bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 23 Ekim 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 36. Bölüm | Cem Can (Roman)

“Svalbard’a ulaşmamız gerekli,” dedi Daiki. “Tahmini olarak ne kadar mesafedeyiz biliyor musun?” diye sordu yanındaki askere.

“Tam kuzeyimizde kalıyor. Yaklaşık olarak bir günlük mesafede. Araçsız daha da uzun sürecektir.”

“Önce şunları halledelim, gerisini sonra düşünürüz.”

Tepeden yukarı çıkan üç düşmanın yeterince yaklaştığını gören Türk bir el bombası fırlattı. Patlamanın ışıkları ve sesi etrafı kapladı. Kimse konuşmuyordu. Herkes dikkat kesilmiş dumanların dağılmasını bekliyordu.

Ortaya çıkan sessizlik bir uğultuyla bozuldu. Giderek yaklaşan bir metal sesi.

“Meleğim,” dedi Riva.

Uçangöz tam üstlerinden hızla geçti ve dağılan dumanların arasından onlara yaklaşmakta olan düşmanlarına yöneldi. Yukarıdan fırlatılan roketle aynı anda aşağıdakiler de silahlarına davrandı. Ortalık tekrar toz duman oldu. Uçangöz’den siyah dumanlar çıkmaya ve kontrolsüzce sağa sola uçmaya başladı.

“Hayır!” Riva olduğu yerden fırlamıştı. Arayıcı onu tutmaya çalışsa da başarılı olamadı. Genç kadın tepeden aşağı koşmaya başladı. Hemen arkasına Arayıcı takıldı.

“Onları burada bırakamayız,” dedi Daiki.

“Ben de seni bırakmam patron.”

Türk ve yaşlı adam kafalarını salladı. Ayağa kalktılar ve diğer ikisinin arkasından koşmaya başladılar.

Yerden yükselen duman henüz tam dağılmamışken önce Daiki ardından Türk ateş etmeye başladı. Arayıcı tam önlerinde koşuyordu. Görüş netleşmeye başladığında Riva’da birkaç kez silahını kullandı. Toz bulutunun ardından vücudundaki etlerin bir kısmı sarkmış, bir kısmı tamamen yok olmuş metalik bir insan iskeleti belirdi. Elindeki silahı kaldırdı ve karşılık verdi.

Riva, düşmanların tam üstüne koşuyordu.

“Kendini öldürtmek istiyor,” dedi Türk nefes nefese.

“Dikkati üstüne çekmişken biz işi bitirelim,” diye karşılık verdi Daiki.

İkisi birlikte metal iskelete aynı anda ateş etmeye başladılar. Birkaç saniye içinde ilk şarjörlerini boşaltmışlardı. Düşmanları her mermi darbesiyle sarsılıyor ama karşılık vermeye de devam ediyordu.

Riva’nın vücuduna da mermiler çarpmaya başladı. Arayıcı kendisini yere attı. Genç kadın tüm gücüyle sıçradı ve karşısındakinin üstüne atladı. İkisi birden yere yuvarlandılar. Daiki ve Türk ateş etmeyi bıraktı. Şaşkın gözlerle iki denk kuvvetin yerdeki mücadelesine bakıyorlardı.

Önce biraz yuvarlandılar. Riva birkaç sert darbe aldı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi çevik bir hamleyle düşmanını alta almayı başardı. Ardı ardına metalik iskeletin suratına vurmaya başladı. Tüm gücünü kullanıyor gibiydi. Elinin üzerinde altındakinin suratından yapışan deri parçaları vardı.

Metalik iskelet istemsiz bir şekilde kollarını ve bacaklarını oynatıyordu. Suratı yumruklarla birlikte yamulmaya başlamıştı. Üç adam hemen yanlarında durmuş sadece bakıyorlardı.

“Riva,” diye bağırdı Arayıcı. “Yeter artık, tamam. İşi bitti.”

Genç kadın bir an durdu ve hemen yanında ona bağıran adama baktı. Ardından birkaç yumruk daha salladı ve durdu. Birkaç saniye bekledikten sonra düşmanının kafasını tuttu. Tüm gücüyle yukarı çekti ve metal iskeletin kafasını vücudundan ayırdı. Etrafa saçılan kanların arasından hafif kıvılcımlar çıkıyordu. Metalik iskeletin istemsiz titremesiyle boynundan çıkan kablolar birbirine sürtüyor hala canlıymışçasına hareket ediyordu.

Riva elindeki kafayı yere attı ve düşen meleğinin yanına geçti.

Daiki, Arayıcı’ya döndü. “O’nu bir an önce buradan götürmeliyiz. Önce Svalbard’a, oradaki işimizi hallettikten sonra da vakit kaybetmeden Lemuria’ya geçeceğiz.”

“Lemuria mı?” diye şaşkınlıkla sordu Arayıcı. “Bunu ona söylemelisiniz. Yıllardır orayı arıyormuş.”

“Biliyorum,” dedi yaşlı adam. “Biz de yıllardır Riva’yı arıyoruz.”

Yaşlı adam yavaşça genç kadının yanına gitti. Ona bir şeyler söyledi ve birlikte diğerlerinin yanına döndüler.

“Hadi toplanın bakalım. Yola çıkıyoruz,” dedi Daiki.

Hep birlikte tepeyi tırmanmaya başladılar. Taşların arkasında uzanan yaralı askere ulaşmak üzereyken aniden gelen tek el silah sesiyle oldukları yerde kaldılar. Riva, yüzüstü yere düştü. Arayıcı hemen üstüne atladı. Daiki ve Türk hemen arkalarına dönüp silahlarına yeni şarjör taktılar.

Tek kollu bir metal iskelet kafası kopmuş olanın hemen arkasında duruyordu. Gövdesini dengede tutmakta zorlanıyor ama yine de yürümeye çalışıyordu. Türk tüm mermilerini yaralı düşmanının üstüne boşalttı. Hemen arkasından Daiki birkaç atış yaptı ve bekledi. Tek kollu metalin artık sadece gövdesi kalmıştı. Dizlerinin üstüne çökmüş duruyordu. Türk yanına gitti ve kafasına bir tekme savurdu. Gövdeden ayrılan metal parça arkaya yuvarlandı.

“Riva, Riva!” diye bağırıyordu Arayıcı. Genç kadın kıpırdamıyordu. Yaşlı adam yanlarına döndü. Arayıcı’yı kenara çekti ve Riva’nın sırtına baktı. Tam boynunda bir kurşun deliği vardı.

“İşte bu kötü oldu,” dedi.

Arayıcı’nın gözlerinden yaşlar boşalmıştı. “Kötü mü oldu? O öldü. Öldü işte. Ne biçim bir adamsın sen,” diye bağırdı. Tam yaşlı adama doğru bir hamle yapmıştı ki Türk onu engelledi.

“Yavaş ol bakalım.”

“Sakin olun. Seni anlıyorum genç adam ama o düşündüğün gibi birisi değil. Eminim öğrendiğinde bana hak vereceksin. Duyguların çok yoğun, davranışların çok normal ama şunu bil ki düşmanın ben değilim. Hatta şu an için size yardım edebilecek tek kişi benim.”

Arayıcı olduğu yerde diz çökmüş sadece ağlıyordu.

“Onu… Onu burada bırakamam.”

“Tabii ki bırakmayacağız,” diye karşılık verdi Daiki. “Şu an hepimizden daha önemli. Hadi hazırlanın bakalım. Onu taşımamız gerekiyor.”

Önce yaralı askerin tedavisini tamamladılar. Ardından ellerindeki malzemelerle yaptıkları basit bir sedyeye genç kadını yerleştirdiler.

“Amma da ağırmış,” diye söylendi Türk.

“Bırak sızlanmayı da yola çıkalım. Svalbard’a daha çok yolumuz var.”

Dört adam Riva’yı kaldırıp yürümeye başladı. Güneş batmak üzereyken konvoyun durduğu noktaya ulaştılar. Araçların bir kısmı ve eşyalar bırakılmıştı. İnsanlardan ise hiçbir iz yoktu.

“Onları götürmüşler,” dedi asker.

“Umarım zarar vermezler.” Türk, büyük gemilerin araçlarına yaptıklarından ve metalik şeylerle çatıştıktan sonra karşısındakilerin pek de dost canlısı olmadığını biliyordu.

“Etrafta kan göremiyorum,” dedi Daiki sakince. “Öldürmek dışında bir amaçları olmalı. Niye geri döndüklerini bile anlamadım.”

Türk şaşkın bir şekilde bakıyordu. “Ne yani? Onlar daha önce de mi buradaydı?”

“Uzun hikâye genç adam. Vaktimiz olduğu bir zaman anlatırım. Şimdi burada kamp kuralım, gün ağarırken tekrar yola çıkacağız. Biraz dinlensek iyi olur.”

Herkes kalan araçların içine yerleşti. Arayıcı Riva’nın yanından ayrılmıyor, onunla konuşmaya devam ediyordu. Lemuria’yı bulduğunu, sonunda oraya gideceklerinden bahsediyordu.

“Öyle ya da böyle seni oraya götüreceğim. Hatta önce Svalbard’a gideceğiz. Oradakiler bize yardım edecek. Senin sorularını cevaplayacaklar. Belki de Lemuria çok yakındır. Belki de oranın başka bir adıdır. Bir taşla iki kuş. Ne dersin?”

Arayıcı, bir gürültüyle gözlerini açtı. Yanına gelen adamın kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

“Hadi kalk bakalım uykucu. Araçlardan birini çalıştırdık. Yola çıkıyoruz,” dedi Türk ve bir taraftan ayağıyla dürttü.

İşe yarayacak malzemeleri ve Riva’yı kamyonlardan birine yerleştirdiler ve Svalbard’a doğru yola çıktılar.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD