bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 17 Nisan 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 15. Bölüm | Cem Can (Roman)

Benjamin, siyah uçuş tulumunu üzerine geçirdi. Uzun süren eğitimlerden geçtikten sonra kendilerini nihayet Septima’ya adayacak olan gençlerin, liderlerinin yüzünü tören sırasında görmemesi gerekiyordu. Bu amaçla koyu renk camdan özel olarak üretilmiş kaskını taktı. Son olarak cübbesini de aldı ve tören salonuna gitmek üzere çalışma odasından ayrıldı.

Tören salonu, pek de mütevazı sayılmayacak şekilde düzenlenmişti. Ay üssünün geri kalanının aksine salon dünyadan getirilen çeşitli taşlar ve ahşap dekoratif malzemelerle doluydu. Her şey gösterişliydi. Gri metal rengine salonda yer yoktu. Siyah ve beyaz yer karoları, eşit aralıklarla duvarların kenarında tavana kadar yükselen beyaz silindirik sütunlar, kahverengi duvarlar ve üzerlerine yerleştirilmiş altın varaklı süslemeler ile her şey dünyanın binlerce yıl öncesinden getirilmiş gibiydi.

Törenin yönetileceği platform salonun kuzey duvarı önünde birkaç basamak üzerinde yükseliyordu. Platforma ahşap oymalı uzun bir masa ve birbirinin aynısı yedi ahşap sandalye yerleştirilmişti. Hepsinin üstünde odanın her yerinden görülecek şekilde “ORDO AB CHAO DEUS MEUMQUE JUS” yazılıydı. Hayatlarının son on günlerini karanlık bir odada tek başlarına düşünerek geçirmiş acemilerin yeni bir hayata adım atacakları sırada karşılarına çıkacak ilk sözcükler bunlardı.

Salona ilk olarak eğitmenler alındı. Ardından yedi lider tek sıra halinde içeri girerek yerlerini aldılar. İşaret verildiğinde iki muhafız ahşap kapıları açtı. Gözleri bağlı acemiler ağır ağır ilerliyordu. İlk sıradaki, bir muhafız tarafından durduruldu. Hepsi duvardaki yazının karşısında olacak şekilde dizilmişti.

Göz bağları tek seferde açıldı ve kırpışan gözleri ilk olarak yazıyı gördü. Tecrübeli adamlardan bir tanesi elindeki kağıtları üzerinde üç şamdan duran masaya bıraktı.

Liderlerin en yaşlı olanı konuşmaya başladı.

“Şimdi binlerce yıldır sürüp gelen güzel ve anlamlı bir törene başlıyoruz. Bugüne kadar yaşadığınız hayatı geride bırakıp yeni bir hayata adım atıyorsunuz. Bu tören ile yeniden doğacaksınız. Dün bugün olacak ve yarınlarınıza ışık tutacak. Size yardım edecek ve yol gösterecek Septima’ya güvenin. Var olmanızın amacını anlayın ve şükredin.”

Sözlerini bitirdikten sonra eliyle işaret verdi.

Bellerinde duran bıçakları çeken acemiler hiç tereddüt etmeden hızlı bir hareketle sol bileklerini keserek önlerine dizilmiş olan küçük şişelere kanlarını damlattılar. Muhafızlar ayaklarını bir kez yere vurdu. Çıkan sesle birlikte tüm yeniler ceplerinden çıkardıkları bezlerle bileklerini sardı. İkinci ayak sesi ile birlikte kağıtların yanında duran kalemleri aldılar. Kanlarının aktığı şişelere batırıp önceden hazırlanmış olan vasiyetlerini imzaladılar.

On dört acemi asker için hazırlanmış, üzerine her liderin arması işlenmiş üniformalar rastgele olarak dağıtıldı. Ceketleri üstüne geçirenler artık hazırdı. Altı ayda bir tekrarlanan bu ritüel sonunda her aileye iki yeni asker daha katılmış oluyordu.

Törenin ardından yedi lider geldikleri kapıdan tekrar salonun arka tarafındaki dinlenme bölümüne geçtiler. Benjamin, kaskını çıkarır çıkarmaz etrafındakileri inceledi. Konsey toplantısında söylediklerine ilgi gösteren Stefan’ı bulmaya çalıştı. Onu ve kararsız gözükenleri yanına çekebilirse ihtiyar adamı ikna etmek daha kolay olacaktı.

Dinlenme bölümünde bulunan ve bir u şekli oluşturacak şekilde dizilmiş koltuklardan bir tanesinde oturan Stefan’ın yanına gitti.

“Size katılabilir miyim?”

“Tabii,” dedi adam.

Benjamin, zihninin labirentlerinde dolaşmaya başlamıştı. Elde ettiği tüm bilgileri ve bilgi kırıntılarını birleştirmeli ve yanındaki adama süsleyerek sunmalıydı.

“Saygıdeğer Stefan,” diye başladı sözüne. “Yakın zamanda elde ettiğim istihbaratlara dayanarak Mars’ın dünyada önemli bir görevi olduğunu sana söyleyebilirim.”

“Kesin ve net istihbaratlar olsa iyi olur. Bir önceki konsey toplantısında bunu açıkça belirttiğimi düşünüyorum.”

“Çok iyi hatırlıyorum sevgili dostum. Senin adamların her şeyin olağan akışında olduğunu bildirmişti. Eminim sana Mars’ın dünyaya bir kargo seferi düzenleyeceğini bildirmişlerdir.”

“Evet, bildirdiler. Yine sıradan bir durum.”

“Sıradan olmayan ise seçilen adamlar. Dünya’ya gidecek olanlarla ilgili bazı bilgiler aldım. İçerideki adamım tüm mürettebatın askeri eğitimden geçmiş kişilerden oluştuğunu söylüyor. Ayrıca mekiklere gereğinden fazla silah yüklenmiş. Dost Marslıların sıradan bir kargo için niye bu kadar önlem aldığını merak ediyorum?”

Stefan, şaşırmış gözüküyordu.

“Görevin ne olduğunu biliyor musun? Bizimle veya bize ait olan bölgelerle bir bağlantısı var mı?”

“Hayır. Henüz bu konuda net bir bilgim yok. Ancak yola yarın çıkıyorlar ve o zamana kadar da görevleriyle ilgili bilgi alabileceğimi düşünüyorum.”

“Bize saldırmak için çok küçük bir ekip değil mi sence?”

“Büyük bir hareketin başlangıcı olabilir. Bilemiyorum Stefan. Dünya üzerinde onlara kalan yerlerde yaşam belirtileri çok az. Kendi adamları dışında birilerini bulmaları ve kendilerine katmaları çok küçük bir olasılık. Ayrıca uzun yıllardır insan toplama görevlerine asker gönderdiklerine şahit olmadık. Sizi temin ederim ki bu işin içinde bir iş var.”

“Ne öneriyorsun Benjamin?”

“Her lider kendi birliklerinden bir kısmını sınırlara kaydırabilir başlangıç olarak. Bizim sınırlarımıza girmeye çalışırlarsa o kadar küçük bir grup ile baş edebiliriz bence.”

“Bu kolay, tedbir amaçlı olarak tüm liderler bunu kabul edecektir. Yine de elinde bundan fazlası olmalı.”

“O zaman sana elimdeki parçaları anlatayım ve parçaları sen birleştir. Öncelikle toplantıda belirttiğim sinyali hatırlıyorsundur.”

“Evet.”

“İlk olarak bu sinyali aldık. Başaramadınız, artık yönetimi almanın zamanı geldi. Ardından benim adamlarım saldırıya uğradı. Dakikalar içinde bir birlik gitti.”

Stefan’ın şaşkınlığı artmıştı.

“Onların yaptığına dair bir kanıtın var mı?”

“Sence etrafta öylece dolaşan insanlar içerisinde bir birliği kısa sürede ortadan kaldıracak birileri var mıdır? Dünya bir bataklıktan farksız. İnsanlar etrafa dağılmış durumda. Ne yerel, ne de büyük ölçekli bir otorite var. Biz ve Mars hariç. Sence bu dağınık grupların toplanıp bizim birliğimizi yok edecek hale geldiğine mi inanmalıyız?”

“Oradaki insanların tekrar toplanabileceğine bile inanmıyorum.”

“O halde Mars’ın parmağı olabilir ve tam da bu olayların üstüne bir de içi silah dolu bu kargo gemileri ortaya çıktı. Bence artık parçaları birleştirebilirsin.”

“Haklı olabilirsin ama hala sebeplerini, motivasyonlarını anlayabilmiş değilim. Neyin peşindeler?”

“Ben de tam olarak bunu öğrenmek istiyorum.”

“Eğer yarın yola çıkacaklarsa önümüzde tam yirmi gün var demektir.”

“Evet. Bir bahane bulup mekiklerini dünya atmosferine girmeden durdurarak biraz oyalayabilirsek fazladan zaman kazanmış oluruz.”

“Bu sırada bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız. Gerekli olmadığı sürece en son isteyeceğimiz şey Mars ile tekrar bir çatışmaya girmek olacaktır. Ben diğer liderlerden birkaçı ile daha konuyu görüşeceğim. Önemli olan ihtiyarı ikna etmek.”

“Farkındayım. Bundan sonra alacağımız istihbarat bilgileri ile onu da ikna edebiliriz diye düşünüyorum.”

Stefan konuşacağı sırada üssün tamamında tekrar kırmızı ışıklar devreye girdi. Herkes kasklarını taktı ve yaşam destek birimlerini çalıştırdı. Benjamin, kaskının sağ yanındaki düğmeye dokundu ve iletişim panelini açtı.

“Bir de bu durum var,” dedi Stefan’a. “Buradaki yaşam kalitesini artıracak bir yol bulmalı veya artık buradan gitmeliyiz. Kaynaklara ulaşmak giderek zorlaşıyor.”

“Mars’a mı yerleşelim yoksa Dünya’ya mı?” diye sordu iletişim frekansında Benjamin’i duyan yaşlı adam.

“İkisi de olabilir. Sanırım biz yapmazsak onlar bir şey yapacak ve bizi tamamen ele geçirecekler.”

“İmkansız,” diye karşılık verdi adam.

“Eğer ellerinde yasak teknoloji varsa gayet mümkün. Bu durumda sayı üstünlüğümüzün bir önemi kalmazdı, değil mi efendim?”

“Yüzlerce yıl önce yok edilmiş şeylerden bahsediyorsun Benjamin. Eğer ellerinde o teknoloji olsaydı şimdiye kadar zaten farkına varırdık.”

“Belki de daha ortaya çıkarmadılar. Aniden karşımıza çıkardıklarını düşünsenize. Hazırlıksız yakalanırız ve bizi tek hareketle bitirebilirler.”

Oluşan sessizliği sistemlerin eski haline dönmesi ile çalışan havalandırma borularının gürültüsü bozdu. Herkes kasklarını çıkardı.

“Efendim, birkaç kanıt daha bulduğumda size geleceğim ve umarım o zaman çok geç kalmamış oluruz. Stefan’a bildiklerimi anlattım. Eğer kaynaklarını kontrol ederse haklı olduğumu öğrenecektir. O zaman konseyi tekrar toplamamız gerekecek.”

“Elinizde yeterli miktarda kanıt olduğunda gerekeni yapacağımdan emin olabilirsin genç adam,” dedi ihtiyar konsey üyesi.

Benjamin, selam vererek saygısını belirtti ve izin isteyerek odadan ayrıldı. Üssün koridorlarına çıktığında iletişim cihazını açtı. Ekran hızla birikmiş mesaj sayısıyla parlayıp sönüyordu. Hemen cihaza dokundu. İlk sıradaki mesaj açıldı. Yüzbaşı Hunter’dan geliyordu.

“Yeni bir saldırı oldu. Sınır karakollarımızdan bir tanesinde çok sayıda kayıp var. Sınır ihlal edildi.”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD