bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 18 Eylül 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 32. Bölüm | Cem Can (Roman)

Arayıcı bir gece önce çıkardığı birkaç parça malzemeyi tekrar çantasına koydu. Riva hiçbir şeye dokunmamıştı. Bacağındaki silahını kontrol etti. Şarjörünü çıkarıp yatağının üstüne bıraktı ve tam dolu yeni bir tanesini silaha yerleştirdi. Otomatik tüfeğini yatağının baş ucuna koydu ve oturdu. Arayıcı da kendi tarafında sessizce bekliyordu. Bir süre sonra bir patlama sesi duyuldu. Genç adam irkildi.

“Daha ne kadar burada bekleyeceğiz Riva?”

“Bayan Haruto beklememizi söyledi,” diye karşılık verdi.

“Dışarıda bir şeyler oluyor. Peşimizdekiler buradaki insanlara da saldırdılar. Gelip bizi almalarını mı bekleyeceğiz burada? Bundan sonra kapıya ilk geleceklerin kim olacağını bilemeyiz artık.”

Genç kadın cevap vermedi. Hiç kıpırdamadan oturuyordu. Gözlerini kapattı.

Arayıcı içinde bulundukları durumdan endişe duyuyordu. Ayağa kalktı ve odanın içinde bir ileri bir geri yürümeye başladı.

“Riva,” dedi ama bir cevap alamadı. Sonra tekrar seslendi. “Riva.”

Yakınlarda silah sesleri duyulmaya başlamıştı ama yatağında oturan genç kadın hiç kıpırdamıyordu. Koşturan insanların ayak sesleri, metallerin birbirine çarpması ve ardından gelen bağırış çağırışlar…

En son emir veren tonda bir adamın sesi duyuldu. Arayıcı silahını kontrol etti, emniyetini açtı ve kapının tam karşısında durdu. Tekrar yatağında oturan kadına seslendi. Yine karşılıksız kaldı.

Genç adamın içini kapıyı açıp dışarıda olup biteni görme isteği kaplamıştı. Kendisini bunun kötü bir fikir olduğuna ikna etti. Her ne kadar daha önce silah kullanmış olsa da Riva kadar iyi değildi ve kapıyı açtığında karşısına çıkacak sayısız Hordaura’yla baş edemezdi. Ayrıca daha önceki hayatını yaşayan insanları bulmak üzerine kurmuştu, şimdi ise onları öldürmek zorunda kalacaktı.

Söz konusu insanların ölümü olduğunda her zaman Arayıcı’ya ters gelen bir şeyler vardı. Uzun yıllar tüm dünyada çok az yaşayan kaldığını düşünmüştü. Herkes, her insan ve her yaşam onun için değerliydi.

Şimdi bir sürü topluluk, koloni veya adına her ne diyorlarsa ondan olduğunu ve buralarda sayamayacağı kadar çok insan yaşadığını öğrenmişti. Dünya yine de büyüktü. Birbirlerinden habersiz yaşayabiliyorlardı. Paylaşılmayacak ne olabilirdi ki?

Seri silah sesleriyle düşüncelerinden ayrıldı. O ana konsantre olmaya çalıştı. Riva’dan öğrendiklerini uygulamaya çalışıyordu. Bayan Haruto’nun yanına gidip geldikleri yolu tüm detaylarıyla hatırlamaya çalıştı. Tutabildiği kadar bilgiyi aklında tutuyordu. Uzun koridorun sonunda parmakla açılan kapı meydana, koridorun diğer ucu asansörlere gidiyordu. Üst katları hatırlamaya çalıştı ama başaramadı.

Dışarıda insanların bağırışları artmıştı. Kargaşa içinde birkaç kelimeyi seçmeyi başardı.

“Alt katlar…”

“Savunma…”

“Kaybediyoruz…”

“Riva,” diye bağırdı Arayıcı. “Kendine gel artık.”

Yine hiçbir şey olmadı. Kapının karşısında durmaktan vazgeçip kendisini koruyabileceği bir yer düşünmeye çalıştı. Hızla kendi yatağının üstünü boşaltıp onu yan yatırdı ve kapının karşısına koydu. Riva’nın yatağını da kapının açıldığı yönü kapatacak şekilde koyabilirdi. Genç kadının yanın gitti.

“Riva, kendine gelmen lazım. Korunmalıyız. Dışarıda işler iyi gitmiyor gibi.”

Genç kadının yine o rüyalarından birinde olabileceğini düşündü. Onu yataktan indirip, korunabileceği bir yere koyabilirdi. Kollarından birini Riva’nın bacaklarının altına diğerini sırtına koydu. Kucağına almayı denedi ama incecik görünen kadını kıpırdatamadı. Daha önce ondan çok daha iri insanları taşımıştı ama şimdi sanki hiç gücü kalmamış gibiydi. Bir kez daha kaldırmayı denedi ve sonunda sırtında bir ağrı hissetti.

“Kendini öldürtmek mi istiyorsun? Peki sen bilirsin.”

“Asansörü tutun,” diye bağırdı kapının önünde birisi. Artık silah sesleri odanın bulunduğu koridordan geliyordu. Bir patlamayla sarsıldı genç adam. Hemen yatağı kendisine siper etti. Tabancasını hazırladı ve beklemeye başladı. Önce kapıya bir şey sertçe çarptı, ardından hafifçe aralandı. Arayıcı nefesini tuttu. Elleri terlemeye başlamıştı.

“Hedefi görene kadar bekle, hedefi görene kadar…”

Kapı neredeyse bir insanın geçebileceği kadar açılmıştı. Genç adamın göğsünde biri oturuyormuşcasına bir ağırlık vardı. Alnındaki ter gözlerinin çevresinden akmaya başladı. Kapının önünden tek bir atış sesi geldi. Arayıcı olduğu yerde sıçradı. Kapı sonuna kadar açılıp duvara çarptı ve şişman bir adam içeri düştü.

Genç adam nereye bakacağını şaşırmıştı. Yerde yatan onlara rehberlik eden adamdı. Altından yavaş yavaş akan kan odanın içine yayıldı. Arayıcı dikkatini kapıdan gelecek tehlikeye vermesi gerektiğini düşünürken şişman adam kolunu havaya kaldırmaya çalıştı.

“Yardım etmeliyim,” diye mırıldanıyordu kendi kendine Arayıcı. Görüşünü bulandıran teri sildi ve yerde yatan adama yardım etmek için yatağın üstünden atladı. İki adımda iri vücudun yanına ulaştı. Şişman adamın gözleri yarı açıktı. Dudaklarını oynattı. Konuşmaya çalışıyordu.

“Bayan Haruto,” diyebildi güçlükle.

Arayıcı adamı içeri çekmek için hamle yaptı. Kapıyı kapatabilecek kadar hareket ettirmişti o iri vücudu. Şişman adam inledi. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Genç adam olduğu yerde doğruldu. Tam karşısında siyah kıyafetler içinde bir adam duruyordu. Silahını Arayıcı’nın tam alnına gelecek kadar kaldırdı. Orada donup kaldılar. Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.

Arayıcı sol kulağının yanında bir patlama sesi duydu. Çınlıyordu. Etraftaki her şey bulanıklaştı. Kırmızı siyah bir bulanıklık. Yüzündeki sıcaklığı hissediyordu. Karşısındaki adamın duvara çarptığını gördü. Alnı yoktu. Arkasındaki duvarda kırmızı bir leke hemen altında siyah kıyafetli adam. Genç adam kafasını arkaya çevirdi. Riva’nın elindeki tüfeğin namlusundan hala dumanlar tütüyordu.

“Buradan hemen çıkmalıyız,” dedi genç kadın.

Arayıcı suratındaki kanı ve parçaları eliyle sildi. Midesi bulanmaya başlamıştı. Elini önce üstüne sonra kapıya sürdü. Ama kan hiç çıkmayacakmış gibi yapışmıştı.

“Yine,” diyebildi güçlükle. “Rüya görüyordun.”

“Evet,” dedi Riva. “İçeri girmeyi başardılar ve çok kalabalıklar. Burayı artık kimse savunamaz.”

“Şu lanet rüyan olmasaydı da ben sana içeri girdiklerini söylerdim,” diye bağırdı Arayıcı.

“Gidelim buradan.” Genç kadın biraz önceki öfke patlamasından hiç etkilenmemiş gibiydi. Çantasını sırtına takıp kilitlerini kapattı.

“Şişman adam… Şişman adam yaşıyor.”

“Bizi yavaşlatır. İkimizin onsuz kurtulma olasılığı daha fazla.”

“Hayır. Onu burada bırakamayız,” diye bağırdı Arayıcı.

Riva hiçbir şey olmamış gibi kapıya gitti. Kafasını asansörlerin olduğu bölüme doğru çıkardı. Birkaç kişi o taraftan gelen siyah kıyafetlilerle çatışıyordu. Karşılıklı atışlar, duvarlardan seken mermiler, ardından sessizlik ve tekrar silah sesleri.

“Tamam,” dedi Riva. “Koruma ateşi açtığımda arkamızdaki kapıya doğru koşacaksın. Peşinden ben ve bu adam geleceğiz.”

“Yürüyebileceğini hiç sanmıyorum.”

“Ben taşırım. Önden git ve kapıyı aç Arayıcı.”

“Onu geride bırakmak yok.”

“Tamam. Ben ateş açar açmaz koşmaya başlıyorsun.”

Anladığını belirtecek şekilde kafasını salladı genç adam.

“Bir, iki, üç, koş!”

Riva otomatik tüfeğiyle asansör tarafını yaylım ateşine tuttu. Genç adam tüm gücüyle koştu. Kapıya geldiğinde açmaya çalıştı ama başaramadı. Bir kez daha denedi ama yine olmadı. Mermilerin bir kısmı sağından ve solundan geçiyor, duvarlardan sekiyordu. Hemen ardından Riva’nın tüfeğinin sesi duyuldu. Arayıcı kendisini kapının hemen sağındaki başka bir koridora doğru attı.

Sessizlik olmuştu. Genç adam kafasını geldiği koridora doğru çıkardı. Riva, sol eliyle şişman adamı çekiyor, sağ eliyle tüfeğini asansörlere doğrultmuştu. İkisi ilerledikçe arkalarında kırmızı bir iz bırakıyorlardı. Ardından Riva tekrar ateş etmeye başladı. Birkaç saniye içinde her ikisi de Arayıcı’nın yanına gelmişlerdi.

Genç kadın şişman adamı kucaklayıp kapıya doğru kaldırdı. Adamın elini kapıya uzattı. İşaret parmağı güçlükle kımıldadı ve kapı açıldı.

“Koş! Dışarı Çık!”

Önce Arayıcı koşarak çıktı hemen ardından Riva ve şişman adam geldi. Kapı arkalarından kapandı. Cam kubbeli büyük meydana ulaşmışlardı. Yaralı adam bir şeyler mırıldandı.

“Bırakın…Beni…” diyebildi.

Riva hemen arkasına dönüp meydana baktı. Tam bir kargaşa yaşanıyordu. Bir sürü araç bir yerlere gitmeye çalışıyor ve sürekli bir şeyler devriliyordu. İnsanların bir kısmı sağa sola koştururken bir çoğu tek bir yönde ilerliyordu.

“Çıkış o tarafta,” dedi Riva. “Bayan Haruto’yu son gördüğümüz yer de tam tersi yönde.”

“Bayan Haruto’ya yardım etmeliyiz,” dedi Riva.

“Fazla vaktimiz yok. Birileri onu mutlaka güvenli bir yere götürmüştür.”

“Yine de bakalım. Bize yardım edebilecek birisi varsa, seni istediğin yerlere götürebilecek biri varsa o da Bayan Haruto’dur.”

“Beni izle o zaman.”

Birlikte yaşlı kadını son gördükleri yere doğru koşmaya başladılar. Etrafta son sürat ilerleyen bir aracın altında kalmaktan son anda kurtuldular. Bir diğeri Arayıcı’nın hemen yanından geçti. Riva son anda onu tutup kendine çekmişti. Birkaç dakika içinde bahçeye ulaştılar. Yaşlı kadın bıraktıkları yerde bitkilerin arasında duruyordu. Sanki hiç kıpırdamamıştı. Biraz daha yaklaştıklarında kadının ağladığını fark ettiler.

“Bayan Haruto,” diye bağırdı Arayıcı. Hemen yanına gitti ve kolunu tuttu. Yaşlı kadın hiç tepki vermedi. “Bayan Haruto buradan hemen gitmeliyiz.”

“Neden?” diye sordu yaşlı kadın.

“Bilmiyorum. Saldırdılar işte.”

“Neden burası? Neden?”

“Gerçekten gitmeliyiz Bayan Haruto.”

Riva, birkaç adım attı ve yaşlı kadını kucakladı. Üçü birlikte bahçeden çıkıp çıkışa yöneldiler. Bayan Haruto’yu gören büyük bir kamyon tam önlerinde durdu. Birkaç adam yaşlı kadını araca bindirdiler. Hemen peşinden Arayıcı ve Riva da kamyonun kasasına atladı.

Artık son sürat bulundukları alandan uzaklaşıyorlardı. Önlerine çıkan birkaç şeye çarptılar, ve bir kaçının da üstünden geçtiler. Biraz sarsıldılar. Adamlar kenardan aldıkları gaz maskelerini uzattı. Riva kibarca reddetti. Arayıcı birini kendisine diğerini yaşlı kadına taktı.

Riva boynundaki bandanasını ağız ve burnunu örtecek şekilde yukarı çekti. Kısa süre sonra kamyon cam kubbenin altından çıktı. Artık dışarıdaydılar.

Bayan Haruto yaşlı gözlerle arkalarında bıraktıkları toz bulutuna ve onun da ötesindeki kubbeye bakıyordu. Camlardan gelen kırılma sesleri belli belirsiz duyuluyordu. İçeride çatışma devam ediyordu. Önlerinde belli belirsiz başka araçlar da seçiliyordu. Bir kaçış konvoyu oluşmuştu.

Bir süre sessizlik içinde yollarına devam ettiler. Havanın kararmaya başlaması ile görüş mesafeleri arttı. Gökyüzü belirginleşti. O sırada yanlarındaki adamlardan bir tanesi parmağı ile yukarıyı işaret etti.

“Meteor yağmuru.” dedi adam. Gökyüzünde ışıklar ortaya çıkıyor. Bir müddet parlıyor ve sonra yok oluyordu.

Bayan Haruto sessizliğini bozdu.

“Meteor yağmuru değil.” dedi. “O yok olanlar bizim veya onların mekikleri. Çatışma sadece burada başlamadı, yukarıda da başladı.”

Ara sıra birer ikişer parlamalar oldu. Bir süre hiç bir hareketlilik görülmedi. Ama sonra aynı anda onlarca alev topu belirdi. Ardından büyük bir ışık demeti gökyüzünü yardı.

Işık giderek daha da parlaklaştı ve süreklilik kazandı. Ardından siyah bir bulut gökyüzünün lacivertini gizledi. Konvoy durmuştu. Herkes yukarı bakıyordu. Devasa bir uzay gemisi herkesin görüş alanındaydı.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD