bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 6 Mart 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 9. Bölüm | Cem Can (Roman)

Arayıcı koşmaktan nefes nefeseydi, devam edecek gücü kalmamıştı. Ne kadar yol aldığını, hangi yöne gittiğini bilmiyordu. Emin olduğu tek şey artık yapayalnız kaldığıydı. Birlikte hayat mücadelesi verdiği insanlar yoktu etrafında, Riva’ya ne olduğunu da bilmiyordu. Gecenin bir vakti çatıda her ne yapıyorduysa bir çuval inciri berbat etmişti. Oradan kaçarken duyduğu silah seslerini hatırladı. Meleğim dediği uçan X bile yanında değildi.

Biraz soluklanmak için etrafına bakındı. Gündüzleri sarı renkli olan sis, ayışığında bembeyaz gözüküyordu. Çevrede neler olduğunu daha net görebilmek için maskesini bir anlığına kaldırdı. Gözleri hızlıca etrafı taradı. Seçebileceği, tanıdık bir şeyler bulmaya çalışıyordu. Rutin görevleri sırasında binanın her yönüne belirli mesafeler boyunca defalarca ilerlemişti. Eğer daha önce gördüğü, işaretlediği bir bina, bir yıkıntıya rastlarsa hangi yöne ne kadar koştuğunu da hesaplayabilirdi.

Sağını ve solunu kontrol ettikten sonra yürümeye devam etti. Görüş mesafesi hala düşüktü. Birkaç adım daha attıktan sonra sisin arasında karaltı olarak beliren yükseklikleri fark etti. Bahçe duvarları… Hafızasını biraz zorladıktan sonra nerede olduğunu tahmin edebildi. Uzun yıllar önce 22. Arayıcı ile birlikte çıktığı bir yolculukta işaretledikleri bir noktaydı burası. Daha sonra Hordauralar’ın sıklıkla oraya uğradığını fark ettiklerinde işareti kaldırmışlardı.

Artık nerede olduğunu biliyordu. Eski yerleşim yerlerine doğru koşmuştu. Harap durumdaki iki katlı yapılar artık seçilebiliyordu. Buranın en kötü tarafı da buydu. Bu binalardan çevrede çok vardı ama hiç birisi sis perdesinin üstüne çıkacak kadar yüksek değildi. Gaz maskesini çıkarıp geceyi atlatabileceği bir yer yoktu. Bölgenin kuzeyinde ise daha yüksek binalar vardı. O tarafa yönelmeyi aklından geçirdi.

Sırt çantasını çıkarıp yere koydu ve içindekilere bir göz attı. Mataradan birkaç yudum su içti. Çantanın yanındaki bölmede taşıdığı pusulayı eline aldı ve kapağını açtı. Pusulanın dijital ibresi kendi ekseni etrafında bir tur döndükten sonra Güney Batı 190 dereceyi gösterdi. Arayıcı yavaş yavaş sola dönmeye başladı ve ibre kuzeyi gösterene kadar hareketine devam etti. Maskesini tekrar çıkarıp etrafını inceledi. Bulunduğu yerdeki binaların arasından geçip arka taraflarında kalan yolu kullanabilirdi.

Hızlı adımlarla eski binaları çevreleyen yarı beton yarı metal alçak duvarları geçti. Üstüne bastığı çorak topraklar bir zamanlar burada yaşayan insanların bahçeleriydi. Bitkileri buraya ekebildiğini hayal etti. Sisin olmadığını…

Çürümüş ahşap parçalarını tekmeleyerek ilerledi. İki binanın arasından geçip arka tarafa ulaşacağı sırada durdu. Bir an nefes almayı bıraktı ve sislerin arasında sallanan bir ışık demetine odaklandı. Hemen olduğu yere çöktü ve yanındaki binayı kendisine siper etti. İleride hareket eden bir şeyler vardı.

“Yol Gösterici GO, sen her zaman yanımda ol,” diye mırıldandı.

Arayıcı mümkün olduğu kadar az nefes almaya çalışıyordu. Işık kaynağının geldiği yönden sesler de duyulmaya başlamıştı. Ne konuştuklarını anlamaya çalıştı ama başaramadı. İki kişinin birbirleriyle şakalaşmasına benziyordu duydukları. Kelimeler anlaşılmasa da kahkaha gayet netti.

Bulunduğu yerden gerilemeye başladı. Eğer kendisinin bulunduğu boşluğa kadar ilerleyecek olurlarsa fark edilmemesi imkansızdı. Bahçeye döndü ve yolu görebilecek şekilde yere uzandı.

“Bu lanet yere neden bu kadar çok geliyoruz ki?” diye sordu adamlardan bir tanesi.

“Yukarıdakiler bu bölgeyi sıkı kontrol altında tutmamızı söylediler herhalde.”

“Her zamanki yerler işte. Değişen bir şey yok. Terk edilmiş bomboş bir yer.” Ayağıyla yolda bir şeyi tekmeleyince gürültüsü binaların duvarlarında yankılandı.

“Yeter artık ses yapmayı kesin.”

“Hordauralar” diye düşündü Arayıcı.Yıllardır onların kötü olduğuna dair bir sürü şey anlatılmıştı. 22 numara ona aktarmıştı, o da diğer insanlara. Ama şimdi hiçbir şeyin gerçekliğinden emin olamıyordu. GO bir makine, kendinden önceki Arayıcı da usta bir yalancı olabilirdi. Ve yine onun anlattıklarına göre bu adamlar yakaladıkları gençleri eğer sağlıklı değillerse anında öldürürlerdi. Biraz güçlü gördüklerini ise diğerleri ile ölümüne dövüştürüp hayatta kalana kendilerini katılma hakkı tanırlardı. Bunlar topluluğu bir arada tutmak için uydurulmuş olabilir miydi?

Birden açığa çıkmak istedi. Ne olursa olsun o adamlara yakalanmayı ve kaderine razı olmayı düşündü. Bir an sonra bu fikrinden vazgeçti. Binaların arasındaki boşluktan iki adamın geçişini izledi. Arkalarından silahlı bir adam yürüyordu.

Kendisine siper olan evlerin arkasından Hordauraların geldiği yöne yürüyebilir ve onlardan kurtulabilirdi. Sürünerek boşluktan kenara çekildi. Adamların yeterince uzaklaştıklarını düşündüğü anda ayağa kalkıp ters tarafa doğru birkaç adım atmıştı ki bir bahçe çitine bastı. Hiç kıpırdamadan durdu. Ayak seslerinin geri geldiğini duyabiliyordu. İki evin arası kısa bir süreliğine aydınlandı. Uzaktan birisi bağırdı.

“Görecek bir şey yoksa geri gelin. Kaybedecek zamanımız yok. Hayvanın tekidir.”

Daha önce duyduğu kahkahanın sahibi yine gülüyordu.

“Sence..” dedi gaz maskesinin altında nefes nefese. “Sence onbaşı bu sokaklarda dolaşan kaç tane hayvan görmüştür?”

İki adam da gülmeye başlamıştı.

“Hey, onbaşı. Burada bir şey var ama ne olduğunu anlayamadık. Belki sen yardımcı olursun.”

Şimdi kahkahaları tüm sokakta yankılanıyordu. Sözlerine bir karşılık alamadılar.

“Onbaşı,” diye seslendi bir tanesi. Yine cevap yoktu. İki adam gülmeyi kesmişlerdi. Bir koşturmaca duyuldu. Ardından dijital bir bipleme.

“1. Tim’den 2’ye. Cevap ver 2.”

“Dinliyorum,” dedi bozuk bir ses.

“Onbaşı yanınızda mı 2?”

“Olumsuz. En son sizinleydi.”

“Lanet olsun, lanet olsun,” diye söylendi bir adam.

Arayıcı, cesaretini toplayıp kafasını iki bina arasındaki boşluktan uzattı. Adamlar uzaklaşmıştı ama artık etrafta daha fazla kişinin olduğunu biliyordu. Olduğu yerde kalabilir veya fırsattan istifade edip yolun karşısına geçebilirdi. Eğer diğer tarafa geçmeyi başarırsa yüksek binalara ulaşmak için bir şans elde edebilirdi. Boşlukta biraz daha ilerledi ve yolu görebilecek bir yerde durdu. İki kişinin koşturmacasını görebiliyordu artık.

“1. Tim’den 2’ye. Cevap ver 2,” diye bağırıyordu elindeki cihaza adamlardan bir tanesi.

Birkaç dijital bipleme ve sessizlik.

“Cevap ver 2.”

Yine karşılık gelmemişti.

“Sen diğerlerini bul. Ben de burada onbaşıyı arayayım.”

“Tamam.”

Adam koşarak geldikleri yöne gitti. Arayıcı, duvara yaslanmış duruyor, nefes bile almıyordu. Geride kalan adam “Onbaşı, onbaşı” diye seslendi.

Ardından bir süre sessizlik oldu. Sokakta hareket eden bir ışık kaynağı yoktu. Arayıcı, saklandığı yerden kafasını çıkarıp etrafa baktı. Kimse gözükmüyordu. Tek yapması gereken karşıdaki evlerin arasına girmekti. Ondan sonra büyük binalara ulaşmak daha kolay olacaktı.

Cesaretini topladı, derin bir nefes aldı ve koşarak yolun karşısına geçti. Sırtını duvara yasladı ve tekrar sokağa baktı. Birden fazla ışığın hareket ettiğini gördü. “Tam zamanında,” diye düşündü. Yolu arkasına aldı ve sessiz ama hızlı adımlarla yürümeye başladı. Diğer tarafa göre daha dar bir boşlukta ilerliyordu. Etraf yıkıntılarla doluydu. Yıkık bir duvarın üstünden atlayıp arkasına geçti ve biraz soluklandı.

Tekrar harekete geçmek için kafasını uzattı ve yola doğru baktı. Işıklar gözükmüyordu. Duvarın diğer tarafına atladı. Boşluklardan gözükmemek için sırtını binaya yasladı. Yavaş yavaş bir sonraki köşeyi döndüğü sırada tam kafasında hissettiği soğuk bir demir parçası ile donakaldı.

Her şey bitmişti. Yakalanmıştı.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD