bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 17 Temmuz 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 28. Bölüm | Cem Can (Roman)

Sonsuz bir sessizlik. Herhangi bir tat veya koku yok. Karanlık ve soğuk. Biçimsiz, sonsuz ve sınırsız.

Bir boşluğun içinde uçmak, sonsuza kadar orada kalmak. Hiç kimsenin, hiçbir şeyin seni göremeyeceği yerlere gitmek. Uzayda ölen bir adamın vücudu hiç bozulmadan nereye kadar gidebilir? Ruhu da vücuduyla birlikte mi dolaşır? Fiziksel olarak hissedemediklerini ruhsal olarak hissedebilir mi? Çok uzakta bir ışık. Kırmızı. Giderek netleşen, büyüyen ve etrafı kaplayan bir ışık.

“Türk, kendine gel,” diye bağırıyordu Luka. Mekiğin içi sadece kırmızı bir ışıkla aydınlanıyor, alarm durmadan ötüyordu. Daiki, bir taraftan iletişim hattında birileriyle konuşuyor, diğer taraftan da ana kumanda panelindeki tüm tuşlara basıyordu. Mekiğin içi soğumaya başlamıştı.

Luka, bağırmayı bırakıp Türk’e bir tokat attı.

“Silahları kullanamayacaksan kalk şuradan çabuk.”

“Tamam, tamam,” dedi kendine gelmeye çalışan genç adam. Önündeki ekranda hedef sistemini netleştirmeye girişti. İki Elit mekiğini hemen fark etti.

“Atışa hazırım patron.”

“Halâ hedeflerinde işaretli miyiz?”

“Hayır patron ama ben onları yakaladım.”

“Bekle bir saniye o zaman,” dedi Daiki.

Bir süre önce üstlerinden geçmekte olan araç artık önlerindeydi ve o kadar büyüktü ki, kendileri ile Elitlerin iki mekiği arasında bir köprü gibi uzanıyordu. Uzay aracının yan tarafında bir ışık belirdi.

“Luka çabuk buraya gel.”

“Emredersiniz efendim.”

“Kamerayı şuradaki noktaya çevir ve yakınlaştır.”

Luka söyleneni yapmak için hızlıca yerine geçti. Yardımcı pilot koltuğundan çevresel kamera birimlerini kontrol etti ve en doğru açıda olanı ışığın kaynağına doğru sabitledi.

“Yakınlaştırıyorum efendim ama bu arada biz de ısı kaybediyoruz. Arka bölüm sıfır derece, ön bölüm on beş dereceye düştü.”

“Türk,” dedi Daiki. “Hemen ADF (Araç Dışı Faaliyet) kıyafetlerini giy.”

“Onlar nerede?” diye sordu genç adam.

“Luka, kamerayla işin bittiyse Türk’e yardım et.”

Deneyimli pilot çekim botlarının yardımıyla iki bölümü ayıran duvara koştu. Kırmızı bir şerit ile işaretlenmiş bölümü açtı.

“Buraya gel,” diye bağırdı.

Türk, oturduğu yerden kendini itmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Ayağa kalkmak için uğraşmadı ve botlarının çekim özelliklerini kapattı. Koltuğundan destek alarak kendisini Luka’ya doğru itti.

“Dışarıda tam olarak ne yapacağım patron?”

“Onarım plakalarından iki tane alacaksın. Bir de dolgu köpüğünü. Paneller iskele tarafında bir delik gösteriyor. Mekikte bütünlük olması en önemli önceliğimiz. Halâ yeterince havamız var ama delik kapanmazsa sonumuz gelir.”

Türk, bir taraftan kıyafeti giymeye çalışıyor bir taraftan da Daiki’yi dinliyordu. Mekiğe bindikleri kapıdan ara bölüme geçti. İki kişinin ancak sığabileceği ufak bir bölümde hazır bekliyordu. Luka arkasındaki kapıyı kilitledi ve hazır işareti verdi. İçerideki iri yarı genç adam önündeki panelde bir düğmeye bastı ve dış kapak açıldı. Hiç zaman kaybetmeden kendisini boşluğa bıraktı.

“Bunu görmelisin,” dedi Daiki.

Deneyimli pilot çevik bir hareketle koltuğuna geri döndü. Kameranın yakınlaştırdığı görüntüyü izlemeye başladı. Büyük uzay aracının ışık saçan bölümünden iki kişi çıkmıştı ve önlerindeki Elit mekiklerine doğru uçuyorlardı.

“ADF kıyafetleri yok,” dedi Luka şaşkınlıkla.

“Evet, fark ettim.”

“Yaşıyor olamazlar.”

“Baksana hiç öyle durmuyor. Doğruca Elitlere gidiyorlar. Kamerayı bir tanesine sabitleyelim bakalım.”

Luka, cihazları mekiklere doğru son hızla uçan adamlardan bir tanesine sabitledi. Mekiğe iyice yaklaşan adamın süratinde bir değişiklik yoktu, zaten onu yavaşlatacak bir şeyi de yoktu. Sonunda mekiğe çarptı.

“ADF’siz nefesini o kadar tutmayı başardıysa bile o çarpmayla kesinlikle ölmüştür,” dedi Luka.

İletişim panellerini ışıkları yanıp sönmeye başladı.

“Patron,” diye seslendi Türk. “Burada kafam kadar bir delik var.”

“Onarmaya başlasan iyi olacak, “ dedi Daiki ve ekledi, “Fazla zamanımız olmayabilir.”

Yaşlı adam yardımcısına baktı. Ağzı bir karış açık vaziyette ekrana bakıyordu. Daiki de kameraların çektiği görüntülere baktı. Son sürat Elit mekiğine yapışan adam, kendi konumlarına göre mekiğin üst tarafına çıkmıştı ve hareket ediyordu. Hiç durmadan metali yumrukluyordu.

“Nefes Almayanlar,” diye fısıldadı Luka. “Şuna bakın Bay Haruto.”

Mekiğin üstündeki adam metali parçalamış ve içine girmişti. Bir süre ekrana ve karşılarında duran uzay aracına baktılar. Aniden içeriden bir şey dışarı fırladı.

Türk, mekiğin dışında açılan delikten içeri bakıyordu. Deliğin simetrik çaprazında ufak bir tane daha vardı. Büyük olanı tamamladıktan sonra oraya da gitmesi gerekecekti.

Önce beline bağlı olan onarım çantasından dolgu köpüğünü çıkardı. Boşta kalan eline de bir pense aldı. Mekiğin kalın dış katmanının altında içeri doğru bir çiçek gibi açılmış parçaları daha düzgün ve neredeyse birbirine değecek kadar yakın bir pozisyona getirdi. Dolgu köpüğünü deliğin alt kısmına sıktı. Yaptığı iş kolonide yaptığı çevresel sistem tamiratlarına benziyordu. Köpüğün işe yaraması için ona biraz zaman tanıdı.

Kendisini mekiğe bağladığı güvenlik halatını biraz gevşetip önlerinde neredeyse sonsuza kadar uzanan devasa gemiye doğru baktı.

“Bu kadar manzara yeter,” dedi kendi kendine.

Parmağını köpük sıktığı yere dokundurdu ve ne kadar esnediğini kontrol etti. Kıyafetinin üstüne tutturduğu plakalardan birini aldı ve deliğin üstüne koydu. Sağ tarafındaki oksijensiz ortam kaynak makinesini eline aldı ve çalışmaya başladı.

Telsiz konuşmaları olmadan çalışmak hoşuna gitmemişti. Normal bir günde Mars yüzeyinde kaynak yaparken, mutlaka ekipten birileriyle sohbet ederdi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazdı bile.

İletişim kanalını açıp Luka’ya birkaç laf söylemek istedi ama Bay Haruto’nun duruma kızacağını düşünerek fikrinden vazgeçti. Başına iş açan gemiye bir kez daha bakıp küfretti.

Bir an duraksadı. Elit mekiğinden üstlerine bir şey yaklaşıyordu. Türk, kendisini mekiğe bağlayan halatı sıkılaştırdı ve sırtını mekiğe yasladı. Hızla kendilerine doğru gelen şeye bakıyordu. Sonumuz geldi diye düşündü.

Birkaç saniye içinde yaklaşan şeyin bir insan olduğunu fark etti. Gözünü kapatıp açana kadar kendi mekiklerine yapışmıştı bile. Güvenlik halatını yeniden gevşetip kendilerine çarpan adama doğru döndü. O an kusmamak için kendisini zor tuttu.

Mekiklerini biraz göçerten adamın vücudunda koca bir delik vardı ve tıpkı içeride kendisinin kahvede yaptığı gibi baloncuklar etrafta uçuşuyordu. Kırmızı renkli kan baloncukları.

“Patron,” dedi ve bir süre bekledi. Cevap gelmemişti. “Patron buradaki şey ilginizi çekebilir.”

Yine sessizlik.

“Patron, orada mısınız? Meşgul olabilirsiniz ama buna da bakmalısınız. Görebilmeniz için kask kamerasını açıyorum.”

Halâ bir cevap alamamıştı.

“Luka! Korkudan bayılmadın dimi?”

Artık endişelenmeye başlamıştı. Birkaç kez daha denedi ve sonra iletişim hattında bir sorun olabileceği aklına geldi. Hızlıca yaptığı işe geri döndü. Onarım plakasını bastırdı ve kaynak yapmaya başladı.

İşini tamamlar tamamlamaz diğer tarafa geçip küçük deliği sadece köpükle kapattı.

“Patron, Luka cevap verin. İşlem tamam, geri dönüyorum.”

Acil durum frekansından da bağlantı kurmayı denedi ama yine başarılı olamadı.

“Şaka yapıyorsanız hiç komik değil. Beni içeri alır mısınız artık?”

Aklına mekiğin arka tarafı geldi. O bölümdeki oksijen zaten boşalmış olmalıydı ve oradaki kapağı açarsa içeri girebilirdi. Beklediği yerden kendisini mekiğin arkasına doğru ittirdi. Arada bir önündeki metal parçalardan destek alıyor ve yönünü düzeltiyordu. Sona geldiğinde özellikle tutma yeri olarak konulmuş çıkıntılara elini soktu ve kendisini durdurdu.

Güvenlik halatının bir kısmını tutacaklara bağladı ve kendisini kapağa doğru bıraktı. Elini önündeki yuvarlak deliğe soktu. Kolu çevirdi. Kapağı çekti ama hiçbir şey olmadı. Kolu her iki yöne de çevirerek denedi.Kapak yine açılmadı.

ADF kıyafetinin kolunda bulunan panele dokundu ve kaskının ön yüzünde yaşamsal birim göstergeleri belirdi.Oksijen seviyesi yüzde ellideydi. Paniklemeye başlamıştı.

“Patron, Luka! Bir şeyler söyleseniz iyi olacak. Arka kapağı açmaya çalışıyorum.”

Yine bir cevap alamadı. Anlamsızca önündeki metali ittiriyor, ardından kendine çekiyordu. Bir an sonra kapağın biraz kıpırdadığını hissetti. Son kez tüm gücüyle kendine doğru çekti ve kapak açıldı. Güvenlik halatını bağladığı yerden söktü ve içeri süzüldü.

Hızlıca kapağı kapattı ve kilitledi. İçeride uçuşan bir sürü malzeme gördü. Sabitlemedikleri her şey havadaydı. Ön bölüm ile arka tarafı birbirinden ayıran duvara doğru süzüldü ve kontrol paneline baktı. Sistemler çalışır durumdaydı ve delik kapanmıştı. Birkaç dokunuştan sonra mekiğin arka bölümüne de oksijen dolmaya başladı ve basınç eşitlendi.

Türk kafasındaki ADF kaskını çıkardı. Derin bir nefes aldı. Mekiğin ön bölümünden sert bir çarpma sesi geldi. Biri daha mı bizim mekiğe yapıştı acaba diye geçirdi aklından. Ardından ön ile arkayı birbirinden ayıran kapağı açmak için panelde bir kaç şey tuşladı.

Birkaç saniye sonra yeşil bir ışık yandı ve kapak açıldı. Bay Haruto ve Luka taklalar atarak arka tarafa uçtular. Yaşlı adam iki eliyle pilotun boğazına sarılmış durumdaydı. Luka, ondan kurtulmaya çalışıyor diğer taraftan da suratına yumruklar savuruyordu.

Türk, neler olduğunu anlamaya çalıştı. Genç pilot, yaşlı adamı sırt üstü bir duvara yapıştırdı. Karşılıklı yumruklar devam ediyordu. Genç adam daha fazla beklemedi ve Luka’nın üzerine atladı. Tüm gücüyle onu yukarı doğru çekti ve onu olduğu yerden aldı.

İlk şaşkınlığı üzerinden atan pilot, kendisini hızla çevirip birkaç yumruk da Türk’e salladı. Genç adam birini savuşturdu ama diğerini suratının tam ortasına yedi. Ayakları ile arkasındaki bölümden güç aldı ve kendisini Luka’nın üstüne fırlattı. İkisi birden duvara yapıştılar.

Türk, hiç beklemeden bir kafa attı ve Luka’nın burnundan kan damlaları havada uçuşmaya başladı. Genç adam sersemleyen pilotu orada bulunan masanın üzerine yatırdı. ADF kıyafetinin güvenlik halatlarını boşalttı ve rakibini yattığı yerle bir bütün haline getirdi. Genç adam yumruğunu sıkıp havaya kaldırdı. O anda omzunda bir dokunuş hissetti.

Daiki Haruto, elinde bir kılıçla tam arkasında duruyordu. Türk kenara çekildi. Yaşlı adam kılıcını Luka’nın boynuna dayadı. Bir damla kan balonu yukarı yükseldi.

“Anlat bakalım hain,” dedi Daiki.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD