bilimkurgu kulubu

Arayıcı Günlükleri Arayıcı Günlükleri

Tarih: 27 Mart 2019 | Yazar: Cem Can

0

Arayıcı Günlükleri 12. Bölüm | Cem Can (Roman)

Koloni’nin yeni sektörler eklenerek gelişmekte olan kuzey cephesinde kalan küçük bir meydanda yüzlerce kişi dünyaya gidecek olan ekibi uğurlamak için toplanmıştı. Kuzey Meydanı Hermus’un yarısı kadar bile değildi ve cam kubbesinin inşaat alanına bakan bölümü neredeyse dışarısı görünmeyecek şekilde kızıl toprakla kaplanmıştı. Günün hemen her saati yüzey kıyafetleri içinde kesintisiz çalışan işçilerin yaptığı kaynaklardan gelen ufak parlak ışıklar kubbenin içine yansıyor ve ekibin gidişini ölümsüzleştirmek istercesine fotoğraf çeken insanların flaşlarını andırıyordu.

Gezgin adı verilen araçlardan ilkine yolculuğa çıkacak ekibin eşyaları yerleştirilmişti. Daiki ve ekibi üçüncü araca binecekti. Tüm ekipler hazır olduğunda araçlar neredeyse ilk Füzyon Sürücülü Roket’lerden biri olan mekiğe doğru hareket edecekti.

Yüzlerce kişi ve tonlarca yük taşıma kapasitesine sahip olan FSR, yıllarca dünyadan koloniye insanları başarıyla getirmişti. Dünya’da azalan nüfus ve Mars ekosisteminin yavaş yavaş dengelenmesiyle bu roketlere olan ihtiyaç giderek azalıyor, daha küçük boyutlu olanlarını yapmak için gerekli çalışmalar tüm hızıyla devam ediyordu.

Daiki veda edeceği birileri olmadığını düşündüğünden cam kubbenin kuzeyinde bulunan çıkış tünelinin başında tek kelime etmeden dikiliyordu. Hemen arkasında Türk birkaç adamla şakalaşıyordu. Diğer herkes birbirine sarılıyor, güzel dileklerle vedalaşıyordu. Her zaman olduğu gibi gözyaşları da tüm törene eşlik ediyordu.

Yelena, Luka’ya sarılmıştı. Daiki ikisine baktı. Kardeşi kadar sevdiği genç kadına kötülük yapıp yapmadığını düşündü. Ne de olsa ekibine Luka’yı bizzat seçmişti.

“Kendinize dikkat edin ve mutlaka geri dönün,” dedi Yelena ellerini genç adamın boynundan ayırmadan.

“Merak etme, geri döneceğiz.”

Genç kadın, Luka’yı öptü.

“Hadi artık vakit geliyor,” diyerek ayırdı dudaklarını genç adam.

“Ben Daiki’ye de veda etmek istiyorum,” dedi Yelena ve hızlıca yanına gitti. Tek kelime etmeden sarıldı adama önce. “Kendine çok iyi bak Daiki.”

“Siz de Bayan Serova.”

Yelena, “Bugün bari bu şekilde davranmasaydın,” diye karşılık vererek gülümsedi.

“Üzgünüm Yelena, alışkanlık işte.”

“Dikkatli olun. Unutma Luka sana emanet.”

“Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Şüphen olmasın lütfen.”

“Bir an bile aklıma gelmedi. Sizleri seviyorum beyler,” dedi Yelena ve birkaç adım geri çekildi.

İlk grubun Gezgin’lere binişi tamamlanmış, sıra diğer gruba gelmişti. Daiki, Luka ve Türk araca geçmek için çıkış tüneline ilerlediler. Arkalarındaki kapı büyük bir fıslamayla kapanarak onları cam kubbeli meydandan ayırdı. Tüm ekip yüzey giysilerinin üzerine kasklarını geçirdi. Üç noktadan sabitlenen kaskın emniyet tuşlarına basarak kendilerini güvenceye aldılar.

“Herkes 2 numaralı frekansı açık tutsun. Bundan sonra oradan haberleşeceksiniz,” diye bağırdı önlerindeki kapıyı açacak olan görevli.

Mekiğe gitmek için hazırlanan ekip üyeleri kollarındaki dijital ekranları kontrol etti ve gerekli ayarlamaları tamamladı. Bundan sonra tüm konuşmalar kaskın içerisinden gerçekleştirilecekti.

“Hazır olan herkes gönderilen mesajı onaylasın lütfen,” dedi görevli. Kıyafetlerinin kontrollerini tamamlayanlar tuşa bastı.

Görevli, “Tüm göstergeler normal, ekipten onay sinyalleri alındı,” dedikten sonra duvarda bulunan kırmızı düğmeye bastı. Önlerindeki kapı açıldığında dışarı doğru hızla kaçan hava akımı hissedildi. Bölmenin içindeki tüm hava bir anda boşaldı. Tüm ekip yüzey giysilerinde bulunan yaşam destek ünitelerine bağlıydı. Yavaş yavaş ilerlediler ve önlerinde bekleyen araca ulaştılar. Gezgin ile yapılacak on beş dakikalık yolculuk sonrası iki büyük roket ile desteklenmiş mekiğe varacaklardı.

Gezgin’in kokpitinde bekleyen iki kişi, arkada bulunan kapakları açtı. Ekip sırayla aracın sağ ve sol tarafına beşer kişilik gruplar halinde yerleştikten sonra araç hareket etti.

Daiki başını öne eğmiş duruyordu. Yanına oturan Türk kendi dilinde dua tarzı bir şeyler mırıldanıyordu. Luka meraklı gözlerle aracı inceliyordu. İletişim kanalları açık olmasına rağmen yolculuk boyunca kimse konuşmadı.

Mekiğe yerleşmeleri de sessizlik içerisinde oldu. Kendilerinden önce gelen grup ön sıraları kaptığından üçü ortalarda bir sıraya yan yana oturdular. Artık sadece Luka değil, Türk de etrafı inceliyordu. Sessizliği Türk bozdu.

“Buna bir şey olsa tamir edebilir miyim acaba?”

Daiki, şaşkın bir ifade ile baktı suratına. Luka gülümsedi.

“Senin her şeyi tamir edebileceğini duymuştum.”

“Teşekkür ederim Bay Marino. Aslında söylentiler doğru sayılır ama onaracağım makine ile biraz zaman geçirmem gerekir. Eh, tahmin edersiniz ki böyle bir mekikle fazla zaman geçirmedim.”

Daiki de gülümsedi. Son ekip de yerini aldıktan sonra on dakika sürecek geri sayım başladı. Birkaç dakika sonra mekik sert bir şekilde sarsıldı ve ilk test ateşlemesini gerçekleştirdi.

Türk oturduğu yeri parmakları kızarana kadar sıkmakla meşguldü. Bir müddet sonra ikinci test ateşlemesi yapıldı. Ekibin kasklarının içinde bir cızırtı oluştu ve ardından bir kadın sesi duyuldu.

“Herkese iyi yolculuklar diliyoruz. Kalkış için son 30 saniye. Kemerlerinizi bağladığınızdan emin olun.”

Sadece Daiki kemerini tekrar kontrol etti. Kemerler bağlı olmadan mekiğin bu aşamaya bile gelmeyeceğini biliyordu ama yine de içi rahat etmemişti. Türk ve Luka kaskatı kesilmiş, adeta koltuklarına yapışmışlardı. Kadının sesi kulaklarında yeniden duyuldu.

5, 4, 3, 2, 1…

Roketler sarsılarak mekiği yukarı taşımaya başladı. İçeride bulunan herkes o anda 3g düzeyinde bir kuvvete maruz kaldı. Bu bir çoğunun uzun yıllardır yaşadığı ortamda maruz kaldığı kuvvetin on katıydı ve buna bir süre daha dayanmaları gerekecekti. Her ne kadar kıyafetleri maruz kalınan yüksek g’ye karşı vücutlarını rahatlatıcı bir etkiye sahip olsa da bu bir çok insan için sarsıcı bir deneyimdi. Her kalkıştan sonra yolcuların yaklaşık yarısında baş dönmesi ve mide bulantısına sebep olurdu. Daiki kendisini iyi hissediyordu. Oynatabildiği kadar kafasını çevirip yanındakilere baktı. Luka da kötü gözükmüyordu ancak aynı şeyi Türk için söylemesi pek mümkün değildi. Türk’ün yüzü bembeyaz olmuştu.

Daiki, cam tarafında oturmayı tercih etmişti. Bu sayede roketlerin mekiği Mars’ın çekim kuvvetinden çıkarıp uzaya bıraktığı anı görebilmişti. Mekik ayrılma işlemini başarıyla tamamlamış ve roketler de artık geri dönüş rotalarına girmişti.

İticiler belli aralıklarla çalışıp duruyordu. Mekik yavaş yavaş yörüngede sabitlendi. Bir müddet bu noktada bekleyip, uygun zamanda Mars Uzay İstasyonu’na kenetlenebilmesi için iticilere gerekli gücü vereceklerdi.

İlk hareketlerden sonra Daiki bulunduğu noktadan devasa yapıyı gördü. Sanki her geldiğinde daha da büyüyen muhteşem bir şeydi. Yaşayan ve gelişen bir organizma gibiydi. Biraz daha yaklaştıklarında hiç unutamadığı yazıyı da görebileceğini düşündü.

Birkaç itici hareketinden sonra mekik MUİ’ye (Mars Uzay İstasyonu) daha hızlı bir şekilde yaklaşmaya başladı. İstasyon giderek büyüyordu. Mekik, kendisi gibi büyük gemiler için tasarlanmış olan rıhtıma yanaşmak için birkaç manevra daha yaptı ve biraz sallandı.

Türk, Luka’nın kolunu sıkıyordu. Daiki, onlara gülümsedi ardından camdan dışarı baktı. Manzarası değişmişti. Sonsuz karanlığın içinde parlayan yıldızlar yerine artık MUİ’nin metal-porselen alaşımından oluşan devasa duvarlarını görüyordu.

Mekik rıhtıma yaklaştıkça Daiki’nin hareket algısı da bozulmaya başladı. Sanki onlar sabit duruyor da istasyon ise onlara yaklaşıyor gibiydi. Bir süre sonra her ikisi de duruyormuş gibi gelmeye başlamıştı ki, büyük bir sarsıntı ile rıhtıma kenetlendiler.

Kasklarının içindeki cızırtının ardından anonsları yapan kadın sesi yeniden duyuldu.

“Mars Uzay İstasyonu’na hoş geldiniz. Kemerlerinizi çözdükten sonra emniyet halatlarını bağlamayı unutmayın.”

Herkes ayağa kalktı ve ön taraftan kendilerine doğru gelen halatı kıyafetlerindeki kancanın içinden geçirdi. Tek sıra halinde üç grup olarak ilerlediler. Rıhtımdan MUİ’nin içine geçecekleri kısa ama tehlikeli yolculukları başlamıştı.

Mekik ile rıhtım arasındaki köprüden geçerken Daiki etrafına dikkatle baktı. Çocukluğunda hayran olduğu yazıyı tekrar görmek istiyordu. Dünya’dan koloniye getirilenlerin ilk durağı her zaman MUİ olmuştu. Herkes orayı görmüş ve orada bir süre zaman geçirmişti.

“Hatırladığımdan daha küçükmüş,” dedi Türk.

“Buraya ilk getirildiğin zaman göre en az 1 metre daha uzunsundur herhalde. Bu yüzden büyüklük algın değişmiş olabilir.”

“Haklı olabilirsiniz Bay Haruto. Onun dışında her şeyiyle aynı gibi gözüküyor. Hatta şuradaki yazı bile.”

Daiki, Türk’ün parmağı ile işaret ettiği yere baktı. İstasyonun beyaz duvarları üzerine siyah boya ile yazılmış, her harfi neredeyse iki insan boyundaki yazıyı gördü.

“LEMURİA”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Üniversite tezini robotlar üzerine vermiş bir bilgisayar mühendisi. Kılıcın yolunda ilerleyen, an itibariyle 2. Dan bir kendocu. Müzik tutkunu ve bilim kurgu hayranı. Kurduğu hayalleri yazıya dökmeye çalışan bir hayalperest."Ben bu dünyayı değiştiremeyeceğimi biliyordum; o yüzden başka dünyalara gittim." - PKD