bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 27 Şubat 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 8. Bölüm | Cem Can (Roman)

152. Gün

Topluluğumuza kazandırmak üzere yanıma aldığım kadının söyledikleri birer deli saçması mı yoksa gerçek mi? Ona göre Aziz Thomas sadece bir bilim insanı ve her şeyi bilen GO bir makine. Yoksa tüm toplumumuz  yalanlar üzerine mi kurulmuştu?”

Riva’nın meleği geri dönmemişti. Tepedeki taşların ardında bütün gün olan biteni izlediler. Önce ufak çaplı bir çatışma oldu. Hordauralar yaralılarını ve kayıplarını dışarı taşıdılar. Ardından daha büyük bir kuvvetle saldırdılar ve istediklerini almayı başardılar.

Sessizlik içinde geçen birkaç saatten sonra binada bulunan gençler elleri bağlı halde dışarı çıkarıldı. Riva olan biteni dikkatle izliyordu. Arayıcı’nın gaz maskesinin arkasına saklanmış gözleri tanıdığı insanların götürülüşünü izlerken yaşlarla dolmuştu.

“Bir şeyler yapmalıydık,” diye fısıldadı.

Genç kadın binadan uzaklaşanları gözünü ayırmadan takip ediyordu.

“Hadi gidelim. Beni makineye götür.”

Arayıcı, gizlendikleri yerde ayağa kalktı.

“Tek düşündüğün o lanet şey değil mi? Gençleri götürdüler. Orada insanlar öldü ve sen halâ o şeyin peşindesin.”

“Sana burada kalamayacağımı söylemiştim.”

“Benim de seninle ilgili şüphelerim vardı zaten. Belki uyum sağlarsın diye düşünmüştüm  ama olmayacak. Hadi gel o zaman. GO’yu gör ve git. Onu almana veya dokunmana izin vermeyeceğimizden emin olabilirsin.”

Riva, çoktan tepeden inmeye başlamıştı. Genç adam peşine takıldı. Ona yetişmek için neredeyse koşuyordu.

“Yavaş ol. Seni öylece içeri almazlar.”

Arayıcı öne geçti ve ana kapının önünde durdu. Eskiden cam olan tüm dış cephe yıllar önce metallerle güçlendirilmişti, ancak yaşanan saldırıdan sonra her şey altüst olmuş gözüküyordu. Normalde geri dönen birinin duvardaki cihaza dokunması ve beklemesi yeterliydi. Cihazın üstündeki kamera çalışır, giriş katındaki silahlı görevliye görüntü gider, kimlik tespiti yapılır ve içeri girilirdi. Şimdi ise cihazın olduğu yerde sadece kablolar vardı. Kamera eskisi gibi duruyordu ve sistemlerle bağlantısı olup olmadığı belli değildi.

Maskesini çıkardı ve “Benim 23,” diye bağırdı  girişin önünde. “Geri döndüm.”

Bir süre sessizlik oldu. Ardından sisin içinden iki adam belirdi. Silahlarını kapıdakilere doğrultmuş yavaş yavaş yaklaşıyorlardı. Tam olarak nişan alabilecekleri bir noktada durdular.

“Yanımda birisi daha var. Geri döndüm.”

“Burada beklemek zorundasınız,” dedi adamlardan biri. Sesi boğuk çıkıyordu ve Arayıcı kim olduğunu anlayamamıştı. “Tüm giriş çıkışları Şifacı’ya bildirmek zorundayız.”

“Beni de mi?”

“Özellikle seni.”

Adamlardan biri yanlarından ayrıldı ve geldiği yöne doğru koştu.

“Şimdi döndüğünü bildireceğiz ve bekleyeceğiz. İzin çıkarsa gelebilirsiniz yoksa gitmek zorundasınız.”

Riva, korunmak için duvarı kendisine siper etmişti. Arayıcı girişin hemen önünde ellerini kaldırmış öylece duruyordu.

“Eğer ona yaklaşıp dikkatini dağıtırsan işini bitirebilirim,” dedi genç kadın.

“Öyle bir şey olmayacak. Yerinden kıpırdama. Bir karar vermek zorundalar. Bana ihtiyaçları var. Zaten yeteri kadar insan kaybettik. Şifacımız tecrübelidir ve durumun farkındadır.”

Kat sorumlularının 6. katta toplanmış olduğunu biliyordu. Haberci, eğer hala çalışıyorsa, asansörle yanlarına çıkacak ve döndüğünü bildirecekti. Yaşlı adam tek başına karar verebilir veya diğerlerine de danışarak bir oylama yapabilirdi. Her iki durumda da içeri alınacaklarını düşünüyordu. Ne de olsa o, çevreyi bilen, ihtiyaç olan malzemeleri işaretleyen ve insanları oraya getiren kişiydi. Son yaşananlardan sonra belki de ona daha çok ihtiyaçları vardı.

Silahlı adam arkadaşının yanına geri döndüğünde Arayıcı heyecanla bir adım öne attı.

“Geliyor muyuz?”

“Oylama yapıldı ve sadece geceyi geçirmenize, ardından da gitmenize karar verildi. Üzgünüm Arayıcı, ama insanlar başımıza gelenlerden seni sorumlu tutuyor. Yerimizi belli ettiğini düşünüyorlar.”

“Deniz, sen misin?”

Gaz maskeli adam evet anlamında kafasını salladı.

“Üzgünüm dostum. Böyle olmasını ben istemedim. Hadi gelin. Sizi üst katlara götüreyim.”

Diğer adam da silahını aşağı indirdi ve birlikte asansöre yürüdüler.

“Seni gördüğüme sevindim,” dedi Arayıcı. “Neler oldu?”

“Saldırıya uğradık. Sanırım bizi hafife aldılar. İlk seferde püskürtmeyi başardık ancak sonrasında daha güçlü geldiler. Ölenler, yaralananlar. Ayrıca sağlam gençleri de yanlarında götürdüler.”

“Bir kısmını gördük ama emin ol yerimizi benim yüzümden tespit etmediler. Geri döndüğümüzde olaylar çoktan başlamıştı. Bir şey yapamadık. Üzgünüm.”

“Anlıyorum dostum. Bir gün başımıza bunun geleceğini hep biliyorduk. Dayanabiliriz sanmıştık ama olmadı.”

Asansör 6. Katta durdu ve birlikte indiler. Riva etrafı inceliyordu. Hemen önlerinde bulunan odadan konuşma sesleri geliyordu. Kat sorumluları orada toplanmış olmalıydı. Riva yüzüne sardığı bezi aşağı indirdi. Diğerleri de maskelerini çıkardı ve ilk kapıya doğru yürüdüler.

Odaya girdikleri anda sessizliğe büründü. Herkesin dikkati genç kadının üzerindeydi. Yaşlı Şifacı, ifadesiz bir yüzle oturduğu yerden kalktı.

“Hoş geldiniz. Gördüğüm kadarıyla oldukça sağlıklı ve genç bir kadınla geri dönmüşsün 23. Topluluğumuz sana her zaman minettar kalacak ancak bugün olanlardan sonra burada kalamazsın. Kat sakinleriyle yaptığımız oylamanın sonucu bu. Kurallarımızı biliyorsun. Eğer onlar olmasaydı bugün hiç birimiz burada olmayabilirdik.”

Genç adam anladığını belirtmek için kafasını salladı. Konuşulanlar yanındaki kadının umrunda değil gibiydi. Yaşlı adam sözüne devam etti.

“Yerine yeni birini seçeceğiz. Cihazlarını seçilecek kişiye teslim edebilirsin. Bu gece topraklama töreninden sonra oylama yapılacak. Mutlaka kaybettiklerimiz içinde tanıdıkların vardır. Veda etmek istersen katılabilirsin.”

Arayıcı önce yanındakilere baktı ve sonra üzüntüyle başını öne eğdi.

“Genç kadına gelirsek, üç gün süresi olacak. Eğer bize uyum sağlayabileceğini kanıtlarsa dilediği kadar kalabilir.”

Riva, araya girdi.

“Kalmayacağım. Sizin şu kırık makineyi görmem gerekiyor. Ondan sonra gideceğim.”

Genç adam susması için kolunu sıktı.

“Kırık makine…” dedi Şifacı.

“Önemli değil,” diyerek yaşlı adamın lafını kesti Arayıcı. “Tanıştığımızdan beri böyle garip.”

“Odalarınıza gidebilirsiniz.”

Son söz söylenmişti. Artık yapılabilecek fazla bir şey yoktu. Deniz, onu izlemelerini işaret etti.

“Benim katımda iki oda ayarlamalarını söyledim bile.”

“Teşekkürler dostum.”

Arayıcı, orada kalmayı isteyip istemediğini düşündü. Dışarıda farklı bir dünya vardı. Bildiklerinden fazlası vardı. Belki de Riva haklıydı. Yol Gösterici sadece bir makineydi. Şu an kullandıkları aletleri yapanlar da tıpkı onlar gibi insandı. Küçük topluluklarıyla birlikteyken hayatta kalmak daha kolay olabilirdi ama bir yanı da daha fazla şey keşfetmek istiyordu. Neler olmuştu? Nasıl bu noktaya gelinmişti?

Birlikte asansöre bindiler. Görevli boynundaki anahtarı kilide yerleştirdi ve 10. kata çıktılar. Deniz, önce Riva’nın odasını gösterdi.

“Burada kalabilirsin. Küçük ama rahattır.”

“Kırık makine nerede?” diye sordu genç kadın.

Deniz ne olduğunu sorarcasına baktı Arayıcı’ya.

“Önemli değil, dostum. Benim odam yan taraf mı?”

“Evet. Burası da senin.”

“Tamam, teşekkür ederim. Gerisini ben hallederim.”

“Ben de çıkacağın yolculuk için sana bir çanta hazırlatayım. Bir süre seni idare eder.”

“Sana ne kadar minettar olduğumu anlatamam.”

İri yarı adam yanlarından gittikten sonra Arayıcı Riva’ya döndü.

“Görmek istediğin şey birkaç kat yukarıda. Gitmeden önce onu sana göstereceğim. Söz veriyorum. Ama önce biraz dinlenelim. Gece çatıda topraklama işlemi yapılırken kata çıkacağız ve GO’yu göreceksin,” diye fısıldadı. “Bir de artık herkese sormayı bırak, lütfen.”

Genç kadın bir şey söylemeden odasına girdi ve kapıyı kapattı. Arayıcı da hemen arkasından kalacağı yere geçti. Belki de son defa bir yatağa uzanacağını düşünerek kendini bıraktı. Tavana bakıyor, neler olacağını düşünüyor ve korkuyordu. Uyuyabileceğini düşünmüştü ama başaramadı.

Riva’ya göstermeden önce GO’yu kontrol etmek ve üstünde birkaç şey denemek istiyordu. Sadece ona öğretilenleri değil, farklı rakamlar da girebilirdi. O zaman cama neler yansıyacağını merak ediyordu.

Sessizce kaldığı yerden koridora çıktı ve asansöre döndü. Görevliye, kendinden sonra gelecek arayıcıya bırakmak üzere aletlerini toplayacağını söyleyerek üst kata götürmeye ikna etti. Odaya girebilmek için gerekli kombinasyonu tuşlayacağı sırada kapının mekanizmaya bağlı kısmının kırıldığını fark etti. Hızlıca içeri girdi ve olduğu yerde kaldı. Yol Gösterici’nin olması gerektiği yerde bir boşluk vardı. Hordauralar onu da almıştı.

Ne kadar süre orada öylece durduğunu bilmiyordu. Etraftan gelen bağrışmalar ile kendine geldi. “Tekrar mı saldırıyorlar?” diye düşündü. “Hava kararmışken.”

Hızla odadan dışarı çıktı. Bulunduğu katta silahı olanlar asansöre doğru koşuyordu.

“Neler oluyor?” diye sordu.

“Bilmiyoruz ama sorun çatıda. Gidip göreceğiz.”

“Ben de sizinle geliyorum.”

“Silahın yok 23. Yine de sen bilirsin.”

Birlikte çatı katına çıktılar. Arayıcı, asansörün hemen önünde boylu boyunca yatan bahçıvanı gördü.

“Lütfen bunu sen yapmamış ol Riva.”

Önlerindeki kapı dışarı açılıyordu. Teras bölümü yıllar önce toprak ile kaplanmış, böylece bulabildikleri bitkileri orada yetiştirmeye başlamışlardı. Bunun dışında topluluğun ölen üyeleri de buraya gömülüyor, bu dünyayı terk ettikten sonra bile topluluğa faydalı oluyorlardı.

Arayıcı, terasa ayak bastığında gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Riva, yine kendinden geçmişçesine dizlerinin üstünde duruyordu. Etrafında olup bitenden haberi yok gibiydi. Arkasındaki adam silahını genç kadının kafasına dayamıştı. Başka bir tanesi uzak mesafeden nişan almış bekliyordu.

Arkasındaki adam, “Ellerini kaldır,” diye bağırdı.

Genç kadının gözleri tekrar etrafı algılamışçasına parladı ve ardından ellerini kaldırdı.

“Of, sanırım kusacağım,” dedi silahını Riva’nın kafasına dayamış olan adam.

Diğeri de yaklaştı ve durdu.

“Bu toprağın içinden çıkan çürümüş bir kol mu?”

Şimdi Arayıcı’nın da midesi ağzına gelmişti. Adam söyleyene kadar orada duran şeyin ne olduğunu fark etmemişti bile.

“Çok önce topraklanan birinin yeri burası,” dedi Riva’nın arkasındaki adam. “Ne yapacağız şimdi? Bana kalsa bunu burada öldürürdüm.”

O anda Arayıcı omzunda bir el hissetti. Kafasını çevirdiğinde Deniz’i gördü.

“Git burdan dostum. Vakit varken git, yoksa bu kız yüzünden sen de burada öleceksin.”

“Onu bırakamam.”

“Bırakmak zorundasın. Kalırsan başına neler gelebileceğini biliyorsun. Odana bir çanta bıraktım. Bu olay bitmeden onu al ve dışarı çık. Belki şansın daha fazla olur.”

Deniz, boynundaki asansör anahtarını uzattı. Arayıcı anahtarı tereddütsüz aldı ve arkadaşının gözlerine minnetle baktı.

“Teşekkür ederim.”

Koşarak asansöre ulaştı ve düğmeye bastı. Hafif bir gürültü ile aşağı inmeye başladı. Asansör sanki her zamankinden daha yavaş çalışıyordu. Her bir kat arası dakikalar sürmüş gibiydi.

Kapılar sessizce açıldı. Tekrar kapanmasını engellemek için koridorda duran bir sandalyeyi hızla araya yerleştirdi. Elinden geldiğince çabuk odasına geçti ve Deniz’in bıraktığı çantayı sırtına taktı. Asansöre geri döndü ve zemin kat düğmesine bastı.

İçinde bulunduğu asansör girişte durduğunda Arayıcı dışarıdaki gürültüyü fark etti. Birbirine vuran metallerin çıkardığı sesi duyabiliyordu. Riva’nın meleği geri dönmüştü. Kapı nöbetçileri dışarıyı görebildikleri bir noktaya saklanmış, korkuyla hemen binanın dışında uçan X’e bakıyordu.

Genç adam hızla gaz maskesini taktı ve fırsattan yararlanarak adamların arasından dışarı çıktı. Tüm gücüyle koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu. X’in kendisini takip ettiğini fark etti.

Maskesini yukarı kaldırdı ve “Beni bırak,” diye bağırdı. Binanın çatısını işaret ediyordu. “Ona yardım et. Orada. Git ve ona yardım et.”

Umutsuzca çırpındı. Bağırmaktan vazgeçti. Arkasını döndüğü sırada silah seslerini duydu. Tepesindeki şey onu bırakıp binaya yöneldi. Arayıcı tüm gücüyle koşmaya başladı. Yön fark etmeksizin, hiçbir şey aramadan, hiçbir görevi olmadan sadece koşuyordu.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD