolculuk, ışınlanma ve hatta ölümsüzlük gibi unsurlar işte bu bahsi geçen konulara örnektir. Kısacası zamanda yolculuk yapan bir karakterin yaşadığı sürecin bilimsel izahını yaparken, boşlukların henüz ispatı bulunmayan hipotezlerle doldurulması şeklinde örnekleyebiliriz. Ancak yazarın yaratıcılığının pekişmesinin yolu, yarattığı karakterlerin düşünce sistemlerinin yaşanılan olaylarla olan bağını doğru aktarabilmesine bağlıdır. Bir mucitse eğer, icat ettiği aygıta ve ortaya çıkışına dair sürecin irdelenmesi elzemdir. İşte bu noktada belirleyici unsur felsefi önermelerdir.

Felsefe” kelimesi Eski Yunanca “Philo” ve “Sophia” kelimelerinin birleşiminden tahakkuk etmektedir. “Bilgelik Sevgisi” anlamına gelmekte olup, bu işle iştigal eden kişilere de “filozof“, yani bilgeliği seven, arayan denir. Felsefe kelimesi Türkçeye Arapça ‘flsf’ kökünden geçmiştir. İsminden de anlaşılacağı üzere keşfe dayanır. Doğayı izleyen insanın, işleyişe dair çıkarımlar yapması üzerine ortaya çıkan felsefe, tarihsel gelişimin de önünü açmıştır. Özellikle ilk çağlarda Antik Yunan filozofları, ünlerinin hakkını vererek düşünmeyi sistemli bir aktivite haline getirmişlerdir. Fakat bugün bilinenin aksine bilim ile felsefe diye bir ayrım olmadığından, hikmet sahibi bu kişilere hekim denilirdi; zamanla bahsi geçen kelimenin anlamı daralıp, insanlardaki hastalıkları tanılayan ve onları ilaçlarla ya da kimi araçlarla sağaltan kişi anlamını ihtiva eder hale geldi.

miletoslu thales

Bilinen ilk bilim insanı ve filozof Thales

Daha iyi anlaşılması için bu dönemde yaşayan hekimlerin birkaçının hayatına mercak tutmak gereklidir. Bilindiği üzere Thales, M.Ö. 585 yılında meydana gelen bir güneş tutulmasını önceden haber vermiştir. Yine Thales, bir dairenin çapla iki eşit parçaya bölündüğünü, ikizkenar üçgenin taban açılarının birbirine eşit olduğunu bulmuştur. Anaksimandros ilk gök küresini, ilk yeryüzü haritasını tasarlamıştır. Pisagor (Pythagoras) ismi ise geliştirdiği matematiksel teorem ile özdeşleşmiştir. Platon’un matematik, Aristoteles’in biyoloji, zooloji, botanik, astronomi, meteoroloji alanlarında çalıştığı bilinmektedir. Aristoteles bilimsel çalışmalarına ek olarak yaptığı çalışmalar sonucunda ‘Katharsis’ kavramını da ortaya atmıştır. Dönemi dünyanın en ünlü tragedyalarının üretimine şahit olurken, o ise insanın nazarından etkilerini incelemiştir.

Tragedya” kelimesi, “keçilerin türküsü” anlamına gelen ‘tragoîdia’dan gelmektedir. Kökeni ise tanrı Dionysos adına düzenlenen şölenler olan Dithyrambos’lardır. Homeros ve Hesiodos gibi isimler, mistik anlatıları gezgin ozanlar olarak Yunan şehirlerinin dört bir yanında anlatırlar. Tanrıların doğumunu, yaşamlarını, insanlarla ve birbiriyle ilişkilerini dini öğreti olarak yayarlar. Bu anlatılardan etkilenen dönemin yazarları da tragedyaları aracılığıyla Tanrıların vasıflarının insanları karşılaşıdığı sembolik kurguları meydana getirirler. En bilindik tragedya yazarları ise Euripides, Sophokles ve Aiskhylos’tur.

sisifos

Sisyphos, Yunan Mitolojisinde Yeraltı Dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır

Akılda kalıcı olması adına Sophokles’in ünlü tragedyası Oidipus’u üzerinden tragedyalara göz atmakta yarar var. Tragedya üç bölümden oluşur: Prologos (Giriş), Epeisodion (Gelişme) ve Eksodos (Sonuç). Kurgunun esinlendiği hikaye (mythos) ele alınır ilk olarak. Olay örgüsünde kritik öneme sahip kader ya da yazgısal değişimler de (meta-basis) incelikle işlenir. Olay örgüsünde karşılaşılan bu zıtlıklarla ve şaşırtmacalarla okurda istenilen duygu yoğunluğu oluşturulur (peripeteia). Yunan destanlarına (mythos) dayanan Oidipus karakterinin hikayesi, kötü yazgısından ötürü sürülen bir çocuğun yine o yazgının elinde şekillenen hayatını konu alır. Sophokles hikayeyi anlatırken sembolleri öyle mahirce kullanır ki, Sigmund Freud tarafından bile alımlanacak metinler kazandırır insanlığa.

Yazgısal değişimin diğer bir örneği de Sisifos’tur. Tanrıları kandırdığı için bir dağın başına bırakılan ve önüne yığılan kayayı zirveye taşımayla lanetlenen kişidir ve yine esin vermiştir sonrasına. Fransız varoluşçu filozof Albert Camus’nün modern insanla bağdaştırdığı niteliklere sahip olan karakter, yazgının belirleyiciliğine dair önemli bir tespittir. Tragedyaların iki belirleyici özelliği vardır bu hususta: Soyluların ve tanrıların hayatını konu alması ve sahnede yaşanılan olayların gerçekliğini objektif şekilde yansıtması. Aristoteles’in Poetika adlı eserinde özellikle üzerinde duyduğu husus da tam olarak budur. Yoğun duyguların sürekli değişimi, karakteriyle empati kuran izleyicinin duygularından bir nevi arınmasına sebep olduğuna kanaat getirir.

Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı İbn Rüşd

Ortaçağ’da felsefe adeta yıkım yaşar. Bunun nedenini biraz incelemek gerekir. Thomas Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı kitabında paradigma ve paradigma değişimi adlı iki kavramdan bahseder. Dönemin şartlarına göre bilginin ele alınışı da değişime uğramıştır. Antik Yunan’da aklın egemenliğini kabul eden sistemin yerini bu devirde ruh almıştır. Gazali aklı geriye itip yerine dini vecibeleri koymuştur. Ona göre bilginin kaynağına ve bilginin bilinmesi üzerine sorulan klasik epistemolojik sorulara akıl değil, yalnızca yürek cevap verebilirdi. Çünkü insanın ruhu yüreğindeydi ve bilginin kaynağı da ruhtu. Bu sebeple tasavvufi eğitimin yeterli olacağı kanısına varmıştır. Rakibi olarak bilinen İbn-i Rüşd ise Gazali’nin aksine akla önem vermektedir.

Aristoteles’in düşünceleri üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen düşünür, Arapça’ya tercüme ettiği eserler üzerinde çalışarak özgün eserler de üretmiştir, ama bahsi geçen çalışmalar Gazali’nin aksine yaşadığı bölgede kabul görmemiştir. Bugüne değin Arapça nüshalarının ulaşamadığı, yok edildiği düşünülmektedir. Diğer yandan Aristoteles’in çalışmalarını çevirmesi, Avrupa’da aynı alanda çalışan bilginler arasında isminin duyulmasını sağlar. Ölümünü ardından ortaya çıkan eserleri çevrilir ve muhafaza edilir.

leonardo da vinci

Leonardo da Vinci

İbn-i Rüşd evrenin her zaman var olduğunu iddia etmiştir. İşte bu ve benzeri noktalarda ayrıma düşmüşlerdir, zira ne İncil’de geçen anlatılar ne de filozofların vardığı sonuçlar bu fikirle koşutluk barındırmaktadır. Genel kanıya göre evren tanrının elinde belirli aşamalardan geçerek yaratılmıştır. Buna rağmen St. Augustine gibi düşünürler kendi fikirlerine öncü bu fikirleri merakla inceler ve sahiplenir. Çünkü Aristoteles’in düşüncelerini ilerleten bir düşünürdür, fakat batının etkileşiminin Yunan kültürüne olan ilgiyi doğurmaya başladığı ortamda, kilisenin merkeziyetçi; sorgulamayı ve dogmayı yasaklayan otoritesi göze çarpmaktadır.

Sokrates bilginin kesinliğinden şüphe etmeyi öğütlemişti öğrencilerine, Platon ise aklın rehberliğinde kurduğu Akademia’da öğrencilerine pozitif bilimin doğayı anlamak için var olduğunu ve dolayısıyla mutlak bilginin doğada akılla kavranacağını anlatmıştı. Aristoteles ise zincirin son halkasında birçok gelişmeye ön ayak olmuştu. Öyle ki, onun dehasına ancak Da Vinci yetişebilmiştir. Ne yazık ki çağının imkanlarıyla ortaya attığı fikirleri dogmalaşınca, yeni fikirlere karşı kullanılmaya başlanmıştır. İleride Spinoza’yı kullanacak olan kilise, işe Aristoteles ile başlamıştır ve kuralları çiğnemeye yeltenenleri çok ağır şekilde cezalandırmıştır. Peki, neden böyle bir tezat söz konusuydu?

Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem Rönesans

Ortaçağ Avrupa’sında yaşanan ve İslam’ın altın çağının ardından da görülen yozlaşmanın sebebinin birkaç olayın artarda gelmesi olarak izah edilmesi hatalıdır. Rönesans’ın temelini atan Antik Yunan medeniyeti incelendiğinde müreffeh, özgür ve bireyin odağa alındığı bir ortam görülecektir. Bu ortamda çalışma fırsatı bulan düşünürler, Doğu’dan alımlanan keşifleri sistemli şekilde geliştirmişlerdir. Bu gelişimin duraksamasının ardındaki sebep de yine maddi şeylere dayanmaktadır. Kavimler Göçü sırasında gücünü yitiren Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla bölgede güç dengeleri bozulur, merkezi otoritenin varlığını yitirmesi de iki şeyi ortaya çıkarır: Bölgesel güçler, yani feodal beyler ve dini kurumların vesayeti. Vatikan bu boşluğu kiliseler aracılığıyla güç kazanmak için kullanır. Kendi gücünün temeli de kolektif bir adanmışlık olduğunu bildiği için, birey olmayı öğütleyen ne varsa kontrolü altına alır.

Bahsi geçen kaynakları ve yazanları yakar, ki buna ünlü düşünür Giordano Bruno da örnektir, ama Vatikan eserleri yok etmesine rağmen birer nüshalarını da saklamayı ihmal etmemiştir. Rönesans’ın Italya’da ortaya çıkma sebebi de maddi koşullarla alakalıdır. Venedik ve Cenevizli tüccarların ticari faaliyetleri bölgede refahı arttırmıştır. Oluşan tüccar-burjuva sınıfı da sanatçılara özgürlük imkanı sağlamıştır. John Berger, Görme Biçimleri adlı kitabında yapılan gösterişli mimari-sanatsal işlerin aslında basit bir sahip olma içgüsünden ileri geldiğini anlatır. Fakat bununla da sınırlı değildir. İyonya aydınlanmasını fark etmeye başlayan bu aydın sınıf, eserleriyle bunu anlatmaya koyulur. Dönemin en popüler konularına bakıldığında bu net bir şekilde görülecektir. Yaradılış tabloları aslında yeni bir insanlığın doğumunu da müjdelemektedir. Yalnız bir sorun vardır: Kilise halen iş başındadır.

Giordano Bruno

Dünyanın en üzücü şeyi düşünceleri yüzünden ölüme mahkum olmaktır. Giardano Bruno, düşünce özgürlüğünün fitilini bedenini kor ederek tutuşturan değerli insanlardan biridir. Hayatı trajik bir yazgıya sahne olmuştur. Aristoteles’in eserlerini çocuk yaşlarında okuduğu ve arkadaş çevresinde ezbere seslendirdiği söylenir. Kimbilir, belki İbn-i Rüşd ismine bile rastlamıştır bu sırada. Fakat kilisenin baskı aracı, amiyane tabirle aba altından gösterdiği sopasıdır. Bu düşüncelere karşı radikal olarak karşı çıkan Bruno ise, kaçarak ve saklanarak yazmayı sürdürür. Avrupa’nın dört yanını gezer, cesaretiyle durmadan üretmeye devam eder, zira bilimin ışığında üreten ilk insan o değildir. Ama ne yazık ki evli bir kadına duyduğu rivayet edilen aşkı sonunu getirir. İtalya’ya dönen Bruno, yakalanır. Sekiz sene işkence altında tutulur ve düşüncelerini inkar etmesi istenir. O ise vazgeçmeyecek kadar onurludur, sonunda ölüme mahkum edilir. Ölümünü kendisine ibraz edenlere karşı söylediği şu sözüyle ise ölümsüzleşir adeta:

“Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz!”

Döneminin diğer aydın kişileri Kopernik ve Galilei’nin astronomi ile ilgili çalışmaları da birbirini izleyen bir süreçte gelişir. Babilliler’den Antik Yunan’a ve onlara değin; Bruno da, Galilei de Aristoteles’in ve Batlamyus’un dünya merkezli kapalı evren fikrine, Kopernik’in çalışmalarına ulaşmaları neticesinde karşı çıkmışlardır. Evren sonsuzdur ve Tanrı evrenden münezzeh değildir, çünkü tanrı evrenin her yerindedir. Dünya evrenin merkezinde değildir, Güneş de değildir. Dünya, yıldızının etrafında dönen sıradan küre şekilli bir gezegen, yıldızı yani Güneş ise diğer yıldızlar gibi sıradan ve ölümlüdür. Ulaşılan bilgi muazzamdır, lakin kilise çanları bu kez farklı bir nedenle çalacaktır.

İtalya’da bilim insanlarına karşı baskı sürekli artmaktadır. Dolayısıyla bu kişiler yeraltına çekilerek orada faaliyetlerini sürdürmeye karar verirler. Kendilerine Aydınlanmışlar (illuminati) diyen bu grubun imkanları dahilinde inşa ettiği mimariye bugün bile şahit olunmaktadır. Özellikle Vatikan’ın, dolayısıyla Papa’nın hayranlığını dehasıyla kazanan heykeltıraş Michelangelo, mimari yapıların da heykellerin de amaçları doğrultusunda inşa edilmesini (şekillendirilmesini) sağlar. Fakat bilinenin aksine bu baskıyı yapanlar sadece kilise çevresi değildir: Aristoteles’in öğretilerine karşı çıkan Galilei’nin parlayışından rahatsız olan bağnaz bilim çevresi de baskıya araç olmuştur. Çünkü kendilerini aşan yeni bir zihin ve dolayısıyla fikir, onların koltuğunu sallandıracaktır.

Rahatına düşkün, ezbere dayalı bu zihinleri; evrenin kilidini açan dehalar rahatsız etmektedir. Öyle ki, baskılar ve katliamlar nedeniyle çalışamaz, hatta yaşayamaz hale gelen ve İtalya’dan kaçan bilim insanları Avrupa’da çeşitli şehirlere dağılırlar. Yaşanan tüm bu olaylar neticesinde ise ortaya iki büyük değişim çıkar: Din ile bilimin çatışması bu ayrımın kökleşmesine ve tarafların birbirine karşı tutumunun sertleşmesine (özellikle bilim insanlarının) neden olur. Diğer sonuç ise aslında ayrışmaya başlayan, fakat henüz farkına varılamayacak durumda olan temel iki kavramdır: Bilim ve felsefe…

Kaynaklar:

  1. Poetika, Aristoteles, Çev. Ömer Aygün – Ari Çokona, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018.
  2. Dionysos Dithyrambosları, Friedrich W. Nietzsche, Çev. Ahmet Cemal, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mayıs 2018.
  3. Kral Oidipus, Sophokles, Çev. Beddettin Tuncel, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
    ürkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nisan 2017
  4. Eski Yunan’da Mit ve Tragedya, Jean Pierre Vernant – Pierre Vidal Naquet,, Çev. Sevgi Tamgüç, Kabalcı Yayınları, Şubat 2012.
  5. Aşkın Psikolojisi, Sigmund Freud, Çev. A. Can İdemen, Cem Yayınevi, Mart 2018.
  6. Sisifos Söyleni, Albert Camus, Çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, Mayıs 2016.
  7. Görme Biçimleri, John Berger, Çev. Yurdanur Salman, Metis Yayınları, Mart 2003.
  8. Tarihi Davalar: Sokrat – Tampl Şövalyeleri – Jeanne d’Arc – Giardano Bruno – Galile – Servetus – Sihirbazlar aleyhindeki davalar, John Macdonell, İstanbul Barosu Neşriyatı, 1941.
  9. Giardano Bruno – Hayatı ve Felsefi Çalışmaları, Yuliv Antonovskiy, Dorlion Yayınevi, Haziran 2018.
  10. Nikola Kopernik 1473-1973, Unesco Türkiye Milli Komisyonu, 1973.
  11. Bilime Yön Verenler, Galieo Galilei, Çev. Leyla Onat, İlkkaynak Kültür Sanat, 1996
  12. Art Book Michelangelo – İnsanoğlu Taşa Meydan Okuyor, Çev. Cemal Kaan Emek, Dost Kitabevi, 2000.
  13. Bilimsel Devrimlerin Yapısı, Thomas Kuhn, Çev Nilüfer Kuyaş, Kırmızı Yayınları, 2008

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Okumayı öğrendiği günden beri, okumayı yaşamakla bağdaştıran bir düş emekçisi. Edebiyat, Tarih, Felsefe ve Sosyoloji gibi geniş yelpazede yaptığı okumalar neticesinde birikenleri, kelimelerin ruhuna adayan bir gezgin.