bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 9 Ekim 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 34. Bölüm | Cem Can (Roman)

“Kararını bekliyoruz, Benjamin,” dedi Magellan’dan gelen dijital ses.

Uzun bir sessizlik oldu. Genç adam ne söyleyeceğini bilmiyordu. Beklediği, inandığı şey bu değildi. Olması gereken de bu değildi. Belki de hedefine giden yolda karşısına çıkan başka bir engeldi. Kat etmesi gereken yol biraz uzamış olabilirdi ama sonunun aynı noktaya çıkması kararlarına bağlıydı.

“Kabul ediyorum,” dedi sonunda. “Sizin için çalışacağım. Çocukları yetiştireceğim.”

“Mantıklı olan seçenekti. Senin dışında dünyadakiler de benzer seçimi yapacaklar ve mantıklı olan herkes bizimle çalışmayı kabul edecektir. Etmeyenler için de seçeneklerimizi mantıksal olarak sıraladık. Gerekli bilgileri tüm birimlere gönderiyorum.”

“Peki şimdi ne yapacağım?”

“Sana ayrılan bölümde bekleyebilirsin. Tam olarak 2 saat 45 dakika 23 saniye sonra, şu an içinde bulunduğun Victoria dünyaya inmiş olacak.”

Etraftaki Nefes Almayanlar’dan iki tanesi Benjamin’e doğru ilerledi. Ayak yerine paletleriyle hareket eden diğer makineler de genç adama yaklaştı. O an üstlerindeki yazıyı fark etti.

“Gardiyan”

Hepsini kontrol etmeyi, liderleri olmayı planladığı insan yapımı şeylerin yanında mahkum olmuştu.

Makinelerden biri Benjamin’in önünde diğeri arkasında durdu.

“Takip et,” dedi düz, ifadesiz bir tonla öndeki Nefes Almayan. Birlikte ilerlemeye başladılar. Genç adam peşinden gittiği makinenin arka tarafında yer yer oksitlenme fark etti. Yaptıkları yolculuk boyunca gemide oksijeni açmamaları gerekiyordu. Benjamin bir  an duraksadı. Yoksa başka bir yerde de oksijenle temas etmiş olabilir miydi?

Sonra boşuna heyecanlandığını düşündü. Dünya’dan sürgün edilmeden önce bu şeyler kullanılıyordu. İnsanlara hizmet ediyorlardı. Pek ala bu şekilde paslı olarak gemiye bindirilmiş olabilirlerdi.

Birlikte ilerlemeye devam ettiler. Genç adamın gemiye girdiği bölümü geçtiler. Metal gürültüsünün arasında birkaç bipleme sesi duydu. Ardından arkasındaki Nefes Almayan konuşmaya başladı.

“Sessiz kalma hakkına sahipsin, söylediğin her şey mahkemede aleyhine delil olarak kullanılabilir. Avukat tutma hakkın var, eğer avukat tutacak paran yoksa mahkeme sana bir avukat tayin edecektir.”

Duydukları Benjamin’e çok anlamsız gelmişti. Ne mahkemesinden bahsediyordu veya para kelimesinin mahkemeyle bağlantısı neydi? Genç adam o kelimeyi en son dedesinden duymuştu. Atalarının çok paraya sahip olduğundan ve bu sayede Ay’a gelebildiklerinden bahsederdi.

Benjamin, her zaman paranın değerli bir taş olduğunu hayal etmişti. Değerli taşlar karşılığında alınan bir yolculuk ve aya yerleşmeleri…

Geçmişte avukatların değerli şeyler karşılığında çalıştığını düşündü. Ay üssünde böyle şeylere ihtiyaç yoktu. Güvenliğin yakaladığı suçluyla ilgili bilgiler bilgisayara girilir, onlar da veriler işler, kanun maddelerini tespit eder ve olasılık hesaplardı.

Genç adam gülümsedi. Eskiden işler daha zormuş diye düşündü.

İlerledikleri koridor sonunda bitmişti. Hangar benzeri büyük bir alana girdiler. Tüm mekan büyük metal kutularla doluydu. Her bir kutudan sanki içten içe yanıyormuş gibi dumanlar çıkıyordu. Yan yana ve üst üste yüzlerce belki binlercesi vardı. Bulundukları yerin sonu yokmuş gibiydi.

Hangarın ortası olabilecek bir noktada makineler durdu. Ne bir hareket, ne bir ses ne de bir ışık vardı. Bir süre sonra dijital bir ses alanda yankılandı.

“Ben Victoria,”

Benjamin etrafına bakındı ama kimseyi göremedi.

“Dünya’ya inene kadar bekleyeceğin yer burası. Bulunduğun noktanın 200 metre ilerisinde bir laboratuvar var. İniş sırasında oradaki koltuklar emniyetini sağlayacaktır. Geri dönüşümüz tamamlandıktan sonra hangar aktive edilecek.”

“Victoria,” dedi Benjamin. “Burası ne işe yarıyor? Ne aktive olacak ve benden tam olarak ne istiyorsunuz?”

“Magellan’ın söylediği gibi sadece yardımını bekliyoruz. Karşılığını alacaksın. Nash dengesini sağlayacağız.”

“Ne dengesi?”

“Yani hem siz hem de biz kazanacağız.”

Benjamin, hala bir şey anlamamıştı. Nasıl olacaktı da farklı iki taraf, hatta iki düşman aynı anda zafer kazanacaktı? Yine de tüm bunlar kendisi için bir fırsattı. Dünyanın yeniden yapılandırılmasında rolü olacaktı. Bu sırada Nefes Almayanlar’ı tanıyabilir, onları saf dışı bırakmanın veya kontrol altına almanın bir yolunu bulabilirdi. Yardım etmesi gereken her neyse gereğini yapıp, kendi istediklerini elde edip yoluna gidebilirdi.

“Anladım farz et. Şimdi nasıl yardım edeceğimi söyle.”

“Zamanı geldiğinde sana bilgi verilecek. İnişe otuz dakika kaldığında bilgilendirileceksin. O andan itibaren laboratuvardaki koltuklardan birinde olmanı ve kemerlerini bağlamanı tavsiye ediyorum.”

“Tamam, tamam. Peki şimdi serbest miyim?”

“Hangar içerisinde özgürsün. İnişe 35 dakika kala “Gardiyan”lar laboratuvarda olmanı sağlayacaklar.”

Dijital ses kesildi. Parlayan metal kutulardan çıkan hafif ışık dışında etraf karanlıktı. Benjamin etrafta dolaşmaya ve kutuları incelemeye başladı. Bir tanesine yaklaştı ve dokunmak için elini uzattı. Çıkan dumanların aksine kutular buz gibiydi. Elini hızla geri çekti. O an kutunun arkasından çıkan boruları fark etti. Tüm kutular birbirine bağlı gibiydi. Bir çeşit soğutma sistemi olmalıydı.

Benjamin kutulardan uzaklaştı ve laboratuvara yöneldi. Yürürken belli aralıklarla yerleştirilmiş üzerinde sayılar olan tabelaları gördü. İlk fark ettiği 8000 yazandı. Laboratuvara doğru ilerledikçe tabelalardaki sayılar da artıyordu.

9000…10000… Kutular o noktada bitti. Ardından büyük bir çanta büyüklüğünde üzerinde kavisli cam bulunan kapların olduğu bölüme geldi.  Kaplar Benjamin’e tanıdık geliyordu. Daha önce bir yerlerde benzerlerini görmüştü. Beynini biraz daha zorladı.

Dedesinin gösterdiği fotoğraflarda da aynı kaplardan vardı. Oradan K.Ü.ME diye bahsetmişti genelde.

“Klon üretim merkezini görmeliydin Benjamin. Yapay rahimlerin içinde büyüyenler bizim için mucizeydi,” demişti dedesi fotoğraftaki kavisli cam kapları işaret ederken.

Nefes Almayanlar’la ilgili Büyük Kitapta yazmayan Benjamin’in bilmediği bir şeyler vardı içinde bulunduğu yerde. Sürgün sadece dünyadan uzaklaştırılmaları için yapılmamıştı. Altında başka sebepler de vardı. Yoksa neden gemilerin için K.Ü.ME benzeri bölümler yapıp içini yapay rahim kaplarıyla doldurmuş olsunlar ki?

Metalik bir sesle irkildi genç adam. Benjamin hangarın merkezine baktı. Gardiyanları hareket etmeye başlamıştı.

“İniş yakın,” dedi kendi kendine.

Hızlı adımlarla laboratuvara ilerledi. Kendisi girmezse makineler onu zorla zaten oraya kapatacaktı.

“Lütfen güvenli bir yere geçin,” dedi peşindeki makinelerden biri.

Benjamin içeri girdi ve ilk bulduğu koltuğa oturdu. Kemerler otomatik olarak omuzlarına uzandı. Genç adam kemerleri bulundukları noktadan karnına doğru çekip emniyet mekanizmasını çalıştırdı. Koltuğunun kenarları hafifçe şişti ve oturduğu yer vücudunun şeklini aldı. Eski ama güzel bir teknoloji diye düşündü.

Makineler laboratuvar kapısına kadar geldiler ve orada durdular. Tekrar sessizlik oldu. Bir süre sonra Benjamin denge merkezinde olan değişimlerden geminin sert maevralar yaptığını anladı. Midesi de bir an için ağzına geldi. Bütün hissettiklerine rağmen içinde bulunduğu mekan oldukça stabildi.

Gemi titremeye başladı. Atmosfere giriş başlamıştı. Yatay ve dikey bir sürü manevra yapıp giriş açısını ayarlıyor olmalıydılar. Oturduğu koltuk her geçen dakika Benjamin’i biraz daha sıkıyordu. Sanki ona zarar gelmesin diye daha fazla sarılıyor gibiydi.

Bir süre hiçbir ses duyulmadı. Yere yaklaşmış olmalıydılar. Vücudu yer çekimini hissedebiliyordu. Hangi bölgeye ineceklerini merak etti ve kendi bölgelerine yakın bir yer olmasını diledi. Orada hiç zorlanmadan adamlarını toplayabilir, yapmak istediklerini onlarla birlikte yapabilirdi.

Kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başladı. Hemen ardından da geri sayım…

“Aktifleştirmeye 30 saniye…”

Süre dolduğunda laboratuvar kapısında duran makineler hareketendi. Benjamin’in koltuğu gevşedi ve kemerler takılı olduğu yerden çıktı. Genç adam ayağa kalktı ve bulunduğu bölümden hangara çıktı.

Bir süre sonra hangarın kapakları açılmaya başladı. Neredeyse aynı anda sayısız makine içeri doluştu. Alan yeniden düzenleniyordu. Binlerce yapay arhim sıraya diziliyor, duman çıkaran kutuların yanlarına yerleştiriliyordu.

Kapaklardan son içeri giren Nefes Almayan makineden çok insana benziyordu. Diğerlerinin yanından geçip bir terminalin önünde durdu ve bir şeyler yapmaya başladı. Benjamin neler olduğunu anlayabilmek için terminale yaklaştı.

“Kolonileştirme prosedürleri 1. evre iptal edildi. 2. evreye geçiliyor,” dedi Benjamin’in önünde duran Nefes Almayan.

“1. Evre neydi ki,” diye sordu cevap verilmeyeceğini düşünerek.

“E1, tespit edilen gezegenin yaşama uygun olmasının sağlanmasıdır.”

“Peki, 2. evre nedir?”

“E2, dondurulmuş insan embriyolarının yapay rahimlere enjekte edilmesidir. 1 yıl içerisinde ikinci evre tamamlanır ve gezegende insan yaşamı başlatılır.”

“Bundan sonrada ben devreye giriyorum sanırım.”

“Magellan’ın hesaplarına göre her tür kendi türünü yetiştirmekte daha başarılı oluyor. Başka türler ile etkileşimlerin başarısız olma olasılıkları çok yüksek.”

Önlerinde duran terminalde bir yazı belirdi.

“Enjeksiyon işlemi başlatılıyor.”

Hangarın duvarında duran ve Benjamin’in daha önce fark edemediği metalik kollar aynı anda hareket etti. Dumanlı kutuların kapakları açıldı.

Metal kollar önce kutuların, ardından yapay rahimlerin içerisine girdi. Camlı kaplar  bir sıvı ile doldu. Her bir kutunun üzerinde bir sayı ve yeşil bir ışık yandı. Benjamin, gözleri ile sayıları takip etti. 100 yapay rahim aktif olmuş durumdaydı.

Benjamin, etrafı incelerken gardiyan makineler tekrar yanına geldi.

“Arama Birimi seni bekliyor,” dedi bir tanesi.

Benjamin, herhangi bir şey sormadan ve söylemeden makineleri takip etmeye başladı. Hangarın dışına, koridora çıktılar ve bir kapının önünde durdular. Kapı açıldı ve içeri girdiler.

Oda, Benjamin’in Victoria’ya bindirildiği bölüme benziyordu, sadece biraz daha büyüktü. İçeride kadın ve erkeklerden oluşan bir grup “Nefes Almayan” hazırlık yapıyordu. Duvarlardaki bölmelerde bulunan silahları her biri üstlerinde bir yere yerleştiriyordu. Bacaklarında ufak olanlar, sırtlarında ise daha büyük olanlar vardı. Silahlarını kuşanmış bekleyen bir tanesi Benjamin’in yanına geldi.

“İniş noktamızın yakınlarına bir mekik iniş yaptı. Ön rapor 9 kişi olduklarını tespit etti. Başka bir araştırma ekibimizden gelen bilgiye göre de yakınlarımızda kuzeye ilerleyen yüzlerce kişilik büyük bir konvoy var. Hedefimiz konvoy, bize katılmak isteyenleri alıp buraya getireceğiz.”

“Ya katılmak istemezlerse?,”

“Karşı koyanların yaşamlarına son verilecektir.”

“Eğer konvoy benim insanlarımsa size katılmaları için ikna edebilirim.Ben de silah alacak mıyım?”

“Hayır,” dedi önünde işlem yapan makine. “Korumamız altında olduğun sürece sana zarar gelmesini engelleyeceğiz.”

“Peki ya mekik?” diye sordu Benjamin.

Nefes Almayan önündeki ekrana bazı bilgileri yansıttı ve hemen ardından bir fotoğraf çıktı karşılarına.

“Bu sizinkilerden mi?” dedi işlemlerini yapmaya devam eden makine.

“Hayır,”

“Bu durumda onları ikna etme ihtimalin çok düşük. Mekik için ayrı bir ekip göndereceğiz ve gereken yapılacaktır. Şimdi benimle gel.”

Bütün Nefes Almayanlar eski tip arazi araçlarında yerlerini aldılar. Benjamin ve yanındaki Nefes Almayan’da bir araca bindi.

“Bir ismin var mı?” diye sordu genç adam yanındaki insan benzeri makineye.

“Bana Bir diyebilirsin.”

Akşam güneşi etrafı aydınlatmaya başlamıştı gemiden çıktıklarında. Benjamin için görüş mesafesi hala kısıtlıydı. Daha erken bir saatte yola çıkmış olsalardı, kesinlikle bir gaz maskesine ihtiyacı olacaktı ki, akşam saatinde bile ciğerleri işlevini yerine getirmekte zorlanıyordu.

Bir süre yolculukları sarsıntılı bir şekilde devam etti. Ardından bir yerde durdular. Araçlardan 5 “Nefes Almayan” indi ve diğerleri yollarına devam ettiler. Önlerindeki tepeyi mümkün olan en hızlı şekilde tırmanıyorlardı. Sonunda ilk temas sağlandı. Konvoydan silah sesleri geliyordu. Aynı şekilde Benjamin’in içerisinde bulunduğu ekip de karşılık verdi.

Benjamin, Nefes Almayanlara karşı ne yapabilirler ki diye düşündü.

“Bunlar senin adamların mı? Onları ikna edebilir misin?”

“Hayır benim adamlarım değil. Ama ikna edebileceğimi düşünüyorum. Sizin kim veya ne olduğunuzu bilmiyorlar.”

“Anlaşıldı. Güvenli bir ortam sağlandığında onlarla konuşabilirsin.”

Silah ve patlama sesleri bir süre daha devam etti. Daha sonra büyük bir sessizlik oldu. Bir, Benjamin’den onu takip etmesini istedi. Araçtan inip, yürümeye başladılar. Bir kaç cansız bedenin yanından geçtiler. Sonra insanları toplamaya başladıkları bir alana geldiler.

Bir “Nefes Almayan” Benjamin’in bir kamyonun tepesine çıkmasına yardım etti. Benjamin ve Bir kamyonun üst tarafında toplanan kalabalığa bakıyorlardı. “Nefes Almayanlar” alanın çeşitli yerlerinden insanları kamyonun önüne silah zoruyla getiriyordu. Benjamin, yanında dikilen kadın “Nefes Almayan”a baktı. Bunların hepsi birbirine benziyor diye düşündü. Yüzlerini hep bir yerde gördüğü hissine kapılıyordu. Etrafa dağılmış olan son insanlarda alana geldiğinde Bir Benjamin’e döndü.

“Senin sıran.” dedi.

Kalabalığın içerisinde bir hareketlenme oldu. İnsanlar kenara çekildiler ve yaşlı bir kadın öne çıktı. Kamyonun üstünde duranlara baktı.

“Riva” diye bağırdı ve ardından bir el silah sesi duyuldu.

Benjamin yanındakine döndü.

“Vurmak zorunda değildiniz. Yaşlı bir kadındı sadece.” dedi.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD