bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 15 Mayıs 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 19. Bölüm | Cem Can (Roman)

Septima’nın Dünya sınırlarının en kuzeyinde bulunan kontrol noktası ile Ay üssü arasındaki bağlantının kesilmesinin üzerinden yarım saat geçmişti. Yüzbaşı Hunter uçuş kontrol merkezine mümkün olan en hızlı şekilde ulaşmıştı. Daha önce de yaşandığı gibi enerji kaynakları veya iletişimle ilgili bir sorun olabilirdi.

“K5 noktası ile bağlantı kuruldu mu?” diye sordu yanında duran askere.

“Hayır, efendim.”

“Yedek güç kaynakları yok muydu? Mobil iletişim çanakları?”

“Elimdeki listeye göre hepsi mevcut. Geçen ay bakımları yapılmış. Ulaşmak için her yolu deniyoruz efendim.”

“En yakın birliğimiz nerede asker?”

“Bir günlük mesafedeler efendim. Yörüngede AD-12 mekiğimiz var, birkaç saat içinde kontrol noktasına iniş yapabilir.”

“Hemen onları K5’e yönlendir. Bağlantı kur ve terminalime gönder.”

Saatler gibi gelen dakikalardan sonra asker John Hunter’a eliyle bağlandık işareti verdi. Yüzbaşının ekranında dönüp duran veriler küçülerek sağ alt köşeye sıkıştı ve karşısına yuvarlak suratlı bir adam çıktı.

“AD-12, ben Yüzbaşı Hunter. Şu anki göreviniz ve yakıt durumunuz nedir?”

“Standart devriye görevi ve neredeyse tam kapasite dolu uçuyoruz efendim.”

Akşamın en güzel haberini almıştı.

“Acil olarak K5 kontrol noktasına inmenizi ve orada neler olup bittiğini öğrenmenizi istiyorum.”

“Emredersiniz efendim.”

“Her ihtimale hazırlıklı olun.”

Gelecek haberi beklerken Yüzbaşı da bir taraftan kontrol noktasından alınan son verileri inceledi. Önemli noktaları süzmeye çalışıyordu. Devriye değişimi yapılacak olmasından dolayı depodan eksilen silahların bilgisini, arkasından gelen ve sınıra yaklaşan birileri olduğunu belirten bir sinyal izlemiş ve ardından kesinti olmuştu. Acil durum alarmı ya hiç çalışmamış ya da bilgi iletişim merkezine hiç ulaşmamıştı.

Bekleyerek geçirdiği bir saat bitmek bilmiyordu. Dünya’daki durum netleştikten sonra Benjamin’e haber vermeliydi. Her şeyin yolunda gitmesi ve basit bir bağlantı sorunu olması için dua etti ama topladığı bilgiler tam aksini gösteriyordu.

Bir süre sonra K5’ten alınan son görüntüler gelmeye başladı. İlk kayıt merkeze ulaşan dijital verileri doğrular nitelikteydi. Sığınağın içerisinde silah deposuna giren ve çıkan üç asker görünüyordu. İkinci görüntü kaydı termal kameralardan gelmişti. Sınıra yaklaşan ufak bir ısı kaynağı izleniyordu.

Yüzbaşı, oturduğu yerden kalktı ve önünde yarım küre gibi gözüken mavi gezegene bakmaya başladı. Bulunduğu noktaya yakın bir yerden bir kargo gemisi havalandı ve arkasından ayın üzerinden bir toz bulutunu da uzaya doğru kaldırdı. Aynı anda iletişim sinyalinin sesi odada yankılandı.

“AD-12 ile canlı bağlantı etkinleşiyor.”

Hunter’ın dörde bölünmüş ekranında AD-12’nin içinden ve dışından gelen görüntüler belirdi. Devriye mekiğindeki askerler kemerlerini bağlamış standart iniş prosedürlerini uyguluyordu. Mekiğin dışındaki görüntülerde çok geniş bir alanda dünya ve üzerindeki minik şekiller gözüküyordu.

Mekik sınır noktasına yaklaştıkça altlarından gelen görüntülerin sadece bulutlar değil aynı zamanda K5’ten yükselen yükselen dumanlar olduğunu anlaması fazla zamanını almadı. Bu bilgiler neredeyse eş zamanlıydı ancak konuşmalar birkaç dakika gecikmeli olarak iletiliyordu.

“Benim gördüğümü siz de görüyorsunuz sanırım. Bir çatışmaya hazırlıklı olun.”

Bir müddet sessizlikten sonra mekikten onay cevabı geldi. Ardından görüntülerde mürettebatın tamamının savaş zırhlarını aktif hale getirdiğini gördü. Mekiğin kaptanının sesi kulaklarına ulaştı.

“İnişe 3 dakika beyler. İticiler hazır.”

Yüzbaşının ekranındaki görüntüler titremeye başladı. Mekiğin burnu dünyaya doğru dönük konumdayken iticilerin hareketlenmesiyle yavaşça yukarı kalkmaya başladı ve sonra sert bir hareketle tam gökyüzüne doğru döndü. İnişin en korkutucu olmasa da en mide bulandırıcı bölümüydü bu. Mekiğin iniş manevrası sırasında koltuklar da yönlerini otomatik olarak ayarlıyordu ve bu ufak hareket kaçıncı iniş olursa olsun bütün herkesi etkiliyordu.

Dış kameralardan gelen görüntüler sığınağı tam karşıdan görüyordu. Sığınak alevler içindeydi. Çevrede hareket eden hiçbir şey seçilmiyordu. Yüzbaşı, adamların mekikten çıktıklarını gördü. Ardından kaptanın sesi kulaklarına geldi.

“Dışarı, dışarı, dışarı. Bölgeyi güvenliğe alıyoruz.”

Hunter, endişe içinde bekliyordu. Kontrol noktasını o hale getirenler orada olabilir ve her an saldırabilirdi. Ekip alevler yüzünden sığınağa yaklaşamıyordu. Sınır hattını oluşturan duvarın üst bölümüne geçmeyi başardılar. Kaptanın iletişim hattından alevlerin hışırtısı ve koşturan askerlerin ayak sesleri geliyordu.

“Efendim. Şu ana kadar 4 kayıp.”

Yüzbaşı, hiç vakit kaybetmeden Benjamin’e bir mesaj gönderdi.

“Yeni bir saldırı oldu. Sınır karakollarımızdan bir tanesinde çok sayıda kayıp var. Sınır ihlal edildi.”

Kaptan konuşmaya devam ediyordu. “Kayıp sayısı 6.”

Kameralardan operasyonu izleyen Hunter artık orada canlı kimse kalmadığına emin gibiydi. Sınırı geçmek isteyen birileri olmuştu ve muhtemelen bunu da bütün bir birliği yok ederek yapmışlardı. Kalabalık bir grup olmalı diye düşündü.

“Düşmandan iz var mı kaptan?”

“Negatif efendim.”

Hiç kayıp vermeden sınırı geçmiş olamazlar diye düşündü Yüzbaşı. Oralarda bir yerlerde bir iz olmalıydı, bir yaralı, bir ölü. Sınır birlikleri mutlaka saldırıya karşılık vermiş olmalıydı.

“Efendim, şu an görüntüdeki sorumlu onbaşı. Kayıplarımıza eklendi. Üzerinde geliştirilmiş bir savaş zırhı var. Omuz kamerası hala çalışıyor.

“Kaptan kamerayı kendi cihazına bağlayıp görüntüleri hemen gönder.”

“Emredersiniz.”

Dakikalar içinde veriler merkeze gelmeye başlamıştı. Yüzbaşı görüntüleri daha net görebilmek için dörde bölünmüş ekranı tek parça haline getirdi. Hemen ardından onbaşının kamerasından iletilenler sondan başa doğru akmaya başladı.

Önce kaptanın yüzü geldi, ardından giderek uzaklaştı kameradan. Peşi sıra geri geri giden askerler. Bir süre dumanlı gökyüzü görüntüsü. Onbaşının yere düşüşü sırasında karışan görüntüler geldi. Hemen sonrasında zavallı adamın suratına doğrultulmuş bir silah ve yüzü bandana ile kapatılmış bir kadın. Silahı ateşlemesi ve silahın ucundaki alevin küçülerek silahın içine girmesi. Yüzbaşı Hunter, silahın ateşlenmesinden hemen önce görüntüyü durdurdu ve karşısında duran kadının görüntüsünü terminaline kaydetti.

Ekrandaki veriler tersinden akmaya devam ediyordu. Onbaşının hızla kendisini vuran kadından uzaklaşması, bir müddet sallanan görüntüler ve termal kamera önünde tekrar sabit bir duruş. Ardından Yüzbaşı, sınıra doğru yaklaşan uçangözü fark etti. Bir süre daha yaklaşmasını bekleyip en net görüntüyü alabildiğini düşündüğü anda yine kayıt tuşuna bastı.

Aldığı verileri daha yakından inceleyebilmek için Dünya’daki ekip ile iletişimi kapattı ve ekrana sadece kaydettiği görüntüleri yerleştirdi. Onbaşı’yı vuran kadına baktı. Sıradan bir görünümü vardı ama buna rağmen oradaki devriyeleri öldürebilecek kadar başarılı bir askerdi. Ardından uçangözün görüntülerine geçti ve aradığı şeyi gördü. Tespit ettiği noktayı inceleyebilmek için biraz dijital yakınlaştırma yaptı. Görüntünün bulanıklaşmasına rağmen orada olmasını tahmin ettiği şekli fark edilebiliyordu. Mars Kolonisi’ne ait bir logo.

Hiç vakit kaybetmeden bilgileri iletmek için Lider Benjamin’in yanına gitmek üzere odadan ayrıldı. Ay üssünün dar koridorlarında koşar adım ilerledi. Çalışma ofisinin kapısında parmak izini okuttu. İçeriden gelen onay ile kapı açıldı.

“Bir gelişme var mı Yüzbaşı?” diye sordu Benjamin.

“Efendim, aradığımız buldum. En az iki kişi ve Koloni logolu bir uçangöz. Görüntüleri size gönderiyorum.”

“Sonunda yakalandılar. Bu çok iyi oldu. Birazdan Mars ile bir görüşme yapacağız. Talep onlardan geldi. Bakalım bu durumu nasıl açıklayacaklar.”

Genç lider oturduğu yerden kalktı ve üzerindeki kıyafeti düzeltti. Sakin bir şekilde ekranına yansıyanları izledi.

“Sınırımıza saldıranları istiyorum, Yüzbaşı. Ölü ya da diri fark…”

Sözünü bitirmeden kaldı. Ekrandaki kadının görüntüsünü dondurdu.

“Bir şey dikkatini çekti mi John?”

“Ne gibi efendim?”

“Kadın gaz maskesi takmıyor.”

“Bir süre o şekilde herkes idare edebilir.”

“Ama yanında taşıdığı bir şey de göremiyorum. Dünya’da olsam maskemi yanımdan hiç ayırmazdım.”

“Haklısınız efendim ama bu ne anlama geliyor?”

Benjamin’in gözleri parlıyordu. Sonunda aradığını bulmuştu. Mars’ın dünyaya gitme sebebini anlıyordu. Neyin peşinde olduklarını biliyordu.

“Önemli değil Yüzbaşı. Zamanı gelince anlatırım. Sınırdakilere haber ver. Acilen peşlerine takılsınlar. Ne pahasına olursa olsun bu görüntüdekinin yakalanmasını istiyorum. Sınırın diğer tarafına geçme izni verilmiştir.”

“Emredersiniz.”

Benjamin, görüntülere tekrar baktı.

“Gerçek olduklarını biliyordum,” diye düşündü. “Sadece burnumuzun dibinde bir tane olduğu hiç aklıma gelmemişti.”

Mars biraz sonra da operasyonlarını masum göstermek için türlü yalanlar söyleyecekti ama Benjamin’i kandıramazlardı. Onun peşindeydiler. Dünya’da kalanın. Diğerlerine ulaşmanın anahtarının.

Nefes Almayan’ın peşindeydiler.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD