bilimkurgu kulubu

Edebiyat solaris

Tarih: 3 Şubat 2017 | Yazar: Emre Karadeniz

1

Solaris ve Episteme Değişikliği

Solaris, hem bilimkurgu sineması hem de edebiyatı için bir klasik. Son on yılda bu tür edebiyat ve sinema ürünleri, çağımızın sosyal ve örgütsel ortamını analiz etmede ve anlamlandırmada güçlü bir ilham kaynağı haline geldi. Birçok feminist yazar (Haraway, 1991; Figueroa, 1995; Sandoval, 1995; Balsamo, 1996), diğer feminist seçeneklerden ayrı olan argüman satırlarını sunmak için bilimkurguyu eşelemekten geri durmadı. Bilimkurgu, onlara kadın bedeniyle tekno bilimi, beden ve kimlik arasındaki ilişkiyi analiz etme fırsatı sundu ve cinsiyetin tanımlayıcı bir kategori olmaktan çıktığı gelecek fikirleri bahşetti.

Tudor (1989) gibi diğer yazarlarsa, bilim ve bilim insanlarının kültürel imgelerini analiz etmek için fantastik sinemaya döndüler ya da Corbett (1995) ‘da yaptığı gibi, bu sinematografik yapımlar için ne tür teknoloji ve organizasyon görüntüleri sağlandığını araştırmak adına bilimkurgu sinemasına yöneldiler. Ayrıca Scott Bukatman gibi, postmodern kimliklerin simülasyon ve sanal gerçeklik mekanizmaları yoluyla nasıl oluşturulduğunu analiz etmek için bilimkurgu literatürünü kullanan yazarların sayısı da bir hayli arttı.

Diğer bilimkurgu romanlarında olduğu gibi, Solaris de mevcut konular hakkında düşünmek için mükemmel bir fırsat sunuyor. Zaten bilimkurgu edebiyatının, sanallaştırmada bir egzersiz imkanı yarattığı ortada. Sanallaştırma, Lévy’nin (1995) tanımlamasını takiben, gerçekleştirmeye karşıt olarak anlaşılmalıdır. Gerçekleştirme, sorundan çözüme geçmeyi içeren bir işlemken; sanallaştırma ise, belirli bir çözümden başka bir soruna ilerleyen devinimi ima eder. Kısacası sanallaştırma, gerçekleşmenin tersi bir hareket olarak tanımlanabilir ve dahası kabul edilen nesnenin ontolojik ağırlık merkezini ortadan kaldıran bir kimlik mutasyonudur.

Bilimkurgu çoğu insanın düşündüğünün aksine, gelecekteki dünyalarla ilgili değildir; bilimkurgu, ‘orada olmayan’ dünyalarla ilgilidir, yani imgesel dünyalarla… Dolayısıyla bilimkurgunun, aslında bugünümüz ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu da onun, her geçen gün yaşadığımız kabul edilmiş çözümleri sorgulayan bir edebiyat türü olduğunu gösterir. Türün en bilinen örneklerinden Solaris, uzun zaman önce keşfedilen bir gezegenin öyküsünü anlatıyor. İlginç bir şekilde bu gezegen, yörünge ölçümlerinde süreklilik arz etmez. Hesaplamaları yapan her astronom farklı ölçümlerle karşılaşır. Bu durum, yeni bir bilim olan Solaristics‘i doğurur. Söz konusu tekniğin temel araştırma amacı ise, gezegendeki okyanusun bir çeşit canlı olup olmadığını anlamak ve en önemlisi de eğer canlıysa onunla iletişim kurup kuralamayacağını belirlemektir.

solaris 2002

Romanın ana karakteri, bir psikolog olan Kelvin‘dir. Uzay istasyonuna gönderilen Kelvin, orada bulunan araştırma grubunu desteklemek için gezegeni araştırmaya girişir. Diğer Lem romanlarında olduğu gibi, Solaris’te de çoklu yorum seviyeleri vardır. Yine de düşüncelerimizi, o garip gezegenden etkilenmeye başlayan Kelvin’in karakteristiğine ve duyumsamalarına odaklarız. Kelvin bize, modern edebiyattaki bir erkek kahraman figürü olarak belirir. Modernite masallarında olduğu gibi misyonu, tuhaf olanın şifresini çözmek ve onu tanımlamaktır. Bir başka deyişle, Solaris’in gizemini açıklığa kavuşturmakla uğraşır. Bununla birlikte Solaris, Kelvin’in sonlu sıralamaların basit oyununu hiçbir zaman deneysel olarak tekrarlayamayacağı bir ortam sunar.

Kelvin şu manzara ile karşı karşıyadır:

  • Tüm gezegeni kaplamış gibi görünen, ancak açıklanamayan, sınıflandırılamayan biçimler ve girdaplarla dolu bir okyanus.
  • Solaris için yapılan bilimin adı Solaristics. Bu bilim, gezegeni ve fenomenini incelemeyi; gezegeni (düşünen okyanus, plazmatik makine, dağ ağaçları, elektronik beyin, yaşayan okyanus) tanımlamayı amaç edinmiştir.
  • Bir ziyaretçi: Rheya… Kevin’in yıllar önce ölen karısına benzeyen bu varlık, gezegen tarafından mı yaratılmıştır? Ayrıntılar açısından sınırlı olan bu varlık, Kelvin’in anılarını temel alan yüzeysel bir kompozisyon gibi görünüyor; bununla birlikte, varlığı ve görünüşü bakımındansa sınırsız. Diğer bir anlatımla Rheya, maddesel varlığı çözülmeden Kelvin’den uzaklaşamamaktadır ve eğer Kelvin ondan kurtulursa, ertesi gün bir şey hatırlamadan veya önceki varlığının farkında olmadan tekrar ortaya çıkmaktadır. Kelvin ne sonlu ne de sonsuz olan bu “şeyin” önünde dururken, içinde bulunduğu durum her iki koşulu da birleştirilecek gibi görünmektedir: Sonluluk ve sınırsızlık…

Rheya

Roman, ‘Sonluluk’ (Kelvin) ve ‘Sınırsız Sonluluk’ (Solaris) arasındaki dikkat çekici bir ilişkiyi ortaya koyuyor. Böyle bir ilişki, “sibernetik organizasyon mantığı” olarak adlandırabileceğimiz bir organizasyon mekanizmasının temel taşıdır. Romanın örgütsel düşünceye olan ilgisi, örgütlenmenin gerçekliğini ve daha genel bir örgütlenme uygulamasının olası çözümlerini içermesi bakımından önemlidir. Yani roman örgütlenmeyi, yansıtmaktan uzak; fakat mantıktan da yakın bir harekete geçiş olarak ifade eder. (Cooper ve Law, 1995) Aynı zamanda izole bireyler, gruplar ve organizasyonlar açısından hiyerarşi ve düzenin belirginliğine de parmak basar.

Sonuç olarak Solaris, bize hem tamamlanmamış hem de tanımlanmamış bir dünya gösteriyor. Geçirgenliği ve elemanları birbirine katmaktan bahsediyor ve örgütlenmenin amaçlarının veya etkilerinin önemli şeyler olmadığını, sadece birer araç olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü Solaris’e göre önemli olan düzenin kendisi değil, düzenleme yöntemleridir…

Francisco Javier Tirado, José Manuel, Alcaraz and Miquel Domènech (Organization Articles’da yayınlanan makalenin giriş kısmıdır)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Uzay Mühendisi. Bilgisayar oyunu meraklısı. Üniversitede giriştiği bilimkurgu kulübü kurma ve fanzin çıkarma girişimini kısa süre sürdürebilmiş emekli bir mentat. Hem İngilizcesini geliştirsin hem de bilimkurgudan kopmasın diye çeviriler yapmakta...