bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 6 Kasım 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri Son Bölüm | Cem Can (Roman)

“Ona ne yaptınız?” diye bağırıyordu Arayıcı. “Rahat bırakın onu. Nereye götürdünüz?”

Türk, genç adamı sıkıca tutmuş hareket etmesine izin vermiyordu. Gürültüye koşanlar yönetici Iwu’nun odasının bulunduğu bölüme doluşmuşlardı. Sonunda kapı açıldı. Önde Daiki arkasında Ekon odadan çıktı. Her ikisi de yorgun ve üzgün gözüküyordu.

“Sakin ol genç adam,” dedi Daiki. “Sana her şeyi anlatacağım. Şimdi daha önemli bir işimiz var.”

Türk şaşırmıştı. O ana kadar öncelikli görevleri Model 9X’di.

“Başka seçeneğimiz yok sanırım Bay Iwu.”

“Haklısınız. Merkez tüm ihtimalleri değerlendirdiklerini söylüyor.”

“Derin’in hesaplamalarında yanıldığını hiç görmedim.”

Ekon, kafasını sallayarak onayladı. Ardından elindeki terminalde birkaç tuşa bastı. Birkaç saniye sonra etraflarındakilerin hepsinin iletişim cihazları öttü.

Emir Svalbard’daki herkesin terminaline aynı anda ulaştı.

“Tahliye”

Daiki, Türk ve Arayıcı’ya döndü.

“Hazırlanın burayı boşaltıyoruz ve Mars’a geri dönüyoruz.”

“Onu burada bırakmam,” diye bağırdı Arayıcı.

“Bırakacağımızı kim söyledi? Hadi gidip hazırlanın. Ben de R.V.A.’yla ilgileneyim.”

“Hadi benimle gel bakalım huysuz,” dedi Türk.

Arkalarını döner dönmez tüm merkez bir an yanıp ardından sönen kırmızı bir ışıkla kaplandı. Birlikte eşyalarını almaya gittiler. Arayıcı Riva’nın çantasını da sırtlandı. Genç kadın yolculukları boyunca onu taşırken hiç zorlanmamıştı ama aslında ağır bir çantaydı. Arayıcı dengesini kaybeder gibi oldu. Türk düşmemesi için onu desteklemek zorunda kalmıştı.

“İstersen yanına alma. Bu saatten sonra içindekilere ihtiyacı kalmamış olabilir.”

“Hayır, alacağız. Araçta yer var mı sen onu söyle?”

Türk bir kahkaha patlattı.

“Nasıl gideceğimizi düşünüyorsun?”

“Bilmiyorum. Nereye gideceğimizi bile bilmiyorum.”

“Uzağa. Hem de çok uzağa. Önce Lemuria’ya uğrayacağız ardından Mars’a gidiyoruz.”

“Nerede bu Lemuria? Yolumuz çok uzun mu?”

Türk parmağıyla yukarı işaret etti.

“Yıldızların arasında diyebiliriz.”

“Ne?” diye bağırdı şaşkınlıkla genç adam.

“Tamam, bu düşünce sana biraz ağır gelmiş olabilir ama bu gezegen dışında başka yerlerde de yaşayabiliyoruz.”

Binadan çıkıp büyük bir açık alana geldiklerinde durdular ve bir sonraki otobüse binebilmek için sıraya girdiler. Birkaç dakika sonra Daiki ve hemen arkasından Riva’yı bir sedyede taşıyan dört adam dışarı çıktı. Türk, Arayıcı’nın kolunu tuttu.

“Merak etme o da bizimle geliyor.”

Gelen ilk araca bindiler ve kendilerini bekleyen dev silindire ulaştılar. Arayıcı’nın ağzı açık kalmıştı. Türk bir parmağıyla çenesine dokundu ve sırıttı.

“Tahliye roketimiz de burada. Bununla bu gezegeni terk edeceğiz. Bence sizin minik çantalarınızı koyacak yer vardır Dragon modülümüzde.”

“Herhalde,” diyebildi sadece Arayıcı.

Büyük bir asansörle dev silindire tırmandılar ve içine girdiler.

“Kalkışta biraz sarsılacaksın, miden bulanır ama sonra alışırsın.”

Birlikte ana yolcu kabinine geçtiler. İçi çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ile doluydu. Türk, parmağıyla Arayıcı’ya bir koltuk gösterdi.

“Pilot kabinine en yakın olan koltuk. Orası senin, Bay Haruto ile işlerimizi bitirir bitirmez yanına geleceğiz.”

“Tamam,” dedi Arayıcı ve koltuğuna oturdu. Bir süre sonra dev silindirin içine açılan tüm kapılar kapandı.

İçeride kemerlerinizi bağlayın anonsu duyuldu. Herkesin aynı anda kemerlerini bağlamaya başlamasıyla bir uğultu yükseldi. Çocukların bağırmaları, insanların konuşmaları ile uğultu tam bir ses karmaşasına döndü.

Silindirin içindeki beyaz ışıklar yavaş yavaş karardı. Oturdukları koltuklar oldukları yerde dönmeye başladı. Koltukların dönüşü tamamlandığında herkes mekiğin ön tarafına bakacak durumdaydı. Kat kat bölümlerden oluşan araç tek ve büyük bir alana dönüşmüştü. Arayıcı koltuğun yan taraflarını o kadar sıkı tutuyordu ki, bir an kırılacağından korktu. Ardından geri sayım başladı.

İşlemi bildiren dijital ses kesildikten bir süre sonra silindir büyük bir gürültüyle hareket etmeye başladı.

Arayıcı, bütün vücudunun koltuğa yapıştığını hissediyordu. Eğer böyle devam ederse dümdüz olacağını ve onu koltuktan kazımak zorunda kalacaklarını düşündü. Dakikalar sonra titreşim ve gürültü azalmaya başladı. Arayıcı, kendisini biraz daha iyi hissediyordu. Ardından büyük bir rahatlama yayıldı vücuduna. Kendisiyle oturduğu koltuk arasında bir boşluk hissi oluştu. Dakikalar sonra genç adam hafiflediğini hissetti.

Daiki, yanında duran Türk’e baktı.

“Magellan görünürde hiçbir şey yapmıyor,” dedi. Hemen önlerindeki pencereden dışarı işaret etti. “Elitlerin gemileri. Hepsi ayı terk ediyor. Bir kısmı dünyaya dönüyor.”

“Mantıklı düşünmüyorlar gibi.”

“Kesinlikle. Dünya sürgünlerin istilasına uğramış durumda. Elitlerin başına ne geleceğini düşünmek bile istemiyorum.”

Daiki, pilota döndü.

“Planladığımız gibi devam ediyor muyuz?”

“Evet efendim. M.U.I.’dekiler Magellan’ın nasıl davranacağını bilmediklerini söylüyor.”

Pilot, uçuş bilgisayarına gerekli hesaplamaları yaptırmıştı. Otuz saniye içerisinde tek bir ateşleme gerçekleştireceklerdi ve dünyanın çekim kuvvetinden kurtulup, Lemuria’ya doğru yola çıkacaklardı. O andan itibaren tek yapabilecekleri beklemek ve Magellan’ın onlara saldırmamasını ummak olacaktı. Kontrol panelinde saniyeler geri sayıma devam ediyordu. Daiki, gözlerini kapadı.

Türk, kemerini kontrol etti ve arkasına yaslandı. İticiler sessiz bir şekilde ateşlendi. Mekik dünya yörüngesinden çıkıp, geniş bir yay çizeceği rotaya girdi. Kokpitte herkes nefesini tutmuş radar ve lidar verilerine bakıyordu. Magellan’ın bulunduğu yerde hiçbir hareketlilik yoktu. Türk gülümsedi.

“Sevinmek için daha erken.” dedi Daiki.

Tahliye gemisi hız kazanarak rotasında ilerliyordu.

Sapan döngüsü sırasında hiçbir engel ile karşılaşmadılar. Magellan’ın geçişlerini fark etmemiş olması imkansızdı. Ama mekiklerinin tehlike faktörünü düşük gördüğü için hiçbir şey yapmamış olabilirdi. Kat ettikleri mesafe göz önüne alındığında bundan sonra Magellan için tehlike oluşturma olasılıkları giderek azalıyordu.

“Bundan sonra kontrol sizde, kaptan.” dedi yaşlı adam.

Daiki’nin arka tarafa yöneldiğini gören Türk de ayağa kalktı. Kendisini kapıya doğru itti ve havada süzüldü.  Kapıyı açtı.

Her ikisi de çekim botlarını çalıştırmadan birer zıplayış gerçekleştirdi. Yaşlı adam Türk’ün açtığı kapıdan geçerek Arayıcı’nın olduğu bölüme geçti. Arayıcı’nın gözleri fal taşı gibi açılmış, Daiki ve Türk’ün havada yaptığı hareketleri izliyordu. Daiki, Arayıcı’nın yanına oturdu ve kemerini bağladı.

“Evlat. Sana olan biteni anlatacağıma söz vermiştim. İşte buradayım. Yolumuz uzun. Sormak istediğin her şeyi bildiğim kadarıyla cevaplamaya hazırım.”

“Riva.” dedi Arayıcı. “Riva, öldü mü?”

“Tam olarak öldüğünü söyleyemem. Onun gibiler, humanoidler.” Daiki, bir saniye düşündü. “İnsana benzeyen makineler ölmezler.”

Arayıcı, garip duygular içindeydi. Hoşlandığı, sevdiği, güvendiği kadın insan değil miydi? Bir şey söylemek istedi ama söyleyemedi.

“Kendine kızma,” dedi Daiki. “Onun bir humanoid olduğunu anlayamazdın. Bu noktaya kadar gelebilmesinin en büyük sebebi bu anlaşılmazlık.”

Genç adam dikkatle dinliyordu. Şaşırmıştı.

“Bak evlat, koloniye katıldığında bir sürü eğitimden geçeceksin. O zaman dünya tarihini daha iyi öğrenirsin ama seni ilgilendiren kısmını kısaca özetleyebilirim. 19. yüzyılda, Alan Turing adında bir matematikçi yapay zekâ üzerine bir test fikri ortaya attı. Bu test insan ve makineyi birbirinden ayırt etme işini görüyordu. İlk olarak yirminci yüzyılda Eugene adlı bir makine 13 yaşındaki bir çocuğu taklit ederek konuştuğu insanların yüzde otuz üçünü ikna etti. Ardından çalışmalar hızlandı. Riva ve benzerleri yapıldı. Amaç insanlığa yardım etmekti.”

Daiki, birkaç dakika duraksadı.

“Ancak bazı bilim insanları dünyanın sonunun yapay zekalar tarafından getirileceğini düşünüyordu. Fikirleri o kadar güçlüydü ki, dünyadaki herkes ikna oldu ve dünya’da üretilmiş bütün yapay zekaların insanlık için iyi bir amaç uğruna dünyadan gönderilmesine karar verdiler. Yaşanabilir başka gezegenler bulup oralarda dünyalaştırma başlatacaklar. Ve o yerlerden bize sinyal göndereceklerdi. Eğer bir gün dünya tükenirse, biz de onların buldukları gezegenlere birkaç insan ömrü sürecek bir seyahate çıkacaktık. İşler hesaplandığı gibi gitmedi ve dünyadan gönderilen 6 gemi dolusu yapay zekâ ile bağlantı kesildi.”

Daiki’nin konuşmasından Arayıcı’nın anladığı yerler vardı fakat anlamadıkları daha fazlaydı. Boş gözlerle Daiki’ye baktı.

“Ama Riva.” dedi. “O en az on senedir dünyada dolaştığını anlatmıştı bana.”

“Sabırlı ol evlat. Bütün yapay zekâlar gönderildi diye biliyorduk ama çok sonra anladık ki, bir tanesi özellikle saklanmış. Turing testini en yüksek derece ile geçmeyi başarmış, çok özel bir tanesi onu yapanlar tarafından dünyada gizlenmiş.”

“Riva.” diye araya girdi Arayıcı.

“Evet, insan olduğuna herkesi ikna edebilir. Öyle ki, kendisinin bile humanoid olduğunu bildiğinden emin değilim. R.V.A.’nın ambarın şifresini biliyor olmasını umduk. Ayrıca kayıp teknolojiye ulaşmak için de bir fırsattı senin arkadaşın.”

“Peki, neden daha önce onu gelip almadınız? ”

“Onu riske atamazdık. Bizim dünya’ya gelip elitlerin bölgesinden onu almamız çok dikkat çekerdi. Kendi başına bize ulaşması için ona biraz yardım ettik. Bu biraz zaman aldı ve sonra da ortaya sürgünler çıktı. Buraya ne amaçla döndüklerini bile bilmiyoruz. Bu işte Elitlerin parmağı var mı? Ne yapmaya çalışıyorlar? Bekleyip öğreneceğiz.”

“Elitler?” diye sordu Arayıcı.

“Uzun hikâye evlat. Tek seferde her şeyi anlamanı beklemiyorum. Bilmeni istediğim tek şey, biz ona zarar vermek istemiyoruz. Hatta onu eski halinde görmek istiyoruz.”

“Peki, onu iyileştirebilecek misiniz?”

“Bu zor bir soru. M.U.I.’ye, yani Riva’nın sana söylediği şekliyle Lemuria’ya ulaştığımızda anlayabiliriz.”

“Peki ya ben. Bana ne olacak?”

“Özgürsün genç adam. Mars’ta istediğin eğitimleri alıp, yetenekli olduğun ve sevdiğin bir şeyler yapabilirsin. Kolonide kalabilirsin ya da sana uymadığını düşünürsen, tüm bu olaylardan sonra mümkün olursa dünya’ya geri dönebilirsin. Karar senin artık.”

Arayıcı anladığını belli edecek şekilde kafasını salladı.

“Yolumuz uzun. Birkaç gün daha gemideyiz. Düşünecek bir sürü vaktin olacak.”

“Teşekkür ederim.” dedi Arayıcı. “Eğer Riva yaşayacaksa, onu tekrar görmek isterim.”

“Umarım dediğin gibi olur ve onu tekrar görebilirsin. Hadi dinlen biraz.”

***

Mars Kolonisi’ne varıştan 6 ay sonra…

“Türk banyodan çıkar mısın artık? Yine sabah dersini kaçıracğım.”

“İlk dersin ne? Dünya tarihi m?” diye bağırdı içerdeki adam.

“Evet”

“Merak etme, bir şey kaçırırsan ben anlatırım.”

Türk’ün attığı kahkaha tüm küpü inletti. Bu şakalardan hiç sıkılmıyor diye düşündü. Cep terminalini masanın üzerinden aldı.

“Ben çıkıyorum, iyi çalışmalar,” diye bağırdı.

“Sana da.”

Parmağını koyduğu kapı hızla açıldı ve küpten çıkar çıkmaz aynı şekilde kapandı. Bulunduğu koridoru geçip yatay asansöre binmek için hızlandı.

“Bay Alan,” diye sesleniyordu tanıdık bir ses. Genç adam öylece dondu kaldı. Aynı ses aynı ismi tekrarladı. Arkasını döndü. Dudakları kulaklarına kadar uzadı. Gülümsemesine engel olamıyor, sevinçten yerinde duramıyordu. Hızla sesin geldiği yöne birkaç adım attı.

“Bay Alan, öğrendiğim kadarıyla eğitimleriniz iyi gidiyor. Silah kullanımı, pilotluk, teknik dersler ve dünya tarihi. Birden fazlasında en başarılı öğrencisiniz.”

“Riva,” diye bağırdı Alan ve ardından tüm gücüyle genç kadına sarıldı.

“Bay Alan, lütfen!”

“Riva, benim Arayıcı.”

“Hayır. Resmi olarak Koloni Arayıcı’sı ünvanı almadınız. Öncelikle sınavları ve testleri geçmeniz gerekiyor.”

Alan’ın suratı düşmüştü.

Hatırlamıyor,” diye düşündü. “Hiçbir şey hatırlamıyor.”

Riva konuşmaya devam etti.

“Dünya’ya gidecek yeni bir ekip kuruyoruz ve eğer testleri geçerseniz o ekipte sizi de görmek isteriz.”

Genç adam ne diyeceğini bilemedi. Sonunda “Tamam,” diyebildi. “Başka bir şey yoksa derse geç kalıyorum. İzninizle.”

“Bir şey daha var, Arayıcı,” dedi genç kadın. “Buraya geldiğimden beri meleğimi bulamıyorum. Nerede olduğunu biliyor olabilir misin?”

Alan, şaşkınlıkla arkasına dönüp bakmasa bu sözleri söyleyen kişinin ona güldüğüne yemin edebilirdi ama Riva her zaman ki gibi ifadesiz duruyordu. Tek hamlede genç kadına tekrar sarıldı. Bu defa Riva da karşılık vermişti.

“Sana bir hediyem var Arayıcı.”

Birbirlerinden ayrıldılar ve genç kadın kıyafetinin içinden çıkardığı paketi uzattı.

“Bu senin için. Bundan sonraki dünya yolculuğumuzda günlüklerini bu deftere yazabilirsin.”

SON

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD