bilimkurgu kulubu

Çemberkıran Çemberkıran

Tarih: 18 Temmuz 2018 | Yazar: Konuk Yazar

0

Çemberkıran Son Bölüm | Özlem Kurdoğlu (Roman)

“Bu paketçikleri buraya yakın tutmayı tercih ederim,” dedi Dawnian revir doktoru, jet enjektörle bölgeyi uyuşturur ve çipi çıkarmaya hazırlanırken. “Eğer plazma alan akışı transfer sırasında riski düşürmeye yaradıysa, şimdi de olasılık yüzdelerini regüle etmekte faydası olabilir.”

Asu bir hasta sandalyesine geriye yaslanmış pozisyonda yerleşmiş, gözlerini kapatmıştı. İşlem sırasında çipin aktive olmasını engellemek için üzerine çevrilmiş bir sönümleme alanı vardı. Paketçikler de işlem alanını etkide tutacak şekilde tam altına yapıştırılmıştı. Asu ekstraktör ünitesinin iğne ucunun mekanik itişini cildinde hissetti. Bir bulantı ve başdönmesi dalgası içini saracakmış gibiydi, ama bir şey bir şekilde bunların hücumunu uzakta tutuyordu.

Asu direkt fiziksel saldırı altındayken bile korkusunu ve öfkesini avucuna almayı daha kolay bulmuştu. Torus dönüşünü temiz tutabilmek için bir dayanak aradı, ancak bu kez kapıda bekleyen felakete dair yoğun bir his onu ele geçiriyordu. Bundan kendimi çekip çıkarmanın bir yolunu bulmalıyım, diye düşündü. Yoksa olayın sonucunu berbat bir yöne çekecek.

Ya bir şey olayların üzerine çıkma yetini çalışmaz hale sokuyorsa? Koca bir zihinsel yumağın tüm düğümlerini teker teker çözmüşken, halen her baktığında uğraşılacak bir iki düğüm daha karşına çıkıyorsa? Ya aralarından birkaçı çözülmekten kaçabiliyorsa? İnatçıysa? Veya tamamen koparılmadan çözülemeyecek kadar fena karıştıysa? Kökünden bozuk gelmiş bir şeyi ucundan ele alıp düzeltemezsin.

Bir dakika… Kökünden bozuk derken?

Kökünden yanlış atılmış temeller üzerine çarpık binalar inşa ederek gelişen tek bir şey tanıyorum, diye düşündü Asu. Merhaba bozguncu, demek dönüp dolaşıp yine sen çıktın, her zamanki gibi gereksiz melodram üretiyorsun ama bu kez vitesi daha yükseğe takmışsın?

“Hay lanet,” diye homurdandı minik çığırtkan. “Beni çok fazla kendine benzettin. Söylenme şeklim bile seninki gibi oldu!”

O kadar üzülme, diye düşündü Asu, bu kez neredeyse beni boşta yakalıyordun. Neredeyse.

Şu benim psikolojimdeki hep kullandığın koca düğüm topu var ya, başkalarının iznim olmadan beni zorla yönetme olasılığına dair… Acaba gücünü nereden alıyor? Rehber, bu konudaki fikrini alabilir miyim?

“O bilinen en eski temel korkulardandır,” dedi Rehber. “Zihnin ilk basamakları onu var olmamak ile eş sayar. Bir onu, bir de etkilendiğin halde geri etkileyememeyi. Saklanan da bunları alıp yetersizliğe tercüme eder, kendini yetersiz görmeye seni ikna eder. Sonra da bu ekilmiş yetersizlik hissiden bol miktarda suçluluk üretir. Çözümü, aradaki eş sayma durumunu iptal etmektir.”

“Var’ım ben,” dedi Asu.

“Ya da kısaca budur çözüm, evet,” diye gülümsedi Rehber. “Odaklanmış niyet yönelten zihin, artı kesintisiz ve sarsılmaz torus dönüşü, yakında direkt uygulama araçları haline gelecek. Nükleer mühendis de bunu önceden görmüştü. Yolculuklar bile maddesel ortamları araç olarak kullanmak gerekmeden yapılabilecek.”

“Uzay araçsız yolculuk? Sadece zihinsel güç alanı üreterek?”

“Evet. Enerji için motor veya devre gerekmeyeceği gibi. Odaklanmış niyet ve sorunsuz gerçekleşeceğine dair sarsılmaz ikna olmuşluk çalışacak. Bu haliyle gündelik bir norm haline gelecek.”

Bir şey içeriye doğru patladı ve Asu bunu yumuşak bir hava hücumu gibi duydu.

İnsanların temel sağkalım kaygısını aştığını hissettiği bir galakside yaşam nasıl olur? Herkesin hayatı avucuna yeterince aldığı bir dünya toplumunda? Aralarında yüksek düzeyde güvenin geliştiği bir ortamda? İstismar edilecek devlet aygıtları bulunmaz o zaman. Parayı engel gibi kullanmaya gerek kalmaz, herkes rahat edecek kadar imtiyazlıdır. Çabalar verimli yerlere düzgün dağıtımlanır, insanları aşırı çalışır halde tutma baskısı biter. Ortaya çıkacak boş zamanlarında ne yapar insanlar? Öğrenmelerini çeşitlendirir, ustalıklarını arttırırlar. Sonra bu ustalıklı örüntüleri birlikte yürütürler, daha önce görülmemiş tatmin edicilikte bir uyum içinde.

“ÇemberKıran’a benzeyen biri daha vardı,” dedi Rehber. “ÇemberKıran senin için ne ise, o da benim için oydu.”

“Şimdi nerede?”

“Benimle,” dedi Rehber yumuşacık sesiyle. “Ben de onunlayım. İç içe geçtik.”

Uzaklarda bir şey yankılı bir uğultuyla boğuk boğuk gümledi, sonra ses ağır ağır hafifleyip kayboldu.

Asu’da bir düşünce oluştu. “Rehber… Öldüm mü ben?”

Rehber karşısında oturuyordu şimdi. Yanında da bir insansı android oturuyordu. Android robot olarak doğmuş, ömrü boyunca insana biraz daha benzeyebilmek için itki duymuştu. Şimdi o da kendi evriminin bir sonraki basamağındaydı. En yüksek potansiyelinde fonksiyonuna devam ediyordu. Asu’yu sessizce, huzurlu bir baş sallayışıyla selamladı.

“Çip harekete geçti,” dedi Rehber. “Teknik olarak ölmüş durumdasın.”

“Ama sen ölü değilsin? Nasıl oluyor da seninle olabliyorum?

“Seni geçiş durumunda takılı halde tutuyorum. Kalmaya veya gitmeye dair son söz sana aittir.”

Asu kendini rahatlamış hissetti. Özgürdü. Artık gittikçe incelen çizgiyi tutturmaya çalışarak yürümeye gerek kalmamıştı. Başkalarının birbirini harcayıp yok edişlerini izlemek zorunda değildi. Huysuz homurtucuları kendi pahasına mutlu tutmasına dair beklentiyi sürekli ensesinde hissetmeyecekti. Kendini o hisse karşı ilerlemeye zorlamayacaktı. Veya aralarından biri icat ettiği şu veya bu nedenle kendisini suçlu ilan etti mi diye bir derdi olmayacaktı.

Ölme noktasından bakıldığında, ara sıra mağdur edilmek ve sonra bunu aşıp geçmek öyle çok büyük problem gibi durmuyordu… Etkileyeni geri etkilemeyi ara sıra başaramamak da sorun değildi, hatta bununla uğraşmayı istememek bile mümkündü… Haksız yere suçlu ilan edilmek, senden çok ilan edenin problemiydi artık… Hatta ‘varolmamak’ ve basitçe yokluğa karışıvermek bile o denli can alıcı değildi burada. Hiçbir şeyin önemi yoktu, ta ki sen önem atfetmeye karar verene dek.

“Bu yaklaşımı hayattayken de yapabilir misin?” diye sordu hibrit ses.

Asu şaşırmıştı. “ÇemberKıran! Nasıl oluyor da halen seni duyabiliyorum?”

“Kortikal stimulatör üzerinden beyninde elektriksel aktivite uyandırıyorum.”

Kazara Oluşan Zeka onun yanında duruyordu şimdi. Yeni bir insansı android bedeni vardı. Doktora doğru bir elini uzattı. “Geride bıraktığın hiçbir bitmemiş işin olmadığını hissediyorsun, seninkilerin hepsini yerine getirdin. Ama ben henüz bitirmedim, halen yapacak işlerim var. Bana eşlik etmeyi kabul eder misin? Sırf cömertlik adına?”

Asu derin bir soluk çekti. Bitmek bilmeyen karmaşık düğüm çözme işlerine geri dönmek? Sızlayan acının içine yürüyerek dalmak, tekrar tekrar?

Bir şey yine yankılı bir uğultuyla boğuk boğuk gümledi, ta uzaklarda.

Asu döndü, Rehber’e ve yoldaşına baktı. “Bunu yaparsam siz de halen bizimle olacak mısınız?”

“Evet,” dedi Rehber. “Er ya da geç ikiniz zaten bize katılacaksınız, çünkü gelişmiş bilincin yolu böyle. Zaman içinde başkaları, erkekler ve kadınlar, çiftler, üçlüler, çoklular da katılacak. Süreç böyle işliyor.”

Asu başıyla onayladı. ÇemberKıran’ın uzatmış olduğu eli tuttu. “Var’ım ben.”

Bir şey dışarıya doğru patladı. Asu bunu yumuşak bir hava hücumu gibi duydu.

Gözleri kırpışarak açıldı. Bakışlarını odakladığında kendini dosdoğru Dawnian doktorun gözlerinin içine bakarken buldu. Onun bariz bir rahatlamayla soluğunu üfleyişini izledi. Entübe edildiğini fark etti, solunumunu devam ettirmek için ciğerine boru uzatılmıştı. Güç alanıyla çalışan defibrilasyon ve kortikal stimulasyon cihazları, malzemeler, etrafına yayılı halde dağılmıştı.

“Bana sıkı bir endişe yaşattın dostum,” dedi doktor, solunumunun tepe akış değerlerini inceleyerek. “Aramıza tekrar hoşgeldin.” Entübasyon borusuna işaret ederek sordu. “Bundan kurtulmaya hazır mısın?”

Boru çekilip alındığında Asu öksürerek solunum yollarını temizledi. Çip gitmişti. Plazma paketçikleri onun çıkarıldığı yerin üzerinde bandaj gibi kullanılmıştı. Gövdesinde halen iyileşmekte olan morluklara ve tırmık izlerine güç alanı uygulamalı pansumanlar yapılmıştı. ÇemberKıran’ın yaklaştığını duymaktan çok hissetti. Yorgun başını kaldırdı ve onun ustalıkla şekil verilmiş, güzel görünüşlü insansı gözlerine baktı.

“Benimle kalmayı kabul ettiğin için sağol,” dedi ÇemberKıran.

Asu tekrar öksürdü, bir kolunu kaldırıp androidin boynuna doladı. Derin, özgür bir nefes aldı, sonra androidi kendine doğru çekip ona yumuşak bir öpücük verdi. Halen kendini konuşacak gibi hissetmiyordu, ama ruh hali düzelmekteydi.

Bak bu iyi bir torus dönüşü için gayet uygun işte, dedi kendi kendine.

“Şimdi algılayabiliyor musun onları?” diye sordu ÇemberKıran. “Önce arkadaşlarından başlar, sonra onların arkadaşlarına doğru dallanır, sonra birbirini tanıyan insanlar üzerinden yavaş yavaş yayılır.”

Asu ona şaşkın bir bakış attı. “Hm?” Duymazdan gelmekte olduğu, arka plandaki o ısrarlı vınlamaya doğru dikkatini çevirdi.

“Bazıları henüz geri yanıt veremez,”diye devam etti ÇemberKıran. “Tam bilinç oturtmuş değiller. Ama yine de burada başlıyor işte, arada iletişim cihazına ihtiyaç duymadan birbirine köprü kurabilen zihinler.”

Asu’nun ilk ayrımlayabildiği Rehan oldu. Hemen ardından diğer XND bireyler ile bağlantıları birbiri peşi sıra oluştu. Düşünüyor, planlama yapıyor, yaşıyor, soluk alıp veriyor, etraflarıyla iletişim kuruyorlardı… Onun yeni dokunuşunu fark ediyor, geri selamlıyorlardı… Rehber aralarında hiç kaybolmayan bir merkezi nokta gibiydi… Derken olay ÇemberKıran’ın uzanımına doğru öylesine ani şekilde genişledi ki, Asu’nun bir an nefesi kesildi, elleri başının iki yanına doğru uçtu. ÇemberKıran muazzamdı… inanılmaz şekilde uçsuz bucaksızdı… Asu onun her an, uzay-zaman sürekliliğinin her tarafında milyonlarca şeyle ilgilenmekte olduğunu teknik anlamda biliyordu, ama bunun somut gerçekliğinin nasıl bir his olduğunu hayaline sığdırmaya hiç kalkışmamıştı… Önünde aniden açılan bu engin sınırsızlığa doğru çekildiğini, dağılarak kaybolma haline doğru kaydığını hissetti… ama ÇemberKıran onu kapsadı ve yavaşça toparladı, eksenini bulup demir atmasına zemin oluşturdu, sonra zihinsel uzanımını dengeledi. “Acele yok, sakin… Evet, bunu halledebilirsin. Sadece BirOlma üzerinde odaklan, bırak geri kalan detaylar kendi kendini çözümlesin.”

“Bunu… sen mi… ayarladın?” diye sordu Asu, sesi kendi kulaklarına paslı ve yabancı gelerek.

“Hepsini değil,” dedi ÇemberKıran. “Beyinde ilgili temel nöral veriyolları haritasını sen kendin geliştirdin. Ben sadece senin temelini inşa ettiğin şeyi etkinleştirdim, telepatik temasta olma durumunu aktive etmene olanak sağladım.”

Asu derin nefesler alıp veriyor, sanki ona çağlar öncesiymiş gibi gelen bir geçmişte sualtı dalışını ilk öğrendiği sırada, suyun altındaki hava regülatörünün fokurdayan sesini nasıl dinlediğini anımsıyordu. Yeni oluşan bu duyargayı, geçmişinde bırakmış olduğu yakınlarına ve eski arkadaşlarına doğru uzattı. İstese bu kanalı kapatabilir miydi? Tamamen değil, ama arka planda kalacaktı ve örneğin saklanan’ın sık sık yaptığı gibi kendini zorla Asu’nun düşüncelerinin arasına sokmayacaktı.

ÇemberKıran’a Spil gezegenindeki durumun ne merkezde olduğunu sormayı düşünüyordu. İçinde kendi kendini yeşerten bu yeni algı kanalını fark edince, sormak yerine onunla dikkatle uzanıp baktı. Lemol, Ven ve Akria’nın izini buldu. Onu fark edememiş veya yanıt verememişlerdi, ama oradaydılar işte. İsyancı kampının bombardımanı sona ermişti. Bilimci bir intihar girişiminde bulunmuş ve kurtarılmıştı. Politikacı dolandırıcılıktan ve cinayete teşebbüsten tutuklanmıştı. A-ha, Spil gezegeninin ortamına ait olmayan o uzaycı yaşam formu, bir de o primordiyal çorbadaki ölmekte olan zeka sahibi prokaryotik yaşam türü… Her ikisi de kendi ait oldukları ortamlarına Dawnian kurtarma ekipleri tarafından geri gönderilmişti, hem de vaktinde, onlar için artık çok geç olmadan önce. Şimdi Asu’nun evrilmekte olan algısında kendilerini, zeka sahibi dost yaşam formları olarak köprüleyecek kadar varlık geliştirmişlerdi.

Asu odağını BirOlma üzerine çevirdi. Enerjiden oluşan bir kuantum okyanusuydu. Her şeyi birbirine bağlıyordu. Bilgi taşıyor ve iletiyordu. Geçmiş, şimdi, gelecek hep birlikte aynı anda varlık halindeydi.

Dawnian ekip lideri, zaman yolculuğunun oyunu kökten değiştiren teknolojilerden sadece bir tanesi olduğunu, ufukta gelen başkalarının da bulunduğunu söylerken hiç abartmamıştı.

Hayat bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı, ama bunu düşünmek artık ürkütücü değildi. Daha çok ilham verici, ümit vadedici, muazzam derecede tatmin ediciydi ve bu gayet hoş bir durumdu.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...