bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 24 Temmuz 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 29. Bölüm | Cem Can (Roman)

“Hadi konuşsana,” diye bağırdı Türk. Daiki katanasını Luka’nın boynuna dayamış sakin bir şekilde bekliyordu. “Güvenlik halatlarından bir tane buraya getir hemen genç adam.”

Türk, ufak bir zıplama hareketi ile malzeme dolabının yanına ulaştı. Bölmenin içinden karşısına çıkan ilk ip benzeri şeyi alıp tekrar diğerlerinin yanına döndü.

“En ufak hareketinde kafanı vücudundan ayırırım,” diye tehdit etti yaşlı adam.

Luka, anladığını belli edecek şekilde gözlerini kırptı.

“Şimdi yavaşça ayağa kalk ve ellerini arkanda birleştir.”

Üzerindeki baskıdan kurtulan pilot botlarının yer çekimi özelliğini aktive etti ve ayağa kalktı. Türk sabit duran adamı birkaç hamlede hızlıca bağladı. Daiki, katanasıyla ön bölümdeki koltuklardan bir tanesini işaret etti. Luka gösterilen yere oturdu.

“Seni hiç gözüm tutmamıştı zaten,” dedi Türk.

“Bize zarar verilmeyecekti,” diye karşılık verdi.

“Kesin öyledir. Bize zarar vermedikleri için kafam kadar deliği onarmak zorunda kaldım zaten.”

“Bir şeyler değişmiş olmalı. Bir şeyler olmuş.”

“Evet,”diye araya girdi Daiki. “Sizin deyiminizle ‘Nefes Almayanlar’ geri döndü.”

“Onlar da kim?” diye sordu Türk.

“Sürgün edilen yapay zekaya sahip tüm makineler, droidler.”

“Yapay zekalı makineler mi?”

“Daha sonra açıklarım Türk. Şimdi diğer sorunumuzla ilgilenelim. Delik kapandı sanırım.”

“Evet efendim.”

“Bay Marino’nun da bu koltuktan kalkamayacağına emin olalım. Bir şekilde dünyaya inmemiz gerek.”

Türk, silahların olduğu bölüme geçip oradaki dolapları karıştırdı.

“Buralarda bir yerde gördüğümü hatırlıyorum,” dedi ve bir süre sonra aradığını buldu. İki metal kelepçeden bir tanesini Luka’nın bileğine diğerini de metal duvara taktı.

“İçerideki sorunumuz halloldu Bay Haruto.”

“Yardımcı pilot bölümüne geç, genç adam.”

Türk tek bir zıplamayla ön tarafa süzüldü. Daiki’nin hemen yanına oturdu. Bulunduğu yerden dışarı baktığında metal bir kütlenin hemen altında olduklarını görebiliyordu. Türk’ün şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı. Muazzam büyüklükte bir gemiyle birlikte ilerliyorlardı. Bulundukları noktadan fark edilmemiş olmalarını diledi.

“Bizi gördüler mi, Bay Haruto?”

“Mümkün.”

“Peki neden saldırmıyorlar?”

“Etrafına bir bak Türk. Bazı gemilere saldırdılar ama bazılarına hiç dokunmadılar.”

“Bu sizce de garip değil mi?”

“Aslında çok mantıklı.”

Genç adam şaşkınlıkla Daiki’ye bakıyordu.

“Tehdit algılamadıklarında bir şey yapmıyorlar gibi duruyor. İlk saldırıları bize ateş eden ay mekiklerine oldu. Ardından bizi korumak için gelen ve çatışmaya katılan Kızıl Dragon’lara ateş açtılar. Hiç karşılık vermeyen birkaç mekiğiz ve bize dokunmadılar.”

“O zaman sadece rotamızda ilerlersek…”

“Öyle olmasını ümit ediyorum. Bırakalım önden gitsinler. Biz sessizce takip edelim.”

Daiki Haruto, gemini burnunda bulunan motorlardan birkaç tanesini ateşledi. Mekiğin hız göstergeleri yavaşladıklarını gösteriyordu. Zaten yavaş ilerlemekte olduklarından birkaç saniye içinde uzay boşluğunda asılı kaldılar. Türk bir an geri gittiklerini düşündü. Dakikalar sonra üstlerinde bulunan dev gemi camın görüşünden çıktı. Daiki, parmağıyla radarı işaret etti.

“Buradan görebildiğimiz kadarıyla az önce bizi geçip giden gibi beş tane daha var.”

“Onları görmedik Bay Haruto.”

“Bizimle aynı rotada olan sadece bu. Diğerleri farklı rotalardan gidiyor ve farklı yerlere iniş yapacaklar gibi duruyor.”

Burnunda Dragon-10 yazan mekikleri bir süre daha hiç kıpırdamadan uzay boşluğunda durdu. Önlerindeki dev gemi inişe başlamıştı. Atmosferle arasındaki sürtünmeden arkalarında bıraktıkları sarı ve kırmızı tonlardaki ışıklar net bir şekilde görülebiliyordu.

“Artık biz de atmosfere giriş işlemlerine başlayabiliriz.”

“Anlaşıldı efendim.”

“Yardımcı olabilirim,” dedi arkalarından gelen ses. Türk bulunduğu koltuktan kalkıp arkaya doğru sıçradı.

“Türk! Rica ediyorum, bir şey yapma.”

İri adam eline geçirdiği bir bandı Luka’nın ağzına yapıştırdı.

“Dönüşümüzü konuşarak mahvetmesini hiç istemiyorum Bay Haruto.”

“Hadi yerine geç ve bana yardımcı ol.”

Daiki Haruto, motorları ateşleyerek mekiği yeniden harekete geçirdi. Önce sabit hızla ilerlediler ardından yörüngeye girdiklerinde hızları artmaya başladı.

“Kemerini taksan iyi olur genç adam. Bir saatlik iniş yolculuğumuza başlıyoruz.”

Türk, kemerini taktı, kafasını öne eğdi ve bir şeyler mırıldandı. Mekik yörüngede ses hızının yirmi beş katına yakın bir hızla dönmeye başladı. Daiki, ön taraftaki roketleri tekrar devreye soktu ve hızlarını dengelemeye çalıştı. Mekiğin burnu dünyaya bakacak şekilde döndü. Geminin her tarafından ateşlenen küçük itici kuvvetlerle ayarlamalar devam etti. Sonunda uzay boşluğuna fırlama etkisiyle çekim kuvveti arasındaki mücadeleden dünyanın çekim kuvveti galip geldi.

“Soğutma,” dedi Daiki. Türk etrafındaki kontrolleri gözden geçirdi ve gerekli düğmeyi bularak bastı. Dragonların tamamı mümkün olduğunca açıklayıcı ve basit kontrollere sahipti. Mekiklerin kullanımı ve kontrolü için kısa süreli eğitimlerin yeterli olması için tasarlanmışlardı.

“İnişe 35 dakika,” dedi Daiki. “Yönlendirme roketlerini ayarlıyorum.”

Deneyimli adam birkaç düğmeye daha bastı ve motorlar çalıştı. Savrulma olmayacak şekilde mekiği dengede tutmaya çalışan ateşleme gücü aynı zamanda onları 40 derecelik atmosfere giriş açısında da sabit tutacaktı.

“Başlıyoruz,” dedi yaşlı adam.

Hepsi koltuklarına yaslandılar. Bu sırada mekiğin içi karardı. Ardından kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başladı. Daiki, hızlıca ekranları kontrol etti. Motorlardan bazıları arıza veriyordu.

“İnişe 28 dakika. Türk, normal bir iniş olmayacak.”

Genç adam tüm kuvvetiyle koltuğunu sıkıyordu.

“Bu kadar gelmişken sonuna kadar gideceğiz.”

Mekiğin süzülüş açısı 17 dereceye düştü. Otomatik sistemler ilk yatış talimatını verdi. Ancak mekik sağa veya sola doğru herhangi bir manevra yapmadı. Daiki, kontrolleri manuele çekti ve gemi titremeye başladı.

“Bu normal mi?” diye sordu Türk.

Luka, bir şeyler söylemeye çalışırcasına sesler çıkarıyordu.

“Sen sus,” diye çıkıştı genç adam.

“Hepsi normal,” dedi Daiki. Ardından birkaç tuşa daha bastı. Motorların bir kısmı ateşlendi. Yatış manevrası başladı ama bu defa da hareketi durduramıyorlardı. Mekik kendi ekseni etrafında dönmeye başladı. Hız göstergesi ses hızının yirmi katını gösteriyordu ve dış yüzey ısısı kritik seviyeye yaklaşıyordu.

“Mekiğin burnunu kaldıracağız Türk. 11 derece olmalı.”

Genç adam, yanındaki kumanda kolunu kendine doğru çekmeye başladı. Tüm mekik titriyordu. Göstergeler 27 dereceyi gösteriyordu.

Hem Daiki, hem de Türk mekikle mücadele ediyor açılarını düzeltmeye çalışıyordu. Tecrübeli adam bir ateşleme daha yaptı ve dönüş hızları yavaşladı.

“15 derece efendim.”

“Sert bir iniş olacak Türk. Sıkı tutunsan iyi olur. Yüzeye 10 dakika.”

Geminin otomatik fren mekanizması devreye girdi. İki adamın mücadelesi devam ediyordu. Mekik bir türlü sabitlenmemişti. Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye devam ediyordu.

Dakikalar sonra yeryüzü ile ilk temaslarını sağladılar. Ardından mekik tekrar havaya fırladı. İkinci temas daha az sarsıcı olmuştu.

Türk olduğu yerde bağırıyordu. Daiki hala kumanda koluyla mücadele içindeydi. Sarsıntılar giderek arttı. Kırmızı yanıp sönen ışıklar kapandı ve içerisi karanlığa büründü. Mekik süratli bir şekilde yere sürtüyor, arka taraftan parçalanma sesleri geliyordu.

Sonunda durmayı başardıklarında Daiki Haruto da hareketsizdi. Genç adam zar zor kıpırdadı. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Sırtında, kollarında ve bacaklarında daha önce hiç hissetmediği kadar acı vardı. Zor da olsa bir düğmeye bastı ve kendisini koltuğa bağlayan kemerden kurtuldu.

Yaşlı adamın yanına gitmeye çalıştı ama başaramadı. Daha önce kendisini hiç bu kadar ağır hissetmemişti. Midesi bulanıyor, başı dönüyordu. Kalan son gücünü de Daiki’ye ulaşmak için kullandı. Eliyle dokunabiliyordu ama karşılığında bir tepki alamadı. Biraz daha kolunu uzatmaya çalıştı ve adamın boynuna dokundu. Nabız atışlarını hissetti.

Genç adam gözlerini tekrar açtığında nerede olduğunu anlamak istercesine etrafa bakındı. Mekiğin için sabit bir kırmızı ışıkla kaplanmıştı. Geminin arka tarafından gelen sesleri duymaya başladı. Dışarıda birileri vardı.

Metallerin birbirine çarpma sesini duydu. Birileri kapakları açmaya çalışıyordu. Türk kendisini bulunduğu yerden biraz daha öne çekti ve parçalanmış kontrol paneline ulaştı. Metal bir çubuğu zor da olsa çekip çıkardı.

Genç adam, arka taraftan gelen gürültüyle kapaklardan birinin açıldığını anladı. Ardından ayak sesleri gelmeye başladı. O sırada Daiki hareket etti.

Adımlar giderek yaklaşıyordu. Türk, metal çubuğu sallamak için hazırlandı ve derin bir nefes aldı.

Pilot koltuklarının arasında durdu gelen kişi. Türk tüm gücüyle saldırmaya çalıştı. Karşısındaki tek hareketle metal çubuğu elinden aldı ve genç adamın kafasına vurdu.

Daiki gözlerini açtı ve yanında dikilen kişiyle göz göze geldi.

“R.V.A.” dedi güçlükle. Yaşlı adamın gözleri tekrar kapandı.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD