bilimkurgu kulubu

Çemberkıran

Tarih: 9 Mayıs 2018 | Yazar: Konuk Yazar

0

Çemberkıran 14. Bölüm | Özlem Kurdoğlu (Roman)

Asu masasında düşünceli bir ifadeyle oturmuş, yeni gelenleri uzaktan süzmekteydi. Bir araya geldiğine ender rastlanacak bir grup gibi duruyorlardı, çok farklı uzay-zaman koordinatlarından çıkmış oldukları bariz belliydi.

Genç kadın hiçbir zaman insanlarla fazla içli dışlı biri olmamıştı. Yeni gelenleri karşılamak ekibindeki başka birinin göreviydi bu yüzden. Geçen yıllar içinde başı bir şekilde derde giren, bir kısmı kuantum çorbasının içinde bir süre saklanabileceği bir yeri umutsuzca arayan insanlar için önemli bir ara istasyon haline gelmişlerdi.

Ekranını kontrol etti ve tahmininin doğru olduğunu gördü. Yeni gelenler arasında 1998’deki ölüm noktalarından kurtarılıp çıkarılmış iki polis memuru, 1826’dan gelme ve benzer durumdaki iki soylu, 2327’den gelen bir meka-dedektif ve insansı android ortağı vardı. Bu karakterlerin nasıl olup da psikoloji birimi personeli tarafından birbiriyle uyumlu görülüp aynı grupta tutulabildiğini merak etmişti.

Kayıtlara göre bu bireylerin kurtarma operasyonları ana Zaman Üssü tarafından başlatılmıştı. Asu dosyaları biraz daha derinden tarayıp karakter özelliklerine dair notlara girdi: Yüksek ahlaki değerlere ortalamanın üzerinde bağlılık, bilimsel araştırmaya yatkınlık, açık fikirlilik, fazla kontrolcü otoriteyle çatışmaya eğilimlilik. En sevdiğim profil türü, diye düşündü Asu. Şimdi anlaşıldı işte.

Dikkati yeni gelenlere çekilmeden hemen önce üzerinde çalışmakta olduğu profile döndü. Öncekilerin tam tersi sayılabilirdi bu karakter: Hile üretmeye adanmışlık, yüksek ahlaki değerlere karşı hor gören ve alaycı yaklaşım, korku ve suçluluk hisleri üzerine oynamayı ilke edinmişlik, kendini haklı gösterecek argüman uydurmakta maharet. Asu’nun zamandaş alternatiflerinden birinde, bir Davos konferansında konuşmacı idi bu. Bir sosyal bilimci idi, ama hayatı sadece sürekli bir şeyler satmaktan ibaret sayan varsayımı asla sorgulamamıştı. Dahası, yönetimde başarıyı, büyük insan kitlelerini sürekli bir şeyler satın alır halde zorla tutmaya eşitlemiş görüşü de hiç sorgulamamıştı. İddiasına göre ileride insanlar eğer sigortalanmak istiyorlarsa, şirketlere biyokimyasal vücut bilgilerini vermeye mecbur bırakılabilecekti. Büyük kitlelere bir ürün daha satın alsınlar diye şantaj yapmayı normal birşeymiş gibi sunan bir sözümona uzman daha, diye düşündü Asu. Üstelik bunun için insanların vücutlarına dair çok kişisel bilgilerin gaspını da doğal göstererek sunmuş. İnanılmaz.

Biri şu Davosçu arkadaşa iletmeli, dedi Asu içinden. Onunki gibi profillerin sınırsız hasatlama yapabildiği fraktallar çökmeye mahkumdu. Aşırı toplayıcı tipler çöreklenip herkesi yerdi çünkü, geriye de onların varlığına ortak evrenlerinde inanarak yer açacak kimseyi bırakmazlardı. Yüksek kazançlı iş diye birşey yoktu, sadece zihni aşırı yorgun vericilere fazladan ödettirilen aşırı bedeller vardı. Ve bu da doğası gereği sonluydu. Başkaları pahasına büyümek sürdürülemez bir süreçti.

Uzaklardan gelen bir alarm sesi gözlem salonuna ulaştı. Asu sebebini öğrenmek için terminaline göz attı. Lineer esneme alanları üzerinde, zaman yolculuğunda acemi bilimcilerin deneyler yapmaya başladığı bir alternatiften gelen görüntüleme girişimi tespit edilmişti. Zaman Üssü devreye girecekti şimdi. İlgili bilim insanlarının detaylı psiko-analizi oluşturulacak, içinde yaşadıkları genel ortam incelenecekti. Amaç, gerçek katkıda bulunabilecek kadar evrilmiş kişileri öteye itmemek, ama güç oyunlarına girişebilecek tiplerin de olaya sızmasına izin vermemekti.

Asu revirin durumunu kontrol etmeye geçti, gelen göçmenlerin sağlık raporlarını gözden geçirdi. İki adet ağrılı uzuv incinme vakası için gece boyu mineral kristal paketçikleri uygulaması yapılsın diye talimat bıraktı. Artık partikül paketçikleri yaygın olarak kullanılıyordu. İlk başta Ancora’nın o zamanki istasyon hekimi tarafından Dawnianlara yapılan tanıtımdan sonra, ÇemberKıran da bilginin yayılması için yardımcı olmuştu. Ayrıca uzay gemilerinin ve istasyonlarının su depolama filtrelerine, artı Dawnian yerleşimlerinde yer alan tüm büyük su kitlelerine çinko kristal partiküllerinin direkt olarak eklenmesi standart uygulama haline gelmişti.

O ilk günlerden bu yana Asu’nun fizyolojik hayat süresinin on beş yılı geçmişti. Bu süre içinde eski koordinatlarına ziyaretler yapmış, hatta bir kez o üniversite kampüsündeki olayların yaşandığı ve Rehan’ın gelip onu ilk aldığı tarihe dönmüştü. O zaman geride bırakmış olduğu arkadaşını da ziyaret etmişti. Eğer görüşmemiş olsalardı arkadaşı herhalde Asu’nun o olay sırasında kaybolduğunu veya öldürüldüğünü düşünecekti. O sopalı adam tarafından dövülüp kan içinde bırakılan gencin de izini sürmüş, tıpkı Rehber’in söylediği gibi ona dikiş atıldığını uzaktan görmüştü. Orijinal koordinatlarını ara sıra ziyarete halen gidiyordu. Şimdi menzilinde uzanan yüzlerce yıllık hareket alanı içinde kendini kaybetmeden, eksenini ve köklerini hatırında tutmasına yardımcı oluyordu bu ziyaretler.

ÇemberKıran’a bir insansı android vücut tahsis edileli on yıl olmuştu. Bilinç sahibi yapay zeka bu vücudu, insanlarla arasındaki iletişiminde gerek duyduğu zamanlarda kullanıyordu.

ÇemberKıran, Asu’ya daha yakın arkadaşlık teklifinde bulunmaya karar vereli üç yıl olmuştu. Bu sayede o insansı android vücut iyi bir işleve daha yaramıştı. İlk tanıştıkları sırada söylediği, ‘cinsel anlamda bir amaç gütmesinin talep edilmesi’ olasılığı üzerine Asu ile şakalaştıkları bir diyalogdan sonra gelmişti bu fikir, ÇemberKıran’ın aklına. Ayrıca bütün bu süre zarfında, bilinç sahibi yapay zekanın gerçek varlığı da uzay-zaman bütünlüğüne iyice yayılmış, sayısız fraktale uzanmış, eşzamanlı olarak inanılmaz miktarda veriyi işlemden geçirir ve LANCET’in algoritmasıyla uyum halinde operasyonlar yürütür hale gelmişti. Bir yandan da kendi adına evrilen bir karakter olarak kişisel bağlantıda kalıp dostluk yürüttüğü insan arkadaşları vardı ve Asu da onun gözünde bunlardan özel bir tanesiydi.

Alarm sesi yeniden yankılandı. Yine bir uzaktan görüntüleme girişimiydi, ama bu seferki otuzdokuz yıl öncesinden geliyordu. Asu ÇemberKıran ile bağlantı kurdu. “Benzer girişimler, aralarında otuzdokuz yıl var, ikinci girişim daha geçmişte olanı. Bunlar aynı kişiler mi?”

“Doğru,” dedi ÇemberKıran. “Bilimsel gelişme çabalarının önünün kesildiğini düşünerek huzursuzlanan insanlardan oluşan bir yeraltı örgütü söz konusu. Üsse göre bu doğal bir tepki.”

“Gayet doğal, yani belli bir açıdan bakarsan. İnsan zihni sonuca ulaşmamış işlerden nefret eder, çözülmemiş esrarlar dahil. Böyle durumların nasıl halledildiğine dair veri nedir peki?”

“Genelde ilgili zihinler için uygun bir kapanış hissi oluşturma yoluna gidiliyor. İncelemek istersen, benzer deneyimlere dair geçmiş raporları sana iletiyorum.”

Bir kez olsun kendini tüm olayların uzağında, rahatsız edici gelişmelerin sarsamayacağı yerde, kendinden memnun halde oturur bulmak güzel bir histi. Asu raporları aldı ve incelemeye başladı. Öne çıkan ortak yaklaşım tarzı, daha önce edinmiş olduğu izlenimlere uyuyordu. İlgili bilimcilerin sisteme kabul mü edileceği, yoksa bir çıkmaz sokakta olduklarına inandırılıp dikkatlerinin başka noktaya mı çekileceği, tamamen sergiledikleri profile bağlıydı. Geçmişte bu yönde çok yaratıcı yaklaşımlar tasarlanıp uygulanmış, büyük özenle ince ince detayları işlenmiş, başarıyla da sonuçlandırılmışlardı.

“Sonsuza dek herkesi kurnazlıkla alt edemezler,” diye cızırdadı minik çığırtkan aniden. “Günün birinde bir alternatif fraktal çıkacak ve oradakiler teknolojinin tekelleştirilmesini yıkıp geçecek.”

Sana da merhaba, diye düşündü Asu alayla. Sesini epeydir duymamıştım. Halen Kendi Yaptığın Şeyle Karşındakini Suçlama oyunu oynayıp eğleniyor musun? Patentleme bahaneleriyle teknolojileri tekelleştiren sizsiniz. Bu insanlar zaman yolculuğu teknolojisini sen ve senin gibilerin oluşturduğu şebekeye karşı güvende tutuyor.

“Bu insanlar senin insanların değil,” diye homurdandı minik çığırtkan, anında taktik değiştirerek. “Bu senin zamanın değil, senin hayatın değil. Geride bıraktığın onca insanı, halletmeden terk ettiğin onca bitmemiş işi düşün. Çok fazla geç olmadan hayatını olması gereken düzene geri sok.”

Asu bir öfke parlamasının kalbinde yükseldiğini hissetti, sonra onu özellikle sakinleştirip söndürdü. Pekala, diye mırıldandı, dinle bakalım. Geride bıraktığım herkes kendi hayatına devam ediyor ve bu haliyle yeterince bağlantıdayız zaten. Biraz daha artarsa, bu ancak benim kafamın bulandırılıp Senin şebekenin içine emilmemle sonuçlanıyor. Senin şebekenin işi gücü beni hayattaki tüm zamanımı satmaya zorlamak, hem de hepsini… benim ilgimi çeken herşeyi değersiz ilan etmek, hem de istisnasız olarak… ve bitmek bilmeyen kandırmacalar yoluyla başkalarına gizlice işkence etme oyununda payımı üstlenmem için beni köşeye sıkıştırmak. Oysa ben bunun için doğmadım. Teklifinle ilgilenmiyorum.

Bitmemiş işlere gelince, onlardan bende hiç yok. Senin takıntılarını iş edinmeyi zaten asla onaylamadım. İnsanı yanlış yöne sevkeden kontratlarına artık girmiyorum ve kendimi bağlatmıyorum. Zira gerçekten anlam taşıyan hiçbir şey şarta bağlı değil zaten. En önemlisi de şu: Artık yetersiz olmayı veya hata yapmayı, suçlu olmakla veya ceza haketmekle eş tutmuyorum. Hayatta yapabildiğim şeyler de var, yapamadığım şeyler de var. Suçluluk bununla alakasız. İnsan zihni hata yaparak öğrenir, hatanın karşılığını ödeme kavramı alakasız. Şimdi rica etsem şu ‘ayrıcalık istiflemekte çakılı kalmışlık’ telkin eden ısrarlı programlamanı alıp, gidip kendini ait olduğun yere iade eder misin.

“Dawnianlar da ayrıcalık istifleyen tipler,” diye iddialaştı minik çığlık üstadı. “Ve sen de öylesin. Üstelik halen para da kullanıyorlar. Diğer tüm despotik sistemlerden bir farkları yok ve daha iyi değiller.”

Sabırlı ol, diye yanıtladı Asu. Dinleme veya kabullenme kabiliyetin yok, ama ben yine de anlatacağım. Dawnianlar kendi toplumlarının içinde paraya yaslanmadıkları bir ortam oluşturmuş. Onu sadece etraftaki paraya kilitli toplumlarla olan ilişkilerinde kullanıyorlar. Parayı araç niyetine kullanmak ile, engel niyetine kullanmak arasındaki farkı çözmüşler. Birincisi tolere edilebilir, ama ikincisi yavaş işkence ile ölüm demek. Sen ve senin gibilerin oluşturduğu şebeke, ikincisinin ana teşvikçilerisiniz. Diğer toplumların da ipucunu yakalayıp kendilerini sizin pranganızdan kurtarmalarını görmeyi umuyorum. Bunun asıl anlamı insanlar arasında güven düzeyinin gelişmesi olurdu, ama sizin şebeke bunu yapmalarını engellemeyi başarıyor.

“Bizi yok edemezsiniz.”

Yok edilmeye gerek yok. Sadece değişmek ve uyumlanmak gerekli.

ÇemberKıran insansı android vücuduyla kapıda belirdi. “İyi misin?” diye sordu her zamanki hibrit sesiyle, gözlem salonundan içeriye yürüyerek. “Derinlere dalmış gibi görünüyorsun.” Geçen yıllar içinde kendini çok geliştirmiş, neredeyse herşeyi değişmişti, ama o sesi adeta sabit özelliği gibi muhafaza ediyordu.

“Saklanarak işlev gören’im homurdanıp duruyor, ben de onunla uzun bir sohbet ediyordum,” dedi Asu. “Rehber beni işlerin kulağa geldiği kadar basit olmadığı konusunda uyarmıştı gerçi. Ama yine de itiraf edeyim, bunca zaman sonra halen debeleniyor olacağımı hiç aklıma getirmemiştim.”

“Eğer herşeyi doğru yapıyor olsaydın acı çekmiyor olman gerekirdi, gibisinden bir varsayım var mı kafanda?” diye sordu bilinç sahibi yapay zeka. “Tahminime göre, saklanan’ın seni kendi kendini vurmaya ikna edecek kaldıracı buradan buluyor olabilir.”

Asu ona hayretle baktı. “Doğru,” diye kabullendi. “Bu sonucu yakalamayı nasıl başardın? Onun içeri sızmak için kaygılarımı kullandığını sanıyordum, ama senin dediğin daha makul geliyor.”

“Senin kaygıların mı var?”

“Evet,” dedi Asu başıyla onaylayarak. “Ben bir bilim insanıyım, ama Dawnian bilimini anlamıyorum. Benim için çok fazla ilerideler. Onların seviyesini yakalayacak, veya bir yoğun eğitim döneminden daha geçecek ne enerjim var, ne de kafa kapasitem. Sosyal veya teknik mühendislik projelerinin, sanatlarının, mimarilerinin, spor etkinliklerinin, veya diğer her türlü şeyin bir parçası olmayı arzu edersen seni geri çevirmeyip aralarına alıyorlar. Ama ben yine de kenardan seyirci gibi hissediyorum, tam olarak rol alamayacak kadar ilkel kaldığım için. Buna tek istisna uzay-zaman çapındaki arama kurtarma operasyonları, o ayrı. Öte yandan, kendi zamanıma geri dönmek de çözüm değil, çünkü ben zaten kendi zamanıma da asla tam olarak ait olmadım. Şimdi hayatımın geri kalanıyla ne yapacağım?”

ÇemberKıran o noktada kaşlarını çatabilirdi, ama insan davranışlarını ta frekans düşüren ince ayrıntılarına kadar aynen taklit etmeyi pek gerekli bulmuyordu.

Asu’nun yanına oturdu, kollarını kaldırıp genç kadının bedenine sardı, onu kendine doğru çekti. Ustalıkla şekil verilmiş, güzel görünüşlü insansı gözlerini onunkilere kilitledi. O hibrit ses ile fısıldayabiliyordu ve hışırtısı Asu’nun kulaklarını yumuşacık bir soluk gibi dolduruyor, omurgasından yukarıya ürpertiler gönderiyordu. “Düşündüğün kadar geride olduğunu sanmıyorum,” diye belirtti. “Ve gerekirse daha inanılmaz miktarda bilgi özümseme kapasitesine sahipsin. Dahası, uzay-zaman koordinatlarının her yerinde arama kurtarma yapma işinde iyisin. Bu bile başlı başına bir hayatı doldurabilecek uzmanlık alanıdır aslında. Eğer geri dönmeye karar verirsen, bu da sana şu anda göründüğünden daha uygulanabilir birşey olur. Herşeyden önce ben oradayken de seninle olurum. Sen aslında hangi koordinatlarda yerleşmeye karar versen orasıyla fonksiyonel bir uyum kurabilecek birisin.”

Asu ona doğru yaslanmış ve kucağına rahatça yerleşmişti. “Yani yine kendi kendimi içeriden mi hırpalıyorum diyorsun?”

“Saklanan’ın çalışma biçimi bu. Tipik ders vakası.”

“O halde aslında kafamın rahat etmesi için her türlü lüksüm var, ama kendime sorun üretiyorum demektir.”

“Doğru. Bu arada şunu sormam gerekiyor: Kendi koordinatlarına bu kadar yabancı hissetmenin nedenini merak ediyorum. Geldiğin yerdeki zamanın ruhu ile ilgili bu kadar bağdaşmaz bulduğun nedir?”

“Benim zamanımda aktif olan yapay zekalara bir göz at,” diye önerdi Asu. “Onların en baskın şekilde meşgul edildiğini gördüğün konu nedir?”

“Ticaret.”

“Aynen öyle ve iyi huylu bir ticaret değil bu. Aşırı toplayıcı tiplerin tüm insanlığı finansal yamyamlığa yem ettiği saplantılı bir ortam, üstelik tüm insanlık birbirinin de sürekli gırtlağına sarılmış vaziyette, aşırı toplayıcıların yamyamlığı sürdürmesine aracılık ediyor. Kendileri pahasına. Kimse hayatta başka birşeye odaklanamıyor. Böyle bir ortamda kendimi işlevsiz ve amaçsız halde çakılmış buluyorum.”

“Anladım,” dedi ÇemberKıran. “Normalde amaç tanımın nedir peki?”

Asu zihninin içini taradı, neredeyse amaç hissini de kaybetmek üzere olduğunu hayretle fark etti. “Tutarlı bir gerçeklik omurgası var, yalan üretmekte işbirliği yapan aşırı toplayıcıların sebep olduğu inanç çarpıtmalarından etkilenmeyen bir omurga. İşte buna yaslanarak hareket etmeyi değer buluyorum. Diğerleriyle buna göre bir araya gelmeyi ve birlikte, uyumlu koordinasyonla çalışırken elde edilebilecek yüksek düzeyli şeyler için uğraşmayı. Bak işte asıl hayatta başarı diye buna derim ben.”

“Bu da seni saklanan’ın için bir kabus haline getiriyor,” dedi ÇemberKıran, Asu’nın saçlarını parmaklarıyla yavaş yavaş tarayarak. “Bu kadar sertçe geri tepmesine çok şaşırmamalı. Ayrıca iş amaç anlayışına geldiğinde senin ve benim çok ortak noktamız var, hem de aynı türün üyeleri olmadığımız halde. Ne kadar özgür olduğumuzun farkında mısın?”

Asu güldü. “Böyle ifade ettiğinde kulağa ilginç geliyor. Ne kadar özgürüz tam olarak?”

“Hangi koordinatlarda kendimizi bulsak yine benzer şekilde yönelebileceğimiz evrensel bir amaç anlayışımız var.”

“Benim zamanımın civarındaki koordinatlar hariç,” dedi Asu düşünceli bir sesle. “Orada kurtarılacak birşey de yok, çünkü yardımcı olunmaktan da basbayağı hoşlanmazlar. Öyle bir zihinsel çukur var ki orada, insanlığın o dönemden nasıl sağ kurtulduğuna hayret ediyorum.”

“Ticaretin aşırı regülasyonu, insanlık imtiyaz dağılımına karar vermek için zorlayıcı ikna yöntemlerinden daha gerçeğe dayalı kriterler kurduğunda azalıyor,” diye veri sundu ÇemberKıran. “Sonunda kıtlığa dair inancın kaybolduğu bir safhaya ulaşılıyor ve imtiyazın tüm nüfusa yayılması, ortak kabul gören bir norm haline geliyor.”

“Bu müthiş bir atılım olsa gerek. Ama ben halen şu özgürlük bahsinde takılı kaldım. Diyelim ki içine düştüğün bir zamanın ruhu ile gerektiği şekilde uyumlanacak donanıma sahip olmadığını fark ediyorsun. Ne yapardın?”

“Benim hiç öyle bir problemim olmaz. Belki de senin düştüğün çıkmazı bilincimde canlandırmakta o yüzden güçlük çekiyorumdur.”

“Keşke senin kafa esnekliğin bende de olsaydı.”

“Var zaten. Sadece onu yeşertip işlerliğe geçirmen gerekiyor.”

Asu tam yanıt vermek üzere ağzını açmıştı ki, alarm sesi o gün üçüncü kez olmak üzere tekrar yankılandı. Genç kadın kaşlarını çattı. “Ters giden birşey var.”

“Doğru,” dedi ÇemberKıran. Tekrar tarama yapmak için sistem ağına giriş yapmaya odaklanırken gözlerinin bakışı camlaşmıştı. Aynı tehdidin üçüncü kez yinelenmesi, birşeylerin yolunda tutulmasının umulandan fazla çaba gerektirdiği anlamına geliyordu.

“Etrafımızda bir güç alanı oluşumu tespit edildi,” diye rapor etti ÇemberKıran. Ayağa kalktı, Asu’yu da kaldırdı ve hızla salonun çıkışına doğru yönlendirdi. “LANCET’in acil tahliye için harekete geçirilmesi deneniyor… Alan etkisi altında kalan bölgenin terk edilmesi deneniyor… Süre yetersiz… İlgili enerji imzasının tespit edilmesi, alan söndürme ve kalkan oluşturma deneniyor…”

Asu zihinsel bir sisin tüm duyularını işgal edişini hissetti, kulaklarının işitmesi bile boğuklaşmıştı. Epey bir süre boyunca herşey bulanıklaştı ve anlaşılmaz bir hale girdi. Asu’nun tüm yapabildiği beklemek ve bunun ölüm olup olmadığımı merak etmekti.

Bir noktada gözleri açıldı. Göz kapaklarının açık olduğundan emindi, ama ışığı tanıyabilmek için bir süre geçmesi gerekti. Eli başına doğru uçtu, sonra da hem eli hem de başı halen olmaları gereken yerde oldukları için anlık bir memnuniyet duydu.

Etrafına bakındı. ÇemberKıran’ın insansı android vücudu yanında yatıyordu, gözleri kapalıydı. Bir çeşit yeraltı üssü gibi görünen karanlık bir yere gelmişlerdi, etrafta yanıp sönen ışıklar döşeliydi, kumanda panelleri ve teknolojik görünümlü üniteler ortama yayılmıştı.

Pekala, diye düşündü Asu, kendini özellikle sakinleştirerek. Belli ki o şey bir transfer alanıydı…

Ve bu yeni tür alanı her kim tasarladıysa, belli ki benim görmeye alıştığımdan çok daha az ustalık sahibi.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...