bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 3 Temmuz 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 26. Bölüm | Cem Can (Roman)

Riva ifadesiz bir şekilde yaşlı kadının suratına bakıyordu. Arayıcı ise henüz rahatlayamamıştı ve korkuyordu. Akari Haruto bu kez yeni gelenlerle iyi bir başlangıç yapamamıştı.

“Size kesinlikle zarar vermeyeceğiz,” dedi camın diğer tarafında duran yaşlı kadın. “Burada yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlar için bir tehdit oluşturmayacağınızdan emin olmak için kan örneklerinizi aldık. Üzerinize sıkılan gaz ise dezenfektandı. Eğer bulaşıcı hastalık taşımıyorsanız bize katılabilir veya kendi yolunuza gidebilirsiniz. İstediğinizi yapmakta tamamen özgürsünüz.”

Ufak bir sessizliğin ardından konuşmasına devam etti.

“Umarım şu an içinde bulunduğunuz durumu ve yaptıklarımızın tamamen tedbir amaçlı olduğunu anlıyorsunuzdur.”

“Ne zaman çıkabiliriz?” diye sordu Riva.

“Testler sonuçlanır sonuçlanmaz. O zamana kadar rahat etmeniz için ne gerekiyorsa yapmaya çalışacağız. Aç olduğunuzu düşünerek size güzel bir yemek hazırlatıyorum. Bu arada ben de isimleriniz öğrenebilir miyim?”

“Ben Riva, bu da Arayıcı,” dedi genç kadın.

Akari gülmeye başladı. Genç adam ise durumdan rahatsız olarak önündeki cama doğru birkaç adım attı.

“Komik olan nedir?”

“Üzgünüm. Arayıcı gerçek bir isimden çok bir lakap gibi duruyor. Ayrıca daha önce gördüklerime hiç benzemiyorsun. Üstelik kendi dilini de bilmiyorsun. İnsela.”

Arayıcı şaşırmıştı. Karşılarında duran yaşlı kadın daha önce de onun gibilerini görmüş gibiydi. Kendi topluluğundan olanlar belki de buralara ulaşmayı başarmıştı.

“Daha öncekilerle ne zaman karşılaştınız? Çok uzun zaman oldu mu? Size ne anlattılar?”

O sırada bulundukları bölümde ayak sesleri duyuldu.

“Ah, yemekleriniz de geldi. Önce karnınızı doyurun, test sonuçları da çok geçmeden çıkar. Sonra isterseniz bol bol konuşuruz.”

Ardından arkasını döndü ve yemeğin geldiği yöne doğru ilerledi.

Akari, ofisine geçer geçmez kapının hemen yanında duran masadaki kaplardan birinin kapağını açtı ve içinden birkaç yaprak yeşil çay alarak kupasının içine attı. Su ısıtıcısının düğmesine bastı. Odada birkaç tur attıktan sonra bir bip sesi duydu. Sıcak suyu kupasını boşalttı ve çıkan buharı içine çekti.

Koku ona birden ağabeyi ile birlikte olduğu zamanları hatırlattı. En son babalarıyla birlikteyken çay içmişlerdi, onda da Daiki ile fazladan bir bardak için kavga ettiklerini hatırlıyordu. Zor günler olduğu bir gerçekti. Cep terminaline gelen mesajın sesiyle irkildi.

Mesaja tıklayınca ekranında kan tahlili sonuçları açıldı. Genç adamın sonuçları temizdi, ancak kızın kanında ufak bir sorun vardı ve kan grubu da belirlenememişti. Gelen mesaja cevap olarak tıbbi birimden daha detaylı bir tarama istedi.

Çayından bir yudum daha almıştı ki terminali tekrar sinyal verdi. Ellerindeki imkanlarla daha ileri testler yapamıyorlardı, ancak kızın bulaşıcı hastalık riski taşımadığı belirtilmişti. Vakit kaybetmeden karantina bölümünü aradı.

“Tahlillerde bir sıkıntı yok. Yemeklerini bitirdikten sonra yanıma getirebilirsiniz.”

Masasının arkasına geçerek koltuğuna oturdu ve çayını son damlasına kadar bitirdi. Ardından gözlerini kapattı ve biraz dinlenmeye karar verdi.

Bir süre sonra kapının iki defa çalınmasıyla uyandı.

“Hein ann,” dedi yaşlı kadın. Riva ile Arayıcı refakatçileri eşliğinde içeri girdiler.

“Hoş geldiniz, gençler.”

Genç adam ve kadın hiçbir şey söylemeden tam karşısında duruyorlardı.

“Lütfen oturun. Öncelikle ben kendimden ve buradan bahsedeyim. Sonra da isterseniz siz anlatırsınız ve ben dinlerim. Benim adım Akari. Topluluğun sorumlusu diyebilirsiniz. Septima veya Elitler’in sınırına en yakın bölgedeki yerleşim birimiyiz. Geldiğiniz yönden anladığım kadarıyla onlarla karşılaşmış olmalısınız. Aslında sınırın geçilmesine izin vermezler, ama siz bunu bir şekilde başarmış gibi gözüküyorsunuz.”

“Evet, onları aşmayı başardık,” dedi Arayıcı.

“Yaralanmadığınızı da görüyorum. Gerçekten iyi iş çıkarmışsınız. Merak etmeyin onlarla bir bağımız yok. Burası tamamen bağımsız bir topluluk ve hayatta kalabilmek adına diğerleriyle de ticaret yapıyoruz.”

“Diğerleri?” diye sordu Riva.

“Kolonidekiler.”

Ufak bir sessizliğin ardından yaşlı kadın konuşmaya devam etti.

“Tesisimiz yüzlerce yıl önce yenilenebilir enerji kaynakları ile donatılmış ve kendi içerisinde tüm ihtiyacını karşılayabilecek şekilde tasarlanmıştır. Kendimize bakabiliyoruz,  hatta üretim fazlamızı da işe yarar malzemeler karşılığında diğerlerine veriyoruz. Hepimiz sizler gibi bir şekilde buraya ulaştık ve kurabileceğimiz kadar güzel bir hayat oluşturmaya çalıştık.”

Arayıcı şaşkınlıkla yaşlı kadını dinliyordu, Riva ifadesizdi.

“Bu aşamada anlamadığınız, anlam veremediğiniz bir çok şey olabilir. Hiç önemli değil. Eğer bizimle kalırsanız, zamanla alışacaksınız ve anlayacaksınız.”

Genç adam o ana kadar aldığı bilgileri kafasında birleştirmeye çalışıyordu. Buradaki hayat kendi topluluğundakine benziyordu. Hordauralar burada Septimaydı ve onlar dışında başkalarıyla da irtibat halindeydiler. Kendilerinin hiç bitki yetiştiremediği zamanları düşündü. Buradakiler hem kendilerine yetecek hem de değiş tokuş yapabilecek kadar çok hasat elde edebiliyordu.

“Koloni nerede?” diye sordu Arayıcı yaşlı kadına.

“Koloni tam olarak bir yer değil,” dedi Akari. “Koloni bundan yüzlerce yıl önce marsa giden ilk yerleşimcilere verilen isimdir. Buranın yakınlarında büyük bir merkezleri var. Biz buraya geldiğimizde de vardı ve hiçbir zaman boş bırakmadılar. Aslında düşünüyorum da, oradakiler de çekip gidebilirlerdi.”

Arayıcı yine aceleyle kadının sözünü kesti. “Nereye?”

“Mars’a tabii ki.”

“Mars neresi peki?”

“Bir gezegen,” dedi Riva. Uzun süren sessizliğini bozmuştu. Arayıcı artık yol arkadaşının söyleyeceği şeylere şaşırmaktan sıkılmıştı. Yol boyunca o kadar çok şey öğrenmişti ki, artık karşısına çıkacak hiçbir şeyin kendisini şaşırtamayacağını düşünüyordu. Ama Riva her seferinde yine onu şaşırtmayı başarıyordu.

“Evet, bir gezegen,” diye devam etti Akari. “Bir süredir orada yaşanabiliyor ve daha fazla insanın oraya yerleşebilmesi için uğraş verdiklerini duyuyoruz. Dünyaya baktığımızda artık kaçınılmaz son yakın gibi gözüküyor. Kirlilik azalmıyor, bitki yetiştirmek giderek zorlaşıyor. Buraya gelene kadar etrafta ne kadar hayvan gördünüz?”

“Pek fazla değil,” diye cevapladı genç adam.

“Birçok türün nesli tükenmiş durumda. İşte bu sebeple öncelikle biz burada ayakta kalmaya çalışıyoruz. Belki daha sonra koloni yeteri kadar yeri olduğunu düşündüğünde bizi de alacaktır.”

Yaşlı kadının sözleri cep terminaline gelen bir mesajla bölündü. Hızlıca ekranda yazılanları okuduktan sonra gözlerini yeniden karşısındaki iki gence çevirdi.

“Takip edilmişsiniz.”

“Hordauralar,” diye mırıldandı Arayıcı.

“Merak etmeyin onlarla aramızdaki anlaşma gereği sınırın bu tarafına hiç geçmemiş olmalıydılar. Öncelikle iletişim kurmayı deneyeceğiz. Bu arada koloniye de bilgi vereceğiz ki hazırlıklı olsunlar.”

“Bizi istiyorlar. Onların bölgesinden geçerken…” Arayıcı bir an duraksayarak Riva’ya baktı, ardından sözlerine devam etti. “Arkadaşım onlardan bir kaçını öldürmüş olabilir.”

“Önemli değil,” dedi Akari. “Artık bizimlesiniz. Sizi onlara vermeyeceğimizden emin olabilirsiniz, her ne yaptıysanız artık…”

Riva tepki vermedi. Arayıcı gözlerini başka yöne çevirdi. O sırada genç kadının oturduğu yer sarsıldı. Riva gözlerini kapadı.

“Neler oluyor?” dedi yaşlı kadın.

“Riva bazen böyle donup kalır. Genellikle bazı şeyler görür. Bana anlattıkları…”

Genç adam bir şeyler söyleyip söylememekte kararsız kalmıştı.

“Tıbbi yardım gerekiyor mu? Hemen haber veriyorum.”

“Hayır, hayır. Birazdan geçer.”

Arayıcı, elini Riva’nın omzuna koymuş durumun düzelmesini bekliyordu. Akari dikkatle olanları izliyordu. Bir süre sonra Riva gözlerini açtı.

“Siyah kıyafetler, beş kişiler. Tam olarak bizi yakaladığınız yer.”

Riva cümlesini bitirir bitirmez yaşlı kadının cep terminaline bağlantı talebi geldi. “Tam da zamanıydı,” diye söylendi ve ardından terminali açtı. “Ne oldu?”

“Bayan Haruto, az önce tam üstümüzden bir uçangöz geçti,” dedi karşıdaki ses.

“Elitler mi?”

“Hayır efendim. Bizimkilerden biri de değil. Koloniye ait gibi gözüküyor ama onlardan herhangi bir cevap alamadık. Ayrıca eski meydanda bir hareketlilik var.”

“Müdahalede bulunduk mu?”

“Hayır. İzlemedeyiz.”

“Oradakiler kim?”

“Elitler efendim. Uçangöz onlarda da kısa süreli bir paniğe sebep oldu ama toparlandılar.”

“Kaç kişiler?”

“Tam olarak beş.”

“Tamam,” dedi yaşlı kadın. “Önceki kurallar geçerli. İlk ateş eden siz olmayacaksınız. Saldırmadıkları sürece saldırmak yok.”

“Anlaşıldı Bayan Haruto,” dedi karşıdaki ses ve görüşmeyi sonlandırdı.

“Burada güvendesiniz gençler. İstediğiniz kadar kalabilirsiniz. Kapımızdakileri de dert etmeyin. Hepsinin icabına bakacak kadar gücümüz var. İsterseniz size kalacağınız yerleri göstereyim. Hem biraz dinlenirsiniz, hem de ne yapacağınıza karar verirsiniz.”

“Teşekkürler,” dedi Arayıcı. Riva sadece başıyla selam verdi.

Akari önde, diğerleri arkada odadan çıktılar. Geçtikleri koridorun sonunda bir asansör kapısının önünde durdular. Birkaç saniye sonra kapılar açıldı ve içinden gülümseyerek kendilerini bekleyen kısa boylu şişman bir adam çıktı.

“Arkadaşım sizi odanıza yerleştirecek ve herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa size yardımcı olacaktır. İstediğiniz zaman ona ulaşabilirsiniz.”

Hepsiyle tekrar selamlaştıktan sonra Akari odasına geri döndü. Aklında yüzlerce soru vardı. Riva denilen genç kız bir çeşit transla olan biteni görmüştü. Durduk yerde ortaya çıkan uçangöz de tuz biber olmuştu. Koloni ile iletişime geçmeliyim diye not etti kafasına. Belki kayıp bir uçangözleri olabilirdi.

Cep terminaline yeni bir bağlantı talebi gelmişti, bu kez koloniden bir çağrı geliyordu. Yaşlı kadın terminalini açtı.

“Bayan Haruto. Ben Svalbard istasyon sorumlusu Ekon Iwu. Umarım beni hatırlamışsınızdır. Daha önce birkaç kez size mesaj göndermiştim.”

“Evet, Bay Iwu. Sizi hatırladım.”

“Gecenin bu saatinde rahatsız ettiğim için üzgünüm ancak konu önemli.”

“Sizi dinliyorum.”

“Az önce elimize ulaşan bilgilere göre bölgenize genç bir kadın ve bir erkek gelmiş. Onların güvenli bir şekilde buraya, istasyona getirilmesi gerekiyor.”

“Ne zaman gelmeliler Bay Iwu? Biraz dinlenmeye ihtiyaçları var.”

“Mümkün olan en kısa sürede Bayan Haruto. Eğer bana verilen bilgiler doğruysa, bizim olduğu kadar sizin için de önemliler. Hatta tüm dünya için.”

“Bu kadar önemli olan nedir? Bir sakıncası yoksa öğrenebilir miyim?”

“Sonunda ambarı açabiliriz. Bizimkiler Kıyamet Ambarı’nın anahtarının o gençlerde olduğunu düşünüyor. Hatta onları almak üzere ekipler Mars’tan yola çıktı bile. Tahmini olarak beş gün içerisinde burada olacaklar.”

Akari Haruto’nun şaşkınlıktan dili tutulmuştu. Dünya üzerindeki tüm tohum örneklerinin bulunduğu ve onlarca yıldır açılamamış olan ambar belki de açılabilecekti. Böylece hem Mars’ta hem de Dünya’da her çeşit tarım yeniden başlayabilirdi.

Eğer kolonidekiler tahminlerinde yanılmıyorsa bu herkes için büyük bir umuttu. Peki ama henüz otuzlarına bile gelmemiş olan bu gençler o güne kadar kimsenin yapamadığını başararak Kıyamet Ambarı’nı nasıl açacaklardı?

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD