bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 30 Ekim 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 37. Bölüm | Cem Can (Roman)

Yaklaşık olarak bir gün süren yolculuğun sonunda ekip Svalbard’a vardı. Türk, yaralı askerin yardımıyla kamyonu kullanmıştı. Arayıcı yol boyunca Riva’nın başından ayrılmamıştı. Daiki de ona eşlik etmişti.

Yol, iki güvenlik kulesinin hemen önündeki devasa kapıda bitiyordu. Türk aracı durdurdu ve Daiki’ye seslendi.

“Bay Haruto!”

Yaşlı adam kulelerden kendilerini izleyen askerleri görebiliyordu.

“Merak etme genç adam ben hallederim.”

Kendinden beklenmeyecek kadar çevik bir hareketle aşağı indi ve kamyonun önüne geçti. Tulumundan çıkardığı koloni flamasını salladı.

“Ben koloniden Daiki Haruto. Bay Iwu’ya geldiğimizi söyler misiniz?”

Bekleyen herkese saatler gibi gelen birkaç dakika sessizlik oldu. Ardından kulelerin arasındaki kapılar büyük bir gürültüyle açıldı. Yaşlı adam yavaşça yürüyor, kamyon da onu takip ediyordu.

İçeri girdikleri anda etrafları silahlı adamlarla çevrildi ve kapı arkalarından kapandı. Türk, elini bacağının yanında duran silahına götürmüştü bile.

Bir süre daha kimse bir şey yapmadan beklediler. Ardından kalabalık arasında bir hareketlenme oldu ve bazı askerler saygıyla kenara çekildiler. Uzun boylu yaşlı bir adam bastonundan destek alarak kamyona ve önünde duran Daiki’ye yaklaştı.

“Siz o değilsiniz ama sanırım düşen mekiklerden sağ çıkanlardansınız,” dedi sakince. “Aslında Bayan Haruto’yu ve büyük bir konvoy bekliyorduk.”

“Haklısınız Bay Iwu, özel bir görev için geliyorduk. Kamyondakiler Akari’nin konvoyundan kalanlar.”

Daiki kafasını öne eğdi. Üzgündü.

“Haruto gerçek soyadınız mı?”

“Evet Bay Iwu. Akari kardeşimdi.”

“Üzgünüm,” diyebildi bastonundan destek alan adam. Tek bir el işaretiyle tüm askerler silahlarını indirdi. “Herkes iyi mi? Yaralınız var mı?”

“Bir asker yaralı. Bir de şey var.” Daiki duraksadı.

“Hemen kamyondakilere yardım edin,” dedi olabildiğince yüksek sesle Ekon Iwu.

“Buyurun Bay Haruto, ofisime geçelim.”

“Daiki,”

“Siz de bana Ekon diyebilirsiniz. Biraz soluklanın. Ardından durumu değerlendiririz. Koloniden acil kodlu mesajlar yağıyor.”

“Kaybedecek zamanımız yok sanırım.”

“Öyle gibi.”

İki adam henüz yürümeye başlamıştı ki bir gürültü koptu. İkisi birden kamyona döndüler. Arayıcı kimseyi Riva’nın yanına yaklaştırmıyordu.

“Kaybınız mı var?” diye sordu Ekon.

“Bir saniye.”

Daiki, kamyonun yanına döndü ve Arayıcı’nın yanına geçti. Birkaç şey söyledi ve Türk Arayıcı’yı Riva’dan ayırdı.

“Bir süre burada bekleyecekler,” dedi yaşlı adam etrafındakilere ve Bay Iwu’nun yanına döndü.

“Kaybettiğiniz adam için üzgünüm,” dedi Ekon.

“Aslında ben de ondan bahsetmek istiyordum. Aslında kayıp sayılmaz. Hatta kazanç bile diyebiliriz. Koloniden gelen mesajlarda özel bir paketten bahsetmiş olmalılar.”

“Evet. Paket gelir gelmez gerekeni yapıp burayı terk etmemiz gerektiğini söylediler.”

“İşte geldi. Ufak bir sorun dışında talimatlara uyabiliriz.”

Bastonuna yaslanan adam anlamadığını belli edecek şekilde kaşlarını çattı. Daiki ile göz göze geldi.

“Uzun hikâye, Bay Iwu. Vaktimiz olursa daha sonra anlatırım.”

İki adam birlikte Ekon Iwu’nun odasına geçtiler. Bastonlu adam masasının arkasına yerleşti.

“Keyfinize bakın Daiki. Buralardaki en rahat koltuk olduğunu söyleyebilirim.”

“Teşekkür ederim. İhtiyacım vardı.”

Ufak bir sessizliği ardından, “Sizin durumunuz nedir?” diye sordu Daiki.

“Şu ana kadar fazla sorun yaşamadık. Koloni’den ilk gelen talimat yaşlıları, çocukları ve savaşamayacak durumda olanları tahliyeydi. İlk grubu gönderdik. Bayan Haruto’nun grubu ve başka bir yerleşkeden kurtulanları bekliyorduk.”

“Kaç Falcon 9 vardı elinizde?”

“İki. İlk fırlattığımız geri döndü bile. Tekrar uçuşa hazırlıyoruz. Diğerlerini de ikinciyle göndereceğiz ve kendi tahliyemiz için hazırlanacağız. Savunabildiğimiz kadar burayı savunacağız. Terk etmek zorunda kalsak da fazla endişelenmiyorum. Kıyamet Ambarı’nı biz açamadıysak kimse açamaz. Yıllarımızı verdik ama halâ bir sonuç yok.”

“İletişim kanalları hala açık mı? Kolonidekilere birkaç soru sormam gerekiyor.”

“Evet. Gecikmeden dolayı cevap almak yarım gün sürer.”

“Önemli değil. O sırada hazırlanırız.”

“Neye?”

“Eğer mümkün olursa ambarı açacağız?”

“Ama nasıl?”

“Kamyonun arkasında yatan kişi R.V.A. Model 9X.”

“Yani onlardan biri mi? Nasıl ele geçirdiniz?”

“Hayır, hayır. Bu dünyadan hiç ayrılmamış ve özellikle buraya ulaşmak için hazırlanmış. O farklı ve anahtar o olabilir.”

“Hiç hareket etmiyordu ama.”

“Evet, sorunumuz da bu. Bir şekilde ambarı açacak kodu almalıyız. Bunun için MUİ’dekilere danışacağım.”

“Bu tarafa gelin lütfen. İstediğiniz mesajı benim terminalimden gönderebilirsiniz.”

Daiki, hızlıca istedikleri bilgileri nasıl alabileceklerini soran bir mesajı Jenni Korhonen’e gönderdi. İkinci mesajını da eğer olur da ambarı açmayı başarırlarsa yanlarına almaları gereken birincil öncelikli tohumları sormak için Yelena Serova’ya yazdı.

“Cevaplar gelene kadar uzun bir süremiz olacak. Burada bir mekanik atölyeniz vardır sanırım.”

“Evet var. İhtiyacınızı karşılar mı bilmiyorum.”

“Oraya elinizdeki en iyi bilgisayarı da gönderin. Ayrıca bir ameliyat masası da hazırlasınlar. İhtiyacımız olabilir.”

“Tamamdır Daiki.”

“Model 9X’i oraya taşıyacağız. Umarım anahtar ondadır.”

İki adam tokalaştılar ve Daiki odadan çıktı. Geldiği yoldan Riva’nın başında dizlerinin üstüne çökmüş, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş Arayıcı’nın yanına döndü.

“Evlat.”

Arayıcı, kafasını kaldırıp Daiki’ye baktı. Üzgün olmanın ötesinde bir ruh haline sahip olduğu belli oluyordu.

“Bak evlat. Anladığım kadarıyla koloniden ya da onikilerden değilsin. Senin hakkında emin olabildiğim tek şey var, o da R.V.A. hakkında hiçbir şey bilmediğin.”

Yaşlı adamın konuşmaları boş ve anlamsız gelmişti Arayıcı’ya. O Riva hakkında bir sürü şey biliyordu. Beraber geçirdikleri zaman vardı. Birbirlerine yardım etmişlerdi. Riva’nın aradığı bir yer vardı. Hayallerindeki uçan şehir.

Arayıcı gözlerini ovuşturdu.

“Bir hedefi vardı,” dedi.

“Neymiş o hedef evlat?”

“Bir yeri bulmak istiyordu. Lemuria. Eğer buraya gelirse yani Svalbard’a. Burada bilgi edineceğini söylüyordu.”

Daiki gülümsedi. Arayıcı sinirlenmişti. Yumruklarını sıktı ve bağırdı.

“Komik olan nedir?”

“Genç adam, beni iyi dinle. Sana bir teklifte bulunacağım.”

“Ne?”

“Seni ve arkadaşını Lemuria’ya götüreceğime söz veriyorum. En kısa zamanda yola çıkacağız.”

Arayıcı şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Yaşlı adam sözlerine devam etti.

“R.V.A. veya senin söylediğin biçimiyle Riva, senin için önemli olduğu kadar bizim için de önemli. Emin ol, burada olmamızın tek sebebi o.”

“Ama o öldü.”

“Bunun bir önemi yok. Şimdi onu alacağız ve onu burada bir odada inceleyeceğiz. Ardından da hep beraber Lemuria’ya harekete geçeceğiz.”

“Tamam,” diyebildi genç adam.

Yanlarına gelen adamlarla birlikte Riva’yı hazırlanan odaya taşıdılar. Türk ve Arayıcı dinlenmek için kendilerine hazırlanan bölümlere geçti. Daiki, Ekon Iwu’nun yanına döndü.

“Hoş geldiniz Daiki. Sıcak bir kahve?”

“Çok iyi olur.”

Yaşlı adam masasının yanından bir bardak aldı ve içine sıcak su doldurup Daiki’ye uzattı.

“Tahliyelerin güvenliği ne durumda?”

“İlk ekibe saldırı olmadı ve Falcon 9 da başarıyla geri döndü. Tabii şimdi işler biraz farklılaştı.”

“Yabancı devasa gemiler. Bir tanesi buraya çok yakında bir yere indi.”

“Evet. Bilgileri alıyoruz. Şu ana kadar dünyaya beş gemi indi. Her kıtaya bir tane.”

“Biz altı tane olduklarını sanıyorduk.” Daiki şaşırmıştı. Kahvesinden bir yudum aldı.

“Bir tanesi hala dünya yörüngesinde. Sanırım Lemuria’dakiler ona Magellan diyor.”

“Yakınlara inen gemidekiler ulaşmadan burayı terk etmeliyiz.”

Ekon endişeliydi

“Beni düşündüren Magellan. Eğer tahliyeyi fark ederse nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz. Yukarıda işler karıştığında neler olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz Daiki.”

“Aslına bakarsanız benim bir fikrim var.”

“Buradan çıkabileceğimizi düşünüyorsanız dinlemek isterim.”

“Yörüngedeki kargaşa sırasında Magellan, o anda son sürat ilerleyen ya da birbirine ateş eden gemileri hedef aldı. Mesela bize saldırmadı.”

“Sizin mekiğinizin de düşürüldüğünü sanıyordum.”

“Evet düştük ama biz onikiler tarafından daha önce vurulmuştuk. Kargaşa sırasında motorlarımız kapalıydı ve kimse bize dokunmadı.”

“Anlıyorum Bay Haruto ama motorları ve iticileri hiç çalıştırmadan dünya yörüngesinden çıkıp, MUİ’ye nasıl ulaşmamızı bekliyorsunuz? Magellan’ı nasıl geçeceğiz?”

“Tahliye gemisi yörüngede duracak ve orada dönmeye başlayacak. Uygun hesaplamaları yaptırıp, mancınık etkisi ve sadece tek bir itiş ile dünyanın çekim gücünden kurtulacağız. Yeterli ivmeyi kazanıp, doğru anda motorları bir defa ateşlersek eğer M.U.I. ye ulaşabiliriz.”

“O ateşlemeden sonra Magellan’ın ne yapacağını bilemeyiz.”

“Evet. O da almamız gereken bir risk oluyor. Umarım peşimize düşmezler.”

“Bu arada istekleriniz hazırlandı. Siz de birkaç saat dinlenseniz iyi olacak.”

Ekon Iwu, misafirine kalacağı odaya kadar eşlik etti.

***

Daiki zor daldığı uykusundan kapısının çalınmasıyla uyandı. Beklediği cevaplar gelmişti. Hemen hazırlanan odaya geçti. R.V.A. Model 9X orada yatıyordu. Cep terminalini çıkardı ve Jenni’den gelen yönergeleri açtı. Mümkün olduğunca çabuk bir şekilde söylenenleri yapmak ve anahtara ulaşmak istiyordu.

Birkaç uzmanın yardımıyla Riva’nın beynini odadaki aletlere bağlamayı başardılar. İlk başta bir sürü anlamsız harf, rakam ve kod parçası akmaya başladı. Ardından parça parça görüntüler geldi ekrana.

Görüntüleri geri sarabiliyorlardı. Önce genç kadının metal iskelete ateş ettiği anlar gözüktü. Daiki, Akari’yi gördüğü an duraksadı. Gözleri doldu. Bir süre sonra başka görüntüler, Arayıcı dedikleri genç adamla yaşadıkları geçti ekrandan. Son olarak yaşlı bir adamla tamamlandı. Başka bir şey yoktu. Tamamen karanlık ve tekrar akan kod parçaları.

Bunca bilginin içerisinden anahtarı nasıl bulacaklarını bilmiyorlardı. Ne MUİ’dekiler ne de Daiki.

Yaşlı adamla olan görüntülerin dökümünü almaya ve Svalbard’la ilgili bölümleri işaretlediler. Yine de anahtar olabilecek bir şey bulamamışlardı.

Tüm çabaları sonuçsuz kalmıştı. Kolonin geleceği oradaki tohumlara bağlıydı. Daha yaşanabilir, kendi kendini idare edebilen bir ekosisteme çok yakındaydılar. Tek ihtiyaçları bir anahtardı. Ama ona da ulaşamıyorlardı. Ambarı açamadan orada öylece bırakıp gitmek zorunda kalabilirlerdi.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD