berserker hipotezi katil robotlar

Berserker Hipotezi: Ya Galakside Katil Robotlar Kol Geziyorsa?

1950’de fizikçi Enrico Fermi, Manhattan Projesi sırasında Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’ndaki bazı meslektaşlarıyla öğle yemeği yerken konu UFO iddialarına geldi ve o tarihi sorusunu sordu: “Peki, ama herkes nerede?”

Bu soru, o günden beri Fermi Paradoksu olarak adlandırılıyor. Fermi Paradoksu, zeki uzaylıların var olduğuna dair genel kanı ile bu kanıyı destekleyecek kanıtların eksikliği arasındaki uyumsuzluk olarak da tanımlanabilir. Fermi’den bu yana soruya birçok farklı çözüm önerildi. Bu önerilerden biri de Berserker Hipotezi‘ydi. Hipotez, uzaylı medeniyetlerin katil robotlar tarafından yok edilmiş olabileceğini öne sürüyordu. “Ölümcül robot senaryosu” olarak da bilinen düşünce deneyi, ilk bakışta kulağa bilimkurgu gibi gelebilir; zaten adını da bir bilimkurgu serisinden alıyor. Gerçekte ise bilimsel araştırmalara dayanıyor. Ayrıca, uzaylıların hiç var olmadığını söyleyen Hart-Tipler Hipotezi ile zeki yaşamın nihayetinde hem kendini hem de kendisi dışındaki zeki yaşam formlarını yok etmeye mahkûm olduğu iddiasına da göz kırpıyor.

Fermi’nin ünlü sorusunun temelinde, zeki yaşamın mümkün görünmesi ile bunu destekleyen kanıtların yokluğu arasındaki çelişki yatıyordu. Galaksimizdeki yıldız sayısı (200 ila 400 milyar), Dünya benzeri gezegenlerin sayısı (tahmini 6 milyar) ve evrendeki galaksilerin sayısı (2 trilyon kadar) göz önüne alındığında, uzayda bol miktarda zeki yaşamın var olabileceğini varsaymak uzak bir ihtimal değildi. 1961’de Amerikalı fizikçi ve dünya dışı zeki yaşam araştırmacısı Frank Drake, Green Bank Gözlemevi’ndeki bir toplantıda bu açmazı bir denklemle açıkladı. Daha sonra Drake Denklemi olarak bilinen bu formüle göre, en kötümser senaryoda bile şu an evrenin yaşamla dolup taşıyor olması gerekiyordu. Ancak 70 yıllık arayışa rağmen “Büyük Sessizlik” devam ediyordu. Bu durum, astrofizikçiler, astrobiyologlar ve öteki araştırmacıların farklı iddialar ileri sürmesine yol açtı. Bunların en dikkate değer olanlarından biri de Oxford Üniversitesi’nden ekonomist Robin Hanson tarafından ortaya atılan Büyük Filtre Hipotezi‘ydi.

Terim ilk kez 1996’da Hanson’ın “Büyük Filtre: Aşma noktasında mıyız?” adlı makalesinde kullanıldı. Hanson makalesinde cansız maddenin yaşamı oluşturmasını (abiyogenez) ve yüksek bir gelişim seviyesine ulaşmasını engelleyen bir şeylerin olması gerektiğini öne sürdü. İnsan uygarlığını örnek alarak evrim için dokuz adımlık bir sürecin ana hatlarını oluşturdu. Hanson’ın filtresi, dokuz aşamanın bir yerinde bulunmalıydı. Yani ya yaşamın ortaya çıkması zor olmalıydı ya da gelişmesi… Filozof Nick Bostrom, 2008 tarihli “Neredeler? Neden Zeki Uzaylılarla İlgili Araştırmaların Bir Sonuca Varamayacağını Ümit Ediyorum?” adlı makalede bu hipotezi şöyle özetliyordu:

“Büyük Filtre, bir olasılık bariyeri olarak düşünülebilir. Şu anki gözlem teknolojimizle Dünya benzeri bir gezegenin zeki medeniyetler üretmesi, olasılığı son derece düşük adımlardan oluşur.”

Berserker Hipotezi, filtreyi 8. adım (endüstriyel medeniyet) ile 9. adım (geniş ölçekli kolonizasyon) arasına yerleştiriyordu. Buna göre hayatın başlaması ve evrim geçirmesi zor değildi, ancak her uygarlık nihayetinde yok oluşunu hazırlayacak makineler yaratmak zorundaydı. Zeki yaşam, yıldızlararası bir medeniyet hâline gelmeye başladığı anda soyunu tüketecek olan katil makineler üretmeye mahkûmdu. Matematikçi John von Neumann, 1948-1949 yıllarında kendi kendine çoğalan otomatlar fikrini gündeme getirdi. Bu makineleri “Evrensel Montajcılar” olarak adlandırdı (günümüzde “von Neumann makineleri” deniyor). Temelde bu makineler, yerel kaynaklardan yararlanarak kendi kopyalarını üretebiliyordu. 1966’da, ölümünden on yıl sonra, von Neumann’ın notları “Kendini Üreten Otomatlar Hipotezi” adlı bir kitapta toplandı. Sonsuz bir şekilde çoğalabilen robotlar hakkındaki bu hipotez, Dünya dışı Akıllı Yaşam Arayışı ve Fermi Paradoksu için önemli sonuçlar doğurdu, çünkü bu tür makineler -tabii varsalar- galakside tespit edilebilirdi.

1981’de Frank Tipler, “Dünya dışı zeki varlıklar yoktur” başlıklı makalesinde, von Neumann makinelerinin tespit edilememesini galakside yaşamın yokluğuna kanıt olarak gösterdi. Hart-Tipler Hipotezi’ne göre yeterince gelişmiş bir tür, galaksinin keşfedilmesi veya kolonileştirilmesi için evrensel montajcılara ihtiyaç duyacaktı. Bu tür bir yayılım 300 milyon yıldan az sürede tamamlanabilirdi. Kısacası Tipler, galaksimizin yaşına bakıldığında kendini çoğaltan robotların galaksimizde yaygın olduğunu ve hatta insanlığın bunlarla karşılaşmış olması gerektiğini iddia etti. 1983’te Carl Sagan ve William Newman, “Dış Uzaylı Zekâsına Solipsist Yaklaşım” başlıklı bir çalışmada Tipler’in argümanına yanıt vermeye çalıştı. Sagan ve Newman, Tipler’in çoğalma hızını yanlış hesapladığını ve bir von Neumann makinesinin şimdiye kadar galaksinin çoğunu tüketmiş olacağını iddia etti. Bu nedenle ikili, gelişmiş bir türün kendini çoğaltan makineler inşa etmekten kaçınacağını ve hatta onlardan biriyle karşılaşırsa derhâl imha edeceğini savundu. Ancak, von Neumann makinelerinin kaçınılmaz olarak yıkıcı olacağı fikri, bir başka öneriye ilham verdi. Belki de Dünya dışı zekâları bulamıyor olmamızın nedeni, makineler tarafından yok edilmeleriydi. Robotlar denetimden çıkarak yaratıcılarını yok etmiş ve sonra da galaksiye yayılarak tüm canlı yaşama saldırmaya başlamıştı.

Berserker Hipotezi, popüler bir bilimkurgu klişesi olmakla kalmayıp Fermi Paradoksu’na da potansiyel bir çözüm gibi görünüyordu… İlk olarak bilimkurgu yazarlarından Fred Saberhagen, “Berserker” romanlarıyla (1963-2005) bu fikri detaylı bir şekilde inceledi. Astrofizikçi ve bilimkurgu yazarı Gregory Benford, Galaktik Merkez Destanı’nda (1976-1995) fikri daha da ileri götürerek biyolojik yaşamı umutsuz bir form olarak gören ve soyu tükenmiş bir uygarlığın eseri olan makinelerle (Mekler) ilk temas senaryosunu ele aldı. Seride Mekler, buldukları tüm gelişmiş yaşamı yok ediyordu. İşte bu da Büyük Sessizlik için bir açıklamaydı!

NASA danışmanı, astrofizikçi ve bilimkurgu yazarı David Brin gibi bilim insanları da bu fikri destekledi. 1983 yılında Brin, “Büyük Sessizlik: Dünya Dışı Zeki Yaşamla İlgili Bir Tartışma” başlıklı çalışmasında Fermi Paradoksu’na yönelik çözümleri kapsayan (klasik von Neumann robot hipotezinin Berserker yorumunu da içeren) kapsamlı bir inceleme kaleme aldı. Brin, Tipler ve diğerlerinin insanlığın evrende benzersiz olduğu fikrini destekleyen argümanlarına hitaben Berserker fikrini şöyle özetliyordu:

“İleri seviyede birçok dünya dışı zekânın robotları çoğaltıp tüm galaksiye kardeşlik mesajları yolladığını farz edelim. Şimdi her 100, 1000 veya 10.000 “akıllı” dünya dışı yaşamdan birinin yabancı düşmanı ve hatta paranoyak olduğunu farz edelim. Böyle bir uygarlık, elçi robotlarına güçlü bombalar ekleyebilir ve onları düzenli radyo kaynaklarına yönlendirebilir.”

Brin’e göre en korkuncu ise “Ölümcül Sondalar”ın Fermi’nin ünlü sorusunu sorduğu günden bu yana ortaya atılan tüm gerçekler ve felsefi prensiplerle uyumlu olmasıydı… SETI araştırmalarının onlarca yıldır devam etmesine rağmen başarısız olmasına, Berserker Hipotezi mantıklı bir açıklama sunuyordu:

“Büyük Sessizliği açıklamak için ne Drake denkleminin terimleriyle oynamaya ne de yıldızlararası seyahatin çok pahalı olduğunu söylemeye gerek var. Bu senaryonun galakside norm hâline gelmesi için bir kez olması yeterli. Dünya dışı radyo trafiğini algılayamıyoruz ve hiçbir SETİ sinyaline rastlamıyoruz, çünkü uygarlıklar radyoyu keşfettikten kısa bir süre sonra öldürülüyor.”

Bu argümanın çeşitli versiyonları da vardı. Kozmolog Edward Harrison, 1981’de yıkıcı eğilimlerini aşmış bir ileri uygarlığın kendini koruma içgüdüsüyle Berserker robotları yaratabileceğini ileri sürdü. Yani, kendi varlığını koruma güdüsüyle diğer uygarlıkları katledecek robotlar yaratabilecek bir uygarlık hayal etmek pekâlâ mümkündü. Bu fikir “Kozmik Karantina Hipotezi” olarak biliniyor. Ayrıca bu hipotezin bir versiyonu da yıldızlararası yolculuk yapabilen ve galakside kolonileşmeye başlayan ilk uygarlığın, diğer uygarlıkların gelişimini önlemek isteyebileceği düşüncesiydi. Hipotezin kurgusal boyutu, popüler bilimkurgu yapımlarının da iştahını kabartmakta gecikmedi. Örneğin ünlü bilimkurgu dizisi Stargate SG-1, tüm bu düşünce deneyinden ilham alarak Replicator (Çoğalıcı) adı verilen ve önüne çıkan her uygarlığı tüketmeye çalışan robotik bir tür fikrine kurgusunda yer verdi.

Berserker Hipotezi, Fermi Paradoksu’na bir çözüm sunsa da sorunsuz değildi. Örneğin, ölümcül makineler fikri ileri medeniyetleri neden görmediğimizi açıklıyordu, ancak neden bu makinelerin kendisiyle hiç karşılaşmadığımızı yanıtlamıyordu. Dünya dışı zeki yaşamı ortadan kaldıracak güce sahip bir robot türünün kesinlikle işaret bırakmış olması gerekirdi. Eğer gezegenler ve yıldızlar ortadan kaldırılıyor olsaydı, üretilen muazzam enerjiyi fark edebilirdik. Ayrıca gezegenlerin ve yıldızların ani kayboluşu da yok edici robotların varlığına bir işaret oluştururdu. 2013’te Anders Sandberg ve Stuart Armstrong tarafından yazılan “Karanlıktaki Avcılar: Ölümcül Sondalar Senaryosunun Oyun Teorisi Analizi” başlıklı bir çalışmada Berserker Hipotezi test edildi. Analizler, yavaş bir çoğalma hızında bile bir von Neumann robot sürüsünün çoktan insanlığa rastladığını ve onu yok etmiş olması gerektiğini ortaya koydu.

Berserker robotlarının birbirlerine de saldıracaklarına ve varlıklarına dair kanıtları yok edeceklerine dair bir görüş de öne sürüldü. Ancak, St. Andrews Üniversitesi Merkezi Öte-gezegen Biliminden Duncan Forgan’ın son çalışmasında, bir Berserk robot popülasyonunun barışçı kardeşlerini yeterince hızlı şekilde ortadan kaldıramayacağı hesaplandı. Ne yazık ki von Neumann robotları ve Berserk’lerle ilgili hipotezler, Fermi Paradoksu’na ilişkin diğer çözümlerle aynı açmazlara sahipti… Sonuç olarak tüm savlar hep aynı gerçeğe işaret ediyordu: Şimdilik insanlık, bildiğimiz evrende tek akıllı yaşam ve tek medeniyetti.

Dünya dışı yaşamın biyolojik ve teknolojik faaliyetlerinin işaretlerini tanımayı öğrenene kadar (biyo-imza ve tekno-imza), uzaylı kardeşlerimizin var olup olmadıklarını; eğer varsalar neye benzediklerini bilemeyeceğiz. Şu anda tek yapabileceğimiz spekülasyonlar üretmek.

Ama her şeye rağmen aramaya devam edeceğiz. Biz onları ya da onlar bizi bulana dek!

Kaynak: Today Universe

Yazar: Sinan İpek

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var.

İlginizi Çekebilir

uzayli-yaz uykusu hipotezi

Yaz Uykusu Hipotezi: Ya Herkes Derin Uykudaysa?

Enrico Fermi’nin meşhur sorusu ‘Herkes Nerede?’ye çözüm arayışımız devam ediyor. Bugün uzaylıların uykuya yatmış olma …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin