bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 12 Haziran 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 23. Bölüm | Cem Can (Roman)

“İticileri kapatıyorum,” dedi Daiki Haruto ekibine. Luka, yan tarafında yardımcı pilot koltuğunda oturuyor, mekiğin durum kontrollerini yapıyordu. Cep terminalleri iletişim yoğunluğundan durmadan yanıp sönüyordu. Türk, arka tarafta duvarda açılan yataklardan birine kendini bağlamış keyifle ıslık çalıyordu.

“Bu kadar keyifli olacak ne var acaba?” diye sordu Luka Daiki’ye.

“Seni duyabiliyorum,” dedi Türk gülerek.

“Gerçekten neden bu kadar keyiflisin?” Mekiğin yardımcı pilotu sinirleniyordu.

“Değişiklik oldu işte,” diye cevap verdi iri adam ve kemerini sökerek yattığı yerden kendini havaya bıraktı. Mekiğin ön tarafına, pilot koltuklarının arasın süzüldü ve elleri ile kendini güçlükle durdurdu. Kafasını öne doğru eğdi.

“Manzaranız da pek güzelmiş. Bol bol karanlık, sağ tarafımızda nokta büyüklüğünde ışıklar, sol tarafımızda karanlık, önümüzde yavaş yavaş büyüyen bir güneş ve dünya. Sürekli kırmızı gökyüzüne bakmaktan daha iyi şimdiye kadar,” dedi ve kendi kendine gülmeye başladı.

Luka, sinirlerine hakim olup mekiğin kontrolleri ile ilgilenmeye geri döndü. Daiki’nin dudakları, ufak bir gülümsemeye yetecek kadar kıpırdadı.

“Yakında dünyada olacağız. Almamız gerekeni alıp, oyalanmadan geri döneceğiz,” dedi Daiki. “Bulunduğumuz konumda da fazla bekleyeceğimizi sanmıyorum. Rotamızda bir değişiklik gözükmüyor. Ben mutfakta bir kahve hazırlayacağım, isteyen var mı?” diye sordu mürettebatına.

“Yani dünyada sevişecek zamanımız olmayacak mı?” diye sordu Türk gülümseyen bir surat ile.

“Sanmıyorum,” diye cevap verdi Daiki.

“Püh be, ilk defa tam yer çekiminde sevişme şansını kaybettim.”

“Sanki dünyadaki tüm kadınlar da seninle sevişmek için sırada bekliyordu,” diyerek Türk’ü tersledi Luka.

“Bu huysuzun yanında daha fazla durmayayım en iyisi. Bay Haruto, kahvenizi ben hazırlayayım,” dedi Türk ve iri vücudundan beklenmeyecek bir çeviklikle Daiki’nin önüne geçti.

Dragon mekiklerinin ranza olarak açılan kapaklarının bittiği yerde, kıyafet dolabına benzer küçük bir bölüm vardı. Kapakları açıldığında mekiğin metal duvarlarının içinden raflar ve çekmeceler ortaya çıkıyordu. İçerisinde belirlenen yolculuk süresince yetecek kadar stoklanmış yiyecek ve içecek poşetleri vardı.

Türk çekmeceleri karıştırmaya başladı ve üzerinde kahve yazan poşetlerden birini aldı. İçerisinden iki adet kapsül çıkardı. Mekikler için özel olarak tasarlanan ısıtıcının içerisine kapsülleri yerleştirdi.

“Makineyi çalıştırmadan önce önündeki çubuğa bir poşet takmalısın,” diye uyardı Daiki genç adamı.

“Anlaşıldı patron.”

Türk, çekmecelerden 250cc’lik boş poşetlerden iki tane çıkardı ve bir tanesini havaya bıraktı. Diğerini ısıtıcının önündeki çubuğa yerleştirdi. Makine çalıştıktan iki dakika sonra kahve boş içecek poşetine dolmaya başladı. Belirlenen limite geldiğinde ısıtıcı durdu.  Türk dolu poşeti havaya bırakıp, orada öylece asılı duran diğerini alıp işlemi tekrarladı.

Son doldurduğunu Daiki’ye uzattı.

“Buyur patron, kahven.”

Havada duran diğer kahveyi de kendisi için alıp mürettebat koltuklarından bir tanesine oturdu. Tam karşısındaki koltuğa da Daiki oturdu. Türk, kahvesinden birkaç yudum ile boşlukta oynadıktan sonra sessizliği bozdu.

“Hey patron! Kaç yaşına kadar dünyadaydın?”

“Yirmi,” diye cevap verdi Daiki.

“Vay be. İyi dayanmışsın. Ben çocuk yaşta Mars’a getirildim. Gerçi geldiğimi görmüşsündür.”

“Görmez olur muyum? Tam bir vahşiydin.”

İri adam gülümsedi.

“Dünya’da hiç seviştin mi patron?”

“Pek zamanım yoktu genç adam.”

“Ne yapıyordun peki? Buradaki gibi sıkıcı işler mi?”

“Hayatta kalmaya çalışıyorduk.” Daiki’nin gözleri daldı.

Türk durumu anlayabiliyordu. O da zor şartlarda birileriyle birlikte sadece yaşayabilmek için savaşmıştı. Yaşı küçük olsa da güçlü bir çocuktu ve kurtulmayı başarmıştı. Bay Haruto da mücadele etmişti ve belki de çok iyi tanıdığı, dostluk kurduğu insanlarla birlikteydi.

Normal konuşmasından daha alçak bir ses tonuyla sordu. “Kimlerle birlikteydiniz Bay Haruto?”

“Kardeşim ve ben,” dedi Daiki. “İlk olarak ufak bir toplulukla birlikteydik. O daha çocuktu. Sonra Elitlerin adamları bizi darmadağın etti. Hayatta kalanlara kendilerine katılma hakkı verdiler.”

“Sonra,” diye heyecanla araya girdi Türk.

“Biz de onlara katıldık. Bir tür askeri eğitimden geçtik ve onlar için çalışmaya başladım. Bize verilen görevleri yerine getiriyorduk. Bir gün içinde bulunduğumuz grupla aramızda sorunlar çıktı.”

Türk neler yaşadıklarını tahmin edebiliyordu. Hiç ses çıkarmadan elindeki kahve ile oynamaya devam etti.

“Onlardan ayrılmamız gerektiğini biliyordum ve bir gece oradan kaçtık,” diye devam etti Daiki. “Ve o kaçış sorasında kardeşim ile ayrıldık. Sonra ne olduğunu hiç bilmiyorum. Geri dönmeyi denedim.”

Bir süre sessizlik oldu.

“Denedim,” diye mırıldandı Daiki ardından derin bir nefes aldı. Poşetteki kahvesinden birkaç yudum aldı.

“Üzüldüm,” dedi Türk. “Belki de en iyisi benim gibi olmaktır. Ben anne ve babamı hiç hatırlamıyorum. Akraba diyebileceğim kimseyi hatırlamıyorum. Kimse için de hüzünlenmiyorum böylece.”

Mekiğin önünden belli belirsiz bir ses geldi. “Densiz herif,” dedi Luka.

Daiki Haruto ve Türk karşılıklı oturuyorlardı. Yaşlı adam pipetten kahvesini yudumlarken Türk elindeki poşeti biraz sıkıp havaya bir kahve baloncuğu gönderiyor ve havada yakalamaya çalışıyordu.

“Şimdi nerededir acaba?” Daiki sessizliği bozdu. “Hayatta kalmayı başarmış mıdır?”

“Bay Haruto!” diye seslendi Luka.

“Evet, Bay Marino. Sizi dinliyorum.”

“MUİ’den gelen bir mesajınız var. Okumamı ister misiniz?”

“Hayır. Geliyorum.”

Daiki, elindeki poşeti havada bıraktı ve ayağındaki botların çekim özelliklerini kapattı. Kendisini hafifçe ileri itti. Ufak bir süzülmeyle pilot koltuğuna ulaştı. Önündeki başlığı tutarak kendini durdurup yerine oturdu. Hızlıca gelen mesajı okumaya koyuldu.

“Herkes görev yerine. Mekiği durdurmamızı ve destek gelmesini beklememizi istiyorlar,” dedi.

Türk, büyük adımlarla oturduğu yerden uçuş koltuğuna geçti. Kahvesinin kapağını kapattı ama elinden bırakmadı.

“Hazırız,” dedi Daiki. Luka kontrol panelinin dokunmatik ekranına gerekli bilgileri girdi ve önündeki düğmeye bastı. Arka arkaya üç tıslama ses duyuldu. Dragon mekiğinin ön tarafında bulunan iki motor gittikleri yönün tersine bir şekilde çalıştı. Araç yavaşladı. Ardından üç tıslama daha duyuldu ve mekik durdu.

“Destek gelene kadar burada bekliyoruz,” dedi Daiki.

“Bay Haruto, RADAR ve LIDAR verilerine göre dünyaya yaklaşık 800 bin km mesafede önümüzdeki mekikler de durmaya başladılar.”

“Onlarla aramızdaki mesafeyi koruyalım Bay Marino.”

“Tamam efendim. 100 bin km gerilerinde sabitiz.”

“İkinci bir emre kadar burada bekliyoruz.”

“Neler oluyor patron?” diye sordu Türk.

“Henüz bilmiyorum. Öğrenmeye çalışacağım. Bay Marino tüm iletişim kanallarını açın. Ardından serbestsiniz.”

“Teşekkürler efendim,” dedi Luka ve işini tamamladıktan sonra arka tarafa geçti.

“Ben zaten serbestim,” diyerek güldü Türk.

Mekiğin en arka bölümüne ayrı bir kapak ile geçiliyordu. Acil bir durumda iki bölüm arası bağlantı kesilebiliyor, hiçbir zaman kullanmak istemedikleri bir acil iniş prosedürüyle gerekirse arka taraf mekikten atılabiliyordu. Aslında mekiğin en önemli yaşamsal alanıydı ve kimse onu kaybetmek istemezdi.

Arka tarafta oturma alanı, duvardan çıkan ranzalar, mühimmat bölümleri ve yaşamsal destek malzemelerini de içeren bölümler vardı.

Luka açılabilen ranzalardan bir tanesine oturmuş cep terminalini karıştırıyordu. Türk ön bölüm ile arka taraf arasındaki boşlukta yer alan spor aletlerinden bir tanesinde kürek çekiyordu. Aletler koltukların yerleştirildiği duvarın tam ters tarafındaydı. Luka’nın oturduğu yöne göre Türk kürek çektikçe tavandan aşağı doğru iniyordu.

Türk, her aşağı inişinde arka tarafa bakıyor, iki bölümü ayıran kapağın boşluğundan Luka’yı görüyordu. Yardımcı pilotun oturuş pozisyonu yan duvara asılmış bir eşya gibiydi Türk’e göre. Küreği her bıraktığında sırıtıyordu iri adam. Luka ise elindeki terminali kurcalamaya devam ediyordu.

Kendisine belirlediği set sayısını tamamlayan genç adam kendisini bağlayan kemerleri çözdü ve ayakları ile kendisini hafifçe itti. Pilot koltuklarının yerleştiriliş şekline göre mekiğin altı sayılan bölgeye süzüldü. Ellerinden destek alarak kendisini yarım tur döndürdü ve Luka ile aynı dikey pozisyona geldi. Ufak bir hareketle arka bölüme geçen kapağa doğru havalandı. Dar geçişi iki yanından kavrayıp kendisini yardımcı pilotun olduğu bölüme fırlattı.

“Hey Luka,” dediği anda tulumunun yakasını tutan ellerin kuvvetiyle kendisini yerde yatarken buldu. Luka bir eliyle Türk’ü bastırıyor diğer elini de yumruk yapmış havada tutuyordu.

“İnsanlar yalnız kalmak isteyebilirler seni sersem,” dedi sinirli bir şekilde.

“Tamam, dostum. Sakin ol. Sadece sohbet etmeye geliyordum. Kötü bir niyetim yoktu.”

Yardımcı pilot ön taraftan gelen metalik bot seslerini duyar duymaz iri adamı bıraktı ve ayağa kalkmasına yardım etti. Daiki arka bölüme gelmişti.

“Beyler! Biyolojik saatlerimizi dünyanın kuzey yarım küresinin gündüz ve gecesine göre ayarlamaya başlasak iyi olacak. Hesaplamalara göre şu an o bölgede gece ve biraz uyumamız gerekiyor. Eğer bir aksilik olmazsa ve yarın harekete geçersek birkaç gün içinde dünyada olacağız.”

“Anlaşıldı Bay Haruto.”

“Anlaşıldı patron.”

“Beş saat uyku. Kalktığımızda yola çıkacağız.”

Türk yavaşça arka taraftaki ranzasına süzüldü. Daiki de tam karşısındaki ranzayı almıştı. Luka, acil durum olasılığına karşı yolculuğun başından beri pilot koltuklarına en yakın yerde yatıyordu.

Daiki yatar yatmaz uykuya daldı. Karşısındaki iri adam sürekli bir o tarafa bir bu tarafa dönüyordu. Luka hiç kıpırdamadan duruyor mekiğin metal yüzeyini izliyordu. Bir süre sonra Türk de kıpırdamayı bıraktı. Yardımcı pilot kafasını kaldırıp etrafına baktı. Herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra sessizce kemerini çözdü ve yatağından kalktı. Tek bir hareketle pilot koltuklarına süzüldü.

Luka, kontrol panelinin altında bulunan bir kapağı açtı ve içindeki kabloları dışarı çıkardı. Cep terminalini kablolardan birine bağladı. Arka tarafta uyuyanları kontrol ettikten sonra elindeki aleti çalıştırdı. Ay üssü ile iletişim kurmak için birkaç düğmeye bastı. Verici görevi gören iletişim paneli kablosu sayesinde terminalini normalden daha uzun mesafeler için kullanabilecek duruma gelmişti.

Cep terminalinde önce kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı. Ardından tek bir yeşil ışık yandı. Arka taraftan gelen ses ile Luka hızla cihazı kapattı ve açık olan bölüme bıraktı. Kapağı yerine takmak için eğildiğinde arkasına baktı ve Türk’ün hala sağa sola döndüğünü gördü. Bir süre daha bekledi.

“Sert çocuk,” diye seslendi Türk. “Uyumamız gerek. Patron öyle söyledi.”

“Aklıma takılan birkaç şeyi daha kontrol ediyorum. Birazdan yatacağım,” diye karşılık verdi Luka.

Kulakları sağır edercesine çalmaya başlayan alarm sesi ve mekiğin tamamında yanıp sönen kırmızı ışıkla birlikte Daiki de yatağından fırladı. Türk de yerinden kalkmaya çalışırken kafasını ranzasının üst bölümüne vurdu.

“Neler oluyor?” diye sordu iri adam ranzasından inerken.

“Şimdi anlarız,” dedi Daiki ve mekik bilgisayarının başına geçti. “Az önce MUİ’den gelen direktifle bazı tanımlar değişmiş. Mekiğimiz Ay Üssü devriye gemilerini artık düşman olarak algılıyor. Ayrıca biraz sonra Kızıl’lar da burada olacak.”

Türk, hemen pencere bölümünden geldikleri yöne baktı. Gerçekten de arkalarındaki kırmızı noktalar giderek büyüyordu.

“Daha önce hiç bu kadar hızlı giden bir şey görmemiştim,” dedi iri adam.

“Evet, hızlı olduklarını duymuştum. Böyle devam ederlerse birkaç saate ay devriyeleri ile temas sağlarlar, ” dedi Luka.

Dokunmatik ekranda iletişim kanallarının ışıkları durmadan yanıp sönmeye başladı. Türk, pilot koltuklarının hemen arkasında yerini aldı.

“Sol tarafa geç, sol tarafa. Duvardaki paneli kendine çek ve ikincil silahların kontrolünü al,” diye bağırdı Daiki genç adama. Türk, yerini değiştirdi ve önündeki kapağı açtı. İçinden çıkan kumandayı önüne gelecek şekilde döndürdü.

“İletişim kanalları hiç durmuyor, “ diye bağırdı yardımcı pilot.

“Önce şu alarmı susturalım. İletişimi içeri verin Bay Marino.”

“Emredersiniz efendim.”

  • Burası Dragon-1, elit mekikleri lazerlerini bize kilitlediler. Tekrar ediyorum…
  • Dragon-2 durum bildiriyor, it dalaşı için hazır olun.
  • İticileri çalıştırıp harekete geçmek için izin istiyoruz. Dragon-5, tamam.
  • Tekrar ediyorum. Bize kilitlendiler.
  • Harekete geçmek için izin istiyoruz. Dragon-2 tamam.

Daiki, hızla mikrofonunu açtı ve konuşmaya başladı.

“Burası Dragon-10. Ben Daiki Haruto. Harekete geçmeniz için izin verilmiştir. Merkezden Elitler düşman olarak işaretlendi. Destek geliyor. Atış serbest.”

  • Dragon 10 anlaşıldı tamam. Dragon-1 savaş durumuna geçiyor.

Neredeyse tüm mekiklerden benzer cevaplar geldi. Üç adamın tam önündeki ekran tüm gemilerin harekete geçtiğini gösteriyordu.

“Emirlerinizi bekliyorum efendim,” dedi Luka.

“Beklemede kal. Kendimize aralarından geçecek bir koridor bulmamız gerekecek. Çatışmaya girmeyeceğiz.”

Türk, yüksek sesli bir kahkaha attı. “Ben aksiyona hazırım patron.”

İletişim ışıkları sürekli yanıp sönüyordu. Ardından ilk mesaj geldi.

“Dragon-5’i kaybettik. Tekrar ediyorum, Dragon-5’i kaybettik.”

Luka ve Daiki’nin önlerindeki RADAR ve LIDAR panelleri tam bir karmaşa içindeydi. Ay üssünden mekikler kalkmaya devam ediyordu. Türk’ün çığlığı ile Daiki olduğu yerde sıçradı.

“Bizimkiler geçiyor,” diye bağırıyordu iri adam. Üçü de yanlarından bir göz açıp kapama süresinde geçip giden gemilere baktı.

“Önümüzdekilerin biraz daha dayanması lazım. Destek geliyor,” dedi Daiki.

“Efendim! Elit mekiklerinde de kayıplar artmaya başladı.”

“Çok fazlalar Bay Marino. Dragonları kısa süre içerisinde avlarlar.”

“Patron rahatsız etmek istemezdim ama iki… Hayır, bir saniye.. Tam üç Elit Mekiği bize kilitlendi. Ben de silahlarımızı çeviriyorum. Ama korkarım sadece iki tanesiyle baş edebilirim.”

“Diğeri bende,” diyerek araya girdi Luka. “Bay Haruto, efendim, iticileri çalıştırmazsak kaçma şansımız olmayabilir.”

“Bekleyeceğiz,” diye karşılık verdi kaptanları.

İletişim panelinden tekrar sesler yükseldi.

“Burası Kızıl Dragon-1. Temas sağladık. Dayanın.”

Daiki bilgisayar ekranından kızılların pozisyonuna baktı. Hepsi kamikaze misali son sürat kalabalığın içine doğru gidiyordu.

“Yaklaşıyorlar patron.”

“Efendim acilen iticileri çalıştırmayı öneriyorum.”

“Bekle Luka.”

Bir süre sonra mekiğin alarmları tekrar çalmaya başladı. Sirenler yakın mesafede kendilerine kilitlenmiş bir düşman olduğunu haber veriyordu.

“Türk, iyi nişan almanı tavsiye ediyorum. Emrimle ateş edeceksin.”

Daiki, beşten geri saymaya başladı. İkiye geldiğinde durdu.

“Efendim, neler oluyor? Neden durdunuz?” diye bağırdı Luka. “Ateş et Türk, ateş et.”

Daiki’nin gözü oturdukları bölümün üstünde bulunan büyük cama takılıp kalmıştı. Diğerleri de oraya baktılar. Bütün o karmaşanın içinde başka bir şeyi, hem de çok büyük bir şeyi gözden kaçırmışlardı.

Üst camın manzarası genelde karanlık olurdu ama bu sefer metalik gri bir şey tam üstlerinde hareket ediyordu. Zaman yavaşlamış gibiydi. Dakikalar olmuştu ama gri renkli metal yığını üstlerinden geçmeye devam ediyordu. Ne kadar süreyle cama baktıklarını düşünmüyorlardı artık. Aniden gemi sarsıldı. Luka bağırmaya başladı.

“Vurulduk, vurulduk.”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD