bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 16 Ekim 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 35. Bölüm | Cem Can (Roman)

Yaşlı adam yattığı yerde gözlerini açtı. Gökyüzü aydınlanmak üzereydi. Hemen ilerisinde bir grup insanın daire şeklinde durmuş bir şeyler konuştuğunu fark etti. Yattığı yerden kendisini kaldırmak için biraz hareket etti. O sırada tanıdık bir ses bağırdı.

“Bay Haruto, Bay Haruto! Kendinize geldiniz.”

Daiki ellerini sıkıca yere bastırıp, vücudunun üst tarafını yukarı itti. Hemen arkasından bir el ona yardımcı oldu ve doğrulmasını sağladı.

“Sen iyi misin, Türk?” diye sordu yaşlı adam.

“Evet efendin iyiyim. Şanslıyız ki, bize ilk ulaşanlar düşmanımız değil.”

“Sanırım öyleyiz. Biraz su alabilir miyim acaba?”

“Hemen getiriyorum.”

Türk koşar adımlarla mekikten çıkardığı eşyaların yanına gitti. Bir su poşeti aldı ve hemen Daiki’nin yanına döndü. İçmesine yardımcı oldu.

“Tam yer çekimine alışmak biraz zaman alıyor Bay Haruto. Acele etmeyin lütfen.”

Yaşlı adam evet anlamında kafasını salladı. Etrafına dikkatlice baktı. Daire halindeki grupta beş kişi sayabildi.

“Tam olarak nerede olduğumuzu öğrenebildin mi Türk?”

“Bilmiyorum patron.”

“Adamlara sor bakalım, Svalbard’ı duymuşlar mı? Şansımız varsa bize yol gösterebilirler.”

“Hemen efendim.”

Türk koşarak grubun yanına gitti. Oradakilerle bir şeyler konuştu ve hızla geri döndü.

“Şans hala bizden yana. Daha büyük bir grupla Svalbard’a ulaşmaya çalışıyorlarmış. Bizi görmüşler ve bizim için gelmişler.”

“Çok güzel haber Türk.”

“Kötü haberse şu büyük gemilerden biri de bu yakınlara inmiş. Konvoyları onlara gözükmemek için dağ yoluna girmiş. Şimdi buradan çıkıp gemiden inenlere gözükmeden diğerlerine katılmamız gerektiğini düşünüyorlar.”

“Genç dostum, gemiden eşyalarımızı çıkardın mı?”

“İşimize yarayacak bir kısmını aldım patron.”

“Kılıcım?”

“Tabii ki efendim. Kişisel eşyalarımızın tamamını ve yaşam destek malzemelerini çıkardım.”

“Luka nerede? Onu göremedim.”

“Hak ettiğini buldu diyebiliriz.”

Daiki sevinmemişti. Tam tersine içinde Luka’nın ölümüne karşı bir hüzün vardı. Her ne kadar bir hain olsa da Yelena onu sevmişti. Son ana kadar kendisi de genç pilot için kötü duygular beslememişti. Ne olursa olsun sadece işini yapmaya çalışan bir adamdı diye düşündü.

“Onun için üzüldüğünüzü düşünmeye başlayacağım Bay Haruto. İyi misiniz?”

“İyiyim Türk. Hadi kaldır beni de artık yola çıkalım.”

“Yürüyebilecek misin patron?”

“Merak etme. Birazdan toparlarım kendimi. Ne de olsa uzun süre bu yer çekiminde yaşadım. Bisiklete binmek gibidir herhalde.”

Türk anlamsızca Daiki’nin yüzüne baktı. Yaşlı adam Türk’ten yardım alarak ayağa kalktı. Beraber hemen ileride toplanmış olan grubun yanına gittiler. O sırada işittikleri başka bir sesle herkes silahlarına davrandı. Arayıcı koşarak iki adamın yanına geldi. Genç adam nefes nefese kalmıştı. Güçlükle konuştu.

“Bu tarafa geliyorlar,” dedi. Derin bir iç çekişten sonra devam etti. “Büyük gemiden bir grup yola çıktı. Beş kişilik bir grup bu tarafa geliyor. Düşen mekiğin ve sizin peşinizde olabilirler.”

Gruptakiler hızla çatışma konumuna geçti.  Daiki grubun içindeki genç kadını fark etti.

“R.V.A.” dedi.

“Anlamadım patron.”

“Bu o. Tam karşımızda duruyor.”

“Kim?”

“Şuradaki kız. R.V.A. Model 9X. Buraya onu almaya gelmiştik Türk. Görevimiz o kızdı işte. Hala çok şanslıyız.”

“Dokuz ne? Ne modeli?”

“Bizi bulan grupta mıydı Türk?”

“Evet efendim. Bizi ilk o buldu. Sonra diğerleri gelmiş.”

“Gelmiş?”

“Şey… Kız beni yere sermeyi başardı. Çok sıkı bir şey.”

Gruptaki adamlardan biri herkesin duyabileceği bir yükseklikte seslendi.

“Konvoya katılmak için yola çıkıyoruz. Yürüyebilecek misiniz?”

“Evet, sorun yok. Ben Bay Haruto’ya yardımcı olurum,” diye karşılık verdi Türk.

Ekiptekiler ve Arayıcı şaşırmıştı.

“Bay Haruto mu?” diye sordu içlerinden biri.

“Evet genç adam. Benim ismim. Daiki Haruto.”

“Bayan Haruto’yu tanıyor olamazsınız değil mi?”

“Bayan Haruto’mu?” Şaşırma sırası Daiki’deydi.

“Evet. Şu an bizi buraya getiren konvoyda ve Svalbard’a ilerliyorlar. Acele edersek onlara yetişebiliriz.”

Riva araya girdi. “Artık yola çıkmak zorundayız.”

Tüm ekip harekete geçti. Önde iki adam, arkalarında Daiki ve onun koluna girmiş olan Türk ile Arayıcı vardı. En arkada Riva’yla birlikte bir adam yürüyordu. Bir müddet düz bir yolda ilerledikten sonra bir tepeye tırmanmaya başladılar. Riva, sürekli arkalarına bakıyordu.

“Herkes yere yatsın,” diye bağırdı aniden. Hemen ardından silah sesleri duyuldu. Islık çalan mermiler etraflarında uçuşuyordu. Genç kadının uyarısı sayesinde ön taraftakiler kendilerini yere atmayı başarmıştı. Türk, Daiki’yi büyük bir taşın arkasına itti. En arkada yürüyen adam bağırarak yere düştü. Riva, yaralı adamı tek hamlede kenara çekti.

“Bacağından vurulmuşsun asker. Hayati tehliken yok.”

Genç kadın sürünerek ateş edilen yöne döndü ve kendi silahını hazırladı. Hemen ardından tetiği çekti. Otomatik silahtan çıkan mermiler tepenin aşağısına yağmur gibi yağdı. Ön taraftan biri bağırdı.

“Görsel temas var mı?”

“Negatif efendim,” dedi diğer adam.

“Görsel temas sağlanana kadar kimse ateş etmesin.”

Etraf tekrar sessizliğe gömüldü. Saniyeler sonra karşı taraftan bir ses duyuldu.

“Bize katılın. Yoksa yok edileceksiniz.”

Ön taraftaki adam bir şey söyleyecek gibi oldu. O sırada Daiki eliyle beklemesini işaret ederek onu engelledi ve ardından kendisi bağırdı.

“Siz kimsiniz?”

“Magellan’ın elçileri. Dünya’nın ve insanların iyiliği için buradayız. Her şey güzel olacak.”

Daiki, yanındaki Türk’e baktı. Genç adam kafasını sallayarak söylenenlere inanmadığını belirtti.

“Magellan kim?” diye fısıldadı Arayıcı.

“Uzun hikâye. Ben Bay Haruto ne derse onu yapmaya hazırım,” dedi Türk.

“Kim olduklarını tahmin edebiliyorum,” yaşlı adam düşünceli gözüküyordu. “Ne pahasına olursa olsun görevimizi yerine getirmeliyiz. Önceliğimiz o.”

Daiki bakışlarını Riva’ya çevirdi. Riva ifadesiz bir şekilde onlara bakıyordu. Arayıcı, oluşan kısa sessizliği bozdu.

“Ne demek önceliğimiz o? Ne yapmamız gerekiyor? Buradan nasıl çıkacağız?”

“Yakına gelip açığa çıkmalarını sağlayalım. Sonra hepsini indiririz. Türk, öndekilere haber ver. Hazır olsunlar. Görüş alanına girdiklerinde atış serbest.”

“Tamam patron.”

Türk, eğilerek ve mümkün olduğunca hızlı bir şekilde diğerlerinin yanına geçti. Söylenenleri aktardı ve Daiki’ye kafasıyla işret verdi.

“Tamam. Size katılacağız ama önce ortaya çıkın,” diye bağırdı Daiki. Elinde silah olan herkes namlularını tepenin aşağısına doğrultmuş bekliyordu. Karanlığın içinden önce bir kişi çıktı. Hemen arkasından sağında ve solunda ikişerli olmak üzere dört kişi daha belirdi. O anda tüm ekiptekiler ateş etmeye başladı. Saldırıları karşısındakilere hiç etki etmiyor gibiydi. Her bir mermi adamlara çarptığında metalik bir ses duyuluyor ve ufak bir ışıkla birlikte karanlığa karışıyordu.

“Geri çekilin,” diye bağırdı Daiki.

Ön taraftakiler taş parçalarının arkasından çıkıp geri gelmeye çalışıyordu. Düşmanlarından bir tanesi silahını kaldırdı ve ateş etti. Geri çekilmeye çalışan adamlardan biri yere düştü. Diğer adamlar grubun geri kalanına ulaşmıştı. Herkes dehşet içindeydi. Onların korku içindeki yüzleri Arayıcı’yı daha fazla korkutuyordu.

Riva tereddütsüz ayağa kalktı ve elindeki otomatik tüfeğin tüm şarjörünü kendilerine yaklaşanlardan bir tanesinin üzerine boşalttı. Kısa bir sessizlik oldu. Hemen ardından karşı taraf tek bir defa ateş etti. Hemen arkasından bir metal sesi duyuldu. Riva, bir adım geri gitti. Sarsılmıştı.

Daiki dışında herkes genç kadına şaşkınlıkla bakıyordu. Karşı taraftan atılan mermi tam olarak hedefi bulmuştu ama…

Riva tüfeğine yeni şarjör takmakla meşguldü. Durumdan hiç etkilenmişe benzemiyordu. Arayıcı kendisini toparlar toparlamaz kendisini Riva’nın üzerine attı. Genç kadın beklemediği bu hareket karşısında dengesini kaybetti ve birlikte yere düştüler. Arayıcı elleriyle Riva’nın üzerini kontrol etmeye çalışıyordu.

“İyi misin? Nerenden yaralandın? İyi misin?”

Riva hiç cevap vermeden silahını tekrar doğrulttu. Bu sefer üç el ateş etti. Onlara ateş eden adam dizlerinin üstüne çökmüş olduğu yerde titremeyi andıran bir hareket yapıyordu. Ayağa kalkmaya çalışıyor ama bir şey tarafından engelleniyormuş gibi kalıyordu.

“Eklem bölgelerine ve kafalarına nişan alın,” diye bağırdı Riva.

Ekiplerindeki adamlardan biri tek el ateş etti. Türk ayağa kalktı ve avazı çıktığı kadar bağırarak silahındaki tüm mermileri boşaltmaya başladı. Daiki de düşmanlarından birini hedef almış aralıklarla ama seri bir şekilde ateş ediyordu.

“Buradan çıkmalıyız,” dedi yaşlı adam.

Düşmanları atışlarla sarsılıyor ama yürümeye devam ediyordu.

“Uzaklaş oradan,” diye bağırdı adamlardan biri ve o anda vuruldu. Riva, Arayıcı’yı kollarıyla sardı.

“Önümde yürü.”

Genç kadın sırtını tepenin aşağısına çevirdi ve Arayıcı önünde kalacak şekilde tepeyi tırmanmaya başladılar.

Arkalarından birkaç el silah sesi geldi. Hemen ardından metalin metale çarpma sesi… Daiki ve Türk de sürünerek yukarı çıkmaya başladılar. Herkesin uzaklaştığını gören bir adam düşmanlarına bir el bombası fırlattı. Patlamayla birlikte etrafa toprak ve taş saçıldı. Her yer toz duman olmuştu.

Tüm ekip tepenin üstüne doğru koşmaya başladı. Bir süre sonra Türk kafasını çevirip arkasına baktı.

“Kaldı üç,” diye bağırdı.

Herkes bir an önce oradan kurtulmak istiyordu. Konvoya ulaşabilirlerse daha fazla ateş gücüne sahip olabilirlerdi.

Riva durdu ve bir kez daha arkalarına doğru ateş etmeye başladı. Arayıcı genç kadının hemen arkasında duruyordu. Kafasını biraz eğip düşmanlarına baktı. Riva şarjöründeki son mermileri de harcarken, üzerlerine gelen adamlardan bir tanesinin kolu koptu.

Arayıcı ne zaman kendisini şaşırtacak başka bir şey kalmadığını düşünse yeni bir şeyler oluyordu. Adam kolunu kaybetmişti ama hala hiçbir şey olmamış gibi ayaktaydı. Sağlam olan koluyla uzanıp yerde duranın elinden silahını aldı. Yürümeye devam ediyordu tek kollu adam.

Düşmanları tekrar ateş etmeye başladı. Riva ve Arayıcı dışında herkes tekrar taşları siper almıştı. Genç kadın da Arayıcı’yı bir kenara çekti ve yere uzandılar.

Riva konvoyun olması gereken yöne doğru baktı. Bıraktıkları yerden biraz daha ilerledikleri belli oluyordu.

Birkaç saniye sonra bir patlama sesiyle hepsi tekrar yere kapaklandı. Konvoyun olduğu yer aydınlanmıştı. Herkes o tarafa döndü. Arka arkaya küçük ışıklar yanıp söndü.

“Konvoya dönmek de artık güvenli değil,” dedi Riva.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD