bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji

Tarih: 13 Mayıs 2020 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Asteroit Madenciliğinin Geleceği: Uzay Emperyalizmi Başlıyor mu?

Dünyanın en önemli yatırım bankacılığı ve finansal danışmanlık şirketlerinden Goldman Sachs, Nisan 2017’de yayımladığı raporunda tarihin ilk trilyonerinin bir uzay madencisi olabileceğini belirterek, müşterilerine bu alanda yatırım yapmalarının onlara  21. yy’da muazzam kârlar getireceğine dair tavsiyelerde bulunmuştu. (1) Böyle bir çağrı, kulaklara bilimkurgu gibi gelse de aynı rapora göre asteoridlerde gömülü değerli madenleri çıkarmanın ve Dünya’ya taşımanın önündeki engeller aslında teknolojik veya ekonomik faktörlerden ötürü değil, psikolojik kaynaklı. Göktaşlarında kazı yapacak araçların on milyonlarca dolara üretilebileceği, onları Dünya’ya taşıyacak kargo gemisinin ise 2.6 milyar dolara üretilebileceği ön görülüyor. Japonya, Temmuz 2019’da Ryugu asteroidi üzerine Hayabusa-2 adlı uzay aracıyla ikinci kez iniş yapmayı başarmıştı. (2) Bu uzay aracı, Dünya’ya getirmek üzere göktaşındaki malzemeleri topluyor.

Peki, Güneş Sistemimizde Mars ile Jüpiter arasındaki kuşakta yer alan ve sayıları milyonlarcayı bulan asteroitlerin ekonomik değeri acaba ne kadar? Bu konuda, Türkiye Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’nde görevli maden mühendisi Nadir Avşaroğlu tarafından hazırlanan bir raporda, üç tip asteroidin olduğu ve bazılarının metal rezevlerinin milyonlarca yıllık olduğu kayda geçirilmiş. (3)

C-Tipi olarak adlandırılan asteroitler, Güneş sisteminde en çok bulunanlar. Karbon ve su içeren mineraller bakımından zengin olan bu göktaşları, çok miktarda organik karbon, fosfor ve gübreleme amacıyla kullanılabilecek temel bileşenleri de barındırmakta. Bu asteroitlerde su bulunması oraya gidecek olan uzay aracının yakıtını sağlayabilmesi için de uygun bir ortamın varlığı açısından dikkat çekmektedir.

S-Tipi asteroitler ise, kayalık yapıya sahip olup temel olarak demir ve magnezyum silikatları içermekte, ayrıca yapılarında nikel, kobalt, platin, radyum ve altın bulundurmakta. Son olarak M-Tipi denilen göktaşı türü ise, en değerli ama aynı zamanda en nadir kayalardır. S-tipine kıyasla 10 kat daha fazla metal içermelerine ek olarak genellikle elektronikte kullanılan madenleri bünyelerinde barındırmaktalar. Günümüz teknolojisinin temeli elektronik olduğundan ama bu endüstride kullanılan hammadde madenlerin rezervlerinin yaklaşık 50-60 yılı kaldığı düşünülürse (4), bu değerli madenlerin gezegenimizin dışından temin edilmesinin bir bilimkurgu fantezisi değil, çok geç olmadan ekonomik bir zorunluluk olduğu açığa çıkmaktadır.

M-Tipi en değerli kategorideki asteroitler arasında şu an ilk olarak, 1852’de keşfedilmiş “16 Psyche” adlı göktaşı hedeflenmekte. (5) Mars ile Jüpiter arasında, çapı yaklaşık 240 km olan bu göktaşının sahip olduğu madenlerin toplam ekonomik değerinin 10 kentrilyon dolar (10 trilyon doların 1 milyon katı) olduğu tahmin ediliyor. Dünya ticaret hacminin 78 trilyon dolar olduğunu düşünecek olursak, günümüz değerleriyle 100.000 yıllık bir ticaretin getireceği ekonomik değere sahip olan bu göktaşı, bilindik anlamdaki bütün finansal verileri alt üst edecek potansiyele sahip. Bünyesinde platin, iridyum ve altın gibi madenleri barındıran 16 Psyche, dünyanın milyonlarca yıllık demir ve nikel ihtiyacını karşılayabilecek miktarda rezerve sahip. Ve Mars ile Jüpiter arasında başka daha milyonlarca asteroit olduğu hesaba katıldığında, Goldman Sachs’ın 21. Yy için verdiği yatırım tavsiyesinin anlamı daha da belirgin olmakta. NASA’nın, bu göktaşına ulaşmak için başlattığı ve 450 milyon dolarlık maliyete sahip keşif projesi devam etmekte. Ağustos 2022’de fırlatılması planlanan uzay aracının, 2026 yılı gibi 16 Psyche’ye ulaşması hedefleniyor.

Peki uzay madenciliğinin hukuksal durumu nedir? Her ülke veya girişim, elini kolunu sallayarak uzayda maden avına çıkabilir mi? Bu konuda şimdiye dek Birleşmiş Milletler’in 1967 tarihli “Dış Uzay Antlaşması” geçerliydi. (6) Türkiye’nin de imzacılarından olduğu bu antlaşmaya göre, Dünya yörüngesi ve uydumuz Ay, ancak barışçıl amaçlarla kullanılabilir, yani mesela nükleer ve benzeri füzeler, kitle imha silahları buralara yerleştirilemez. Ayrıca, Ay dahil hiçbir gök cismi üzerinde herhangi bir devlet mülkiyet hakkı iddiasında bulunamaz. Ayrıca yine 1979 tarihli ve Türkiye’nin de 2012’de imzaladığı “Ay Antlaşması” bulunmakta. (7)

Bu uluslararası antlaşmalar elbette halen geçerli, fakat son yıllarda ABD’de yürürlüğe giren yeni yasal düzenlemelerin bu antlaşmayı zayıflattığı düşünülmekte. Şöyle ki, HR 2262 (Ticari Uzay Faaliyetleri Rekabet Kanunu) adlı, 2015’te Obama tarafından imzalanan düzenlemeye göre özel şirketler gök cisimlerinden çıkaracakları doğal kaynakların mülkiyet ve kullanım hakkına sahip olacak. (8) ABD hükümeti ise sadece kuracağı komisyonlar ve Ulaştırma Bakanlığı aracılığıyla göktaşı madenciliğini aktif bir şekilde destekleyecek. Bakanlık nezdinde kurulacak uzman ekipler, söz konusu şirketlerin madencilik yöntemlerini iyileştirme ve giderleri en aza indirgeme adına raporlar sunacak. Yasada yer verilen uzay kaynakları, göktaşlarında bulunan altın, platin gibi nadir ve pahalı madenlerin yanı sıra, karbon ve su kaynaklarını da kapsayacak. Yani herhangi bir gökcisminde bulunacak kaynaklar, özel şirketler tarafından “ilk bulanındır” mantığı esas alınarak çıkarılıp kullanılabilecek ya da Dünya’ya taşınıp satılabilecek. ABD’nin mevcut başkanı Trump ise, uzay kaynaklarının kullanımına dönük yeni bir yasal kararnameyi henüz geçen ay imzaladı. (9) Trump’ın bu girişimi, Rusya tarafından hiç de hoş karşılanmadı ve Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov tarafından uzayın özelleştirilmesinin kabul edilemez olduğu belirtildi. (10)

Japonya’nın, tarihte ilk kez bir asteroide robotik araç göndermeyi başarması, o ülkenin de göktaşı madenciliğindeki uzun erimli hedeflerini ortaya koymakta diyebiliriz. Ek olarak, bilhassa Lüksemburg öncülüğünde Avrupa Birliği de, uzay kaynaklarının kullanılmasına yönelik olarak bağlayıcı yasal çerçeveler üzerinde çalışmaya devam ediyor. (11) Lüksemburg, 2017’de kabul ettiği Uzay Yasasında, asteroit madenciliği hakkında maddelere yer vermişti. Ülkenin uzay ajansının Space Agency adresinde de bu konuda yaptığı çalışmalardan örnekler bulunmakta.

1967’de imzalanan ve bütün gök cisimleri üzerinde bütün dünya devletlerinin eşit hakları olduğunu kayıt altına alan bir maddeyi barındıran uluslarası kanuna rağmen, ABD ve Lüksemburg’un özel şirketlere kullanım hakkı tanıyan uzay madenciliği yasalarını nasıl yorumlamak gerekiyor? Uzay madenciliğinin tamamen yasal olduğunu söyleyen Lüksemburg’un ekonomi bakanı Bausch’un 2016’daki bir açıklamasına göre “Mevcut düzenlemeler uzay ve gök cisimleri ile ilgili bir mevzuat. Ancak uzaydaki minerallere dair bir düzenleme yok.” Uzay madenciliğini uluslararası sularda balık avlamaya benzeten Bausch, “Balıkçılar avladıkları balığın mülkiyetine sahip olur ancak okyanusun mülkiyetini alamaz” diyerek ekliyor. (12)

Fakat, asteroit madenciliği alanında hayal kırıklığı yaratan bazı son gelişmeleri de not etmek gerekli. Bu sektörde hayli iddialı bir giriş yapan, bazı devletlerle sözleşmeler imzalayan ve yatırımcılara açık “Planetary Resources” ve “Deep Space Industries” adlı iki şirketin biri blockchain yazılım firması, diğeri ise bir havacılık şirketi tarafından geçen yıl satın alındı. (13) Planetary Resources şirketinin kurucuları arasında, Terminator ve Avatar adlı filmleriyle tanıdığımız bilimkurgu yönetmeni James Cameron’ın bulunması dikkat çekmişti. (14) Yorumculara göre, göktaşı madenciliğinde göz ardı edilen en büyük sorun, bir tavuk yumurta problemini andırır şekilde, öncelikle Ay’da ve yörüngede madenleri işleyecek tesisleri kurup hazır etmek için mi, yoksa asteroitlerden maden çıkarmak için mi çalışmak gerektiği. İkisinden biri olmadan diğerine yapılacak yatırım anlamsız olacağı için, bu iki şirketin bu duruma uygun iş planı geliştiremedikleri için satılmak zorunda kaldıkları yorumu yapılmakta.

Asteroit madenciliği alanındaki olası teknolojik engellerin bir gün aşılacağını düşünerek bir gelecek projeksiyonu yaptığımızda ise, karşımıza pek iç açıcı bir tablo çıkmıyor. Şöyle ki, bir anda sistemin içine giren muazzam değere sahip maden rezervleri, ekonomik sistemi temelinden sarsabilir. Bu konuda tarihten ilk akla gelen örnek, Avrupa’nın coğrafi keşifler çağında yağmaladığı Aztek ve İnka altınlarının, o dönemki ekonominin üzerindeki etkileri. Ayrıca, kağıt üzerinde gök cisimlerinin mülkiyeti bütün dünya devletlerinindir dense de, ABD başta olmak üzere emperyalist sicili tescilli devletlerin bu konuda eşitlikçi bir yaklaşımı hiç de benimsemeyecekleri aşikar.

Böylelikle elde edilecek trilyonlarca dolarlık yeni kaynaklar, mevcut devletler arasındaki gelişmişlik makasını iyice açacağa benziyor, tıpkı sanayi devrimini gerçekleştiren ve gerçekleştiremeyen devletler arasında geçmişte yaşandığı gibi. Üstelik bu sefer, o zamankiyle kıyaslandığında milyonlarca kat daha fazlası gerçekleşecek bir fark öngörülmekte. Bu da aslında yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor: uzay emperyalizmi çağı. Bir zamanlar, Yunanistan ile Türkiye’nin, üzerinde hiçbir değerli madeni barındırmayan Kardak kayalıkları yüzünden neredeyse savaşın eşiğine geldiğini hatırlarsak, Mars ile Jüpiter arasındaki milyonlarca “uzay kayalığı” da geleceğin kaynak savaşlarına gebe gözüküyor. Umut edelim ki o zamana dek, “yok edici rekabet” değil, “yaşatıcı dayanışma” gezegen çapında hakim bir ilke olur da uzay kaynakları herkesin ortak refahı yönünde kullanılır.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Insider
  2. Forbes
  3. Nadir Avşaroğlu (Research Gate)
  4. Visual Capitalist
  5. NASA
  6. Britannica
  7. Treaties
  8. Congress
  9. Space Commerce
  10. Space Watch
  11. ESA
  12. BBC Türkçe
  13. Technology Review
  14. Planetary Resources

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Lise eğitimi esnasında TÜBİTAK’ın düzenlediği fizik olimpiyatlarına katıldı, bronz ve gümüş madalya aldı. Üniversite eğitimini Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde tamamladı. ODTÜ Avrasya Çalışmaları bölümünde yüksek lisans çalışmaları yaptı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Sinemart Akademisi’nin Yaratıcı Yazarlık kurslarını bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans programına devam etmektedir.Bilimkurgu öyküleri ve yazıları Agos gazetesi, Kül Sanat, Kafasına Göre dergilerinde ve Bilimkurgu Kulübü internet portalında yayımlandı. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazanmıştır.An itibariyle İstanbul’da bir kamu kurumunda bilgisayar sistemleri ve ağ güvenliği alanında çalışmaktadır. İleri derecede İngilizce, orta derecede Rusça ve başlangıç seviyesinde İspanyolca bilmektedir.Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkündür!”