bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 25 Eylül 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 33. Bölüm | Cem Can (Roman)

Yaşlı kadın tepede durmuş üzgün gözlerle dumanların yükseldiği yere bakıyordu. Belli aralıklarla kırmızı alevler gökyüzünü aydınlatıyordu ve büyük kubbe birkaç dakika önce çökmüştü. Yıllarını verdikleri yerler artık yoktu. Dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine dair hayalleri de diğer her şey gibi yıkılmıştı. Akari Haruto, omzuna dokunan elle irkildi. Gözünden süzülen yaşları sildi.

“Artık gitmeliyiz Bayan Haruto. Kaçabilen herkesin kaçtığını söylüyorlar. Konvoy tekrar yola çıkmak için hazır sayılır,” dedi bir asker. Genç adam yaşlı kadının koluna girdi ve birlikte kamyona doğru yürüdüler.

Riva aracın tam arkasında bekliyordu. Arayıcı da hemen yanında korkuyla etrafa bakıyordu. Daha önce de kötü durumlara düşmüştü ama o an içinde bulundukları durum moralini daha fazla bozuyordu. Birkaç saat öncesine kadar güzel bir hayat süren insanlar şimdi çökmüş bir vaziyette, hayatlarını, ümitlerini ve geleceklerini başka bir yere taşımaya çalışıyorlardı. Arkalarında bıraktıkları yıkım onların peşine düşen Hordauralar yüzünden miydi? Tüm olanların sebebi Arayıcı ve Riva mıydı?

Genç adam kendini topladı ve koşarak yaşlı kadının yanına gitti. Diğer koluna da o girdi. Birlikte yürürken etrafa bakındı. Bir grup silahlı adam bir şeyler konuşuyor, kadınlar ellerindeki malzemeleri inceliyor, çocuklar sağa sola koşturuyordu. Neredeyse iki otobüs dolusu çocuk durdukları alana dağılmış durumdaydı.  Yüzleri taktıkları gaz maskelerinden görünmese de neşeli bir şeyler yaptıkları çok belliydi.

“Bayan Haruto,” diye seslendi birisi. “Sonunda sizi bulabildim.”

“Mai,” dedi yaşlı kadın güçlükle.

“Mai, efendim.”

“Qui es, asker?”

“Ekip liderleri hazır bekliyor. Hangi yöne gideceğimize ve ne yapacağımıza karar vermeliyiz.”

“Tamam. Vi ann.”

Arayıcı, konuşulanların bir kısmını anlayabiliyordu. Yaşlı kadınla göz göze geldi.

“Gel bakalım genç adam. Bizimkilerin yanına gidiyoruz.”

Yanlarına gelen askerin peşi sıra yürümeye başladılar. Kendilerini taşıyan kamyonu geçmek üzereyken Arayıcı orada ayakta duran ve uzaklara bakan narin vücudu fark etti. Bayan Haruto’nun kolunu tutmuyor olsaydı rüya gördüğünü düşünecekti.

Omuz hizasında açılmış bacakları, kıvrımlarının etrafında yıldızlar, ince belinin hemen yanında duran silahı tutuşu, rüzgarın etkisiyle boynunda dans eden bandanasıyla tek kelimeyle harikaydı Riva.

Akari Haruto,  genç adamın eline dokundu.

“Gerçekten çok güzel bir kadın. Ayrıca yetenekli.”

Arayıcı cevap veremedi.

“Ondan etkilendiğin her halinden belli oluyor genç adam. Bir şey söylemene gerek yok.”

Arayıcı, yaşlı kadına baktı. Bir şeyler söylemek istedi ama hislerini açıklayacak kelimeleri bulamadı. Daha önce hiç hissetmediği şeyleri nasıl tarif edebilirdi ki? Ağzını açtı, konuşmak istedi. Derin bir nefes aldı ve verdi.

“Riva,” diye bağırdı yaşlı kadın. “Bizimle gelir misin?”

Riva, kamyonun üzerinden baktı. Hiçbir şey söylemeden önce aracın önüne oradan da yere atladı.

“Bayan Haruto,” dedi yanların yaklaşınca.

“Nereye bakıyordun Riva? Aklından neler geçiyor?”

“Gökyüzündeki şu büyük gemi…”

“Ne olmuş ona?”

“Yavaş yavaş alçalıyor.”

“Bana sanki orada öylece duruyormuş gibi gözüktü,” dedi yaşlı kadın.

“Hayır, Bayan Haruto. Giderek alçalıyor ve bu hızla devam ederse sabah gün doğmadan yere inmiş olacak.”

“Yarın bir sorunumuz daha olacak desene.”

Hiçbir şey konuşmadan birlikte yürümeye başladılar. Bir süre sonra portatif bir masa etrafında toplanan ekip liderlerinin bulunduğu yere ulaştılar.

“Durum nedir?” diye sordu Bayan Haruto.

“Bu hızla ilerlersek üç gün içinde Svalbard’a ulaşırız. Tabii, önümüzdeki yolu kullanmalıyız ve o da tam tepemizde duran şu şeyin altından geçiyor.” Asker eliyle önlerinde duran gemiyi işaret etti.

“Sanırım başka bir yol bulmalıyız. Az önce söylediklerini onlara da söyle,” dedi yaşlı kadın Riva’ya dönerek.

“Gemi aslında orada durmuyor. Çok yavaş bir şekilde alçalıyor.”

“Emin misin?” diye sordu şaşkınlıkla asker.

“Kesinlikle. Ya çok hızlı hareket etmeliyiz ya da yolumuzu değiştirmeliyiz.”

“O zaman alternatifleri değerlendirelim,” dedi adam ve cebinden çıkardığı bir aleti masaya koydu.Üzerindeki bir düğmeye bastı ve üç boyutlu bir harita belirdi. Herkes önlerindeki holograma bakıyordu. Adam parmaklarını bir bölge üzerinde gezdirdi ve kırmızı bir çizgi işaretlendi.

“Bu bölge,” dedi. Bir an duraksadı. “Geminin ineceği ve bizim geçemeyeceğimiz yer.” İşaret parmağını haritada bir notkaya koydu. “Burası da şu an üstünde bulunduğumuz tepe. Bu durumda daha önce hiç kullanmadığımız yolları kullanmaktansa biraz doğuya yönelip dağ yolunu kullanabiliriz. Biraz zorludur ama yüksekte olmak bize avantaj sağlayabilir.”

“Geminin batısından geçmek en kestirme yol olurdu,” dedi adamlardan bir tanesi.

“O bölgede saklanabileceğimiz fazla bir yer yok gibi gözüküyor. Ayrıca yukarıdakinin ne olduğunu henüz çözemedik. Bana pek dost gibi gözükmediler. Gece boyunca mekiklerin atmosfere yanarak girdiğini gördük. Bu gemi ortaya çıktığından beri bir hareketlilik yok. Bir bağlantı olduğu kesin.”

“Haklısın,” dedi Akari Haruto. “Yanımızda bu kadar çok insan varken de açıktan gitmek pek mantıklı değil.”

“Evet efendim. Ayrıca her araca dış iskelet kullanabilen en az bir kişi yerleştiriyoruz. Dağ yolunda hızımız yüksek olmayacaktır. Korunmasız kalmak istemem.”

“Elinizde kaç dış iskelet var,” diye sordu yaşlı kadın.

“Tam anlamıyla çalışan sekiz tane var efendin. İki tane de hasarlı var.”

“Eğer birkaç saat içinde hasarlı olanları çalıştıramazsanız bırakın burada. Vakit kaybetmeden yola çıkacağız,” dedi Bayan Haruto.

Masa etrafındaki adamlar kafalarını salladı. Masanın kenarındaki adam haritayı kapattı.

“Siz de bir süre dinlenin,” dedi yaşlı kadın yanında duran Arayıcı ve Riva’ya.

Şafak sökmeden konvoyda hareketlilik başladı. Turuncu güneş ışıkları araçlara tam karşıdan çarpıyordu. Neredeyse herkes uyanmıştı.

Hava ne aydınlık ne de karanlıktı ama etrafı kaplayan duman ortaya çıkmıştı.

“Güneş doğmadan yola çıkmalıyız,” diye bağırdı bir adam.

Riva, Arayıcı’nın yanında ayakta duruyor ve önlerindeki gemiye bakıyordu. Genç adam uyku tulumundan çıkıp, toparlanmaya başladı. Bir önceki gün bulundukları yere geldikleri kamyonun arkasına çantasını bıraktı. Kamyonun kasası şimdiden insanlarla dolmuştı. Arayıcı etrafa bakındı. Bayan Haruto onlara doğru geliyordu.

“Beni takip edin gençler. Bugün konvoyun önlerindeki bir araçta olun. Daha güvenli olacaktır,” dedi yaşlı kadın. Birlikte ön sıada bekleyen bir kamyona yöneldiler.

“Burada sadece iki kişilik yer var,” dedi Arayıcı.

“Sıkışabiliriz biraz. Geride kalmaktan iyidir.”

“Sen otur,” dedi Riva genç adama.

“Peki ya sen?”

“Ben basamakta duracağım.”

“Sen bilirsin,” dedi Arayıcı.

Kapıyı kapattıktan sonra Riva eşyalarını kamyonun önü ile kasa arasında bir yere attı. Elini yanındaki açık pencereden içeri soktu ve tutundu. Araçlar hareket etmeye başladı. Bayan Haruto’nun kamyonu konvoyun önlerinde bir yere dahil oldu. Görüş mesafesi de giderek azalıyordu.

“Bakın!” diye seslendi yaşlı kadın. “Önümüzdeki gemi artık sislerin içinde kaldı. Ayrıca bu hızla devam ederse birkaç saat içinde yere inmiş olacak.”

“Çok büyük bir şey,” dedi Arayıcı. “Daha önce bu kadar büyük ve uçabilen bir şey hiç görmemiştim.”

“O bir uzay gemisi.” Riva, kapının diğer tarafından biraz eğilerek cevap verdi. Genç adam kafasında uzay ve gemi kelimelerini ilişkilendirip, anlam vermeye çalışıyordu.

Konvoy bir süre uzay gemisine doğru yolculuk ettikten sonra doğuya döndü. Bulundukları yolda, mümkün olduğunca birbirlerine yakın ve yavaş ilerliyorlardı. Araçların tekerleklerinin yere sürtünme sesini dış iskeletlerden çıkan metalik gürültüler bastırıyordu. Sekiz dış iskelet farklı zamanlarda attıkları adımlar ile bir karmaşa hissi yaratıyordu.

İlerledikleri yol kıvrımlı bir hal aldı. Önce sola daha sonra sağa dönüşler. Konvoy yavaş ve dikkatli bir şekilde dağ yolunda yukarı gidiyordu. Görüş açısı yavaş yavaş artarken, tamamen sislerin içinde kalan uzay gemisi artık görünmez olmuştu. Güneş artık tüm gücüyle ışıklarını dünyaya gönderiyordu. Normal bir zamanda yolculuk yapmanın göze alınamayacağı saatlerde ilerlemeye devam ediyorlardı.

Aniden gökyüzünde bir kaç alev topu belirdi. Alevler yeryüzüne doğru hızla seyrederken, bir patlama daha oldu ardından yüzlerce küçük parça arkasında dumanlar bırakarak yeryüzüne ulaşıp büyük bir alana dağıldı.

“Bunlar bizimkilerde olabilir, “Onikiler”e de ait olabilir.” dedi Bayan Haruto.

“Her durumda birileri ölüyor. Birbirimizle savaştığımız yetmezmiş gibi bir de gözümüzün önünde büyük bir uzay gemisi dünyaya iniyor. Nereden geldiklerini, ne istediklerini bile bilmiyoruz. Yukarıdakilerin bilgisi varsa dahi, henüz öğrenemedik. Merkeze gidene kadarda bilgi alamayacağız,” dedi kamyonu kullanan adam.

Arayıcı hiç bir şey söylemeden dinledi. Riva, boşta olan elini kamyonun içine doğru uzatıp, Arayıcı’nın omzuna dokundu.

“Şuraya bakın.” Eliyle gökyüzünde bir şeyi işaret etti. Bayan Haruto ve Arayıcı Riva’nın işaret ettiği yöne baktılar. Alev topu olmamış bir mekik, dengesiz bir şekilde yeryüzüne düşüyordu. Mekiğin gökyüzünde bıraktığı beyaz iz rahatlıkla görülebiliyordu.

“Çok hızlı düşüyor.” dedi Bayan Haruto. “Bir an önce iniş motorlarını ateşlemeleri gerekli.”

Arayıcı tüm dikkatiyle gökyüzüne bakıyordu. Konvoy ilerledikçe mekiğin düşüş hareketi, bulundukları yerin sol tarafına geçmişti. Mekikten bir kaç kez alevler çıktı. Yavaşlamaya başlamıştı ama bu seferde kendi ekseni etrafında dönüyordu.

“Bu şekilde acil durum paraşütünü açamazlar.” dedi kamyonu kullanan adam.

“Evet, sanırım başaramayacaklar.” Tüm üzüntülerinin ve hayal kırıklıklarının yanında yaşlı kadın düşmekte olan mekiği düşünüyordu.

Konvoydaki tüm gözler mekiğe çevrilmişti. Düşüş hızı biraz azalmış gibi gözüküyordu. Ama dönüş hareketinin hızı artmıştı. Mekik döne döne sislerin içine, uzay gemisi ile konvoy arasında bir noktaya girdi. Bayan Haruto, kafasını önüne eğdi, bir şeyler mırıldandı. Arayıcı yanındaki genç kadına baktı. Riva, sabit bir şekilde duruyor ve ilerledikleri yöne bakıyordu. Bir anda elini Arayıcı’nın üstünde tutunduğu yerden çekti ve kamyonun yanından yere yuvarlandı.

“Durun.” diye bağırdı Arayıcı.  Kamyonu kullanan adam aniden fren yaptı. Tüm konvoy onlarla birlikte durdu. Arayıcı kapıyı açıp kamyondan indi, Riva’nın yanına koştu.

“Riva” diye bağırdı. “Riva.” Sonra sustu. Rüyası bitene kadar uyanmayacağını biliyordu.

“Riva’nın nesi var?” diye sordu yanlarına gelen Akari Haruto.

“Arada böyle oluyor. Bir süre kendinden geçiyor. Bir çeşit rüya görüyor ve her seferinde rüyasında gördükleri işimize yarıyor. Sayesinde hayatta kaldık.”

“Alıp kamyonun arkasına koyalım. Sen yanında kal Arayıcı.”

Bayan Haruto’nun cep terminalinden sesler çıkmaya başladı.

“Qui es?” dedi yaşlı kadın. Terminalin diğer tarafındaki ses, Arayıcı’nın anlamadığı dilde bir şeyler söyledi. “Haberler kötü. Uzay gemisi inmiş ve kapakları açılmış. İçinden bir sürü şey iniyor.”

“Şey?” diye sordu Arayıcı istemsizce.

“Ne olduklarını bilmiyoruz. O kirliliğin içinde maskesiz dolaşıyorlar ve şimdiden iki uçangözümüzü yok ettiler, bir tanesinin oralarda olduğunu biliyoruz ama görüntü alamıyoruz. Kaybedecek zamanımız yok, ilerlemeye devam etmeliyiz,” dedi yaşlı kadın.

Kamyonun kasasından gelen bir kaç kişi ile birlikte Arayıcı, Riva’yı bulunduğu yerden kaldırdı. Adamlardan biri söylenmeye başladı.

“Ke sela! Karşıdan küçücük görünüyordu. Ne kadar ağırmış.”

Adamlar ve Arayıcı Riva’yı kasaya yerleştirdiler. Konvoy tekrar hareket etti. Bir müddet sonra Riva kendine geldi. Arayıcı baş ucunda bekliyordu. Genç kadın ayağa kalktı.

“Onlara yardım etmeliyiz.” dedi.

“Kimlere?” diye sordu Arayıcı.

“Dönerek düşen mekiktekilere.”

“Ama neden? Çok tehlikeli.”

“Yaşıyorlar Arayıcı. Bugüne kadar bu görüntüler, rüyalar bana hep bir şeyler anlattı, şimdi de bir şeyler anlatıyor.”

“Ne gördün? Kim o insanlar?”

“İri yarı genç bir adam, yaşlı bir adamı sürükleyerek mekikten çıkardı. Yaşlı adam yaşıyordu. Ardından tekrar mekiğe girdi. Elleri arkasından bağlı hiç kıpırdamayan başka bir adamı çıkardı. Son olarak her yöne giden araçlar gördüm. Maske takmadan sislerin içinde ilerleyen adamlar ve kadınlar.”

“Şimdi ne yapacağız?”

“Sen burada kal Arayıcı. Risk çok fazla.”

Riva, kamyondan atladı ve koşmaya başladı. Ardından yolun dışına çıkıp, tepenin eğimli noktasından aşağı kaydı. Toz duman içerisinde gözden kayboldu. Arayıcı, kamyonun önüne ilerledi ve kasayı ön taraftan ayıran bölümde bulunan cama vurmaya başladı. Bayan Haruto, kafasını çevirdi. Arayıcı daha hızlı ve sert bir şekilde cama vuruyordu. Kamyon durdu. Arayıcı kamyonun arkasından aşağı atladı ve ön tarafa geçti.

“Riva.” dedi nefes nefese. “O gitti.”

“Riva gitti mi?” diye sordu Bayan Haruto.

“Evet, az önce kamyondan atladı ve gitti?”

“Nereye gitti?”

“Az önce düşen mekiktekileri kurtarmaya gitti.”

“Aptal kız kendisini öldürtecek. Merkez bizden onu getirmemizi istiyor. Sebebini açıklamadılar ama önemli biri olmalı. Onu burada bırakamayız. En azından kurtarmayı denedik diyebiliriz.”

“Bende bırakmam zaten. Peşinden gidiyorum.”

“Dur, tamam.”

Bayan Haruto cep terminalini çıkardı ve bir şeyler söyledi. Arka taraftan kamyonun yanına beş kişi koşarak geldi.

“Silahın var mı Arayıcı?”

“Evet bir tane var.”

“Şunu da al.” dedi Bayan Haruto ve kamyon şoförünün yanından aldığı bir silahı Arayıcı’ya attı. “Otomatik bir tüfektir. İşine yarar.”

“Teşekkürler Bayan Haruto.”

Arayıcı ve yanındaki beş adam koşarak yolda geri gitmeye başladılar. Ardından Riva’nın tepeden aşağı kaydığı yerden döndüler. Dik sayılabilecek yokuşta hızla kayıyorlardı. Etraf toz duman olmuştu. Genç adam yuvarlanmamak için çaba sarf ediyordu. Eğim biraz azaldığında tekrar koştular ve sonra tekrar kaymaya başladılar. Bir süre önce geçtikleri yola kadar aşağı indiler.

Arayıcı etrafına baktı. Riva’nın tam olarak nereye gittiğini bilmiyordu. Yanlarındaki adamlardan bir tanesi yolu ve yolun kenarlarını inceledi. Ardından bu taraftan diye işaret etti.

Tüm adamlar peşlerine takıldı. Biraz daha aşağı indikten sonra ortalığı kaplayan sis ve dumandan birbirlerini zar zor görür hale geldiler. Adamlardan biri “Birbirinize yakın durun,” diye bağırdı. Arayıcı önünde ilerleyen adamı gözden kaybetmemeye çalışıyordu.

“Düşen mekiğe gidiyor.” diye bağırdı Arayıcı. Önündeki adam durdu. Biraz daha ilerledikten sonra hepsinin orada toplandığını gördü. Adamlardan biri cep terminalini çıkardı ve baktı.

“Bir kaç kilometre güneyde yaşayan birileri var. Mekiğin düştüğünü düşündüğümüz noktaya yakın. Kızın gittiği yer orası olmalı. Beni takip edin.” dedi ve koşmaya başladı. Arayıcı ile birlikte diğer dört adamda peşinden harekete geçti.

Arayıcı, koşar tempoda gaz maskesi ile nefes almakta zorlanmaya başlamıştı. Önce ciğerleri sonra bacakları ağrımaya başladı. Önündekilerde yavaşladılar. Bir an sonra Arayıcı, gittikleri yolda oluşan izleri fark etti. Büyük bir şeyin yerde sürüklenerek açtığı izlerin üstündeydiler. Önündeki adamlar durup Arayıcı yanlarına gittiğinde tam karşılarındaki mekiği fark etti.

“Bu bizimkilerden biri.” dedi en önde duran adam.

Neyle  karşılaşacaklarını bilmeden yavaşça mekiğin diğer tarafına ilerlemeye başladılar. Arayıcı, Riva’nın orada olmasını umuyordu. En öndeki adam diğerlerine durmalarını işaret etti. Mekiğin yanından sessizce çıkış kapaklarının olduğu bölüme ilerledi, ardından eliyle gelmelerini söyledi.

Tam önlerinde yerde bir adam yatıyordu.

“Ölmüş mü?” diye fısıldadı Arayıcı.

“Evet,” dedi kontrolleri yapan adam. “Elleri de bağlanmış.”

Arkalarından gelen bir çıtırtı sesi ile aynı anda hepsi silahlarını o yöne çevirdi. Arayıcı’da refleks olarak döndü.

“Riva.” diye bağırdı.

“Bu bizim kız.” dedi adamlardan biri.

“İki tanesi yaşıyor. Yardım ederseniz onları buradan çıkartabiliriz.”

Arayıcı ve adamlar Riva’yı takip ettiler. İri yarı genç bir adam, yerde yatan yaşlı bir adamın baş ucunda ayakta dikiliyordu. Kaslarını kontrol edercesine vücudunu hareket ettirdikten sonra elleriyle kafasını kontrol etti. Üzerinde tek parça bir kıyafet vardı ve göğsünde değişik bir ambleme sahipti. Karşısındaki adamları görünce yüzünde bir memnuniyet belirdi.

“Sizi gördüğüme sevindim.” dedi adam.

“Fazla zamanımız yok. Bir an önce buradan çıkıp, konvoya yetişmeliyiz.” dedi Arayıcı ile gelen adamlardan bir tanesi.

“Mekikten almamız gereken şeyler var. Şu fıstık ilk geldiğinde kafama vurmamış olsaydı, şimdiye kadar mekiktekileri çıkarmıştım.”

“Tamam. Çabuk olun. Yaşlı adam iyi mi?”

“Yaşıyor. Sadece bayılmış.” dedi Riva.

“Biri bana yardım edebilir mi?” dedi genç adam. “Sen şaşkın şaşkın bakan. Benimle gel.”

Arayıcı kendisine hitap edildiğini anlayınca adama doğru hareketlendi.

“Ben Arayıcı.” dedi.

“Arayıcı mı? O nasıl isim? Benimkinden daha garipleri de varmış demek ki.” dedi ve gülmeye başladı. “Memnun oldum, bana da Türk derler.”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD