bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 29 Mayıs 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 21. Bölüm | Cem Can (Roman)

Arayıcı, gözleri siyah bez ile kapatılmış bir şekilde ilerlerken Riva’nın meleğim dediği uçan X’in onları ne zaman kurtaracağını merak etti. Daha önce defalarca yardımlarına gelmişti ama bu sefer meleğin yaklaşırken çıkardığı sesten eser yoktu.

Etraflarında yürüyenler fazla konuşmuyor, sadece yön belirtmek için belli belirsiz mırıldanıyorlardı. Arayıcı’nın koluna girmiş olan birisi ve tam arkasında hissettiği ikinci bir kişi vardı. Riva’nın nerede olduğuna dair hiçbir fikri yoktu ama her ne durumdaysa bir planı olacağını düşünüyordu.

Tanıştıkları günden o ana kadar hep bir şekilde içinde bulundukları zor durumlardan çıkmayı başarmışlardı. Ayrıca genç kadının hedefleri vardı. Önce Svalbard’a gitmeliydi. Orası her neresi ise… Sonra da Lemuria’yı bulmalıydı. Belki ikisi aynı yerdi ve ne olursa olsun Riva oralara gidecekti. Arayıcı içinde bulundukları durumdan da kurtulacaklarından emindi.

Yol arkadaşının kararlığını düşünen genç adam kendisi için endişelendi. Bir hedefi yoktu, bir planı yoktu, gitmek istediği bir yer yoktu. Sadece Riva’nın peşine takılmış ve onun gitmek istediği yerlere gidiyordu. Hayatının bir anlamı var mıydı? Arkadaşı için ne ifade ediyordu? Eğer o kurtulmak isterse kurtulabilirdi ve Arayıcı’yı yanında götürmek gibi bir mecburiyeti yoktu. Bir şekilde o güne kadar birlikte ilerlemişlerdi ve eninde sonunda genç adamın kendi başının çaresine bakma vakti gelecekti. O günün bugün olmamasını diledi.

Bir süre daha sessizce yürüdükten sonra Arayıcı’nın koluna girmiş olan kişi yanından ayrıldı. Genç adam durduğu anda omzunda bir el hissetti. Çevresindekiler bilmediği bir dilde bir şeyler konuştu. Önce omzunda bir rahatlama hissetti ardından da gözlerindeki bez çıkarıldı. Etrafı görmeye çalıştı. Sanki bez çözülmemiş gibi karanlıktı etraf. Eğer etrafındakiler hareket etmese sonsuza dek odaklanamayacakmış gibi hissetmişti.

Bir an sonra önünde duran Riva’yı fark etti. Onun da gözleri açılmıştı. Etraflarındaki adamlar kendi aralarında bir şeyler konuşuyordu. Arayıcı kaç kişi olduklarını anlamak için kafasını çevirmeye çalıştığında sol omzunda bir el hissetti. Korkuyla kafasını çevirdiğinde yanındaki adamın bir şişe uzattığını gördü. Adam elindekini geri çekip içermiş gibi yaptı ardından tekrar uzattı. Uzun süredir susuz olan Arayıcı şişeyi aldı, gaz maskesini araladı ve kokladı. Hiçbir koku alamadı. Sonra dudaklarını şişenin içindeki sıvıya değdirdi.Kesinlikle suydu. İçebildiği kadarını tek dikişte içti. Artık kendine gelmişti.

Riva’nın yanındaki adamlar konuşmaya devam ediyorlardı. Bir tanesi cebinden Arayıcı’nın cihazına benzer bir şey çıkardı ve cihaz ile konuştu. Karşıdan gelen sesten sonra emir verir tonda bir şeyler söyledi ve etraflarındaki herkes toparlandı. Tekrar yola koyulma vakti gelmişti ve bu sefer gözleri bağlanmamıştı. İki yol arkadaşı nereye veya neye gittiklerini bilmeden yola devam ediyorlardı.

Etraflarında tanıdık gelen hiçbir şey yoktu. Eski binaların duvarları sarmaşıkların ve ağaçların arasında belli belirsiz gözüküyordu. Yürüdükleri yer, taşlardan yapılmış eski bir yola benziyordu. Bitkilerin ve ağaçların arasından gözükenler olmasa doğal bir şekilde oluşmuş bir yol gibiydi üstünde yürüdükleri yerler.

Sonunda eski yol bitti ve hep birlikte bir tepeye tırmanmaya başladılar. Tek sıra halinde dar bir patikada ilerliyorlardı. Yolun kıvrıldığı noktalarda Arayıcı Riva’nın yüzünü görmeyi başarmıştı. O ana kadar arkadaşını görmenin kendisini rahatlatacağını düşünen genç adam yanılmıştı.  Riva’nın gözlerinde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Sadece söyleneni yapıyor ve yürümeye devam ediyordu. Nereye gittiklerini, onları nelerin beklediğini düşünmüyor gibiydi. Yapılması gerekeni yapıyordu ve yürüyordu.

Arayıcı onun gibi olabilmeyi istedi. Korkuyordu, merak ediyordu. Eğer birlikte yürüdükleri adamlar geçtikleri sınır bölgesindeki Hordauralar ile aynı gruptansa hiç şansları yoktu. Kıskıvrak yakalanmışlardı ve yolun sonunda kendilerini iyi bir şeyin beklemediğini biliyordu.

Genç adam yorgunluktan ve korkudan bacaklarını hissedemez bir noktaya geldiğinde grup tekrardan durdu. Hemen önlerinde taş bir yapı vardı ve en önde yürüyen adam ile taş yapının girişinde duranlar bir süre konuştular. Grup tekrar hareket etti ve sırayla taş yapının içine girdiler.

Binanın içindeki ışık fazlalığından Arayıcı’nın gözleri kamaştı. Sanki güneş gökyüzündeymişçesine bir aydınlık olmuştu. Tekrar görmeye başladığında etrafındakilerin duvarların dibine çökmüş olduğunu fark etti. Hemen ileride bir köşede de Riva’yı…

Genç kadına doğru ilerledi. Kimse itiraz etmedi.

“İyi misin?” diye sordu orada öylece duran Riva’ya.

“Evet. Bir sorunum yok.”

“Bu insanlar kim? Bir fikrin var mı?”

“Hayır yok. Senin grubun gibi bir grup olma ihtimalleri çok yüksek.”

“Hordauralar olabilir mi?”

“Hayır. Onlardan olsalardı ve bize zarar vermek isteselerdi şimdiye kadar bir çok fırsatları vardı. Ama bunlar hiçbir şey yapmadı. Ayrıca daha önce gördüklerimizin ve sınırda karşılaştıklarımızın üzerindeki kıyafetlerde siyah üzerine kırmızı ile işlenmiş logolar vardı. Etrafımıza bir bak. Kollarına bak. Bir örnek olan hiçbir şeyleri yok.”

Arayıcı, Riva’nın çok fazla detaya dikkat etmiş olmasına şaşırdı. Aslında son karşılaştıklarında Hordauraları çok yakından görmemişti ama öyle olsaydı bile logolara dikkat etmezdi.

“Bizi getiren ekip on kişi ve hepsi silahlı. Binanın girişinde iki kişi ama silahları yoktu. Ayrıca içeri girdiğimiz kapının tam karşısında başka bir koridor vardı. Bu taş yapı şu an bulunduğumuz yerden ibaret değil.”

Genç adam içeri girdiğinde sadece rahatsız edici ışığı ve gözlerini düşünmüştü. Etrafındakilerin farkında bile değildi. Çevreye bakabilmiş olsaydı bile Riva’nın gördüklerinin yarısını bile algılayamazdı. Bundan sonra daha dikkatli olması gerektiğini düşündü.

Bir süre sonra koridordan iki kişi çıktı ve onlara doğru gelmeye başladı. Arayıcı’nın bacakları istemsizce titriyordu. Riva karşısındaki adamların gözlerine kilitlenmişti.

“İyi geceler,” dedi adamlardan bir tanesi. Riva bir şey söylemedi. Arayıcı cevap verecek gücü kendinde bulamamıştı.

“Lütfen bizimle gelir misiniz? Önce sizi kontrolden geçireceğiz ardından sizi hanımefendi ile tanıştıracağız.”

Riva hemen ayağa kalktı. Arayıcı önce bacaklarının titremesini durdurmak için dizlerini tuttu ardından duvardan destek alarak doğruldu. Adamlardan bir tanesi koridoru işaret etti.

Genç kadın önde, arkasında Arayıcı ve diğer adamlar yürümeye başladılar. Koridorun sonundaki metal kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Kapıdan geçer geçmez genç adam etrafı incelemeye başladı. Riva’nın daha önce yaptığını yapabilirdi. İhtiyacı olabilecek tüm bilgileri dikkatlice etrafa bakarak elde edebilirdi. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde mekanı taradı.

Kapının arkasında dar bir metal köprü üzerindeydiler şimdi. Girdikleri bölüm o kadar genişti ki, Arayıcı daha önce o kadar büyük bir kapalı alan görmemişti. Yol önlerinde bir süre daha devam edip ikiye ayrılıyordu. Ayrım noktasındaki üçgen bölüm dört beş katlı bir bina kadar yükseliyor ardından çatı ile birleşiyordu.

Köprünün altında bir sürü kutu vardı. Onların etrafında vızıldayan metal kıyafetler giyen adamlar dolaşıyordu. Eklem yerleri mavi ışıklarla aydınlanıyor, devasa kutuları tek seferde kaldırıp bir yerden başka bir yere taşıyorlardı. Hemen arkalarındaki adam ilerlemeleri için hafifçe Arayıcı’nın sırtına dokundu. Üçgen yapıya ulaştıklarında önlerinde duran kapı iki yana açıldı. İçeri girdiler ve adamlardan bir tanesi bir düğmeye bastı. Arayıcı’nın eski yaşadığı binadakilere benzeyen asansör yukarı doğru hareket etti. Kapılar tekrar açıldığında beyaz kıyafetler içinde iki adam karşıladı yeni gelenleri.

“Bu taraftan lütfen,” dedi adamlardan biri.

Riva ve Arayıcı adamların peşi sıra yürüdü. Camla kaplı odalar ile dolu bir koridordaydılar şimdi. Odaların içinde yatak dışında başka hiçbir şey gözükmüyordu. Bir çeşit uyku bölümü…

“Lütfen korkmayın. Biraz sonra yapacaklarımız topluluğumuza gelen herkes için uyguladığımız standart bir prosedür ve bu kesinlikle sizin iyiliğiniz için.”

Arayıcı Riva’ya baktı. Genç kadın tereddütsüz ona gösterilen bölüme girdi.Arayıcı’da peşinden gitti. Beyaz kıyafetler içindeki adamlar ceplerinden çıkardıkları silindirleri misafirlerinin koluna bastırdı. Ufak bir acı hissinden sonra silindirin için kanla dolmaya başladı. Genç adam kendisine bir şeyler batıran kişinin gözlerinin içine baktı. Bir anlam veremiyordu.

Beyaz kıyafetli adamlar odadan çıktıktan sonra tavandan bir tıslama sesi geldi ve zorlukla seçilebilen bir gaz içeri dolmaya başladı. Bir süre sonra ses kesildi. İki yol arkadaşı etrafı incelerken cam odanın hemen karşısında beliren kısa boylu, zayıf ve yaşlı kadını fark ettiler. Karşılarındaki her ikisini de dikkatlice inceliyordu. Kısa bir süre sonra konuşmaya başladı.

“Merhaba, Hello, Hallo, Ola, Konichiva, Mai,” dedi ihtiyar.

Her kelime arasındaki boşlukta Riva’da Arayıcı’ya fısıldıyordu.

“İngilizce, Almanca, İspanyolca, Japonca.” Son kelimenin ardından bir süre durakladı. Arayıcı’nın gözlerinin içine baktı. “Dil bilinmiyor.”

Yaşlı kadın Riva’nın söylediklerini duyduktan sonra gülümsedi ve ardından konuşmasına devam etti.

“İyi geceler. Ben Akari Haruto. Topluluğumuza hoş geldiniz.”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD