bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 10 Temmuz 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 27. Bölüm | Cem Can (Roman)

“Sence hayatın anlamı ne, Riva?”

Genç kadın ufak bir duraklamanın ardından “42,” dedi.

“Ne?”

Böyle bir cevabı hiç beklemiyordu.

“Bende bir zamanlar merak edip sormuştum.”

“Kime?”

“İhtiyar bir adam vardı. Ondan öncesini hiç hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda karşımdaydı ve bana yardım ediyordu. Onunla uzun zaman geçirdik. Nasıl hayatta kalacağımızı, neler yapmamız gerektiğini öğretti.”

“Peki ya o adamdan önce? Çocukluğun?”

“Hatırlamıyorum Arayıcı. Arada şu görüntüler geçiyor gözlerimin önünden. Geçmişte mi olmuştu yoksa o an mı oluyor bilmiyorum. Parça parça bilgiler. Lemuria, Svalbard, karanlığın ortasında bana sorular soran insanlar. Bunun gibi şeyler.”

“İhtiyara ne oldu?”

“Her insanın başına gelen şey. Bir gün ansızın öldü. Ben de orayı terk ettim ve görüntüleri araştırmaya başladım. Zaten o da hep biraz iyileşince birlikte yola çıkmaktan bahsederdi. Svalbard kapıları açılacak ve Lemuria’ya kabul edileceğiz derdi.”

Bir süre sessizlik oldu. Önce Arayıcı yatağına uzandı, ardından Riva. İkisi de gözlerini cam tavana dikmiş bakıyorlardı.

“Peki ya 42 ne anlama geliyormuş? Bir çeşit şifre mi?”

“Sanırım bir çeşit şakaydı. İhtiyar çok gülerdi. Bir keresinde eski bir kitaptan öğrendiğini söylemişti.”

“Ben çok ciddiydim aslında,” dedi Arayıcı ve ardından sanki yıldızlara dokunabilecekmiş gibi elini yukarı kaldırdı. Daha önce de gözünü gökyüzüne dikmişti ama ilk defa insanların oralara ulaştığını bilerek bakıyordu. Çok uzaktaydılar ama insanlar bir şekilde oraya gitmeyi başarmıştı.

Eski günlerini düşündü. Etraflarında sadece yaşayan birilerini bulabilmek için kilometrelerce yürüdüğünü hatırladı. Büyük binada kurdukları düzeni ve topluluklarını düşündü. İnsanları etraflarında arayarak nasıl bir hataya düştüklerini fark etti. Onlar artık oralarda değil gökyüzündeydiler.

Yapabilecek fazla bir şeyleri de yoktu. Tıkılıp kaldıkları bina onlar için hayatta kalmış bir yerdi. Kırık camdan öğrendikleri de kutsal bilgileriydi. Diğer her şey gibi yarım ve eksikti.

Deniz’i düşündü. Binadan çıkmalarına yardım etmişti. Gerçek bir dosttu ve geride kalmıştı. Arayıcı artık oraya ait gibi hissetmiyordu. Tanıştığı genç kadın onda bir şeyleri harekete geçirmişti. Binaya sıkışmış adamı serbest bırakmıştı.

Arayıcı gözlerini gökyüzünden ayırıp Riva’ya baktı. Sadece kahverengi montunu yatağının ayak ucuna bırakmış, diğer tüm kıyafetleriyle uzanmıştı. Ayağında botları, vücudunun tüm hatlarını ortaya çıkaran siyah deri pantolonu, sağ bacağına bağlanmış bıçağı ve onun göremediği diğer bacağındaki silahıyla öylece yatıyordu.

Düzensiz bir biçimde, gelişigüzel kesildiği anlaşılan ateş kırmızısı saçları ensesinde bitiyordu. Gerçek dışı gözüken mavi gözleri tavana çevrilmişti. Arayıcı o an, genç kadının bakışlarıyla cam tavanı bile delebileceğini düşündü. Her yaptığı hareketi mükemmel bir kararlılıkla ve netlikle yapıyordu. İstese her şeyi yapabilecek gücü varmış gibi…

Riva’yı ilk kez gördüğünde hayatta kalmasına şaşırmıştı. Yapabildiklerine ve dayanıklılığına tanık olduktan sonra, artık her şartta ayakta duran olacağını biliyordu. Rüyalarında gördükleri için yaşıyordu. O yerlere gidene kadar, onları gerçekleştirene kadar pes etmeyecekti. Hayatının bir anlamı vardı.

Kendisini düşündü. Artık gözleri açılmıştı. Daha fazla şey öğrenmek, daha fazla yer görmek istiyordu. Bilmediği o kadar çok şey vardı ki etrafında…

Arayıcı gözlerini kapadı.

Riva, bacağını karnına doğru çekti. Karşısındaki kadına baktı genç adam. Vücudunda ne bir eksik nokta, ne de bir fazlalık vardı. Sadece olması gerektiği gibiydi. Karnına doğru çektiği bacağı yatakta muhteşem bir üçgen oluşturuyor, kalçası tüm hatlarıyla ortaya çıkıyordu. Arayıcı sıcakladığını, bütün vücudunun karşısında yatan kadına doğru çekildiğini hissetti.

Genç kadının uyuyup uyumadığını bilmiyordu. O an sadece yanına gitmek ve o kusursuz vücuda dokunmak istiyordu. Orada öylece yatmak ile Riva’nın yanına gitmek arasında bir seçim yapacaktı. Sanki gizli bir gücün etkisindeymişçesine asla yapmayacağını düşündüğü bir şey yaptı ve yatağından kalktı.

Riva’nın yanına gittiğinde gözlerinin açık olduğunu fark etti. Onu gördüğünde gözlerinin kendisini delip geçtiğini hissetti. Genç kadın diğer bacağını da karnına doğru çekti. Önce Riva’nın ayak bileklerine dokundu. Ellerini bacağına doğru kaydırdı. Parmaklarını bıçağa ve silaha ulaşana kadar dolaştırdı.

Genç kadın sert bir hareketle onu üzerine çekti. Dudakları dudaklarına değdi. Sarıldılar. Riva çevik bir hareketle onu yatağa yatırdı.

Arayıcı’nın kafasında şimşekler çakıyor, sarı bir ışık gözlerini alıyordu. Kulakları çınlamaya başlamıştı. Sarsılıyordu.

Gözlerini tekrar açtığında sırt üstü yatağında yatıyor, Riva baş ucunda onu uyandırmak için çabalıyordu. Sarı bir ışıkla birlikte ince bir düdük sesi eşit aralıklarla tekrarlanıyordu. Ses Arayıcı’nın kulaklarında bir alarma dönüştü. Her şey netleştiğinde genç kadının da bir şeyler söylediğini fark etti.

“Kalk.”

Gördüğü rüyanın etkisiyle Arayıcı bir süre daha konuşamadı. Riva’nın derin mavi gözlerine baktı.

“Arayıcı!”

“Ne? Ne oluyor?”

“Kalk. Dışarıda bir hareketlilik var. Bir şeyler oluyor.”

“Tamam, tamam. Ne yapabiliriz ki?”

“Neler olduğunu öğrenelim. Sonra ne yapacağımıza karar veririz.”

Arayıcı yatağından kalktı ve odanın bir köşesine bırakılmış çantasını açtı. İçindeki hiçbir şeye dokunulmamış gibi gözüküyordu. Silahlarını bile geri vermişlerdi. Şaşırdı.

Aniden kapının önünden sesler gelmeye başladı. Riva birkaç adımda, içeri giren kişinin göremeyeceği bir noktaya geçti. Genç adam donup kalmış gibiydi. Karşısında durmadan el işareti yapan yol arkadaşını sonradan fark etti. Kapıyı açmasını söylüyordu.

Arayıcı’nın kapıyı açması ile Riva’nın arkadan uzanıp eşiğin diğer tarafında duran adamı yere yatırması  bir oldu. Gelen ve genç kadının gazabına uğrayan gece onları oraya bırakan kısa boylu şişman adamdı. Şaşırmış gözlerle bakıyordu.

“Ke Sela,” dedi şişman adam. “Sadece size haber vermeye gelmiştim.”

Yerden kalkmaya çalışan adama Arayıcı yardım etti.

“Bayan Haruto sizi bekliyor. Tesis sarı alarm durumuna geçti.”

“Neden alarm verildi?” diye sordu Riva.

“Size bu bilgiyi vereceklerine eminim. Lütfen beni takip edin.”

Hep birlikte uzun koridorda önlerine bir kapı çıkana kadar ilerlediler. Şişman adam parmağını kapının yanına dokundurdu ve kapı yana doğru açıldı. Büyük bir alana çıktılar. Arayıcı etrafına bakınıyordu. Gündüz olmasına rağmen sis yoktu. Çok yüksekte bir yerde olmalıyız diye düşündü.

Birkaç adım daha attıktan sonra kafalarına birkaç damla su düştü. Riva ve Arayıcı istemsizce yukarı baktıkları zaman tepelerindeki cam tavanı fark ettiler. Dışarısında hiçbir şey gözükmüyordu. Daha fazla bakmalarına damlayan sular engel oldu.

“Yağmur,” dedi Riva.

“Yağmur mu?” Arayıcı şaşırmıştı.

“Eskiden olan bir doğa olayı.”

“Evet, iklimlendirme sistemimiz hala çalışıyor. Kırmızı alarm durumuna geçene kadar da çalışmaya devam edecektir,” dedi şişman adam.

“İklimlendirme mi?”

“Kesinlikle. Arkadaşının dediği gibi eski dünyada olsaydık şu anda sonbahar mevsiminde olacaktık ve bu da yağmurlu bir hava demekti. Gördüğünüz cam kubbe sayesinde eski iklimlere uygun olarak hayatımıza devam edebiliyoruz. Bitkiler için çok faydalı.”

Arayıcı’nın ağzı açık kalmıştı. Yerin altından zorlukla çıkartılan su yerine gökyüzünden su gelebiliyordu. Üzerine düşen damlalardan keyif bile almaya başlamıştı.

“Bu taraftan,” dedi şişman adam. Cam kubbenin yerle birleştiği noktada büyük bir kapı açıldı. Tam karşılarında bir sürü mekanik kıyafet duruyordu. Etrafta insanlar koşturuyor, bir kısmı kıyafetlere yöneliyor ve onlar çevik bir hareketle giyiyorlardı.

Bir süre daha yürüdükten sonra başka bir bölüme geçtiler. Ağaçlar, yeşillikler ve bitkilerle kaplıydı her tarafları. Arayıcı’nın kendi bölgesinde dolaşırken canlılarına hiç rastlamadığı türden şeylerle doluydu içinde bulundukları yer. Sis içerisinde de değillerdi.

“Burası,” dedi refakatçileri ve metal bir bölümün arkasına geçtiler.

“Misafirlerinizi getirdim, Bayan Haruto.”

“Teşekkürler.”

Akari, bahçede bitkilerin ve çiçeklerin içerisindeydi. Konuşmasa neredeyse fark edilmeyecekti bile. Çiçeklerine dokunuyor, onları kokluyor ve bir şeyler mırıldanıyordu. Hüzünlü bir hali vardı.

“Gelin gençler,” dedi.

Riva ve Arayıcı yaşlı kadına yaklaştılar.

“Size burayı, burada yaptıklarımızı ve fırsatımız olsa daha neler yapabileceğimizi uzun uzun anlatmak isterdim,” dedi ve elinin altındaki çiçeğe şefkatle dokundu. “Yaklaşan bir tehlike sebebiyle sizi buradan çıkarmamız gerekebilir. Hatta tüm burayı tahliye etmek zorunda kalabiliriz.”

“Tehlikeyi tanımlar mısınız?” diye sordu Riva.

“Net olarak tanımlayamam. Bildiğim, bu tarafa yaklaşan büyük bir tehlike olduğu ve eğer durumda daha da kötüleşirse gelecek haberlere göre burayı terk etmemiz gerektiğidir. Biz tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz. Sizi de Svalbard’a götüreceğiz.”

Arayıcı heyecandan yerinde duramıyordu. Sonunda o yere gidebileceklerdi. Riva’nın gördüğü yere. Genç kadın tepkisiz gibiydi.

“Bizim görevimiz nedir?” diye sordu yaşlı kadına.

“Eşyalarınız toplayın ve hazır bekleyin. Sizi odanızdan alırız.”

Bir kaç saniyelik sessizliği ufak bir patlama sesi bozdu. Ardından tekrar bir patlama duyuldu. Hepsi kafalarını o yöne çevirdiler. Akari hüzünlü bir şekilde baktı. Tekrar bitkilerine dönmesi fazla zamanını almadı. Her birine veda sözcükleri söylüyordu. Yaşlı kadının cep terminalinden bir sinyal sesi geldi. Terminali açtı.

“Bayan Haruto, Elitler,” dedi karşıdaki adam.

“Ne oldu?”

“Öncülerimiz ile ufak çaplı bir çatışma oldu.”

“Şimdi durum nedir?”

“Sanırım sabaha kadar destek beklemişler. Çok daha kalabalıklar şimdi ve kuşatma altındayız. Az önce saldırıya başladılar.”

“Anlaşıldı. Mümkün olduğunca direnmeliyiz. Buradaki herkesi tahliye etmek için zaman kazandırmanız yeterli.”

“Anlaşıldı efendim.”

Akari üzgündü. Çok yavaş hareketlerle terminalinde birkaç tuşa dokundu. Etrafta yanıp sönen sarı ışıklar kırmızıya döndü. Alarm seviyesi değişmişti.

Bir kez daha birilerini aradı.

“Bay Iwu,” dedi. “Misafirlerimizi alabilecek misiniz? Elitler anlaşmaları ihlal etti ve saldırı altındayız.”

“Bayan Haruto. Keşke size iyi haberler verebilseydim.”

Adam bir an duraksadı.

“Mars’tan buraya gelen tüm mekiklerimiz saldırıya uğradı ve burada da ortalık karışmış durumda. Sizin için ne yapabileceğime bir bakacağım. Misafirlerinizi ne pahasına olursa olsun koruyun.”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD