bilimkurgu kulubu

Yazarlar cyrano de bergerac

Tarih: 8 Haziran 2021 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Çağları Aşan Hiciv Ustası: Cyrano de Bergerac

İsmi edebiyat sahnesine görece yeni çıkmış olmasına rağmen, bilimkurgunun kökenleri çok eskilere gider. Peki ne kadar eskiye? Samsatlı Lukianos ilk bilimkurguculardan kabul edilir, ama onun kalemindeki hicivsel olgunluk kendisinden önce de aynı damarda eserler üreten birilerinin olabileceğine işaret ediyor. Bilimkurgunun dünya tarihine nasıl çıktığını öğrenmek zor, ancak hiç olmazsa kategorizasyon konusunda kendimize bir kolaylık tanıyabiliriz. Bazılarına göre 1926’dan önce yazılmış olan bilimkurgu içerikli eserler proto-bilimkurgu kapsamına dahil edilir, yani bilimkurgunun atası. Proto-bilimkurguya damgasını vuran isimler arasında, Samsatlı Lukianos’tan yüzlerce yıl sonra yaşamış ama onun yarattığı damardan beslenmiş efsanevi bir isim var: Cyrano de Bergerac. Tam adıyla Savinien Cyrano de Bergerac, yalnızca bir bilimkurgucu olarak değil, şahsiyeti ve yaşantısıyla da incelenmeye değer biri.

Cyrano bir libertin, yazar ve usta bir düellocuydu. 1619 senesinde Paris yakınlarında doğmuştu. Ailesi Bergerac isimli bir kasabadandı. Soylu değillerdi ama önemli kişilerdi. Cyrano yetişkinlik çağına ulaştığı zaman, ismine “de Bergerac” takısını ekledi. Kendisi ile ilgili en dikkat çekici özelliği kocaman bir burnunun olmasıydı. Gelgelelim öylesine hünerli bir kılıç ustasıydı ki, kimse Cyrano’ya burnu ile alakalı laf söylemeye cüret edemiyordu. Zaten yığınla insan “burun” meselesinden bile daha önemsiz mevzular yüzünden Cyrano’nun elinde can verdi… Cyrano, kılıç konusundaki yeteneklerini savaş meydanlarına da taşıdı ama bir keresinde, 1640’daki Arras Kuşatması’nda çok feci yaralandı. O dönem henüz 21 yaşındaydı. Aldığı yara, onu savaş meydanlarından çekilmeye yöneltti ve matematikçi ve filozof Pierre Gassendi‘den eğitim almaya karar verdi.

Hocası Gassendi’nin bilimsel teorileri ve libertin felsefesinden etkilenerek iki eser yazdı ki, bunlar onun en bilinen çalışmalarıdır. Cyrano, kılıçta olduğu kadar kalemde de mahirdi. Eserlerinin çeşitliliği oldukça fazladır. Bunların içerisinde şiirler, politik hicivler, oyunlar (Fransız dilini en iyi kullanan yazarlardan Moliere bile Cyrano’nun kaleme aldığı iki sahneyi kullanmıştı), belles-lettres denen estetik yönü kuvvetli denemeler ve bilimkurgu da vardı. İşte bahsettiğimiz o iki en bilindik çalışma, “proto-bilimkurgu” olarak kabul edilir. L’Autre Monde: ou les États et Empires de la Lune (Ay Devletleri ve İmparatorluklarının Hicivsel Tarihi) ve Les États et Empires du Soleil (Güneş Devletleri ve İmparatorlukları). Bu eserler elbetteki “bilimkurgu” yazmak amacıyla yazılmamıştı. Cyrano bir hiciv ustasıydı ve 17. yüzyıldaki yaygın düşünce biçimlerini bu eserlerinde “bilimkurgu” niteliğine sahip aygıtlarla yeriyordu.

Proto-bilimkurgu eserlerinin hiciv yönü daha ağır bassa da, kendisini adeta bir bilimkurgu kahini olarak kabul etmek de mümkün. Bir bilimkurgu yazarı için en büyük şeref herhalde gelecekteki icatları önceden tahmin edebilmektir. Cyrano da bu şerefe nail olmuştur. Mesela fonografı ve maddenin atomik yapısını önceden tahmin etmiştir.

“Ay Devletleri ve İmparatorluklarının Hicivsel Tarihi” isimli eserinde de yine rokete benzeyen bir icadı ilk betimleyen yazar olarak tarihe geçmiştir. Bu eser, Cyrano isimli bir karakter tarafından anlatılır. Bu kurgusal Cyrano, Ay’a gitmek ve orada “Dünyayı kendilerinin uydusu olarak gören” bir medeniyetin olduğunu ispatlamak ister. Bu iş için çiyle doldurulmuş şişeleri vücuduna bağlayarak, gökyüzüne salınır. Yolculuk bittiği zaman bir aşağı bir yukarı gidip olduğu yere geri döndüğünü sanan Cyrano, aslında ta Yeni Fransa’ya kadar sürüklenmiştir. Askerler bunu o bölgenin valisine götürünce Cyrano, valiye teorisini açıklamaya koyulur. Der ki, bütün madde yıldızların içinde oluşur ve yıldızlardan yayılır. Güneş ömrünü bitirdiği zaman etrafındaki gezegenleri tüketerek yeni bir döngü başlatacaktır. Bu teorisini desteklemek için Yeni Fransa’yı örnek olarak kullanır ve yine der ki, Yeni Dünya ismiyle anılan o kıta Avrupalı kaşifler tarafından keşfedildi ama daha önce neredeydi, neden daha önce keşfedilmedi? Çünkü Güneş  bu kıtayı Dünya’ya daha yeni kondurdu.

Hikâyenin devamında Cyrano, Ay’a ulaşma girişimini tekrar eder. Uçan bir makine yapıp uçurumdan atlar ama başarısız olur. Bunu gören askerler makineye roketler bağlar ve onu St. John şenlikleri için havaya uçurmaya kalkışırlar. Burada bir dipnot olarak eklemek gerek ki, roketlerin askeri anlamdaki kullanımı o dönem bilinen bir şeydi. Örneğin Konrad Kyeser meşhur eseri Bellifortis’te roket benzeri silahları betimlemişti. Şair Jean Froissart de modern bazukaların atası sayılabilecek türden bir roketin tanımını yapmıştı. Bu iki isim 15. yüzyılda yaşamıştı. Yani insanlar o dönemlerde de roketin ne tür bir şey olduğu bilgisine sahipti, ama bizim bildiğimiz anlamda, uzaya gönderilen “roketlerin” ilk betimi Cyrano’nun eserinde yapılıyordu.

Kurgusal Cyrano, kendi icadı olan bir aletin böyle bir sebeple kullanıldığını görünce itiraz eder, roketleri makineden söküp atmaya çalışır ama iş işten geçmiştir çünkü roketlerin fitili çoktan ateşlenmiş haldedir. Kahramanımız o makineyle birlikte uçarak uzaya gider ve nihayet Ay’a ulaşmayı başarır. Orada tuhaf bir halk ile karşılaşır. Bunların dört bacağı ve müzikal bir sesi vardır. Ayrıca Ay’da Sokrat’ın ve Francis Godwin’in ütopik eseri The Man in the Moone’daki Domingo Gonsales ile karşılaşır. Gonsales ile yaptığı tartışmalar, Tanrı’nın ne denli önemsiz bir kavram olduğunu, insanların asla ölümsüzlüğe erişemeyeceğini ve ruha sahip olmadıklarını içerir. Bu tartışmalardan sonra Cyrano Dünya’ya geri döner…

Cyrano de Bergerac’ın yazdığı sadece bu eser bile, çağının fazlasıyla ötesindeydi hatta çağıyla tam anlamıyla bir çekişme içindeydi, fakat beslendiği kaynak daha da derinlerde, Samsatlı Lukianos‘un eserlerindeydi. Ancak kendisi, tarihe geçmiş şahsiyetlerden beklenildiği üzere beslendiği kaynağı dönüştürerek başkalarına da ilham sağlamıştı. Sonraları, Cyrano’nun yazdığı o iki eser Gulliver’in Macerları‘na ilham kaynağı oldu mesela. Tıpkı Cyrano’nun eserinde olduğu gibi, Gulliver’in Maceraları’nda da yoğun bir hiciv ve bunun alternatif insan toplulukları üzerinden işlenilmesi mevcuttu.

Cyrano’nun etkileri bunlarla sınırlı değil. Kendisinden iki asır sonra bir başka Fransız yazar, onun ismini taşıyan meşhur bir tiyatro oyunu kaleme aldı. Cyrano de Bergerac oyunu Edmond Rostand’ın en iyi eseriydi. Sanki Cyrano de Bergerac’ın o coşkulu hayaleti ile dolup taşan eser, çağıyla zıtlaşan bir niteliğe sahipti. 19. yüzyıl büyülü bir dönemdi zaten. Bütün çağların çelik, barut ve hız ile kuşanmış bir hayaleti gibi sonraki yüzyıla hücum edecekti ama tarih, 19. yüzyılın yakasından yapışmıştı bir kere. Rostand da natüralizm ve sembolizm gibi çağının hakim düşünce akımlarına meydan okumuştu. Rostand bir bilimkurgucu değildi, bir “romantikti”. Cyrano de Bergerac isimli eseri de romantizm akımının bir temsilcisiydi ama romantizm biteli yarım asır olmuştu. Eser kazandığı şöhrete rağmen, romantizm akımını yeniden canlandırmayı başaramadı.

Rostand’ın eserinde Cyrano de Bergerac, kafasına yüksekten düşen bir cisim yüzünden ölür. Gerçek hayatta da Cyrano’nun akıbeti aynı olmuştu. Belki de bu kaza süsü verilmiş bir süikastti çünkü Cyrano gibi sivri dilli bir hiciv ustasının düşmanı epeyce çoktu… Cyrano, bu destansı yaşam öyküsüyle asırları aşmayı başardı. Mesela sadece Rostand’ın eserinde değil, Robert A. Heinlein’in Glory Road isimli bir öyküsünde de karşımıza çıktı. Heinlein karakterin ismini belirtmemiş olsa da, Cyrano de Bergerac’a gönderme yaptığı barizdi. Ayrıca bir asteroide de kendisine ithafen 3582 Cyrano adı verildi. Cyrano de Bergerac inanılmaz derecede çok yönlü biriydi, gerçek bir silahşör ve kuvvetli bir dehaydı. Zaman içinde hayatını anlatan bir düzineden fazla film ve tiyatro oyununa imza atılması da bunun bir göstergesidir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Keşke dünya 2009'dan daha ileriye gitmeseydi.