bilimkurgu kulubu

Yazarlar

Tarih: 8 Temmuz 2018 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Yerli Bilimkurguya Derinlik Katan Yazar: Selim Erdoğan

Bilimkurgu, hem romanın bir tür olarak ülkemize görece geç gelmesi hem de bilimsel üretimi güçlü olan kültürlere daha çok yakıştırılması nedeniyle olsa gerek bu topraklarda yeterince gelişip serpilme olanağı bulamamıştır. İmkânsızlıklar içinde verilmiş bir avuç öncül eserin de Batı’daki türdeşlerine imrendiği görülmektedir. Bilimkurgu edebiyatımızı kotarmacı girişimin indirgemeci kıskacına hapseden bu anlayış, türün geleceği adına da ciddi bir kötürümleşme riski barındırıyordu. İşte böylesi bir fonda yazın hayatına atılan Selim Erdoğan, gerek sanatın içinde bilimi irdeleyen tutumu, gerekse kurmacalarına bezediği felsefi sorgulamalarıyla bilimkurgu edebiyatımızın gereksinim duyduğu derinliği omuzlayarak çıkageldi.

Fizik, sosyoloji, felsefe, siyaset, iletişim, psikoloji, yapay zekâ, evrim gibi farklı disiplinleri kendine özgü üç boyutlu üslubuyla harmanlayarak bilimkurgusal bir harmoni meydana getiren yazar, anlatılarına serpiştirdiği gizem ve gerilim motifleriyle de okuruna tatminkâr bir deneyim vaat ediyordu. Yapıtlarında bilincin sırlarına, ölümlülüğe karşı verilen insani mücadeleye ve uygarlıkça yüklendiğimiz anlam arayışına dair keskin anlatılar ortaya koyarken, kahramanlarını da doğanın duygusuz güçleriyle çarpıştırarak sınamaktan geri durmuyordu. Konu edindiği alanlar ve kullandığı dil araçları bakımından sahip olduğu bu ayrıcalıklı konum, bilimkurgu edebiyatımızın zenginleşip oturaklaşması adına önemli bir kazanç niteliğindeydi.

Selim Erdoğan, 1970 yılında İzmit’te doğdu. İzmit’te geçirdiği renkli çocukluk yıllarının en büyük eğlencesi ise bisiklet gruplarıyla çıktığı keşif gezileriydi. Bu kâşif ruhunun etkisiyle kendisini kurgusal dünyaların içinde bulması uzun sürmedi. Dodie Smith’in 101 Dalmaçyalı’sı ve Johann David Wyss’in İsviçreli Robinsonlar’ı ile başlayan okuma macerası Ferenc Molnar, Enid Blyton, Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin gibi yazarların eserleriyle soluksuz bir yolculuğa dönüştü. Henüz on yaşındayken okuduğu ve bütün bir yaz elinden düşürmediği Doktor Kim ve Dalekler kitabıyla bilimkurgunun engin dünyasına ilk adımını atan Erdoğan, yine o yıllarda Milliyet Çocuk, Tercüman Çocuk dergileri sayesinde de çizgi romanın albenisine kapıldı. Dizi ve film külliyatının temelini ise, TRT’de izlediği 2001: Bir Uzay Macerası, Logan’ın Kaçışı, Atlantis’ten Gelen Adam, Golyat’ın Dönüşü, Buck Rogers, Battlestar Galactica gibi yapımlar oluşturdu.

Ailesiyle birlikte Ankara’ya taşındığı ortaokul döneminde, George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört distopyalarından çok etkilendi. Özellikle Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün karanlık atmosferi, ileride yazacağı “İkibinseksendört: Bir Dijital Kara Ütopya” kitabının da ilham kaynaklarından biri olacaktı. Ortaokul ve lise öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde mühendislik bölümüne kaydolan Erdoğan’ın buradaki macerası uzun sürmedi. Bu kısa maceradan yanına kâr kalan şeyse Profesör Dr. Arsın Aydınuraz’dan aldığı fizik dersleriydi. Sonrasında aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olarak eğitim hayatını tamamlasa da fizikten asla kopmadı.

Üniversite yıllarında yaptığı Paul Feyerabend, Thomas Kuhn, Bertrand Russel, Karl Popper okumalarıyla bilim felsefesine ilgi duymaya başlayan Erdoğan’ın ilk öyküleri de bu ilginin izlerini taşıyordu. Edebiyatın yanı sıra müzik de hayatında önemli bir yere sahipti. Hatta arkadaşlarıyla bir müzik grubu kurmuş ve amatör konserlere soyunmuştu. Ancak gençlik ateşinin dinmesiyle beraber saçlarını kestirip soluğu Türk sermaye piyasalarında almak zorunda kaldı. Kısa bir süre kamu sektöründe, sonra özel sektörde; borsa aracı kurumları ve halka açık şirketlerde çalıştı. Bu süreçte Türk finans ve iş dünyasına ilişkin gözlemler yapma fırsatı buldu. 2012 çıkışlı ilk kitabı Denizatı Vadisi, işte böylesi bir dönemde okurla buluştu. Matematikteki Mandelbrot kümesinin görselleştirilmesinden doğan harikulade bir ortamı kâbus senaryosunun sahnesi olarak kullanan bu ilginç eser, yazarın sonraki çalışmalarına dair de güçlü sinyaller içeriyordu.

Diğer taraftan yazarın insan bilincine ve yapay zekâya duyduğu merak da gitgide artıyordu. Roger Penrose, Marwin Minsky, Douglas Hofstadter, Alan Turing, John Searle, Kurt Gödel gibi isimleri ve çalışmalarını mercek altına almasıyla, 2013’te yayımlanan İkibinseksendört’e giden yol böylece döşenmiş oldu. Yine 2000’li yılların başlarında Kuzey Amerika’da yaptığı otostop yolculuğu boyunca geçtiği milli parklar, kentler de İkibinseksendört’ün mekânları olarak kendine yer buldu. Romanında Erdoğan, İnternetin bilinç kazanıp Eliza adını aldığı; devlet yönetimini, güvenliği, ekonomiyi ve diğer tüm istikrar fonksiyonlarını üstlendiği bir dünyayı anlatıyordu. Üstelik Orwell’inkinden bile daha karanlık bir dünyaydı bu…

2014 yılında yayımlanan üçüncü romanı Gofer Ağacı, yazarın gizemli bulduğu kütle çekimi ile finans dünyasının ilginç bir buluşmasıydı. Başta yerçekimi olmak üzere temel fizik yasalarından muaf davranan gizemli bir maddenin keşfini ve sonrasında yaşanan koşuşturmacayı anlatan roman, okurunu bir bilim paradigmasını yıkarak bilim tarihine geçmek ile her şeyin değiştiği teknolojik bir dünyaya yelken açmak arasında felsefi bir ikileme savuruyordu. Yazarın bilimsel, felsefi, siyasi ve ekonomik birikimini ustaca harmanladığı Gofer Ağacı, Denizatı Vadisi ve İkibinseksendört’ten sonra yine özgün konusuyla iyi kurgulanmış bir romandı.

2015’te yayımladığı ve biraz da Albert Einstein’a yüklendiği son romanı Trinadad’ın Dönüşü ise, bilim felsefesi, bilimsel paradigmalara bakışta kişisel tarihlerin önemi gibi konulara vurgu yapan dikkat çekici bir kurguya sahipti. Dünya’nın dört buçuk ışık yılı uzağındaki karanlık bir gezegenden gelmiş yardım sinyalinin kaynağını araştırmak üzere yola koyulan Alen Fenix, Hendrik Leo ve Apollo Tera adlı üç kâşifin zorlu ve ürpertici macerasını anlatan eser, aslında bu üç bilim insanının aynı keşfe verdiği farklı tepkilerin öyküsünü sunuyordu. Mevcut bilimsel kabulleri yadsıyan ve spekülatif varsayımlar üzerine oturtulan roman, kimilerine ezber bozucu kimilerine ise gerçekdışı gelebilecek cüretteydi.

Romancılığının yanı sıra iyi bir öykücü de olan Selim Erdoğan, bünyesinde yazarlık da yaptığı Bilimkurgu Kulübü’nün 18. kuruluş yıldönümü onuruna hazırlanan “Yeryüzü Müzesi” antolojine de bir öyküsüyle katkıda bulundu. Yapay zekâ ile insanın gerilim dozu yüksek mücadelesini anlatan “Büyük Peri” adlı bu öyküsü, antolojinin öne çıkan eserleri arasında gösterilerek büyük beğeni topladı. Evli ve iki çocuk babası olan yazar, edebiyatın dışında müzikle de ilgilenmeyi sürdürüyor. Ailesinden arta kalan zamanlarda binebilse de, motosiklet tutkusundan da hiç vazgeçmedi. En büyük derdi ise, sık sık haberlerde boy gösteren ünlü sinema ve dizi oyuncusu Selim Erdoğan’la olan isim benzerliği…

Eserleri

  1. Denizatı Vadisi (2012, Notabene Yayınları)
  2. İkibinseksendört (2013, Notabene Yayınları)
  3. Gofer Ağacı (2014, Notabene Yayınları)
  4. Trinidad’ın Dönüşü (2015, Notabene Yayınları)

  1. Yeryüzü Müzesi (Büyük Peri, İthaki Yayınları, 2018)

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Otuz yıllık amatör bir düş gezgini, saplantılı bir bilimkurgu hayranı ve Nietzsche ile başbaşa iki kadeh tokuşturamadığı için tanrıya atarlanan şizofrenik bir peygamberdir. Müziğin karanlık ve habis dehlislerinde dolaşmaktan sapıkça bir zevk duyar. Son olarak, dağa kaldırdığı kızın profesyonel dağcı çıkması sonucu hayata küstüğü rivayet edilmektedir.