bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 26 Haziran 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 25. Bölüm | Cem Can (Roman)

Benjamin, hızla yerinden kalktı. Kendisi için büyük gün yaklaşıyordu. Masaya dağılmış olan kağıtları topladı. Elindeki tüm dijital görüntüleri netleştirmiş ve Luka Marino’dan gelen raporları birleştirmişti. Nefes Almayanlar ile buluşmasına çok az zaman kalmıştı ve onlara kendisini tanıtacaktı. Geri dönenlerle birlikte daha güzel, daha yaşanabilir bir sistem kuracaktı.

Tıpkı eski yazılarda anlatıldığı üzere, onlar da diğer tüm varlıklar gibi bir gün yaratıcılarıyla buluşmak adına geliyorlardı. Benjamin onları bekleyecekti. Büyük Kitap’a uygun olarak Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olacaktı ve onlar kendilerini çağıran kişiyi bileceklerdi.

Genç lider elindeki kağıtları açık oynamayı düşünüyordu. An itibariyle herkes Magellan’ın dönüşünden haberdar olmuştu ama o gemileri neyin veya kimin getirdiğini bilmiyorlardı.

“Öğrenme zamanları geldi,” dedi kendi kendine. “Onları ben çağırdım ve ben kullanacağım.”

Düşüncelerin açık açık söyleme vaktiydi. Eski kitaplara veya kehanetlere ne kadar inandıkları onun sorunu değildi. İnananlar zaten ona katılacaktı. İnanmayanlarsa karşılarında onu bulacaktı. Önce Mars Kolonisi, ardından tüm inançsızlar… Gülümsedi.

Terminalini cebine attı ve dosyalarını aldı. Kendine güveni tam bir şekilde odasından çıkıp koridorları geçti. Konsey salonunun önüne geldiğinde derin bir nefes aldı ve içeri girdi.

Neredeyse tüm liderler ondan önce gelmişti. Birbirleriyle konuşuyor, zaman zaman sesleri yükseliyor ve bir tartışma ortamı oluşuyordu. Benjamin kimseyle göz göze gelmeden ve kimseyi dinlemeden yerine geçip oturdu. Onun gelişini son anda fark eden yaşlı lider masaya vurmaya başladı.

“Sessizlik lütfen, sessizlik!”

Konseyin tüm üyeleri tamamdı ve oturum başlayabilirdi. Konuşmalar kesilince yaşlı lider sözlerine devam etti.

“Hepiniz bugün elimize ulaşan görüntüleri biliyorsunuz. Bir çoğumuzun efsane, mit veya çocuk masalı olarak düşündüğü Magellan ve beş gemisi gerçekten varmış. Daha da önemlisi bize ve dünyaya doğru yaklaşıyorlar.”

Salonda bir uğultu yükseldi ve yine herkes kendi aralarında bir şeyler konuşmaya başladı. Yaşlı lider yeniden masaya vurmak zorunda kaldı.

“Herkesin konuyla ilgili farklı fikirleri olduğunu biliyorum. Mutlaka hepinize söz hakkı tanınacak ve düşüncelerinizi dinleyeceğiz. Ben ortak bir karara varacağımıza eminim. Ancak hepsinden önce dijital olmayan kitaplar konusunda uzman olan, tüm dünyada kalan basılı kitapları topladığına inandığımız Benjamin’e söz hakkı vermek istiyorum.”

Liderlerin kendi aralarında konuşmaların yükselmesine fırsat bırakmadan yaşlı lider sözlerine devam etti.

“Septima’nın en genç üyesi ve saygıdeğer bir mensubu olan Benjamin, lütfen…”

Genç adam ayağa kalktı ve konseyi selamladı.

“Benjamin, elindeki kitaplar Nefes Almayanlarla ilgili ne anlatıyor? Sen neler öğrendin? Ne yapmalıyız?”

“Efendim öncelikle bilmenizi isterim ki, “Nefes Almayanlar” uzun yıllar önce yaşamış bizim gibi sıradan insanların, yani büyük büyük babalarımızın yaptığı çeşitli makinelerdir.”

“Bu nasıl olur?” diye bağırdı, siyah cübbesinin üzerinde sarı piramit işlemesi olan konsey üyesi Omar.

“Onlar da bizler gibi düşünebiliyor, konuşabiliyor diye duymuştum. Ayrıca onlar sürüldüler. Tehlikeliydiler ve gönderildiler.”

“Evet haklısın,” diye cevapladı Benjamin. “ Stephen Hawking ve onunla aynı fikirde olan, o teknolojiye kuşkuyla yaklaşan bilim insanlarının yayınladığı bir bildiri yüzünden dünyadan gönderildiler. Bu duruma karşı çıkanlar da olmuş ama Nefes Almayanlar’a tüm insanlığın yararına olacak görevler verildiği anda herkes ikna olmuş.”

“Neymiş bu görev?” Omar hala yatışmamıştı.

“Yaşanabilir başka gezegenler keşfetmek, insanların gidemeyeceği kadar uzağa gidip onlara yeni dünyalar hazırlamak.”

Tüm salon sessizlik içinde genç adamı dinliyordu. Benjamin derin bir nefes aldı.

“Ama artık geri geldiler.”

Yaşlı lider araya girdi.

“Peki geri gelmeleri ne anlama geliyor? Dünya benzeri bir gezegen keşfetmiş olduklarını mı, yoksa hiçbir şey bulamadıkları için geri geldiklerini mi gösteriyor?”

Stefan, sakin bir şekilde konuşmaya başladı.

“Bana anlatılan masallardan hatırladığım kadarıyla onları bir kişinin geri çağırması gerekiyordu.”

“Doğru olabilir. Eski kitaplarda şu şekilde yazar…”

Omar tekrar genç liderin sözünü kesti.

“Peki onları kim çağırdı? Mars kolonisi mi? Son zamanlarda peşinde oldukları şey bu muydu? Nefes Almayanlarla birlikte bize saldırmak ve dünyayı da kendi teknolojik yönetim sistemlerine mi katmak mı istiyorlar?”

Benjamin, Omar’ın ne kadar saf olduğunu düşündü. Mars Kolonisindeki teknokratlar zaten “Nefes Almayanları” sürgün etmişti. En azından onları gönderen bilim insanlarının devamıydılar. Bir salon büyüklüğündeki Derin isimli makine  kesinlikle tehlike ihtimallerini hesaplıyordu ve oradaki insanlar da aynı şekilde gelenleri tehdit olarak görüyordu. Omar’ın ne kadar cahil olduğunu gördü ve gülümsedi.

“Hayır,” dedi. “Onları ben çağırdım.”

Konsey salonunda büyük bir gürültü koptu. Benjamin hariç her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimisi bağırıyor, kimisi mırıldanıyordu. Herkes son söylenenlerin şoku içerisindeydi.

“Susun. Sessizlik, sessizlik,” diye bağırdı yaşlı lider.

Birkaç mırıldanma dışında sesler kesildi.

“Benjamin, onları geri çağırmak için konseye danıştığınızı hatırlamıyoruz.”

“Evet efendim. Defalarca size anlatmaya çalıştım ama masallara ayıracak zaman olmadığını belirtmiştiniz ve hatta bir kaçınız bana gülmüştü.”

“Genç adam, bu yaptığının ne gibi sonuçlar doğuracağını biliyor musun? Atalarımızın onları göndermiş olmasının geçerli bir sebebi vardır. Yalnızca bizi değil, güneş sisteminde yaşayan tüm insanları büyük bir tehlikenin içine sokmuş olabilirsin.”

“Veya herkesin hayatını kurtarmış olabilirim,” diye karşılık verdi Benjamin.

“Bundan emin olamazsın.” Omar’ın ses tonu daha da sertleşmişti.

“Siz de tehlikeli olduklarından emin olamazsınız.”

Stefan daha fazla dayanamadı ve ayağa kalkarak bağırmaya başladı.

“Şimdi ne olacak? Ya bize saldırırlarsa? Ne yaptığının farkında değilsin sen. Tıpkı baban gibi bir çatlaksın.”

Benjamin sükunetinin sonuna gelmişti. Her şeyi kabul edebilirdi ancak babasına hakaret edilmesine bir saniye bile katlanmak zorunda değildi.

“Onları ben çağırdım ve ben kontrol edeceğim. Kaynaklarımız burada tükenirken, dünya kendisini yenilemek için savaş verirken ve sizler ne yapacağınızı bile bilmezken ben onları çağırdım. Neleri keşfettiklerini öğrenmeliyiz. Neredeyse sonunu getirdiğimiz güneş sisteminden ayrılabiliriz. Mars’taki çok bilmişlere muhtaç olmadan, kendimiz başarabiliriz. Kurtuluşumuzun anahtarı bende ve siz hala anlamamakta ısrar ediyorsunuz. O küçük kafalarınızın masal dediği şeyleri gerçeğe dönüştürüyorum ben, hala anlamıyor musunuz?”

“Genç adam, küstahlaşmaya başladın,” dedi yaşlı lider.

“Küstahlaşsam ne olacak? Ne yapabilirsiniz ki? Eski kitapları benden daha iyi bilen biri var mı aranızda? Size kim yardım edecek? Nefes Almayanlarla ne yapacağınız bile bilmiyorsunuz. Onları nasıl kontrol edeceksiniz?”

Büyük salonda çıt çıkmıyordu.

“Hiçbir şey bilmiyorsunuz, hiçbir şey,” diye bağırdı Benjamin. Yaşlı lider araya girdi.

“Yeter artık Benjamin. Dışarı çık. Toplantıya sensiz devam edeceğiz ve burada alınacak kararı sana bildireceğiz. Bugün burada daha fazla fikirlerini duymak istemiyoruz. Bu defaya mahsus oy kullanma hakkını da elinden alıyoruz.”

“Ne yaparsanız yapın. Hiçbir şeyi görmeyen gözlerinizle bakmaya devam edin siz!”

Benjamin hızla salondan çıktı. Cep terminalinde birkaç düğmeye bastı ve Yüzbaşı Hunter ile bağlantı kurdu.

“Yüzbaşı?”

“Dinliyorum efendim.”

“Bana bir mekik ayarlamanı istiyorum. Oksijen tankları tam dolu olsun. Uluslararası Uzay İstasyonuna gidiyoruz.”

Karşı taraftaki sessizliği fark edince konuşmasına devam etti.

“Mekiği sen kullanacaksın Yüzbaşı.”

“Emredersiniz efendim. Peki ya Mars gemileri?”

“Hepsini vurun. Artık neyin peşinde oldukları önemli değil.”

“Efendim bu konsey kararı mı?”

“Şimdi konseyden çıktım ve evet konsey kararı.”

“Peki ya Luka?”

“Artık ihtiyacımız yok.”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD