bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 10 Nisan 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 14. Bölüm | Cem Can (Roman)

“Bu görüntülerdeki kişinin Mars Kolonisi’nden olduğunu ispatlayabiliyor muyuz?” diye sordu Benjamin.

“Hayır efendim. Olaylar çok hızlı gelişmiş ve zırh kameraları sadece birkaç görüntü yakalayabilmiş. Onlardan en net olanları size ilettim. Koloniyle herhangi bir bağlantısı olduğunu kanıtlayamayız,” dedi Yüzbaşı Hunter.

“Askeri eğitim almamış birinin birliklerimizi bu kadar kolay ve hızlı ortadan kaldırabilmesi imkan dahilinde mi Yüzbaşı?”

“Hayır efendim. Kesinlikle eğitimli birisi olmalı. Dünyada kalan insanlar içerisinde yıllardır bu tarz bir eyleme cesaret eden olmamıştı.”

“Bunu aklımızın bir kenarında tutalım. Konseye sunacağımız bilgiler içerisinde olsun. Koloniden haber var mı?”

“Son gelen raporlar oldukça kısa. Septem Testes çalışmalarına devam ediyor. Sizin dönüşünüzle tüm güneş sisteminin birlik olacağı fikrini yayıyorlar. Üyeleri gün geçtikçe artıyor.”

“Yeterli değil,” diye  bağırdı Benjamin. “Bu şekilde devam ederse yüzlerce yıl sürecektir. Bu aşamadan sonra koloninin atacağı her adımdan haberdar olmak istiyorum. Dünya’daki saldırıyı onlara bağlayacak daha fazla kanıt bulmalıyız. İçerideki adamlarımıza söyle en ufak hareketi rapor etsinler.”

“Emredersiniz efendim.”

“Çıkabilirsin Yüzbaşı.”

Benjamin, konseyi yaklaşan tehlike konusunda ikna edememişti. Mars Kolonisi ise onun kontrolü altına girmekten çok uzaktı. Ne konseyle birlikte hareket edebiliyor, ne de onlardan ayrı. Her şey tıkanmış gibi gözüküyordu. Kendi labirentinde kaybolmuş, bir çıkış yolu arıyordu.

Ataları ay üssüne yerleştiğinden beri yönetimde söz sahibi olan bir ailenin üyesiydi. Olağanüstü durumlarda karar almak onlar için kolay olmuştu. Şimdi ise işleyen bir düzen içerisinde gelecek tehlikelere karşı yaptığı uyarılar bile dikkate alınmıyordu. Başı ağrımaya başlamıştı.

Gençliğinden itibaren aldığı dersler ve durmadan dinlenmeden yapılan eğitimlerde de benzer duygulara kapılır, başına ağrılar girer hatta bir çeşit sinir krizi geçirirdi. Ama baş etmeyi öğrenmişti. Babası, her zaman arkasında durmuş ve tarihi, zor zamanlarda cesur kararlar alanların yazdığını kafasına iyice yerleştirmişti. Asla dinlenmesine izin verilmemiş, yorgun olduğunda bile çalışmaya, ağrılar içinde olsa bile düşünmeye zorlanmıştı. Tüm hepsi zor günlerde alınacak kararlar içindi. Artık babası yanında değildi.

Düşünceleri çalan alarmlar tarafından bölündü. Güneş ışığını taklit eden aydınlatmalar karardı ve kırmızı ışıklar devreye girdi. Üssün ekosisteminde bir tehlike olduğunu belirten tüm uyarılar veriliyordu. Yedek sistemler mümkün olan en kısa sürede devreye girdi. O an ay üssünde olan herkes gibi Benjamin’de en yakınında bulunan kasklardan bir tanesini kafasına geçirdi. Oksijenle ilgili yaşanabilecek genel veya bölgesel kesinti durumlarında alınan bir tedbirdi.

Bu da artık burayı terk etmemiz gerektiğini gösteren işaretlerden biri,” diye düşündü Benjamin. Ay kutuplarında bulunan buz miktarı her geçen gün daha derinden çıkarılmak zorunda kalıyordu ve bu da sistemlerin beslenmesi sırasında kesintilere sebep oluyordu.

Kaskın içerisinde tekrar düşünceleriyle baş başa kalabilmeyi başarmıştı. Etrafından soyutlanmış ve düşüncelerine odaklanmıştı. Tüm yapılabilecekleri sıralıyordu.

Dünya’ya dönüş…

Salgınların başlamasının üzerinden neredeyse bir asır geçmiş, doğayla insan arasındaki var olma savaşının kazananı hala belli olmamıştı. H1 ailesinden basit bir grip virüsü yüzlerce yıl süren evriminin ardından ölümcül hale gelmiş ve engellenememişti. Ayrıca doğa bununla yetinmemiş ve farklı bir cephe daha açmıştı. Başlangıçta sineklerden insanlara bulaşan Zika Virüsü, insandan insana da bulaşarak sağlıklı üremeyi de engellemişti. Geri dönüş hala riskliydi.

Mars’a yerleşmek…

Hala yeterince yaşam alanı üretememiş, çalışmalarını bir kaplumbağa hızında devam ettiren Koloni bu teklifi asla kabul etmeyecekti. Zamana ihtiyaçları olduğunu söyleyeceklerinden neredeyse emindi. Sırf onlar değil, konsey de yönetmediği, yönetemeyeceği bir yere asla gitmezdi. Onlar binlerce yıldır dünyayı, bir asırdır da Ay Üssü’nü kontrol altında tutuyordu ve güç kaybını hiçbir konsey üyesi kabul etmezdi.

Nefes Almayanlar…

Kafasındaki kilidi her zaman Yasak Teknoloji açıyordu. Onlar sayesinde Dünya’da detaylı çalışma yapılabilir, Mars üssü çok daha hızlı bir şekilde inşa edilebilir veya onlardan gelen bilgiler ışığında güneş sistemi dışında başka gezegenlere yerleşilebilirdi. Birinci sorun o teknolojiye yeniden ulaşmaktı. En kısa yolu ise sürgündekileri geri getirmekti.

Önündeki ikinci ve en büyük sorun ise Konsey’de bulunan kimsenin artık Nefes Almayanlar’a inanmıyor oluşuydu. Büyük Kitap onlardan bahsediyordu.

İnsanlar inançlarını çok çabuk kaybediyorlar,” diye düşündü. O sırada kırmızı ışıklar, güneş ışığını taklit eden renklerine geri döndü. Benjamin kaskını kafasından çıkardı. Oturduğu yerden kalktı ve odada bir ileri bir geri yürümeye başladı.

İnsanlığın kurtarıcısı olabilirdi. Bir kahraman olarak anılabilir, tarih onun belirlediği şekilde yazılabilirdi. Olması gereken, güneş sisteminin dışına çıkabilecek gemiler inşa etmek ve Nefes Almayanlar’ın belirlediği, yerleşim için hazırlıklarını yaptığı bir gezegene yerleşmekti. Sürgün edilmişlerdi ama bir görevleri vardı, bir amaçları. Eğer o görevi yerine getirmişlerse herkes kurtulabilirdi.

Arkasında duran kitaplıktan Büyük Kitabı çıkardı ve masanın üstüne bıraktı. O sırada iletişim terminalinin ışıkları yanıp sönmeye başladı. Cihazı da kitabın yanına koydu ve cevapladı.

“Yüzbaşı Hunter.”

“Efendim, önemli haberler var. Yanınıza geliyorum.”

“Bekliyorum John.”

Dakikalar sonra Yüzbaşı kapıdan içeri girdi.

“Kripteksle gönderecektim ancak böylesi daha güvenli olur diye düşündüm, efendim.”

“Bu kadar önemli olan nedir?”

“Standart bir Mars Nakliye Filosu, yarın dünyaya doğru yola çıkacak efendim.”

“Anlaşmalar gereği bu hakları. Tuhaf olan nedir?”

“Görünürde bir nakliye filosu. İçerideki adamımızdan aldığımız bilgiye göre gemiler silahlı personelle yola çıkacakmış. Askeri bir görev olacağını özellikle belirtti.”

Benjamin, odada dolaşmaya başladı.

“Bir şeyler çevirdikleri kesin. Önce şu, başaramadınız mesajı, ardından eğitimli bir katilin on adamımızı dakikalar içinde temizlemesi ve ardından bu. Kaç mekik peki?”

“On tane Dragon mekiği ama öğrendiğim kadarıyla Kızıl’ları da hazırda bekletiyorlarmış.”

“Bu aradığımız fırsat olabilir. Öldürülen adamlarımızın görüntülerini hazırla ve Koloni’den gelen istihbarat bilgilerini bana gönder. Ardından dijital mesajı da bu dosyaya dahil et. Tüm her şey hazır olduğunda Konseyi yeniden toplantıya çağırdığımı tüm üyelere bildir.”

“Emredersiniz efendim.”

“Dur bir saniye. Bu gece yarısı Kabul Töreni yapılacak değil mi?”

“Evet.”

“Tüm üyeler orada olacaktır. Tekrar toplanma teklifime verecekleri yanıtı beklemek yerine onları orada huzursuz edebilirim. Çağrıyı iptal et ve akşama kadar dosyayı hazırlamış ol, Yüzbaşı.”

“Anlaşıldı.”

Yüzbaşı Hunter, hızlı adımlarla odadan çıktı. Benjamin, elini masada duran eski kitabın üstünde dolaştırdı. Derisini ve üstündeki kabartmalı harfleri hissetti.

Büyük kitabın ön tarafına işlenmiş yazı.  “ORDO AB CHAO”*

Benjamin masanın başında düşündü. Bunca yıl sonra Mars ortada bir sebep yokken neden silahlarla donatılmış bir ekip gönderiyordu. Filonun Dünya’ya ulaşması 20 gün sürecekti. Bu süre onun için yeterliydi. Konseyi ters giden bir şeyler olduğuna ikna edebilirdi.

Tekrar elinin altındaki kitaba döndü. Arkası üste gelecek şekilde çevirdi ve son sayfayı açtı. Uzun yıllar önce yazılmış bir bölüm, bir dörtlük. Sesli bir şekilde okudu.

“Altıncı ayın altıncı gününde

Nefes Almayanlar geri gelecek

Işıklar gökyüzünde belirdiğinde

Yeni bir nesil yükselecek”

 

*Ordo Ab Chao: Kaostan Gelen Düzen

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD